6. bölüm · GİZLİ GÖREV ADI: AŞK

Bölüm 6

CEPHEKALEMI 19

Fotoğraf elimdeydi.

Uzun süre konuşamadım.

Eski, siyah beyaz bir fotoğraftı.

Babam takım elbisesiyle ayakta duruyordu.

Yanında ise yaklaşık kırk yaşlarında, sert bakışlı bir adam vardı.

Fotoğrafın arkasına tarih atılmıştı.

12 Ekim 2008

Altına ise tek cümle yazılmıştı.

"Gerçek bazen dosyalarda değil, insanların vicdanındadır."

Babamın el yazısıydı.

Boğazım düğümlendi.

Elif sessizce omzuma dokundu.

"İyi misin?"

Başımı hafifçe salladım.

"İyiyim."

Aslında değildim.

Her bulduğumuz belge babam hakkında bildiklerimi biraz daha değiştiriyordu.

Ama artık geri dönüş yoktu.

Kutuyu incelemeye devam ettik.

İçinde eski notlar, gazete kupürleri ve birkaç fotoğraf daha vardı.

Belgelerin çoğu zamanla yıpranmıştı.

Bazı sayfaların kenarları yanmıştı.

Sanki biri bu belgeleri yok etmeye çalışmış, ama tamamını başaramamıştı.

Elif dikkatle dosyaları inceliyordu.

Bir belgeyi bana uzattı.

"Şuna bak."

Belgenin üzerinde bir plaka numarası yazıyordu.

Altında da kısa bir not vardı.

"Bu aracı takip edin. Toplantı yerine götürecek."

Tarih, babamın ölümünden sadece üç gün öncesini gösteriyordu.

Derin bir nefes aldım.

Demek ki son günlerine kadar soruşturmayı sürdürmüştü.

---

Kutunun en altında eski bir anahtar bulduk.

Küçüktü.

Pirinç rengindeydi.

Üzerinde sadece bir numara vardı.

214

"Bu neyin anahtarı olabilir?" diye sordu Elif.

Omuz silktim.

"Bilmiyorum."

Anahtarı elime alıp çevirdim.

Arkasında silik harfler dikkatimi çekti.

A.G.

Bu harflerin neyi ifade ettiğini bilmiyordum.

Ama anahtarın rastgele saklanmadığı kesindi.

Babam onu özellikle bu kutunun içine koymuştu.

---

Kutuyu toplarken apartmanın dışından bir kapı sesi duyuldu.

İkimiz de aynı anda birbirimize baktık.

Kimseye burada olduğumuzu söylememiştik.

Elif ışıkları kapattı.

Ben pencereye yaklaştım.

Perdeyi hafifçe araladım.

Apartmanın önünde beyaz bir araç durmuştu.

İçinden iki kişi indi.

Sivil giyiniyorlardı.

Biri binaya doğru yürümeye başladı.

Diğeri aracın yanında kaldı.

"Misafirimiz var."

Elif sessizce çantasını omzuna aldı.

"Arka çıkış?"

"Evet."

Koridora çıktık.

Merdivenleri kullanmak riskliydi.

Binanın arkasındaki yangın merdivenine yöneldik.

Eski demir basamaklar her adımda gıcırdıyordu.

Aşağı inmeye başladığımız sırada apartmanın ön kapısı sertçe açıldı.

Birileri içeri girmişti.

Adımlar hızla yukarı çıkıyordu.

Biz ise sessizce aşağı inmeye devam ettik.

Son basamağa ulaştığımızda derin bir nefes aldım.

Arka sokak boştu.

Hızlı adımlarla araçtan uzaklaştık.

Kimse bizi fark etmemişti.

En azından öyle sanıyorduk.

---

Yaklaşık on dakika sonra güvenli bir noktada durduk.

Kutuyu yeniden açtım.

Belgeleri tek tek masaya dizdik.

Elif elindeki fotoğraflardan birini incelerken birden durdu.

"Kerem..."

"Noldu?"

Fotoğrafın arkasını bana uzattı.

Orada sadece bir adres yazıyordu.

Ve bir tarih.

15 Mayıs 2026

Bu tarih çok yeniydi.

Üstelik adres Ankara'nın merkezindeydi.

Fotoğraf yıllar önce çekilmişti.

Ama arkasındaki not kısa süre önce yazılmış gibiydi.

Birileri eski belgeleri yakın zamanda yeniden elden geçirmişti.

Bu da tek bir anlama geliyordu.

Babamın yıllar önce yürüttüğü soruşturma kapanmamıştı.

Birileri hâlâ aynı izlerin peşindeydi.

Ve artık o izlerin peşinde sadece biz değildik. Adresi defalarca okudum.

Ankara'nın merkezinde, eski bir iş hanı...

Dışarıdan bakıldığında sıradan bir binaydı.

Ama yıllar önce çekilmiş bir fotoğrafın arkasına bu adresin sonradan yazılması tesadüf olamazdı.

Elif not defterini açtı.

"Gitmeden önce araştırma yapalım."

Haklıydı.

Ne kadar az hata yaparsak o kadar iyi olurdu.

Merkeze dönmeden önce farklı bir noktaya geçtik.

Kullandığımız aracı kapalı bir otoparka bıraktık.

Oradan başka bir araçla devam ettik.

Bizi takip eden biri varsa izimizi kaybetmesini istiyorduk.

---

Akşam saatlerinde güvenli ofise ulaştık.

Bilgisayarı açıp adresi araştırmaya başladım.

İş hanı yaklaşık kırk yıllıktı.

İçerisinde avukatlık büroları, muhasebeciler ve küçük şirketler faaliyet göstermişti.

Ancak son yıllarda büyük bölümü boşalmıştı.

Elif eski kira kayıtlarını inceliyordu.

Bir anda ekrana yaklaştı.

"Kerem."

"Evet?"

"On ikinci kattaki 214 numaralı ofis..."

Kalbim hızlandı.

Anahtar...

Kutudan çıkan anahtarın üzerinde de 214 yazıyordu.

Birbirimize baktık.

Artık elimizde ilk kez kesin bir bağlantı vardı.

Demek ki anahtar, bu binadaki ofise aitti.

---

Ertesi sabah erkenden iş hanının bulunduğu sokağa gittik.

Bina eskiydi.

Girişte küçük bir güvenlik masası vardı.

Ancak görevli henüz gelmemişti.

Bu bizim için avantajdı.

Asansöre bindik.

Eski motorun sesi binanın içinde yankılanıyordu.

Kat numaraları yavaş yavaş yükseliyordu.

Yedinci kat...

Dokuzuncu kat...

On ikinci kat...

Kapılar açıldı.

Koridor sessizdi.

Çoğu ofisin kapısında kilit vardı.

214 numaralı ofisin önüne geldik.

Kapı yıllardır açılmamış gibiydi.

Anahtarı cebimden çıkardım.

Bir an duraksadım.

Belki de yıllardır aradığımız cevap bu kapının ardındaydı.

Anahtarı yavaşça kilide yerleştirdim.

Tek hamlede döndü.

Kapı açıldı.

İçeri girdik.

Oda küçüktü.

Eski masalar, tozlanmış dosya dolapları ve duvarda solmuş bir takvim...

Pencereden içeri süzülen ışık, havadaki tozları görünür hâle getiriyordu.

Elif çevreyi incelemeye başladı.

Ben dolaplara yöneldim.

Çoğu boştu.

Sanki biri yıllar önce her şeyi toplamıştı.

Tam çıkmayı düşünürken masanın alt kısmında gevşek duran bir çekmece fark ettim.

Çekmeceyi dikkatlice çıkardım.

Arkasında ince, kahverengi bir dosya vardı.

Tozunu üfleyip kapağını açtım.

İlk sayfada tek bir başlık yazıyordu.

"Tanık İfadeleri"

Sayfaları çevirdim.

Her ifadede farklı isimler vardı.

Ancak ortak bir nokta dikkatimi çekti.

İfade veren kişilerin çoğu daha sonra görevlerinden ayrılmış ya da emekli olmuştu.

Bazılarının yanında ise kırmızı kalemle tek kelime yazıyordu:

"Ulaşılamıyor."

Elif yanıma geldi.

"İsimlerden birini tanıyor musun?"

Başımı salladım.

"Hayır."

Son sayfayı çevirdiğimde küçük, beyaz bir zarf düştü.

Üzerinde sadece şu yazıyordu:

"Kerem'e."

Kalbim yeniden hızlandı.

Bu ikinci kez oluyordu.

Babam yine bana bir şey bırakmıştı.

Zarfı dikkatlice açtım.

İçinden küçük bir anahtar kartı çıktı.

Kartın üzerinde bir banka kasasının logosu ve kasa numarası vardı.

Arkasına ise kısa bir not yazılmıştı.

"Gerçek belgeler burada. Güvendiğin tek kişiyle git."

Notu okuduktan sonra istemsizce Elif'e baktım.

O da bana bakıyordu.

Hiçbir şey söylemedi.

Söylemesine gerek de yoktu.

Babamın bahsettiği "güvendiğin tek kişi"nin kim olduğunu artık biliyordum.

Elimdeki kartı cebime koydum.

Derin bir nefes aldım.

"Sanırım sıradaki durağımız belli."

Elif başını salladı.

"Evet."

"Ama bu kez çok daha dikkatli olacağız."

Tam odadan çıkmak üzereydik ki koridordan ayak sesleri duyuldu.

İkimiz de olduğumuz yerde durduk.

Sesler giderek yaklaşıyordu.

Sonra 214 numaralı ofisin kapısının önünde durdu.

Kapının kolu yavaşça aşağı indi...

Ben ve Elif birbirimize baktık.

Konuşmaya gerek yoktu.

İkimiz de aynı anda masanın iki yanına çekildik.

Kapı ağır ağır açıldı.

İçeri orta yaşlarda bir adam girdi.

Üzerinde lacivert bir takım elbise vardı.

Elinde eski bir evrak çantası taşıyordu.

Bizi görünce olduğu yerde durdu.

Şaşırdığı belliydi.

Biz de onu tanımıyorduk.

Adam önce odanın içine, sonra açık çekmeceye baktı.

Son olarak gözleri elimdeki dosyaya takıldı.

Sessizliği o bozdu.

"Geç kalmışım."

Sesinde ne korku ne de öfke vardı.

Sadece hayal kırıklığı hissediliyordu.

"Sen kimsin?" diye sordum.

Adam derin bir nefes aldı.

"Bu sorunun cevabını burada vermem doğru olmaz."

Elif temkinli bir sesle konuştu.

"O zaman neden buradasın?"

Adam elindeki evrak çantasını yere bıraktı.

"Yıllar önce bu ofiste çalışıyordum."

"Geriye kalan son belgeleri almaya geldim."

"Kim adına?"

Adam birkaç saniye sustu.

"Bunu şimdi söyleyemem."

Odadaki hava yeniden gerildi.

Ben bir adım öne çıktım.

"Adın ne?"

"Cihan."

"Soyadın?"

"Şimdilik buna gerek yok."

Bu cevap hoşuma gitmemişti.

"Bizim için gerekli."

Adam gözlerini bana çevirdi.

Sonra sakin bir ifadeyle konuştu.

"Babanı tanıyordum."

Bu cümleyle birlikte odadaki sessizlik daha da ağırlaştı.

"Nereden tanıyordun?"

"Aynı dosya üzerinde çalıştık."

Kalbim hızlandı.

"Ne dosyası?"

"Bazı kamu ihalelerine usulsüz şekilde müdahale edildiğine ilişkin soruşturma."

İlk kez duyduğumuz kadar gerçekçi ve somut bir açıklamaydı.

Adam devam etti.

"Baban dürüst bir insandı."

"Dosyayı kapatması için baskı yapıldı."

"Ama kabul etmedi."

Elif dikkatle dinliyordu.

Ben ise tek kelimeyi bile kaçırmak istemiyordum.

"Sonra?"

"Soruşturma farklı bir birime devredildi."

"Belgelerin bir kısmı kayboldu."

"Dosya rafa kaldırıldı."

İçimdeki öfke büyüyordu.

"Babamın ölümüyle bunun ilgisi var mıydı?"

Cihan başını yavaşça iki yana salladı.

"Bunu kanıtlayamam."

"Ama o gün birçok soru cevapsız kaldı."

---

Tam konuşmaya devam edecekken koridorun diğer ucundan asansör sesi duyuldu.

Kapılar açıldı.

Birden fazla kişinin ayak sesleri geliyordu.

Cihan pencereye yöneldi.

"Burada daha fazla kalamayız."

"Kim geliyor?"

"Cevabını bildiğiniz insanlar."

Elif kapı aralığından koridora baktı.

"Üç kişi."

"Hepsi sivil."

Cihan çantasını aldı.

"Arka yangın merdiveni."

Hiç vakit kaybetmeden odadan çıktık.

Koridorun sonunda bulunan demir kapıyı açıp merdivenlere yöneldik.

Aşağı inerken üst katlardan konuşma sesleri geliyordu.

Bizi arıyor gibiydiler.

Sessizce alt kata indik.

Binanın arka çıkışından sokağa ulaştığımızda derin bir nefes aldım.

Cihan etrafı kontrol etti.

Sonra cebinden küçük bir kartvizit çıkardı.

Bana uzattı.

Üzerinde yalnızca bir isim ve bir telefon numarası vardı.

"Şimdilik bunu sakla."

"Size nasıl ulaşacağım?"

"Ben size ulaşırım."

Kartviziti cebime koydum.

Tam ayrılacakken durdu.

Bir an bana baktı.

"Babanın son cümlesini biliyor musun?"

Şaşkınlıkla başımı salladım.

"Hayır."

Cihan gözlerini yere indirdi.

"Dosyayı değil..."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra devam etti.

"'Adaleti koruyun.'"

Bunu söyledikten sonra kalabalığın arasına karıştı.

Ben ve Elif uzun süre arkasından baktık.

Kim olduğundan hâlâ emin değildik.

Ama söyledikleri, babam hakkında duyduğumuz en samimi sözlerdi.

Elif sessizce yanıma geldi.

"Bankadaki kasaya gitmeden önce bu adamı araştıracağız."

"Kesinlikle."

Başımı salladım.

Artık elimizde bir kasa anahtar kartı, yeni bir tanık ve yıllar önce yarım bırakılmış bir soruşturmanın izleri vardı.

Gerçek yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.

Ama her yeni cevap, beraberinde daha büyük soruları da getiriyordu.

Akşam çökmeye başlamıştı.

Ankara'nın caddeleri her zamanki gibi kalabalıktı.

Arabayı sessizce sürüyordum.

Elif yan koltukta önündeki dosyaları inceliyordu.

İkimiz de uzun süre konuşmadık.

Sonunda sessizliği Elif bozdu.

"Bankaya bugün gitmeyeceğiz."

"Neden?"

"Eğer bizi takip ediyorlarsa, doğruca kasaya gitmemiz büyük hata olur."

Haklıydı.

Şimdiye kadar attığımız her adımı birileri öğrenmişti.

Bu kez aynı hatayı yapamazdık.

Direksiyonu sağa kırıp farklı bir güzergâha girdim.

Önce birkaç sokak dolaştık.

Aynalardan sürekli arkamızı kontrol ediyordum.

Yaklaşık yirmi dakika sonra Elif rahat bir nefes verdi.

"Sanırım peşimizde kimse yok."

"Emin olamayız."

"Olmayalım zaten."

Onun bu sözü istemeden yüzümü güldürdü.

Son günlerde ne kadar yorulsak da soğukkanlılığını kaybetmiyordu.

---

Ertesi sabah erkenden merkeze gittik.

Normal davranmalıydık.

Şüphe çekmek istemiyorduk.

Koridorda yürürken birçok kişiyle selamlaştık.

Kimse bizim son günlerde neler yaşadığımızı bilmiyordu.

Masama oturur oturmaz bilgisayarımı açtım.

Elif ise kahve almak için kantine indi.

Tam o sırada telefonuma kısa bir mesaj geldi.

Gönderen yine bilinmeyen bir numaraydı.

"Bugün kasaya gitmeyin."

Mesajı birkaç kez okudum.

Numarayı aradım.

Telefon kapalıydı.

İçimde kötü bir his oluştu.

Elif odaya girdiğinde mesajı gösterdim.

Dikkatlice okudu.

"Bu bizi uyaran biri de olabilir."

"Ya da kasaya gitmemizi engellemek isteyen biri."

İki ihtimal de mümkündü.

Bu yüzden acele etmemeye karar verdik.

---

Öğleden sonra arşiv biriminden çıkarken koridorda yaşlı bir görevliyle karşılaştık.

Elinde eski dosyalar vardı.

Bizi görünce durdu.

"Kerem Bey?"

"Evet."

"Arşiv düzenlenirken bu dosya bulundu."

Elime ince, gri renkli bir klasör verdi.

"Üzerinde babanızın ismi yazıyordu."

Kalbim hızlandı.

Görevli teşekkür etmemizi beklemeden yoluna devam etti.

Klasörü açtım.

İçinde yalnızca üç sayfa vardı.

İlk iki sayfa resmî yazışmalardı.

Son sayfadaysa babamın kendi el yazısıyla aldığı kısa notlar bulunuyordu.

En altta tek cümle vardı.

"Bir gün Kerem bu dosyaları okursa, ona söyleyin... İnsanların söylediklerine değil, kanıtlara güvensin."

O satırı okurken gözlerim doldu.

Babam sanki yıllar öncesinden bana sesleniyordu.

Elif sessizce omzuma dokundu.

"Seninle gurur duyardı."

Bu kez cevap vermedim.

Sadece derin bir nefes aldım.

---

Mesai bitimine yakın merkezden ayrıldık.

Aracımıza doğru yürürken bir kadın yanımıza yaklaştı.

Yaklaşık elli yaşlarındaydı.

Oldukça sakin görünüyordu.

"Affedersiniz."

Durduk.

Kadın çantasından eski bir fotoğraf çıkardı.

"Kerem siz misiniz?"

"Evet."

Fotoğrafı bana uzattı.

Fotoğrafta çocukluğumdaki hâlim vardı.

Yanımda annem ve babam duruyordu.

Şaşkınlıkla kadına baktım.

"Bunu nereden buldunuz?"

Kadın hafifçe gülümsedi.

"Babanız bana yıllar önce emanet etmişti."

Elif de en az benim kadar şaşkındı.

Kadın konuşmaya devam etti.

"Ben onun üniversiteden arkadaşıyım."

"Uzun yıllar görüşmedik."

"Ama ölmeden kısa süre önce bana geldi."

Kalbim yeniden hızlandı.

"Ne söyledi?"

"Bir gün oğlum beni araştırmaya başlarsa..."

Kadın cümlesini tamamlamadan durdu.

Gözleri dolmuştu.

"...ona şunu söyle."

Sessizlik oldu.

Sonra yavaşça konuştu.

"Benden korkmasını değil..."

"...benim yarım bıraktığım işi dürüstçe tamamlamasını istiyorum."

Bu sözler beni derinden etkiledi.

Kadın çantasından küçük bir zarf daha çıkardı.

"Bunu da sana vermemi istemişti."

Artık elimde babamdan kalan ikinci emanet vardı.

Kadın arkasını dönüp uzaklaşırken sadece tek cümle söyledi.

"Onun en büyük mirası cesaretiydi."

Ben ve Elif uzun süre olduğumuz yerde kaldık.

Elimdeki zarfa bakıyordum.

Onu hemen açmadım.

Çünkü artık biliyordum.

Babam bana sadece cevaplar bırakmıyordu.

Aynı zamanda hangi yoldan yürümem gerektiğini de göstermeye çalışıyordu.

Zarfı açmak için acele etmedim.

Arabaya bindik.

Elif emniyet kemerini taktıktan sonra bana baktı.

"Açmayacak mısın?"

"Daha sakin bir yerde."

Başını salladı.

Hak veriyordu.

Son günlerde öğrendiğimiz her yeni bilgi, bizi yeni bir bilinmeze sürüklüyordu.

Bu kez dikkatli davranmalıydık.

Yaklaşık yarım saat sonra merkezin kullandığı güvenli çalışma ofislerinden birine ulaştık.

Kapıyı içeriden kilitledim.

Masanın üzerine zarfı bıraktım.

Derin bir nefes aldım.

Sonra dikkatlice açtım.

İçinden katlanmış iki sayfa çıktı.

İlk sayfanın en üstünde babamın el yazısıyla şu cümle yazıyordu:

"Oğlum, bu satırları okuyorsan demek ki gerçeği aramaktan vazgeçmemişsin."

Boğazım düğümlendi.

Okumaya devam ettim.

"Her soruşturmada bir gün, insanların söyledikleri ile belgelerin anlattıkları birbirinden ayrılır. O gün karar vermen gerekir. Ben her zaman belgelere güvendim."

Bir an durdum.

Babamın yıllar önce bana verdiği öğüt, bugün yaşadıklarımızı anlatıyordu.

İkinci sayfaya geçtim.

Bu sayfa daha kısaydı.

"Eğer araştırmaların seni eski Ankara Adliyesi'nin karşı sokağına götürürse doğru yoldasın. Ama oraya yalnız gitme."

Altında bir adres vardı.

Elif not aldı.

"Bu adresi biliyor musun?"

"Evet."

"Eski bir iş merkezi."

Mektubun sonunda ise yalnızca tek bir cümle vardı.

"Adalet bazen geç gelir, ama vazgeçilirse hiç gelmez."

Mektubu katlayıp dikkatlice dosyanın içine koydum.

---

Ertesi sabah adrese gitmeden önce çevrede keşif yaptık.

Bina, eski Ankara'nın dar sokaklarından birindeydi.

Alt katında küçük bir kırtasiye vardı.

Üst katları ise yıllardır kullanılmıyor gibiydi.

Karşıdaki çay ocağına oturduk.

Hem binayı izliyor hem de dikkat çekmemeye çalışıyorduk.

Yaklaşık kırk dakika geçti.

Bu süre içinde binaya giren çıkan olmadı.

Tam kalkacakken Elif koluma hafifçe dokundu.

"Sağ taraftaki adam."

Baktım.

Yaklaşık kırk yaşlarında, siyah montlu biri binaya girdi.

Etrafa bakınışından ilk kez gelmediği anlaşılıyordu.

Kapıyı anahtarla açtı.

"Takip edelim mi?" diye fısıldadı Elif.

Başımı iki yana salladım.

"Hayır."

"Neden?"

"Biri daha gelsin."

Elif şaşkınlıkla bana baktı.

"Acele etmeyelim."

Babamın mektubundaki söz aklımdaydı.

Kanıtlara güven.

On dakika sonra ikinci bir kişi geldi.

Elinde evrak çantası vardı.

O da aynı binaya girdi.

Artık emindik.

Burası tesadüfen kullanılan bir yer değildi.

Bir süre daha bekledik.

Sonra karşı kaldırımdan yürüyerek binaya yaklaştık.

Kapı kilitliydi.

Ama içeriden konuşma sesleri geliyordu.

Net duyulmuyordu.

Elif sessizce çevreyi kontrol etti.

Koridorun sonunda eski bir yangın merdiveni vardı.

Binanın arka cephesine açılıyordu.

Oradan yukarı çıkmayı denedik.

İkinci katta açık bırakılmış küçük bir pencere bulduk.

Sessizce içeri girdik.

Koridor karanlıktı.

Sesler üçüncü kattan geliyordu.

Yavaş adımlarla merdivenleri çıktık.

Kapısı aralık duran bir odanın önünde durduk.

İçeride üç kişi konuşuyordu.

Birinin sesi tanıdık geldi.

Nefesimi tuttum.

Toplantı salonunda gördüğümüz adamdı.

Kapının aralığından dikkatlice baktım.

Masanın üzerinde birçok dosya vardı.

Konuşmaların yalnızca bir kısmını duyabiliyorduk.

"...eski dosyalar yeniden açılmadan..."

"...o belgeler bulunmamalı..."

"...Kerem beklediğimizden hızlı ilerliyor."

Adımı duyunca kalbim hızlandı.

Demek ki gerçekten beni izliyorlardı.

Elif bana baktı.

Yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.

Artık elimizde ilk kez doğrudan bir kanıt vardı.

Tam sessizce geri çekilecekken cebimdeki telefon titreşti.

Titreşim sesi, koridorun sessizliğinde beklediğimizden daha yüksek duyuldu.

Odanın içindeki konuşmalar aniden kesildi.

Bir sandalye hızla geri çekildi.

Ve içeriden sert bir ses yükseldi.

"Koridorda biri var!"

Koridorda bir anda sessizlik oluştu.

Elif'le göz göze geldik.

Artık fark edilmiştik.

İçeriden hızla yaklaşan ayak sesleri duyuluyordu.

Elif eliyle geri çekilmemi işaret etti.

Sessizce merdivenlere yöneldik.

Tam köşeyi döndüğümüz anda oda kapısı açıldı.

İçeriden iki kişi çıktı.

Koridorun sonuna kadar baktılar.

Bizi görememişlerdi.

Merdiven boşluğunun duvarına yaslanıp nefesimizi tuttuk.

Bir süre sonra adamlardan biri konuştu.

"Yanlış duymuş olabilirim."

Diğeri başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Ben de ses duydum."

Koridorda birkaç dakika dolaştılar.

Sonra tekrar odaya girdiler.

Kapı kapandı.

Elif derin bir nefes verdi.

"Kıl payı."

"Henüz bitmedi."

Cebimdeki telefonu sessize aldım.

Bir daha aynı hatayı yapmayacaktım.

---

Binadan çıktıktan sonra doğruca araca gittik.

İkimiz de konuşmuyorduk.

Motoru çalıştırdım.

Yaklaşık on dakika sessizlik içinde ilerledik.

Sonunda Elif dosyasını açtı.

"İçeride duyduklarımızı tek tek yazalım."

Haklıydı.

Hiçbir ayrıntıyı unutmak istemiyorduk.

Not almaya başladık.

Eski dosyalar...

Belgeler...

Ve benim adım...

En önemli ayrıntı buydu.

Artık emindik.

Sadece bir soruşturmayı değil, bizi de takip ediyorlardı.

---

Akşam saatlerinde güvenli ofise döndük.

Topladığımız bilgileri karşılaştırırken dikkatimi çeken bir ayrıntı oldu.

Binaya giren ikinci adamı bir yerden tanıyordum.

Uzun süre düşündüm.

Sonra hatırladım.

Karadeniz'deki konağın yakınında gördüğümüz araçtan inen kişiydi.

Elif fotoğrafı yeniden inceledi.

"Emin misin?"

"Evet."

"Yüzünü unutmadım."

Bu bilgi önemliydi.

Çünkü artık elimizde farklı şehirlerde aynı kişilerle ilgili bağlantılar oluşmaya başlamıştı.

---

Gece yarısına doğru çalışmayı bırakmaya karar verdik.

Dosyaları dolaba kaldırırken Elif bana döndü.

"Bugün dikkatimi çeken bir şey oldu."

"Neydi?"

"İçeride konuşanlardan biri senin adını söylerken..."

Bir an durdu.

"Sanki seni tanıyormuş gibiydi."

Ben de aynı şeyi hissetmiştim.

Sesindeki ifade yabancı birinden çok, uzun zamandır beni izleyen birine benziyordu.

Bu düşünce içimi rahatsız etti.

---

Ertesi sabah merkeze geldiğimizde bizi beklenmedik bir haber karşıladı.

Birim amirimiz odasına çağırdı.

Kapıyı çalıp içeri girdik.

Masasının üzerinde kalın bir dosya duruyordu.

"Bundan sonra birlikte çalışacağınız yeni bir ekip oluşturuldu."

Şaşkınlıkla birbirimize baktık.

"Yeni ekip mi?"

Amir başını salladı.

"Evet."

"Son gelişmeler nedeniyle soruşturma genişletildi."

Bu haber ilk bakışta olumlu görünüyordu.

Ancak ben temkinliydim.

Yeni ekibe kimlerin seçildiğini bilmiyorduk.

Ve içeride bir köstebek olduğundan hâlâ şüpheleniyorduk.

Amir dosyayı bana uzattı.

"Ekip listesini inceleyin."

Dosyayı açtım.

İsimleri tek tek okumaya başladım.

İlk iki kişiyi tanıyordum.

Üçüncü isimde durdum.

Kalbim hızlandı.

Çünkü listedeki son isim...

Dün gizlice takip ettiğimiz binada gördüğümüz adamdı.

Dosyayı yavaşça kapattım.

Hiçbir şey söylemedim.

Ama Elif yüzüme bakınca her şeyi anladı.

Şimdi soruşturma çok daha tehlikeli bir hâl almıştı.

Çünkü artık şüphelendiğimiz kişiyle aynı ekipte çalışmak zorundaydık.