8. bölüm / 13
GİDELİM BURALARDAN8.Bölüm
Bölümler 13Şu an: 8.Bölüm
- 1 1. Bölüm2.637 kelime
- 2 2.Bölüm5.003 kelime
- 3 3.Bölüm5.504 kelime
- 4 4.Bölüm1.722 kelime
- 5 5.Bölüm3.347 kelime
- 6 6.Bölüm3.843 kelime
- 7 7.Bölüm2.299 kelime
- 8 8.Bölüm3.450 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9.Bölüm3.284 kelime
- 10 10.Bölüm3.450 kelime
- 11 11.Bölüm2.835 kelime
- 12 12.Bölüm2.445 kelime
- 13 13.Bölüm4.316 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zaman her zaman bu kadar hızlı mı akıyordu? Öyleyse bunu neden şimdi fark ediyorum? Şu bir hafta bana bir ay gibi gelmişti. O gece evden çıkıp savcıyla buluştuktan sonra bir daha kızlarla iletişim kurmamıştım. Sadece onlarla da değil kimseyle. Demir ile konuşabiliyordum bir tek. O da zaten hastaneye döndüğümde ne yapmam gerektiği hakkında konuşuyordu sadece. Çok sıkıcı biriydi. Bilsem gelmezdim be.
İki saattir okumaya çalıştığım ama odaklanamayıp okuyamadığım kitabı kenara koyup yataktan çıktım. Direkt karşımda duran aynadan kendimi gördüğümde bir korkmadım değil. Tuana beni böyle görse dilinden düşürmezdi valla. Sıkıntıdan yaptığım makyaj akmış ve saçlarım birbirine girmişti. Direkt banyoya geçip duş aldım ve saçlarımı da güzelce kurutup taradım. Kremlerimi almayı unutmak yaptığım en kötü şeydi şuan. Odaya dönüp yeni bir pijama takımı giydim. Şimdi gel gör beni Tuana. Keşke gelip görsen beni Tuana, özledim.
Odadan çıkıp mutfağa geçtim. Bütün gün birşey yiyesim gelmemişti ama şuan çok aç hissediyordum. Burada bıraktığım tabletimden 'Sen Anlat Karadeniz' açıp kenara koydum. Eskimeyen zevklerdendi. Dolaptan domates ve peyniri aldım. Onları ince ince dilimleyip bıraktım. Tost makinesini de çalıştırıp iki tane ekmek çıkardım. Bu sırada Tahircim de Vedat'ı dövüyordu. Pislik adam nefesi kaçırmıştıda. Tost makinesi ısındığında çıkardığım ekmekleri içine koyup biraz ısıttım. Domatesi ve peyniri de ekmeklerin arasına koydum ve birazda öyle tost makinesinde tuttum. Dolaptan meyve suyu alıp bir bardağa doldurdum ve masaya bıraktım. Tost makinesini de kapatıp tostumu bir tabağa alıp masaya geçtim. Açtım bir an önce yemek istiyordum ama bir eksiklik vardı. Elim gitmedi tostu alıp yemeğe. Eksik tostuma göz koyan biriydi galiba. Ayşe burada olsa uykusundan kalkıp gelir benim tostumu yerdi bana da yenisini yaptırırdı. Ulan rahatlık batıyo sizin yüzünüzden.
Tabağı iterek kendimden uzaklaştırdım ve diziyi izlemeye devam ettim. Bir kaç dakika sonra çalan kapı ile saate baktım. 01:27 bir şey mi olmuştu acaba? Odaya geçip başörtümü takıp kapıya gittim. "Demir?"dediğimde kapının diğer tarafından gelen ses oldukça yorgundu. "Benim. Müsait misin?" Bekletmeden kapıyı açtım. Açtığım gibi gördüğüm kan lekelerinin korkusuyla fark etmeden ona yaklaştım. "Demir, iyi misin?" Diye sorarken gözlerimle de yarasını arıyordum. "Şşt sakin ol. Binayı toplamayalım başımıza. Ben iyiyim, olay yerinden geliyorum orada bulaştı."dediğinde rahatlamanın verdiği sakinlikle gülümsedim. "Korktum bir anda öyle görünce."dedim. Yüzümde dolaşan gözleri, gözlerimde durdu. "Işığı açık görünce bakayım dedim."dedi niye geldiğini açıklayarak. "Uyku tutmadı, gün içinde de bir şey yiyesim gelmemişti şimdi bir şeyler atıştıracaktım."dediğimde kafasını sallayarak "Anladım, gidiyorum o zaman ben artık. İyi geceler."dediğinde sebebini bilmiyorum ama gitmesin istedim. "Dur, sen de açsan gel istersen tost yapmıştım sana da yapabilirim."dedim ama dediğim an kendimi sorguladım. Hacer içinden düşün ama yapma.
Duyduğundan emin olup olmadığını tartar gibi biraz bekledi. Sonra sırıtarak "Bilmem benim gibi baskıcı, bencil, ukala biriyle yemek yiyebilir misinki?"dedi. öhö öhö onları ben mi demiştim? "Aa kendinize haksızlık ediyorsunuz ama. Neyse size iyi geceler o zaman."diyip kapıyı kapatacakken "Açım."dedi ve içeri girdi.Hı? Napacaz şimdi? Kapıyı kapattığımda o da ayakkabısını çıkarıp mutfağa gitti. Ben gelir diye düşünmemiştim ama neyse. Ben de peşinden mutfağa girdiğimde dolaptan domates, biber alıyordu. "Ben yapayım mı?"dediğimde "Ben hallederim, melemen yapıcam seversin?"dedi. "Severim."dediğimde ceketini çıkartıp sandalyeye bıraktı ve "Ellerimi yıkayıp geliyorum sen otur."dedi ve mutfaktan çıktı. Ben de tekrar masaya geçip oturdum ve şuan ne yaşadığımı düşünmeye çalıştım. Daha iki gün önce etmiştim adama o lafları şimdi kendim davet etmiştim. Ama yalnızlıktandı ya. Ne yapayım burada? Tek bu var elde. "Ttt sinirlerim bozuldu."
Mutfağa geri döndüğünde domatesleri ve biberleri yıkayıp kenara aldı. "Soğanlı mı soğansız mı?"diyip bana baktığında onu izlediğimi anlamıştı. Bozuntuya vermeden "Fark etmez hepsi Müslüman."dedim. Ne? Hiç bozuntuya vermedin Hacer gerçekten tebrik ederim. "Anlamadım."dediğinde sesinden keyif akıyordu. Rezil olduk iyi mi? Ona bakmayı kesip önüme döndüm. Ve tostumu alıp bir ısırık aldım. "Fark etmez istediğin gibi yap."dedim ve diziyi tekrar açtım. İkimizde o melemeni yapıp masaya gelene kadar konuşmadık. Bir tane tabak alıp melemen koydu ve önüme bıraktı. Kendisine de bir tabak doldurduğunda direkt yemeğe başladı. O da sabahtan beri açtı galiba. Ekmekten bir parça koparıp melemenden aldım ve yedim. Baya iyiydi. Bir parça daha ekmek alıp yediğimde bana baktığını fark ettim. "Ne?"dedim kaşımı kaldırarak. "Beğendin mi diye bakıyorum."dedi. "Eh güzel işte, yenir."dediğimde "Güzel yani."dedi ve yemeğine geri döndü. Ben de uzatmadan yemeğimi yedim. İkimizde dizi izleyerek melemeni bitirmiştik ve bu onunla ilk defa kavgasız geçen günümüzdü. Genellikle hastane konusu yüzünden konuşmaların sonu kavgaya dönüyordu. Ama bu defa güzeldi.
Demir yemeğini bitirdikten sonra ben ne kadar hallederim desemde bulaşıkları makineye yerleştirip gitmişti, yan daireme. Evet, Demir beni yan dairesine yerleştirmişti. Yerimi de ondan başka sadece Alp ve Serkan biliyordu. Buraya geldiğim ikinci gün Demir, Serkan ile konuşmamı sağlamıştı. Eda ve Tuana savcılığı basmış beni soruyorlarmış, Ayşe onu arayıp beni soruyormuş. Demirden, Eda ve Tuana'ya anlayışla yaklaşması için söz almıştım. Umarım fazla ileri gidip adamı dellendirmezler. Onlar hakkında bildiğim tek şey buydu. Acaba şuan ne yapıyorlardı? Mina'yı da çok özlemiştim.
Işıkları kapatıp odaya geçtim. Başörtümü çıkarıp yerine koydum ve yatağa girdim. Umarım yarın daha iyi bir gün olur ve ondan sonraki diğer günlerde. Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladığında gece lambasını söndürüp iyice örtüye sarıldım.
***********************************************
AYŞE'NİN AĞZINDAN
"Tuana, kalk artık. Senin evinde ben yapıyorum herşeyi he."dememe rağmen Tuana yatakta dönerek bana sırtını döndü. "Ne halt edersen et Tuana. Yapmıyorum hiçbir şey."diyerek kapıyı sertçe kapatıp çıktım odadan. Hacer gittikten sonra Tuana'nın yanına gelmiştim ve gerçekten çok zordu. Hanımefendi sadece işe gidiyor ve Eda ile savcılık basıyordu, onun dışında da sürekli uyuyordu. İyice deli etmişti beni. Ben Tuana'nın yanına gelmiştim ama artık birininde benim yanıma gelmesi gerekiyordu. Mutfağa geçip kendime çay doldurdum ve balkona çıktım. Dışarıya baktığımda artık bir iki polis dışında kimse yoktu. Hacer gitti diye onlar da gitmişti, güvendeymişiz. Salıncağa oturdum ve yavaş yavaş sallanmaya başladım. Hacer çok severdi buna oturmayı.
Telefonumu açıp saate baktım. Daha yeni on olmuştu. Normalde utanıp yapamayacağım şeyi Hacer gittiğinden beri yapıyordum. Her gün Serkan'ı arıyordum. Bu gün, gün içinde aradığımda müsait değilim diyip kapatmıştı. Geri de dönmemişti, gıcık olmuştum iyice ona. Düşünmeden isminin üstüne tıkladım. Derin bir nefes aldığımda ne desem diye düşündüm ama ikinci çalışında hemen açılan telefonla hazırlıksız yakalandım. "Efendim güzelim."diye açılan telefona ise daha bir hazırlıksızdım ki öksürük krizine girdim. Şuan pis pis sırıttığına adım kadar emindim. "Su iç su."dediğinde çayımdan bir iki yudum aldım. Öksürüğüm kesildiğinde o bir şey diyip beni utandırmasın diye direkt lafa girdim. "Hacer'den bir haber var mı?"dediğimde derin bir nefes almıştı. "Güvende, iyi. Olduğu yerde kimse ona birşey yapamaz. Bu kadarını söyleyebilirim."dedi yine. Her defasında aynı şeyi söyleyip duruyordu. "Hastaneye dönmesi gerekiyordu ya hani öyle demişti savcı. O iş ne oldu ne zaman gelicek?"dediğimde arkadan "Serkan, kapat artık şu telefonu."diye bir kadın sesi gelmişti. Kadın sesi? Serkan biraz sessiz kaldıktan sonra "Bilgi veremem. Kapatmam lazım artık, iyi geceler."dediğinde telefonu yüzüne kapattım.
"Ne iyi geceleri acaba? Pislik, erkek değil mi hepsi aynı." Kendi kendime söylenirken gelen Tuana'yı fark etmemiştim bu yüzden "Ayşe."dediğinde korkup salıncaktan düştüm. Elimdeki ılık çay da üstüme döküldüğünde Tuana gülmeye ben de sövmeye başladım. "Ya gerçekten herşey üst üste gelmek zorunda mı ya? Bıktım. Allah belanı vermesin Serkan. Tuana niye sessiz sessiz geliyorsun?" Sona doğru bağırdığımda Tuana gülmesini durdurup "Allah'tan Ali amca yok he. Yoksa basmıştı bizi. Bu arada cidden bizim diğer komşular mı sağır ya? Bunu duyarlardı çünkü." Elini kalbine koyup "Yoksa biz Ali amcanın günahını mı alıyoruz? Belki de tek duyan odur."dedi. Ona göz devirip kalktım ve "Ya sabır."diyerek odaya geçtim. Bir yandan Serkan'a saydırırken bir yandan da üstümü değiştiriyordum. Yatağa fırlattığım telefon çaldığında olduğum yerden baktım kimin aradığına. Serkan Bey arıyordu. Çok bekle açarım. Üç kez daha aradı ama bakmadım. En sonunda vazgeçip aramayı kestiğinde üstümü değiştirmiştim. Odadan çıkıp tekrar balkona çıktım. Allah'tan çay az vardı da sadece üstüme dökülmüştü. Hiç buraları temizlemekle uğraşamazdım. Tuana'nın yanına geçip ben de sandayeye oturdum bu defa.
"Sonunda kalkabildin yataktan."dedim Tuana'yı kendime çekip sarılırken. Tuana oflayarak "Beni bırak, Serkan ne yaptı da ona saydırıyorsun?"dedi ve sağ kolunu omzuma doğru attı. "Hacer'i sordum, yine aynı şeyleri söyleyip durdu. Ben de sinir oldum işte. Bir şey Yok yani."dedim. Tuana "Hmm anladım."dedi ve sustu. Ben de sustum. Sonra yine sustuk. Sonra ben dayanamadım "Yanında kadın vardı. Kapat artık telefonu diye seslendi. Saat olmuş on. Gecenin bir yarısı. Niye yanında kadın var? Ve neden senin telefonu kapatıp kapatmamana karışıyor? Kim ki o?"dediğimde Tuana kollarımın arasında titremeye başladı. Gülüyordu hain. "Ay Ayşe, ilk defa duygularını kendin dışında birine seslice dile getirdin."dediğinde gerçekten de öyle olduğunu fark ettim. Belli oluyordu zaten ama bu başkaydı. Yine de inkarı seçip "Saçmalama ne duygusu? Serkandan falan hoşlanmıyorum ben."dediğimde daha çok gülmesi ile anladım ki tongaya düştük. Oflayarak kalktım oturduğum yerden. "Kes Tuana, yanında kadın vardı diyorum."dedim ve dışarıya baktım. "Ay Ayşe illa öyle bir şey mi olacak? Belki arkadaşı, belki akrabası falan. Niye aynı yatakta basmış gibi triplere giriyorsun. Ayrıca Serkandan bahsediyoruz, hani şu iki yıldır yüzüne bakmadığın halde senden vazgeçmeyen Serkan. Şimdi sen de ona karşı birşeyler hissedeceksin o da seni bırakacak, oldu."diyen Tuana'ya baktım. "Öyle mi gerçekten?"dediğimde başını sağ eline yaslayıp "Valla eniştelerimi sevmiyorum ama kimsenin hakkını yiyemem. Köpek gibi de aşıklar olum. Hele o Serkan var ya oog og."dedi. Her ne kadar bu içimi biraz rahatlatsada yine de aklımda sorular vardı tabi.
Yarım saat daha oturduktan sonra ikimizde odalara geçip yattık. Serkan bir daha aramamıştı. Meşguldü herhalde beyfendi. Yatakta bir sağ bir sola dönerken en sonunda uykuya dalabilmiştim.
00:48
Uykumda duyduğum şarkı ile uyandım. Kısık gözlerle etrafa bakarken telefonumun çaldığını anlayıp uzanarak telefonu aldım. Parlaklıktan yazan ismi okuyamamıştım. Telefonu açtığımda "Ayşe aşağıya in."diyen Serkan ile gözlerim fal taşı gibi açıldı. Yatakta doğrulup oturdum. "Serkan, noluyor?"dedim kuruyan boğazım yüzünden kısık bir şekilde. "Aşağı gel anlatayım."dediğinde oflayarak kalkıp "İyi, bekle."dedim. "Ayşe üstüne kalın birşey giy hava soğuk."dediğinde onu doğrularcasına esen rüzgarla titredim. Gerçekten çok soğuktu. Artık kış geldi diyebiliriz. Bir şey demeden telefonu kapattım ve montumu giydim. Aynanın karşısına geçtiğimde pekte iyi görünmüyordum ama hiç uğraşamazdım. Odadan çıkıp sessizce kapıya gittim. Kenarda duran anahtarı da alıp çıktım evden. Ve tam o an aklıma bir şey geldi. Kadın, kadın sesi. Bu defa soğuktan değil sinirden titredim. Her ne kadar gitme isteğim gitse de meraktan indim aşağı.
Serkan arabasına yaslanmış duruyordu. Gömlekle üşümüyor muydu bu adam? "Bana kalın giyin diyen beyfendi git ceket meket bir şey giy. Seninle uğraşamam."dediğimde kafasını yerden kaldırıp bana baktı. "Ne demek uğraşamam? Ayıp oluyor."dedi gülümseyerek. Yanına gittiğimde kayarak bana da yer açtı. "Üstüne bir şey giymezsen geri yukarı çıkarım."dediğimde bir şey demeden arabanın arka tarafından montunu alıp giydi ve tekrar yanıma geldi. "Tamam?" Kafamı salladım onaylamak için. Yanına geçip ben de arabaya yaslandım. Uzun biriydim ama Serkan'ın yanında kısa kalıyordum ve bu hoştu. Ona sarılıp kafamın neresine geldiğine bakmak istiyordum ya da sadece sarılmak için bahane arıyordum.
"Ee niye çağırdın gecenin bu saatinde? Umarım uykumdan uyanmama değer."dedim sessizliği sonlandırarak. "Telefonlarımı açmadın, mesajlarıma dönmedin. Ben de bir şeyleri yanlış anladığın konusunda endişelendim."dediğinde bahsettiği şeyi anlamamazlıktan gelerek "Neyi? Bir şey mi oldu?"dedim. Yaslandığı yerden ayrılıp önüme geçti. Kafamı kaldırıp yüzüne baktığımda ne düşündüğünü hiç belli etmiyordu. "Emniyetten arkadaştı. Hatta arkadaş bile değil öyle bir iki kez gördüm anca. Bir dosya hakkında konuşuyorduk ve emniyetteki, yalnız değildik."dediğinde açıklama yapmasına mı bana bunu açıklama gereği duymasına mı daha çok düşsem bilemedim. Gözlerimi ondan çekip yere sabitledim. "Niye bana açıklama yapıyorsun ki?"diye sordum sevincimi saklamaya çalışarak. Eliyle çenemden tutup gözlerimizi birleştirdiğinde oksijen iptaldi. Allah'ım sana geliyorum. Çek elini ve adam, kavuşamadan öleyim mi istiyorsun? Kıpkırmızı olduğuma emindim. Allah'tan etraf karanlıktı da fark edemezdi.
"Çünkü artık gizlemek istemiyorum Ayşe. İki yıl oldu bu kalp sadece beni yaşatmayalı. İki yıl oldu ama bir gram eksilmeden arttı sana olan aşkım." beklemediğim itirafıyla kalakaldığımda elini çenemden ayırdı. O da bir itiraf duymayı bekliyordu şimdi. Ama ben ne diyeceğimi bilemeyip öylece durdum. Resmen dondum kaldım. Yerin yedi kat dibine girsem ya şuan. Dilim tutuldu Serkan, yardım et. Sessizliğim karşısında benden uzaklaştı, omuzları çökmüştü. Hayır hayır, reddetmedim dur lütfen. Kendimi zorlasam da konuşamadığımda Hacer'in bu tip sorunlar karşısında öğrettiği şeyi hatırladım. Sağ elimle burnumu kapatıp sol elimle de başımı tuttum ve etrafımda üç kez döndüm. Sonra tekrar konuşmaya çalıştığımda yine başaramadım. Bunu tekrarladığımda duyduğum kahkaha sesiyle Serkan'a baktım. İki yıldır tanıdığım adam ilk defa kahkaha atıyordu. Rezil olduk babag. Kuşlar beni de alın kuşlar. Ulan Hacer, yaktım seni.
"Serkan sil bu anı aklından." Diyip koşarak binaya girdim ve aynı hızla da eve çıktım. Montumu asıp direkt mutfağa geçtim ve soğuk bir su içtim, bir kaç bardak. Allah'ım rezil oldum. Camdan dışarı baktığımda arabaya binip gitmişti. Tam o anda gelen bildirim sesiyle telefonu açıp baktım.
Serkan: Yaptığın şey ne anlama geliyor bilmiyorum ama hayır olarak almadım. Bu yüzden bana hâlâ bir itiraf borçlusun deli hemşire, iyi geceler.
Ya yerim hâlâ seviyor. Ben olsam içine bir şey girmiş der uzaklaşırdım iyi ki ben değilsin Serkan.
***********************************************
Sabah alarm ile kalkmak en nefret ettiğim şeydi hiç şüphesiz. Şuan böyle bir zorunluluğum da yoktu aslında ama nasıl bilmiyorum alarm kurmuştum hem de sabahın körüne. Saat beşte kalkmak hiçte istediğim bir şey değildi. Uyandıktan sonra geri uyuyamayıp çıkmıştım yataktan. Evi toplayıp, toz almıştım. Şimdi de Demir'in gelmesini bekliyordum. Yarın hastaneye dönücem ve endişeliyim ama bir yandan da kızları görebilecek olmak iyi birşeydi. Demir'i beklerken geçen akşam yaptığı melemene karşılık börek yapıyordum. O kadar çok canım sıkılıyordu ki börek yapmak eğlenceli geliyordu. Kendime gülmeden edemedim.
Tepsiyi ısıttığım fırına attıktan sonra çayı demleyip altını kıstım. Ve bir türlü bitiremediğim o kitabı tekrar elime aldım. Az kaldı Hacer az kaldı. İnşallah bitecek bir kaç güne. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama kapı çaldığında korkacak kadar odaklanmıştım. Kaldığım sayfaya bakıp kitabı kapattım. Fırının beş dakikası daha vardı. Başörtümü düzertip kapıyı açmaya gittim. Açar açmaz yüzüme tutulan, poğaça kokan poşetle geri çekildim. Alp, Serkan ve Demir birlikte gelmişti. Alp poşeti aşağı indirerek "Merhaba Hacer, müsait misin? İçeri girebilir miyiz?"dedi.Serkan ise bir şey demeden içeri girmişti. Alp onun ardından göz devirip tekrar bana baktığında elimle içeriyi gösterdim. "Gel tâbi."
Garip ikili içeri geçtikten sonra Demir "Bir anda çıktılar, kusura bakma. Önceden haber veremedim. Rahatsız olmadın umarım."dedi ve içeri geçip ceketini çıkardı. "Yok olmadım. Serkan'ı tanıyorum zaten ağabim gibidir. Alp'de iyi birine benziyor."dediğimde "Ya çok iyidir."dedi ve o da mutfağa geçti. Ben de kapıyı kapatıp peşlerinden gittim. Üçü birlikte koca mutfağı küçültmüşlerdi. Fırının kapanma sesi ile onlara bakmayı kesip fırından böreği çıkardım ve kesip tabaklara koydum. Demir kalkıp tabakları masaya götürdüğünde ben de bardaklara çay doldurdum. Çayları da alıp masaya geçtiğimde börekten ilk ısırığı alan Alp "Hacer, bu çok iyi. Ellerine sağlık."dediğinde gülerek "Sağol ama biraz yavaş ye istersen yanacaksın."dedim. Serkan "Sabır falan nedir bilmez bu. Biz işimize bakalım ve seni bir an önce kardeşlerine kavuşturalım yoksa bu gidişle hapishaneye girecekler."dedi. Alp, Serkan'a karşılık vermek yerine onu onayladığında anlamayarak Demir'e baktım. Çayından bir yudum aldıktan sonra bana baktı ve "Eda ve Tuana Hanım, benim hakkımda birşeyler araştırıyormuş. Amaçları ne bilmiyoruz ama tahmin etmek zor değil. Böyle giderse sana verdiğim sözü tutamayabilirim."dedi. Ne tepki vereceğimi şaşırdığımda Alp araya girerek "Keşke en başından söz vermeseydin de Eda Hanım ilk odanı bastığında ona dilekçe yazsaydın kuzen."dedi ve sonrada bana bakıp "Hacer bu tamamen arkadaşın ile ilgili bir mevzu senlik bir sıkıntı yok, yanlış anlama lütfen beni."dediğinde Serkan ona bakıp "Alp keste konumuzu konuşalım."dedi sinirli bir şekilde.
Alp ona karşılık verecekler Demir araya girerek "Kesin şunu, şuan yapmanız gereken tek şey Hacer'e hastaneye döndüğünde ne yapacağını anlatmak."dedi hafif yüksek sesle.
Serkan Alp'e sırtını dönüp bana baktı ve direkt konuya girdi. "Hacer, hastane içinde gidebileceğin ve gidemeyeceğin yerler var. Bunu kameralara göre belirledik. Kamera olmayan yere adım dahi atmıyorsun. İki kişiden az kimse ile bir yere gidip etmiyorsun. Ayşe ile çok görünmemelisin."dedi ve önüme bir dosya bıraktı. Dosyayı alıp açtığımda içinde hastanedeki kamera yerlerini gösteren harita gibi bir şey vardı. Başımı sallayarak Serkan'ı onayladım. Bu defa Alp önüme bir dosya bıraktı. O dosyayı da alıp baktığımda birkaç hastane çalışanı ve onların işlediği suçlarla ilgili bir kaç sayfa vardı. Göz aşinalığı ile bir iki kişiyi hatırladım ama asıl bir kişi var ki burada olmasına hiç şaşırmadım, Burak hoca. "Bu kişiler ile pek yan yana gelmemeye çalış. Katilimizin kimin ile anlaştığını bilemeyiz."dediğinde "Ben zaten Ayşe dışında bir iki kişiyle anca konuşuyorum. O yandan sıkıntı yokta biz bu pisliği tanımıyoruz ki ya başka şekilde yaklaşmaya çalışırsa?"dedim ve dosyayı kapatıp Alp'e geri verdim. Demir "Sivil polisler her zaman peşinde olacak ve aynı zamanda hastaneye de bir kaç adam yerleştirdik. Sen fark etmesende onların gözü hep sende olacak. Hastalarınla olan görüşmelerin içinde odanda gizli kamera olacak."diyerek cevapladı sorumu. "Bu doğru olmaz ama. Hastalarımın gizliliği ne olacak?"dediğimde Alp'den gelen gülme sesleriyle üçümüzde ona baktık. "Hacer valla bu ülkede kırmızı oda yayınlandı, kadın kitap yazdı üstüne dizi çekti. Senin hastalarını da bizim Hasan ağabi izlese ne olacak?" dediğinde ben de gülmüştüm. Orası öylede işte bu pek içime sinmese de kabul etmeliydim. "Hasan ağabiniz inşallah izlemekle kalır."dedim ve boşalan tabakları ve bardakları alıp kaldırdım. Alp ve Serkan bir kaç şey hakkında daha bilgi verip gittikten sonra Demir ile baş başa kaldık.
"Heyecanlı mısın?" bulaşıkları sudan geçirirken masada oturan Demir'e baktım. "Ne için?" Demir kalkıp yanıma geldi ve "Mesleğine geri döneceğin için."dedi. İşimi bitirip ona döndüm. "Yani heyecanlı mıyım bilemiyorum. Tek emin olduğum şey biraz korktuğum. Umarım kısa sürede yakalayabilir siniz ve biter şu iş. Evime dönmek istiyorum artık."dediğimde kollarını birbirine doladı ve "Rahat ettiremedik mi?"dedi. Ben de onun gibi kollarımı birbirine doladım ve tezgaha yaslandım. "Valla ev güzel de ruh yok. Kızlarla burada da yaşamak güzel olurdu ama işte kızlarla. Ben kendimi bildim bileli Eda yanımda. Diğerleri ise taa liseden arkadaşlarım, kardeşlerim. Bir haftadır onlarla konuşamamak o şerefsizin bana yaptığı en büyük kötülük."dedim sesimden belli oluyordu onları ne kadar özlediğim. Demir bana bir kaç adım yaklaşıp "Merak etme yakında onlarla olacaksın. Ama önce adamımızı yakalamalıyız. Bu arada Serkan'ın dediği gibi Ayşe Hanım ile pek görüşme. Yakınlık kurmanız iyi olmaz. Görüşmeniz gerektiğinde de sadece senin odanda olmalısınız."dedi ve uzaklaşıp sandalyeden ceketini aldı. "Peki diğerleri? Onlar ile nasıl görüşücem?"dedim merakla. Ceketini giydikten sonra bana bakıp "Halledicem onu ben."dedi ve mutfaktan çıktı. Biraz sonra gelen kapı sesiyle de gittiğini anladım. Umarım herşey yolunda gider.
***********************************************
ECE'NİN AĞZINDAN
"Tuana biraz daha benimle uğraşırsan görürsün gününü." Seni bir elime geçireyim var ya Tuana. İki saattir Ege'nin attığı storiye bakıp bakıp benimle alay ediyordu. Ben de en sonunda dayanamayıp onu kovalamaya başlamıştım. "Ayy Hacer bir dönsün de Ege'nin ev teklifini kabul edicem. Bune anam burada kaçacak yer bulamıyorum." Tuana koltuğun arkasında durup soluklanırken ben de beni tutan Şevval ve Ayşeden kurtulmaya çalışıyordum. "Ya bırakın beni. Siz de gidin Eda gibi oturup izleyin sadece. Ben de döveyim şunu bir güzel. Hacer de yok kimse alamaz elimden."diyip psikopatça güldüğümde Tuana tırsıp bağırarak "Lan sakın salmayın he yer bu beni."dedi. "Sen de uğraşmasaydın kızla. Dur diyor durmuyorsun, sus diyor susmuyorsun." şevval benim yerime konuşup beni bıraktığında Ayşe'den de kurtuldum ve Tuana'nın üstüne doğru koştum. "Aaa canavar geliyoor. Yardım ediiin."diye bağıran Tuana değil ama "Dün gece Serkan, Ayşe'ye aşkını itiraf etti. Ben anlatmazsam kimseler anlatmaz bilin bunu "diyen Tuana beni olduğum yere çiviledi. Kızlarla aynı anda çığlık attık ve Ayşe'yi zorla koltuğa oturttuk. "Ya Tuana anlatma demedim mi ben sana! Pislik kari!" Ayşe'nin sitemine Tuana "Kanka kız beni çiğ çiğ yiyecekti."dediğinde ona bakıp sırıttım. Sen bekleme de kal Tuana.
Eda "Ayşe dökül hemen."dedi ve ışıkları kapatıp Ayşe'nin yüzüne telefon ışığını tuttu. Sorguya çekmek diyince de biz. Şevval de aynı şekilde telofon ışığını açtı ve Ayşe'ye tuttu. "Niye anlat mıyorsun bunu bize bu saate kadar? Neden?" Tuana, Şevval'in sorusu bittiğinde gülerek "Valla bunu ben de anlatamazdım. Hacer yokken bile komik biri. Canım ev arkadaşım." dedi. Ayşe kalkmaya çalıştığında onu tuttum ve "Lan Hacerle ne alakası var? Ne oldu anlatsanıza."dedim merakla. Eda, Ayşe'yi bırakıp Tuana'nın yanına gitti. "Tuana anlatırsan Hacer dönene kadar seni bunların dayaklarından korurum."dedi ve büyük oynadı. Ayşe bağırarak "Tuana ya, sakın!"dedi ama artık başım ağrıyordu bu yüzden Ayşe'nin ağzını elim ile kapatım Tuana'ya "Çabuk başla."dedim.
Tuana derin bir nefes alıp "Ayşecim öncelikle çok özür dilerim. Daha sonrasında Eda sözünü tut yoksa Ayşe beni parçalar hem de kendi evimde. Yine sonrasında şimdi bu Serkan gelmiş gece Ayşe Ayşe in aşağı da bir yüzünü görem demiş. Buraya kadar okey?"diyip kestiğinde Şevval "okey okey. Devam et."dedi.
"İşte sonra bizim kız da ay hemen hemen diyip inmiş aşağı. Bunlar biraz o soğukta durmuşlar sonra Serkan demiş ki Ayşem demiş güzelim demiş benim kalbimde sen varsın demiş ben iki yıldır kapında köpeğim demiş sonra daaa bizim kız ne demiş biliyor musunuz?"diyip durduğunda Ayşe artık çırpınmayı kesmişti. Kızlarla yine aynı anda konuşup "Ne demiş?" dedik. "Çatlicam artık. Söyle şunu Tuana."dedim sabredemeyerek. İki yıllık shipim gerçek oluyor. "Hiçbir şey, üç kere dönüp kaçmış." Tuana arkasına yaslanıp gülmeye başladığında şokla Ayşe'ye bakıp kaldık.
Şevval "Nasıl yani Ayşe?"dediğinde Ayşe elleriyle yüzünü kapatım "Ya bana kal geldi o an. Sonra salak kafam Hacer'in, Ece ile bana öğrettiği şeye gitti. Hani şu sakinleşmeye yarayan hareket vardı ya bir elinle burnunu bir elinle kafanı tutup etrafında üç kere dönme. Heh işte onu benim salak kafam o çaresiz anında ciddiye aldı. Unuttu bunun şaka olduğunu gitti bu hareketi yaptırttı bana, benim canım salak kafam. Ağlicam şimdi, unutun bunu."diyip kalkıp gittiğinde hep birlikte kendimizi yere atıp gülmeye başladık.
Sesimize Mina uyanıp ağlamaya başladığında anca susabilmiştik. Hacer'e, Ayşe'ye bunu göstermesini ben söylemiştim yıllar sonra buna sebep olacağını bilsem yapmazdım be.
Bölüm etkileşimi
