Bölümler 18Şu an: Bölüm 10
- 1 Bölüm 1630 kelime
- 2 Bölüm 22.518 kelime
- 3 Bölüm 32.322 kelime
- 4 Bölüm 4543 kelime
- 5 Bölüm 51.446 kelime
- 6 Bölüm 62.757 kelime
- 7 Bölüm 72.017 kelime
- 8 Bölüm 81.854 kelime
- 9 Bölüm 91.489 kelime
- 10 Bölüm 101.504 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Bölüm 111.465 kelime
- 12 Bölüm 121.157 kelime
- 13 Bölüm 132.573 kelime
- 14 Bölüm 142.274 kelime
- 15 Bölüm 151.977 kelime
- 16 Bölüm 161.806 kelime
- 17 Bölüm 173.860 kelime
- 18 Bölüm 181.990 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Babamın notunu defalarca okudum.
"Gerçek tanık, dosyadan daha değerlidir."
Elimde tuttuğum küçük kâğıt parçası, şimdiye kadar bulduğumuz bütün belgelerden daha ağır geliyordu.
Çünkü belgeler değiştirilebilirdi.
Saklanabilirdi.
Hatta yok edilebilirdi.
Ama yaşayan bir tanık...
Doğru kişi bulunursa, yıllardır cevapsız kalan sorulara ışık tutabilirdi.
Elif sessizce notu çantaya koydu.
"Koordinatları kontrol ediyorum."
Bilgisayarı açtı.
Harita birkaç saniye içinde yüklendi.
Ekrana baktığımızda ikimiz de şaşırdık.
Koordinatlar Ankara'nın dışında, eski bir köye işaret ediyordu.
Yaklaşık bir buçuk saatlik mesafedeydi.
Üstelik bölge dağlık ve seyrek nüfusluydu.
"Bugün çıkıyoruz."
"Onay almadan mı?"
Başımı salladım.
"Bu bilgiyi ne kadar az kişi bilirse o kadar iyi."
Elif itiraz etmedi.
Son günlerde yaşadıklarımızdan sonra o da aynı fikirdeydi.
---
Sabah gün doğmadan yola çıktık.
Şehir geride kaldıkça yollar daralmaya başladı.
Tarlalar, küçük köyler ve uzun virajlar...
Arabadaki sessizlik, motorun sesiyle bölünüyordu.
Yaklaşık bir saat sonra Elif konuştu.
"Kerem."
"Efendim?"
"Hiç düşündün mü?"
"Neyi?"
"Ya bu tanık konuşmak istemezse?"
Sorusu yerindeydi.
Yıllarca sessiz kalmış birinin bize güvenmesi kolay olmayacaktı.
"Zorlamayacağız."
"Eğer konuşmak istemezse kararına saygı duyarız."
Elif hafifçe gülümsedi.
"Baban da böyle davranırdı."
Camdan dışarı baktım.
Belki de gerçekten öyle yapardı.
---
Koordinatların gösterdiği yere vardığımızda küçük, taş bir evle karşılaştık.
Evin etrafında meyve ağaçları vardı.
Eski ama bakımlı görünüyordu.
Kapıyı çaldım.
Bir süre ses gelmedi.
Tam dönecekken kapı yavaşça açıldı.
Yetmiş yaşlarında bir adam karşımızdaydı.
Beyaz saçlı, sakin bakışlı...
Bizi dikkatle süzdü.
"Buyurun."
Kimliğimi gösterdim.
"Ben Kerem Demir."
Adamın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Hasan'ın oğlu..."
Bu cümleyi duyunca kalbim hızlandı.
"Beni tanıyor muydunuz?"
Yaşlı adam hafifçe başını salladı.
"Babanı tanırdım."
"Beni bekliyordunuz?"
Derin bir nefes aldı.
"Hayır."
"Ama bir gün geleceğini biliyordum."
Bizi içeri davet etti.
---
Evin salonunda eski fotoğraflar asılıydı.
Çayın demlenmesini beklerken kimse konuşmadı.
Sonunda yaşlı adam söze başladı.
"Adım Orhan Tuncel."
Elif'le aynı anda birbirimize baktık.
İlk kez ismin sahibi karşımızdaydı.
"Dosyalarda adınız geçiyor."
Orhan Bey acı bir tebessüm etti.
"Biliyorum."
"Çünkü o dosyanın hazırlanmasına yardım eden kişilerden biriydim."
Odadaki hava ağırlaştı.
"Neden yıllarca ortaya çıkmadınız?" diye sordum.
Bir süre sustu.
Sonra pencereye doğru yürüdü.
"Çünkü korktum."
Bu cevabı bekliyordum.
"Kimden?"
"Belli kişilerden değil."
"Yanlış insanların gerçeği öğrenmesinden."
Sesi titriyordu.
"Baban bana hep aynı şeyi söylerdi."
"'Doğru zaman gelmeden konuşma.'"
Başımı eğdim.
"Şimdi doğru zaman mı?"
Orhan Bey bana uzun uzun baktı.
Sonra yavaşça başını salladı.
"Evet."
Dolabın üst rafına uzandı.
Eski, ahşap bir kutu indirdi.
Kutunun kapağını açtı.
İçinden sararmış üç sayfa çıkardı.
Sağ üst köşelerinde numaralar vardı.
147
148
149
Nefesim kesildi.
Yıllardır aradığımız eksik sayfalar...
Babamın soruşturma dosyasından çıkarılan orijinal belgeler...
Sonunda karşımızdaydı.
Orhan Bey belgeleri masaya koydu.
"Hasan bunları bana teslim etti."
"'Bir gün oğlum gelirse ona ver.' dedi."
Elim titreyerek ilk sayfaya uzandım.
Tam okuyacakken dışarıdan bir motor sesi duyuldu.
Ardından ikinci bir araç...
Sonra üçüncü...
Orhan Bey bir anda ayağa kalktı.
Yüzündeki sakin ifade kaybolmuştu.
"Geç kaldılar..."
"Kim?" diye sordum.
Perdeyi hafifçe araladı.
Evin önünde siyah renkli üç araç durmuştu.
İçlerinden takım elbiseli kişiler inmeye başlamıştı.
Orhan Bey derin bir nefes aldı.
"Beni değil..."
"...o sayfaları almaya geldiler.
Evin önüne peş peşe duran üç siyah aracı sessizce izledim.
Kapılar açıldı.
Dört kişi indi.
Hiçbiri acele etmiyordu.
Sanki nereye geldiklerini, kimi bulacaklarını çok iyi biliyorlardı.
Orhan Bey perdeyi kapattı.
Yüzü bembeyaz olmuştu.
"Yıllar sonra yine geldiler..."
"Kimi kastediyorsunuz?" diye sordum.
Başını iki yana salladı.
"Bilmiyorum."
"Çünkü hiçbir zaman kendilerini tanıtmadılar."
Elif sakinliğini koruyordu.
"Evin başka çıkışı var mı?"
"Arka tarafta küçük bir bahçe kapısı var."
"Fakat kaçmak istemiyorum."
Orhan Bey'in bu sözleri beni şaşırttı.
"Neden?"
Yaşlı adam derin bir nefes aldı.
"Yirmi yıl kaçtım."
"Artık kaçmak istemiyorum."
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
---
Kapı çalındı.
Tek bir kez.
Sert değildi.
Sabırlı birinin vuruşuydu.
Kimse hareket etmedi.
Kapı ikinci kez çalındı.
Bu kez dışarıdan bir ses duyuldu.
"Orhan Bey."
"Sizinle konuşmak istiyoruz."
Ses sakindi.
Ne tehdit vardı ne de bağırma.
Elif bana baktı.
"Ne yapacağız?"
Kısa bir an düşündüm.
Sonra Orhan Bey'e döndüm.
"Kararı siz vereceksiniz."
Burası onun eviydi.
Onun hayatıydı.
Kimse onun adına karar veremezdi.
Orhan Bey birkaç saniye sessiz kaldı.
Ardından başını dik tuttu.
"Kapıyı ben açacağım."
---
Kapı yavaşça açıldı.
Dışarıdaki dört kişiden yalnızca biri öne çıktı.
Kırklı yaşlarının sonlarında, düzgün giyimli bir adamdı.
Elindeki kimliği gösterdi.
"İyi günler."
"Ben Başmüfettiş Selim Aras."
Şaşkınlıkla birbirimize baktık.
Onu daha önce toplantıda görmüştük.
Demek gelen ekip oydu.
Selim Aras içeri girmeden konuşmaya devam etti.
"Size ulaşmaya çalışıyorduk."
Orhan Bey sessizce sordu.
"Neden?"
"Çünkü artık ifadenizi resmî olarak almak istiyoruz."
İçeri girmesi için kenara çekildik.
Diğer üç görevli kapının dışında bekledi.
Selim Aras salona geçti.
Masanın üzerindeki üç sayfayı görünce durdu.
Uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra gözlüğünü çıkarıp dikkatlice belgelere baktı.
"Demek gerçekten saklamış..."
"Kimi?" diye sordum.
"Babanızı."
---
Selim Aras sandalyeye oturdu.
"Hasan Demir bana bu sayfalardan söz etmişti."
"Ama yerlerini hiçbir zaman söylemedi."
"Neden?"
"Ne kadar az kişi bilirse, o kadar güvende olacaklarını düşünüyordu."
Orhan Bey yavaşça konuştu.
"Bana sadece tek bir emanet bıraktı."
"'Bir gün oğlum gelirse teslim et.' dedi."
Ben masadaki sayfalara baktım.
Yıllardır peşinden koştuğumuz belgeler...
Artık elimizin altındaydı.
Ama onları okumadan önce doğru şekilde kayıt altına alınmaları gerekiyordu.
Selim Aras bunu fark etmiş olacak ki cebinden küçük bir dosya çıkardı.
"Bu belgeleri burada birlikte tutanak altına alacağız."
Kimse itiraz etmedi.
Her sayfanın fotoğrafı çekildi.
Tarih ve saat not edildi.
Orhan Bey teslim eden, ben teslim alan, Selim Aras ise tanık olarak imza attı.
Babamın yıllarca korumaya çalıştığı belgeler artık resmî kayıt altındaydı.
---
İlk sayfayı dikkatlice açtım.
Sayfanın başlığı şöyleydi:
"Gizli Görüşme Tutanak Özeti"
Altındaki satırları okumaya başladım.
Ancak birkaç satır sonra durdum.
Çünkü belgede yazan ilk cümle, şimdiye kadar düşündüğümüz birçok şeyi değiştiriyordu.
«"Soruşturmanın amacı tek bir kişiyi suçlamak değil, usulsüzlük iddialarını delillerle aydınlatmaktır. Bu aşamada hiçbir görevli hakkında kesin sonuca ulaşılmamıştır."»
Derin bir nefes aldım.
Babam haklıydı.
Kimseyi peşinen suçlamamıştı.
Sadece gerçeklerin ortaya çıkmasını istemişti.
Elif sessizce yanıma yaklaştı.
"Devam et."
İkinci paragrafı okumaya başladım.
Tam o sırada telefonum çaldı.
Arayan Cihan'dı.
Telefonu açtım.
"Kerem..."
Sesi telaşlıydı.
"Belgeleri okuma."
"Neden?"
"Önce son sayfaya bak."
"Ne demek istiyorsun?"
"Çünkü cevap..."
Hat bir anda kesildi.
Telefon ekranına baktım.
Elif merakla sordu.
"Ne dedi?"
Masadaki üç sayfaya baktım.
Sonra en alttaki, 149 numaralı sayfayı elime aldım.
İçimde tarif edemediğim bir his vardı.
Sanki yıllardır aradığımız en önemli cevap...
O son sayfada bizi bekliyordu.
149 numaralı sayfayı dikkatlice elime aldım.
Odadaki herkes susmuştu.
Sadece duvardaki eski saatin tik takları duyuluyordu.
Sayfanın üst kısmında babamın el yazısıyla atılmış bir not vardı.
"Bu sayfa, diğer iki sayfa okunmadan değerlendirilmemelidir."
Elif bana baktı.
"Cihan neden önce bunu okumamızı istedi?"
"Henüz bilmiyorum."
Derin bir nefes alıp okumaya başladım.
İlk satırlar beklediğim gibi isimlerden ya da suçlamalardan oluşmuyordu.
Babam, soruşturmanın geldiği noktayı özetliyordu.
«"Yapılan incelemelerde bazı işlemlerde usulsüzlük şüphesi oluşmuştur. Ancak eldeki bulgular, bu aşamada herhangi bir kişi hakkında kesin hüküm vermeye yeterli değildir. Soruşturmanın devamı için yeni tanık beyanlarına ve ek belgelere ihtiyaç vardır."»
Satırları okudukça içimde garip bir duygu oluştu.
Babam yine aynı şeyi yapmıştı.
Şüpheyle kanıtı birbirinden ayırmıştı.
Kimseyi peşinen suçlamamıştı.
Sayfanın alt kısmında ise başka bir not vardı.
"Eğer bu belgeyi Kerem okuyorsa, bilmesini isterim ki gerçek bazen beklediğinden daha sade olur."
Boğazım düğümlendi.
Yıllar önce yazılmış bu cümle, sanki bugün için bırakılmıştı.
---
147 ve 148 numaralı sayfaları da sırayla inceledik.
İlk sayfada banka kayıtlarına ilişkin notlar vardı.
İkinci sayfada ise bazı tanık ifadelerinin özeti yer alıyordu.
Belgeler önemliydi.
Ancak beklediğimiz gibi tek bir kişiyi doğrudan suçlayan bir içerik taşımıyordu.
Bunun yerine, olayların nasıl araştırılması gerektiğini gösteren ayrıntılar içeriyordu.
Selim Aras sessizliği bozdu.
"Hasan Demir'in en büyük özelliği buydu."
"Hüküm vermezdi."
"Sadece delilleri toplardı."
Orhan Bey başını salladı.
"Bu yüzden ona saygı duyardım."
---
Belgeleri yeniden dosyalarken Elif bir ayrıntı fark etti.
"Kerem."
"Evet?"
"149. sayfanın arka yüzüne baktın mı?"
Sayfayı çevirdim.
İlk bakışta boş görünüyordu.
Ancak pencerenin önüne götürdüğümde ışık altında silik bir yazı seçiliyordu.
Kurşun kalemle yazılmıştı.
Neredeyse görünmeyecek kadar hafifti.
Yavaşça okumaya başladım.
"Kırmızı dosyayı bul."
Altında tek bir tarih vardı.
3 Aralık 2008
"Bu tarihin bir anlamı olmalı." dedi Elif.
Selim Aras düşünceli bir ifadeyle konuştu.
"Bu tarih, soruşturmanın resmen kapatıldığı haftaya denk geliyor."
Orhan Bey ise başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Hem de Hasan'ın beni son kez ziyaret ettiği gündü."
Odadaki herkes aynı anda ona döndü.
"Size kırmızı dosyadan bahsetti mi?" diye sordum.
Yaşlı adam birkaç saniye düşündü.
"Hayır."
"Ama ayrılırken küçük bir paket taşıyordu."
"Nereye gideceğini söyledi mi?"
"Sadece şunu söyledi..."
Orhan Bey'in sesi kısıldı.
"'Bunu doğru kişiye ulaştırabilirsem içim rahat edecek.'"
---
Artık elimizde yeni bir hedef vardı.
Kırmızı dosya.
Ama nerede olduğu hâlâ bilinmiyordu.
Belgeleri yeniden koruyucu dosyaya yerleştirdik.
Selim Aras ayağa kalktı.
"Bu üç sayfa artık resmî delil olarak muhafaza edilecek."
Ben de ayağa kalktım.
"Bir ricam var."
"Nedir?"
"Belgelerin dijital kopyaları alınsın."
"Ama orijinalleri güvenli bir kasada saklansın."
Selim Aras hafifçe gülümsedi.
"Babanız da aynı şeyi isterdi."
---
Evden ayrılmadan önce Orhan Bey bizi kapıya kadar uğurladı.
Tam arabaya binecekken beni durdurdu.
"Cebine bunu koy."
Avucuma eski, pirinçten yapılmış küçük bir anahtar bıraktı.
Üzerinde tek bir harf vardı.
K
"Bu neyin anahtarı?"
"Bilmiyorum."
"Hasan bana verirken açıklamadı."
"'Bir gün Kerem'e ver.' dedi."
Anahtarı cebime koydum.
Artık elimizde sadece belgeler değil, yeni bir anahtar da vardı.
Ve içimde güçlü bir his vardı.
Babamın son sırrı...
Belki de o anahtarın açacağı yerde saklıydı.
Bölüm etkileşimi
