12. bölüm · GİZLİ GÖREV ADI: AŞK

Bölüm 12

CEPHEKALEMI 19

Sabah saat altıyı gösteriyordu.

Gece neredeyse hiç uyuyamamıştım.

Babamın çalışma odasında bulduğumuz son not, aklımdan çıkmıyordu.

"Arşiv-5 bir dosya adı değildir."

Bu cümle, haftalardır kurduğumuz bütün ihtimalleri değiştirmişti.

Demek ki aradığımız şey tek bir belge değildi.

Bir yerdi.

Bir arşiv odası...

Ve o odanın varlığını bilen kişi muhtemelen çok azdı.

Yatağımdan kalkıp pencereyi açtım.

Ankara'nın serin sabah havası yüzüme vurdu.

Sokağın henüz yeni yeni hareketlenmeye başladığını izlerken telefonum çaldı.

Arayan Elif'ti.

"Günaydın."

"Günaydın."

"Uyuyabildin mi?"

"Hem de sadece iki saat."

Elif hafifçe güldü.

"Demek aynı durumdayız."

"Sekizde merkezde buluşalım."

"Tamam."

Telefon kapandı.

---

Merkeze vardığımda Elif çoktan gelmişti.

Elinde iki kahve vardı.

Birini bana uzattı.

"Bugün uzun bir gün olacak."

"Belli."

Birlikte çalışma ofisine geçtik.

Kapıyı kapatır kapatmaz masanın üzerine bütün notları yeniden serdik.

Babamın ajandası...

Kırmızı dosya...

Fotoğraflar...

Küçük anahtar...

Ve "Arşiv-5" notu.

Elif bilgisayarını açtı.

"Önce resmî kayıtlara bakalım."

"Belki eski arşiv binalarının planlarına ulaşabiliriz."

Yaklaşık kırk dakika boyunca eski bina planlarını, taşınma kayıtlarını ve arşiv listelerini inceledik.

Çoğu belge yıllar içinde dijital ortama aktarılmıştı.

Bazıları ise hâlâ sadece kâğıt üzerindeydi.

Tam umudumu kaybetmeye başlamıştım ki Elif durdu.

"Kerem."

"Evet?"

"Sanırım bir şey buldum."

Bilgisayarı bana çevirdi.

Eski bir bina yerleşim planı ekrandaydı.

Binanın bodrum katında beş ayrı arşiv odası gösteriliyordu.

Odaların isimleri yerine sadece numaralar yazılmıştı.

1...

2...

3...

4...

Ve...

5.

Haritanın sağ alt köşesinde küçük bir not vardı.

"2009 yılı bina düzenlemesiyle kullanım dışı bırakılmıştır."

"Demek gerçekten varmış."

Elif başını salladı.

"Ama dikkat et."

"Evet?"

"Odanın kullanım dışı bırakıldığı yazıyor."

"Yıkıldığı değil."

Bu ayrıntı ikimizin de dikkatini çekti.

---

Öğleden sonra eski binaya gitmek için gerekli izinleri aldık.

Bina artık aktif olarak kullanılmıyordu.

Sadece bazı evrakların muhafaza edildiği eski bir hizmet binasıydı.

Kapıda görevli memur bizi karşıladı.

Kimliklerimizi kontrol ettikten sonra içeri aldı.

Koridorlar bomboştu.

Duvarlardaki boyalar dökülmeye başlamıştı.

Yılların yorgunluğu her köşede hissediliyordu.

Merdivenlerden bodrum kata indik.

Eski floresan lambalar aralıklarla yanıyordu.

Sessizlik insanın üzerine çöküyordu.

Koridorun sonunda metal bir kapı vardı.

Üzerinde küçük bir tabela asılıydı.

ARŞİV

Kapıyı açan görevli içeri girmeden önce durdu.

"Beşinci odayı mı arıyorsunuz?"

Şaşkınlıkla ona baktım.

"Evet."

Görevli hafifçe gülümsedi.

"Son yıllarda ilk kez biri o odayı soruyor."

"Yerini biliyor musunuz?"

"Biliyorum."

"Ama..."

Cümlesini tamamlamadan sustu.

"Ama ne?"

"Orası yıllardır mühürlü."

"Neden?"

"Resmî kararla kapatıldı."

"İçindeki evraklar başka yere taşınmadı mı?"

Görevli omuz silkti.

"Bana teslim edilen kayıtlarda böyle bir bilgi yok."

---

Koridorun sonuna doğru yürümeye başladık.

Birinci oda...

İkinci oda...

Üçüncü oda...

Dördüncü oda...

Hepsinin kapısı açıktı.

İçlerinde raflar ve eski dosyalar vardı.

Koridorun en sonunda ise diğerlerinden farklı bir kapı duruyordu.

Koyu gri renkteydi.

Kapının üzerinde paslanmış metal bir plaka vardı.

ARŞİV-5

Kapının kolunu çevirmeyi denedim.

Açılmadı.

Kilidi hâlâ sağlamdı.

Elif cebinden küçük not defterini çıkardı.

"Babandan kalan anahtar..."

Cebime uzandım.

Pirinç anahtarı avucumun içine aldım.

Görevli şaşkınlıkla bize bakıyordu.

"Bu anahtar..."

"...buranın kilidine benziyor."

Yavaşça eğildim.

Anahtarı kilide yerleştirdim.

Tam uyuyordu.

Elif nefesini tuttu.

Anahtarı yavaşça çevirdim.

Koridorda yankılanan metal sesi duyuldu.

Tak...

Kilit açılmıştı.

Kapıyı ittim.

Yıllardır açılmayan kapı ağır ağır aralandı.

İçeriden eski kâğıt ve ahşap kokusu geldi.

Fenerimizi yaktık.

Odanın içinde tavana kadar uzanan raflar vardı.

Hepsi numaralandırılmış kutularla doluydu.

Toz, rafların üzerine ince bir örtü gibi çökmüştü.

Tam içeri adım atacaktım ki yerde dikkatimi çeken bir ayrıntı oldu.

Kapının önündeki toz tabakasında...

Çok belirgin olmayan ayak izleri vardı.

Elif de aynı şeyi fark etti.

Bana sessizce baktı.

"Bu oda yıllardır kapalı deniyordu."

Başımı yavaşça salladım.

"Evet."

"Öyleyse..."

"...buraya bizden önce birisi girmiş."

Kapının önünde çömeldim.

Toz tabakasına dikkatlice baktım.

Ayak izleri çok belirgin değildi.

Yıllar boyunca biriken ince tozun üzerinde, belli belirsiz iki farklı iz seçiliyordu.

Elif de yanıma çömeldi.

"Ne görüyorsun?"

"İki farklı ayakkabı izi."

Elimi uzatmadım.

Onlara dokunmak istemiyordum.

"Birisi büyük numara, diğeri biraz daha küçük."

Görevli de merakla yaklaştı.

"Ben bunu daha önce fark etmemiştim."

Ayağa kalktım.

"Fark etmemen normal."

"Buraya en son ne zaman geldiniz?"

Bir süre düşündü.

"Yaklaşık üç ay önce."

"Neden?"

"Rutinde bütün depolar kontrol edilir."

"Kapıyı açtınız mı?"

"Hayır."

"Mühürlü olduğu için sadece dışarıdan baktım."

Elif sessizce not aldı.

"Üç aydır kimsenin resmî olarak girmediğini söylüyorsunuz."

"Evet."

Bu cevap önemliydi.

Ama tek başına yeterli değildi.

Ayak izlerinin ne zaman oluştuğunu bilmiyorduk.

Belki aylar önceydi.

Belki daha da eski.

Varsayım yapmak istemiyordum.

---

Kapıyı tamamen açtık.

İçeriye ilk adımı ben attım.

Eski ahşap raflar tavana kadar uzanıyordu.

Kutuların üzerinde tarih etiketleri vardı.

2005...

2006...

2007...

En arka rafta ise farklı renkte beş kutu duruyordu.

Üzerlerinde yalnızca harfler yazıyordu.

A...

B...

C...

D...

Ve...

K.

İçimde bir şey kıpırdadı.

"K..."

Elif fısıldadı.

"Cebindeki anahtarın üzerindeki harf."

Yavaşça son kutuya doğru yürüdüm.

Kutunun üzerinde ince bir kilit vardı.

Pirinç anahtarı cebimden çıkardım.

Yuvaya yerleştirdim.

Anahtar yine tam oturuyordu.

Hafifçe çevirdim.

Kilit açıldı.

Kutunun kapağını kaldırırken kalbimin atışını hissedebiliyordum.

İçinde düzenli şekilde yerleştirilmiş dosyalar vardı.

En üstte küçük bir zarf duruyordu.

Üzerinde yine babamın el yazısı vardı.

"Bulduysan doğru yerdesin."

Derin bir nefes aldım.

Bu cümleyi okurken boğazım düğümlendi.

Yıllar önce yazılmıştı.

Ama sanki bana o an söylenmiş gibiydi.

---

Zarfı dikkatlice açtım.

İçinden birkaç sayfalık bir mektup çıktı.

Yüksek sesle okumaya başladım.

«"Kerem,

Bu satırları okuyorsan, gerçeğe ulaşmak için sabır göstermişsin demektir.

Eğer kolay yolu seçseydin buraya gelemezdin.

Bu kutudaki belgeler, tek başına hiçbir insanı suçlamaz.

Ama olayların nasıl geliştiğini anlamana yardımcı olur."»

Okumaya devam ettim.

«"Unutma...

Dosyalar insanları değil, olayları anlatır.

İnsanlar hakkında karar verecek olan ise belgelerle birlikte yürütülecek adil bir soruşturmadır."»

Elif gözlerini benden ayırmadan dinliyordu.

Babamın her satırında aynı düşünce vardı.

Önyargısız olmak.

Sabırlı olmak.

Gerçekten emin olmadan hüküm vermemek.

---

Mektubu katladıktan sonra kutudaki ilk klasörü açtım.

İçinde eski yazışmalar vardı.

Bir kurumdan diğerine gönderilmiş resmî evraklar...

Teslim tutanakları...

Toplantı notları...

Belgeleri tarih sırasına göre incelemeye başladık.

Yaklaşık yarım saat sonra Elif bir dosyayı bana uzattı.

"Şuna bak."

Dosyanın başlığı dikkat çekiciydi.

Belge Teslim Çizelgesi

Altında uzun bir liste bulunuyordu.

Her satırda bir dosya numarası ve teslim alan kişinin imzası vardı.

Son sayfaya geldiğimde bir ayrıntı dikkatimi çekti.

Arşiv-5

Karşısındaki teslim alan bölümü boştu.

Ama hemen altına kırmızı kalemle kısa bir not düşülmüştü.

"Yerinde muhafaza edilecektir."

Demek ki buradaki belgeler hiçbir zaman başka bir yere gönderilmemişti.

Babam bunların burada kalmasını özellikle istemişti.

---

O sırada görevli rafların diğer tarafını incelerken seslendi.

"Buraya bakar mısınız?"

Yanına gittik.

Duvarın köşesinde küçük metal bir kutu vardı.

Diğerlerinden farklıydı.

Kutunun kapağı açıktı.

İçi boştu.

Görevli düşündü.

"Garip."

"Neden?"

"Eski envanter planında burada kayıt defteri olması gerekiyordu."

"Şimdi yok."

Elif bana baktı.

"Yani biri bu odadan en az bir belgeyi almış olabilir."

Başımı salladım.

"Olabilir."

"Ama elimizde bunu kesin olarak gösterecek bir kayıt yok."

Tam o sırada gözüm metal kutunun tabanına ilişti.

İnce bir kâğıt parçası sıkışmıştı.

Dikkatlice çıkardım.

Bu kez babamın yazısı değildi.

Eski bir envanter fişiydi.

Üzerinde tek satır vardı.

"Kayıt Defteri - İl Arşiv Müdürlüğü'ne gönderildi."

Altındaki tarih ise dikkatimi çekti.

Belgenin düzenlenme tarihi, babamın dosyayı hazırlamasından birkaç ay sonraydı.

Elif sessizce fişi inceledi.

"Demek aradığımız kayıt defteri burada kaybolmadı."

"Başka bir arşive gönderildi."

İlk kez elimizde resmî bir iz vardı.

Artık yeni hedefimiz belliydi.

Yıllardır cevabını aradığımız soruların bir kısmı...

Belki de İl Arşiv Müdürlüğü'ndeki eski kayıt defterinde saklıydı.