11. bölüm / 13
GİDELİM BURALARDAN11.Bölüm
Bölümler 13Şu an: 11.Bölüm
- 1 1. Bölüm2.637 kelime
- 2 2.Bölüm5.003 kelime
- 3 3.Bölüm5.504 kelime
- 4 4.Bölüm1.722 kelime
- 5 5.Bölüm3.347 kelime
- 6 6.Bölüm3.843 kelime
- 7 7.Bölüm2.299 kelime
- 8 8.Bölüm3.450 kelime
- 9 9.Bölüm3.284 kelime
- 10 10.Bölüm3.450 kelime
- 11 11.Bölüm2.835 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12.Bölüm2.445 kelime
- 13 13.Bölüm4.316 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Ayşe, Şevval neredesiniz? Mina'nın sesini duyuyorum."
Seslenmeme yanıt alamayınca arkamda oturan Eda'ya dönüp baktım. "Eda kızlar nerede? Mina çok ağlıyor Şevval duymuyor mu?" Eda sadece bana bakmaya devam ettiğinde yanına gidip omzuna dokundum. Ama o hiçbir tepki vermeden bana bakıyordu. "Hacer, buraya gel kızlar burada." Tuana'nın sesini duyduğumda Eda'yı bırakıp Tuana'yı takip ettim. Mina'nın ağlama sesi arttığında kulaklarımı kapatmıştım ama hâlâ oldukça sesliydi. Tuana beni kendi odama getirdi ve beni bırakıp gitti. Yatağımda yatan Ece beyaz yatak örtüsünün içinde oldukça güzel görünüyordu. Ona doğru bir adım attığımda ise o beyaz örtü kıpkırmızı olmuştu. Çığlık atarak odadan çıkmaya çalıştım ama kapı açılmıyordu. Mina'nın sesi ise daha gür çıkmaya başlamıştı. Kapının dibinde yere çöküp ellerimle kulaklarımı kapatıp çığlık atarak ağlamaya başlamıştım. "Yeter, yeter Mina. Ağlamayı kes artık. Şevval, Ayşe nerdesiniz?" Omzuma konulan el ile kafamı kaldırdığımda kızların hepsi karşımda durmuş bana bakıyordu. Mina ise Şevval'in kucağında gülümseyerek kollarını bana uzatmıştı.
Nefes nefese gözlerimi açtığımda gördüğüm rüyanın etkisi ile kalbim çok hızlı atıyordu. Gece lambasına uzanıp açtığımda kenarda duran sürahiden bir bardak su doldurup içtim. Biraz soluklanıp sakinleşmeyi bekledim öylece. Nefes alışverişim düzenlediğinde yataktan çıkıp banyoya geçtim. Kısa bir duş alıp üzerime bu defa ince bir şeyler giydim. Terlediğim için ıslanan yatağın çarşaflarını değiştirip yeniledikten sonra oturma odasına geçip kendimi koltuğa attım. Kenarda duran battaniyeyi de üstüme örtüp öylece uzandım.
Bilinçaltı çok korkunç bir şeydi. Tüm korkuları bize hatırlatmakta üstüne yoktu. Uyumaya çalışsamda başarılı olamayınca kalkıp ilaç içtim ve kitap alıp geri koltuğuma döndüm. Uykunun gelmesine yardımcı olurdu inşallah. Dün de erkenden kalktığım için bugün uyumak istiyordum. Üstümü iyice örtüp tekrar tekrar okuduğum kitabımın ilk sayfasını açtım. Cengiz Aytmatov'dan Gün Olur Asra Bedel. Liseden beri elimden düşürmemiştim bu kitabı.
Tahminimce bir saat sonunda kitabı bırakıp uykumun gelip gelmediğini kontrol ettim. Gelmemişti, aksine zihnim iyice açılmıştıda. Bu defa kendime bir kahve yapmak için kalktım ayağa. Madem uyumuyoruz hakkını verelim. Uzun zamandır Türk kahvesi içmemiştim ve şuan canım çok çekmişti. Çekmeceden cezveyi alıp kahve ve suyu da ekledim ve ocağa koydum. Kokusu bile iyi geldi.
Olan kahvemi fincana doldurup tekrar oturma odasına gittim ve kendime güzel bir film açıp izlemeye başladım. Genelde böyle gecelerde yanımda Tuana olurdu ama şimdi yalnızdım. Dizideki kadın karakterde yalnızdı, onunla birlikte oturup ağlayabilirdik şuan.
Pislik adam kadını öylece bırakıp gittiğinde sebepsiz aklıma Demir gelir gibi oldu. "Tövbe estağfurullah tövbe. Allah'ım sen benim aklımı koru yarabbim." Olmaz Hacercim olmaz.
Saat gece 4'de yaklaşırken film bitmişti ve benim uykum yeni geliyordu. "İki saat sonra uyanıcaz ya uyuruz şimdi." Kendime söylenerek kalkıp odama gittim ve tertemiz yatağıma girip yattım. Uykuya dalmıştım dalmasına ama duyduğum yüksek sesli müzik beni yataktan sıçratmıştı. Dışarıda fazlaca gürültülü bir müzik sesi vardı.
"Dönmesek de köşeyi biz
Kaybetmeyiz neşeyi biz
Hani yok mu bişeyimiz
Takma, düzelir be kanka"
"Hay sizin var ya. Ne biçim iş ulan bu?" Söylenerek yataktan çıkıp camdan dışarı baktığımda neye uğradığımı şaşırdım. Gözlerim bana oyun oynamıyorsa eğer kızlar şuan buradaydı. Gülerek camı açtığımda beni ilk fark eden Ece olmuştu. Kızlara olduğum yeri göstererek birşeyler dediğinde hepsi bana bakarak şarkıya eşlik etmeye başladı.
"Bu alemde gardaşın çok
Denizde kum, bizde dalga
Hallederiz sıkıntı yok
Takma, düzelir be kanka"
Gülerek onlara bakan gözlerim yaşlarla dolmaya başladığında çenemi elime koyup onları izledim sadece. Çok güzellerdi çok. Hepsinin de üzerinde pijamaları vardı ve çok komik görünüyorlardı. Ece ve Ayşe sarılmış bir sağa bir sola sallanıp dururken Eda da bir kolunun altına Şevval'i bir kolunun altına da Tuana'yı almıştı.
"Düşe kalka böyle geldik
Biz aşkı dumana verdik
Bak yine tribe girdik
Takma, düzelir be kanka"
Şarkıya eşlik eden siren seslerini duyduğumda gülen yüzüm düşmüştü. Kızlar ise bunu bekliyormuş gibi hiçbir tepki vermeden oldukları yerde duruyorlardı. Tuana bağırarak "Ayşe eğer gelenlerin arasında Serkan varsa iki güzel söz söylede beni salsın." dediğinde hepsi ile birlikte bende güldüm. Ayşe, Tuana'yı kovalamaya başladığında polislerde gelmişti. Tuana'nın istediği gibi gelenler arasında Serkan da vardı. Ama Ayşe Serkan'la konuşmayı bırak ondan en uzak köşeye gitmişti. Bu ikisinin hâli ne olacaktı acaba? Ayşe ile konuşmak şart olmuştu artık. Çocuk 3 senedir yanıyordu gözümüzün önünde.
Alp'i fark ettiğimde o bana bakıyordu. Elini bana doğru kaldırıp "Ey mahalleli içeri geçin içeri. Kış günü üşüteceksiniz bu deliler gibi olmayın." dedi. Hem bana hem kızlara laf atıyordu. Onu dinlemeyip olduğum yerde kaldığımda kuzeni gibi yukarı bakıp birşeyler söyledi. Eda ona yaklaşıp omzuna dokunduğunda başını eğerek Eda'ya baktı ve birşeyler konuştular. Eda sinirli dururken o gayet sakindi. Keşke duyabilsem ne konuşabildiklerini. "Of aşağıya inmek istiyorum."
"Sakın!" Bir anda duyduğum sesle çığlık atıp arkama baktım ama kimse yoktu. Tekrar başımı dışarı çıkarıp aşağı baktığımda herkes bana bakıyordu. Serkan eliyle sağ tarafı işaret ettiğinde sağıma doğru baktım. Demir çatık kaşlarıyla bana bakıyordu. "Ne yapıyorsun ya? Ödüm koptu?" Sinirle söylendiğimde o da aynı sinirle "Aşağı falan inmiyorsun. Zaten şimdi gidecek arkadaşların." dedi. Ona göz devirip aşağı, kızlara baktım. Polisler onları arabaya bindiriyorlardı. "Tutuklayacak mı gerçekten?" diye sordum şaşkınlıkla.
"Sabahın beşinde mahallede son ses müzik dinleyip insanları rahatsız etmekten, evet." Demir benim bir şey dememe müsade etmeden içeri girdiğinde polislerde çoktan kızları almış gidiyorlardı. Camı kapatıp üstüme bir hırka attım ve evden çıkıp yan evin kapısını çaldım.
Demir çok geçmeden kapıyı açtığında beklemeden içeri geçip oturma odasına gittim ve koltuğa oturdum. Demir hemen peşimden gelir diye bekledim ama gelmedi. Beş dakika öylece duvarla bakıştıktan sonra içeri gelen Demir Bey elindeki iki fincandan birini bana uzattı. Ters bir bakış atıp fincanı aldım ve direkt söze girdim. "Söyle kızları bıraksınlar."
"Neden yapayım bunu? Bir daha gelsinler diye mi yoksa bu defa gelirken peşlerinde o şerefsizi de getirsinler diye mi?" Tam yanıma oturduktan sonra çayından bir yudum alıp fincanı sehpaya bıraktı ve gözlerimin içine baktı. "Söylesene o şerefsizin buraya gelip gelmediğini nereden bileceğiz? Daha dün sabah onlara bulaşmasının nedeni buydu. Onlarda bunu yaptı ve sana geldiler. Artık burada güvende kalabileceğini mi düşünüyorsun?" Dediğinde haklı olduğunu biliyordum. "Tamam ben başka bir yere gideyim o zaman, kızları bıraksınlar ama." dediğimde ayağa kalktı ve "Hayır, yanımda kalmaya devam edeceksin. Arkadaşlarını fazla tutmazlar, merak etme onları. İş için gidip hazırlan hadi." dedi sakince.
"Emir verip duruyorsun anca, sıkıldım." diyip yerimden kalktım ve ona bir daha bakmadan evden çıktım. Eve girmek istemiyordum. Kızları görmek istiyordum ben.
Cebimden anahtarı çıkarıp kapıyı açtığımda onun kapısı da açıldı. Yandan ters bir bakış atmakla yetindiğimde onun derin bir nefes alıp verdiğini duydum. "Bugün çok daha dikkatli ol." dediğinde kafamı sallayarak onayladım ve eve girip kapıyı kapatmadan önce baktım ona. Gözlerimiz buluştuğunda başını sağ omzuna doğru hafif eğerek gülümsedi. "Akşam sana melemen yapayım mı?" Kendimi tutamayarak ben de gülümsedim. "Özür mü diliyorsun?" Omzunu kaldırıp indirerek "Belki, izin verirsen." dediğinde gözüme tatlı gelen adamla kendime şaşırdım. Kendimi toplamak adına saniyelik gözümü kapatıp açtım ve tekrar ona baktım. Biraz daha iyiydi en azından yanaklarını sıkmak istemiyordum artık.
"Olur, melemen yeriz akşam. Ben ne yapayım?" diye sordum özrünü kabul ederek. "Çay, yanına çay yeterli."
"Tamam, o zaman akşam görüşürüz." diyip sağ elimi kaldırdım ve bay bay şeklinde salladım. Elime bakıp güldüğünde o da benim gibi elini kaldırıp salladı. "Görüşürüz."
*******************************************************
Demir gittikten sonra ben de hemen hazırlanıp hastaneye geçmiştim. Şimdi odamda dün gelmeyen Mete Bey'i bekliyorum. Bir yandan da Serkan ve Alp'i darlıyordum. Bir de Demir'i.
ŞEREFSİZİ YAKALIYORUZ adlı grubu kurdunuz.
Serkan, Demir ve Alp kişisini eklediniz.
Ben: Kızları bıraktınız mı?
ALP: WJEJJDJNDB Hacer, önemli bir toplantıdan sırf gülmek için çıktım şuan.
Alp'in yazdığı şeye gülüp cevap verecektim ki Serkan benden önce yazdı.
SERKAN: Ben de diyorum kim bu anıran.
ALP: Önce kendi anırmana bak lan sen, buraya kadar geliyor sesin.
SERKAN: Benle lanlı manlı konuşma demiyor muyum lan ben sana?
ALP: Paşam yedi sülalemize laf edecek biz lan demicez öyle mi?
Bunları bir araya getirmek hataydı sanırsam.
SERKAN: Getirtme beni oraya.
ALP: Gelmezsen adam değilsin.
Ne? Ne yapıyor bunlar. İkisininde acil tedaviye ihtiyacı var. Ne bu öfke be? Beni bile germişlerdi.
Ben: Hey durun, saçmalamayın.
Serkan, Alp gelin şuraya.
DEMİR: Hacer.
Demir sadece ismimi yazdığında daha fazla gerildim.
Ben: Efendim?
DEMİR: Elindeki kalemi kendine batırıyorsun, bırak şunu.
Ne?
Elime baktığımda kalemi bacağıma düşmana saplar gibi bastırıyordum. Kalemi masaya geri bırakıp odada gözlerimi gezdirdim. Beni izliyordu.
DEMİR: Bulamazsın.
Ben: Beni Hasan ağabiniz izlemeyecek miydi?
DEMİR: Boş zamanım var, bakayım dedim.
Ben: Boş zamanlarında dinlenmeye ne dersin?
DEMİR: Dinleniyorum.
Şimdi ben bunu ne şekilde anlamalıyım? Elim kalbime doğru giderken onun beni izlediğini hatırlayıp hemen elimi indirdim. Şey konuyu değiştirelim, ne diyelim?
Ben: Şey Serkan ve Alp cidden kavga ediyor olabilirler mi?
DEMİR: Ediyorlar, seslerini duyuyorum.
Ben: Benim yüzümden oldu.
DEMİR: Hayır, onların birbirlerine girmek için nedene ihtiyacı yok.
Ben: Neden böyleler?
DEMİR: Uzun mesele. Belki bir gün anlatırlar.
Ben gidip ayırayım şunları. Dikkat et kendine.
Ben: Sende.
Hem sorduğum sorunun cevabını alamamıştım hem de Serkan ve Alp'in kavga etmesine neden olmuştum. İyice morelim bozulduğunda kalkıp saate baktım. Mete Bey yine gelmiyorsa kafeteryaya gitmek istiyordum. Seans saatinden sadece beş dakika geçmişti o yüzden biraz daha bekledim. Masamın üstünü bugün çıkmadan önce silip düzertmeliydim. Çok dağınık geliyordu şuan gözüme. Kapının çalmasıyla oturuşumu düzertip gel diye seslendim. Kapı açıldığında içeri giren Mete Bey'le hızla ayağa kalkıp yanına gittim. "Mete Bey, yüzünüzün hâli ne böyle? İyi misiniz?" Yardım ederek onu koltuğa oturttuğumda yüzünü acı ile buruşturduğunu gördüm. "İyiyim, telaşlanmayın." Derken bile konuşmakta zorlanıyordu. Odadan çıkıp önüme ilk çıkan hemşireye olayı anlatıp odama çağırdım ve geri Mete Bey'in yanına gittim. "Hemşire çağırdım şimdi gelir."
Elini bana doğru uzatarak "Lütfen istemiyorum, siz yanımda olun yeterli." dediğinde kaşlarımı çatarak istemsiz bir iki adım uzaklaştım. Bu sırada malzemelerle içeri giren hemşire hemen Mete Bey'in yaraları ile ilgilenmeye başlamıştı.
Danışanlarımla aramdaki mesafeye her zaman dikkat eden ben ilk defa böyle bir durumda kalıyordum. Mete Bey ile sadece bir iki seans gerçekleştirmiş olmamıza rağmen böyle davranması beklenmedikti. İşten ayrıldığımda beni araması geldi aklıma. Bu yanlış bir iletişimdi. Başhekim ile görüşüp Mete Bey'i başka bir psikologa yönlendirmek en doğrusuydu.
"Hallettim Hacer Hocam. Geçmiş olsun size de." diyerek odadan çıkan hemşireyle yerime geçip oturdum. "Mete Bey iyi misiniz?" Sorumla baktığı duvardan gözlerini çekip bana baktı. "İyiyim, sağolsun. Sizi de telaşlandırdım kusura bakmayın." Başımı sallayarak reddettim. "Sorun değil, anlatmak ister misiniz?" dediğimde tekrar bakışları duvarı bulmuştu. "Eğer anlatmak istemezseniz sorun yok. Şeyi sorayım size dün neden gelmediniz?" Duvara bakmaya devam ederek "Dün çok işim vardı, gelmek için hızlı olmaya çalıştım ama yetişemedim. Kusura bakmayın tekrardan." dedi ve bana bakarak "Su alabilir miyim?" diyerek arkamda duran su şişelerini gösterdi.
"Tabiki." Bir şişeyi alıp ona uzattığımda parmaklarımızın birbirine değmesi ile hızla elimi çektim. Hiç bir tepki vermeden şişeyi açıp su içtiğinde telefonuma gelen bildirim sesiyle "Özür dilerim, sessize almayı unutmuşum." diyerek üstten gelen mesaja baktım.
DEMİR: Rahatsız oluyorsun.
Demir'in yazdığı mesaja bir süre baktıktan sonra telefonu sessize alıp karşımda oturan adama döndüm. "Mete Bey eğer kendinizi iyi hissetmiyorsanız seansı iptal edebiliriz." Şişenin kapağını kapatarak masaya bıraktı ve arkasına yaslanarak "Hani son seansda yapmıştık ya, sessiz kalmıştık. Onu yapsak yine olur mu?" dedi. Ellerimi masanın üstünden çekip acıyan bacağıma dokundum. Kalemin acısı yeni hissediliyordu. "O, o gün gerekli olandı. Şuan böyle bir şeye gerek yok." Gözlerini odada gezdirdikten sonra bana bakarak "Peki, bugünlük bu kadar yeter o zaman. Sizi tekrardan gördüğüme sevindim Hacer Hanım." dedi ve ayağa kalkıp elini sıkmam için uzattı. İstemesemde kalkıp uzattığı elini sıktım. "Görüşmek üzere." dediğinde sadece başımı sallamakla yetindim. Mete Bey gittiğinde derin bir nefes alıp verdim ve kendimi koltuğa attım. Çok gerilmiştim.
Telefon titrediğinde Serkan görüntülü arıyordu. Niye görüntülü arıyordu? Fazla bekletmeden açtığımda Serkan'ı değilde kızları görünce heyecanla ayağa kalktım. "Siz? Nasıl başardınız bunu? Telefonu çalmadınız inşallah. Valla çıktığınız gibi geri girersiniz." dediğimde Eda "Ay sakin Hacer, çalmadık birşey. Ayşe Hanım, Serkan Beyden rica etti ve bizim duymadığımız birşeyler konuştular, sonra Serkan seve seve verdi telefonunu." dedi ve kızaran Ayşe'nin yanağından makas aldı. Ayşe onun elini ettiğinde diğerleri ile bende gülmüştüm. "İyi bari. Ee anlatın bakayım o muhteşem şov kimin fikriydi?" dedim ve tekrar koltuğa oturdum ama bu defa mutluydum. Tuana elini kaldırıp "Şimdi şöyle oldu Hacer Hanım. Biz öyle bir arada kalalım diyip ama bir farklılık yapalım da diyip Şevvallere gittik, Ozanı da Ege'nin yanına postaladık. Sonra bizi uyku tutmayınca film falan izliyoduk işte o sırada bu muhteşem insan" diyerek Ece'yi gösterdi ve devam etti. "dedi ki 'acaba Hacer şuan ne yapıyor?' Sonra Eda da dedi ki 'kızın yerini biliyoruz ama gidemiyoruz.' İşte orada hepimiz bir sinir olduk sonra ben dedim 'lan gitsek mi?' diye. Sonra kalktık geldik. Şöyle bir düşününce çokta düşünmeden yapmışız." diyip derin bir nefes verdi. Şevval, Tuana'ya su uzatıp "Ne konuştun be?" dediğinde gülümsedim.
Kızları uyku tutmadığı için film izledikleri saatte ben de onlar gibi ayaktaydım, film izliyordum. Bunu fark ettiğimde içim bir garip olmuştu. Sanki berabermiş gibi aynı şeyleri yapmamız ama aslında ayrı olmamız garip geliyordu. "Sen ne yaptın polisler bizi götürdükten sonra? Savcı sinirli gözüküyordu, umarım bizim yüzümüzden sana tepki göstermemiştir." Ayşe'nin sorusuyla düşüncelerimden ayrılıp onlara baktım. "Yok, öyle biri değil. Sadece o katilin sizi takip edip orayı bulma ihtimali yüzünden söylendi ki haklıydı. Kendinizi ve planı tehlikeye atmayın bir daha. Arada Ayşe, Serkan'ı ikna etsin böyle konuşalım yeter." dediğimde şevval "Seninle konuşmak için izin almak fazlası ile sinir bozucu Hacer." dedi ve kızlarda onu onaylayan şeyler söyledi. Öyleydi ama olması gereken buydu sanırsam. Ece "Ay kızlar bakın Alp komiserin yüzünde de yaralar var. Kesin Serkan'la kavga ettiler." dediğinde aklıma not düştüm. O grubu kapatıcam.
Eda "Serkan'ın fovori eniştem olduğunu söylemiştim sanırsam." dediğinde gülmeden edemedim. "Eda valla ben seni Alp ile yakıştırdım. Bence zamanla birbirinize alışacaksınız." dediğimde Eda sanki küfür etmişim gibi bana bakıp "Tövbe de be. Uğraşamam ben bunla." dedi. Bir süre daha kızlarla konuştuktan sonra Serkan gelip telefonunu almıştı. Kapatmadan öncede bana "Hacer, kusura bakma mesajlar için. Şahit olmanı istemezdim." diyerek özür dilemişti. "Sorun değil." dedikten sonra telefonu kapatıp işe geri döndüm.
Çıkış saatim geldiğinde toparlanıp hemen yola çıktım. Akşam yemeği Demir'in elinden melemen olduğu için eve gidince bir işim yoktu. Bende uzun zamandır canımın çektiği bir tatlıyı yapmak istiyordum bunun için yol üstünde bir markette durup hâlâ kapatmadığım gruba mesaj attım.
Ben: Yol üstünde bir markete uğruyorum.
Arabadan indiğimde benden biraz uzakta duran arabadan iki kişi indi. Bu Demirlerin bahsettiği kişilerdi. Onlara başımla küçük bir selam verdiğimde aynı şekilde karşılık verdiler. Markete girip reyonlar arasında gezinirken gelen mesajla telefonu cebimden çıkardım.
DEMİR: Evde eksik bir şey varsa bana söyleyebilirsin.
Ben: Kendim almak istedim.
DEMİR: Dikkat et, fazla oyalanmadan da eve geç.
Yine emir verir şekilde davranmasına göz devirdim.
Ben: Emredersiniz sayın savcım.
Telefonu cebime geri koyup tatlı için lazım olan malzemeleri ve evdeki eksikleri de aldıktan sonra hızla eve geçtim. Üstümü değiştirip makyajımı da çıkardım ve mutfağa geçtim. Önce tatlı için olan malzemeleri kenara ayırıp diğer aldıklarımı güzelce dolaba yerleştirdim. Sonra tabiki bir dizi açıp tatlımı yapmaya başladım.
Tatlıyı yapalı iki saat falan olmuştu ama ne Demir gelmişti ne de haber vermişti. Artık beklemek canımı sıktığında kendime bir sandviç hazırlayıp yedim ve tatlıyı da dolaba kaldırdım. Yaparken hissettiğim merak yoktu şuan içimde. Saat on olmuştu adam hâlâ yoktu. İnsan bir gelemeyeceğim bile demez mi? Sanki ben teklif ettim birlikte yemek yemeği. Düşündükçe daha da sinirlendiğim için rastgele bir müzik açıp oturma odasına geçtim. Kitabımı elime aldığımda sakinleşeceğimi düşünüyordum. Ama yarım saat boyunca aynı sayfayı okumak dışında bir şey yapamadım.
Sinirimi bozan şey gelmemesi değil gelmeyeceğini haber vermemesiydi. Kapı çaldığında sakince müziği kapatıp kalkıp kapıyı açtım. Kravatı gevşekçe boynunda, ceketi elinde bana bakan adamı görünce sanki ona sinirli değilmişim gibi sakince "Hoşgeldiniz Demir Bey, geç oldu ama uykum var. Başka zaman mı yapsak melemeni?" dedim. Demir bana doğru bir adım atarak "Hacer, özür dilerim. Planım dışında birşeyler oldu." dediğinde başımı sallayarak "Hiç sorun değil? Başka bir şey yoksa iyi geceler." dedim ve kapıyı kapatacakken eliyle kapıyı tutup engelledi beni. Kaşımı kaldırıp "Bir şey mi var?" dediğimde bana cevap vermeden içeri geçti. Ben garip garip ona bakıyorken o ayakkabılarını çıkarıp ayağına terlik geçirdi ve kapıyı kapattı. "Seninle yemek için bir şey yemedim, açım." diyerek mutfağa yürüdüğünde onu takip ederek peşinden gittim. "Beklenmedik planınızda yemek yemek yok muydu?" Ceketini sandalyeye bırakıp bana döndü. "Dedim ya seninle yemek için bir şey yemedim." dedi ve mutfaktan çıktı. Madem öyle niye haber vermiyorsun?
Biraz sonra mutfağa geri döndüğünde bana oturmamı söyleyerek dolaptan domates, biber ve yumurta aldı. "Tatlı güzel duruyor." Ayakta dikilmekten vazgeçip masaya oturdum. "Öyle." Domates ve biberleri yıkadıktan sonra bana baktı. "Sormayacak mısın?" dediğinde omuz silkerek "Beni ilgilendiren bir durum yok." dedim. O ise sırıtarak "Sinirini buradan hissedebiliyorum." dediğinde "O akşam akşam evime gelip beni uykumdan mahrum eden adama duyduğum sinir." dedim ve ona bakmayı kesip ayağa kalktım. "Özür dilerim Hacer. Eve gelmek için yoldaydım ama ablam arayıp yeğenimin hasta olduğunu söyledi. Eniştem asker ve şuan görevde olduğundan yalnızlar. O yüzden geri dönüp yeğenimi hastaneye götürdüm. Haber vermeliydim ama telefonum arabada kalmıştı Aslı da serum bitene kadar yanından ayrılmamı istemeyince alamaya gidemedim." dediğinde şaşırmıştım. Bir ablası mı vardı? Tekrar ona bakıp "Geçmiş olsun, dediğim gibi sorun değil." dedim ama açıklaması hoşuma gitmişti. "Sağol, şimdi eğer sorunumuzu hallettiysek çay suyu koyar mısın?" Gülümseyerek yanına gittim ve çaydanlığa çay suyu koydum.
"Tatlı da yer misin?" diye sorduğum da başını sallayarak "Tatlı ile pek aram yok ama çok güzel duruyor az bir şey alırım." dedi. "Tatlı sevmemek mi? Neden bu kadar suratsız olduğun anlaşıldı." dediğimde doğradığı biberleri ve soğanı tavaya koyup ocağı açtı. "Suratsız muratsız, ayıp oluyor." dedi hafifçe kaşlarını çatarak. Gülerek ona cevap vermediğimde domatesleri doğramaya başladı. Ben de dolaptan çıkardığım tatlılarla bakışırken beni mutlu edenin onlar mı yoksa başka biri mi olduğunu düşünüyordum.
Bölüm etkileşimi
