7. bölüm / 13
GİDELİM BURALARDAN7.Bölüm
Bölümler 13Şu an: 7.Bölüm
- 1 1. Bölüm2.637 kelime
- 2 2.Bölüm5.003 kelime
- 3 3.Bölüm5.504 kelime
- 4 4.Bölüm1.722 kelime
- 5 5.Bölüm3.347 kelime
- 6 6.Bölüm3.843 kelime
- 7 7.Bölüm2.299 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8.Bölüm3.450 kelime
- 9 9.Bölüm3.284 kelime
- 10 10.Bölüm3.450 kelime
- 11 11.Bölüm2.835 kelime
- 12 12.Bölüm2.445 kelime
- 13 13.Bölüm4.316 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1 GÜN SONRA
Şuan ki durumumdan nasıl bahsetsem bilemiyorum. Savcının verdiği zaman dolmuştu, muhtemelen sabahın köründe arayıp çağıracaktı. Ama bilin bakalım ne eksik? Karar. Ben daha karar veremedim ki. Hastane var ya o hastane hepsi onun yüzünden. O olmasa ben şimdiye kaç kez gitmiştim. Savcının o gün dediklerinden sonra kendimi suçlu hissediyordum. Kızlar geçen bir gün boyunca bir arada kalmamız konusunda konuşup durmuşlardı ama benim tek emin olduğum şey gitmekti. Bunun farkında oldukları da belliydi. Tüm gece film izleme, oyun oynama bahanesiyle yalnız kalmama izin vermemişlerdi. Şimdiyse saat gece 4'dü ve son nöbetçi olan Eda da uykuya dalmıştı.
Yataktan sessizce kalktım. Eda'nın üstünü iyice örttüm ve hırkamla telefonumu alarak odadan çıktım. Yan oda da uyuyan Tuana ve Ece'nin kapısı açıktı. Ece'nin bir bacağı Tuana'nın üstündeydi. Tuana'nın ise bir kolu yataktan sarkmıştı. Birlikte uyumak için mükemmel eşleşme. İçeri girerek Tuana'nın kolunu düzerttim. Ece'nin de bacağını Tuana'nın üstünden alıp üzerlerini örttüm. Kapıyı kapatıp, çıktım. Tuana'nın odasının karşısında ki oda da misafir odasıydı. Şevval, Ayşe ve Mina da orada uyuyordu. Mina'yı uyandırmamak için oraya girmeden mutfağa geçtim.
Mümkün oldukça sessiz bir şekilde kendime kahve yapıp balkona çıktım. Overthink saatim geldi.
Şimdi gelin bakalım neler oluyor neler bitiyor.
Önce Ali amca bir kaç gün kız kardeşinin yanına Trabzon'a gitti. O yüzden Tuana ekstra bir üzgün.
Sonra Ece belli etmemeye çalışsa da nişanı erteleneceği için üzgün. Ayşe duygularından emin olmaya çalıştığı bu dönemde bir de bunları yaşadığı için üzgün. Evet, Serkan'a karşı olan duygulardan bahsediyorum. Şevval, Mina'ya bir şey olur diye düşünmekten üzgün. Ben zaten neye üzülmeyeyim belli değil. Tek mutlu olan Eda herhalde. Nedeni de Alp Komisere açtığı dava. Dün mahkeme gerçekleşmişti. Dava düşmüştü ama Alp komiseri uğraştırmak bile onu mutlu etmişti.
Kahvemden bir yudum aldım. Havalar iyice soğmuştu artık. Eve bitki çayları almak lazımdı. Tuana ile kışın en sevdiğimiz şey bitki çaylarımızı içerken maske yapmaktı. Tabi The Vampire Diaries eşliğinde. Liseden beri defalarca açıp açıp izlemiştik ama bırakamıyorduk.
Eda ile en sevdiğim şey çocukluğumuzdan konuşmaktı. Eğer yanınızda bugünüze kadar iyi kötü yanınızda olan biri varsa bence çok şanslısınız. Bazen Eda'nın anlattıklarıyla büyüdüğümü hissederdim. Bazen Eda'nın anlattıklarıyla yanlışımı farkına varırdım.
Eda, ben demekti.
Ece ile Pizza gömmeyi çok seviyorum. Ece ile panaromal olayları da çok seviyorum. Kabul korkunç bir seviyeye kadar gidiyor ama özünde sakin biridir. Ecesiz de çekilmezdi bu hayat.
Şevval ile yemek yapmak, Mina'ya bakmak. Şevval ile abla kardeş gibi olmak çok güzel. Rollerimiz çok değişir ama anlarız birbirimizi. Belki en çokta onun için gitmeliyim.
Ayşe ile yürümeye bayılırız. Tabi siz daha görmediniz ama yürüyüş maratonuna aday adayıyız biz. Ayşe ile her yere yürürüm. Onunla yürürken susmamında konuşmamın da gereği olmaz.
Ben şimdi bu insanları nasıl bırakayım da gideyim?
Ben şimdi bu insanları nasıl bırakmayayım?
Bile bile onları tehlikeye atamam ki.
Soğuyan kahveyi dikleyip bitirdim.
Sessizce odaya geri dönüp dolaptan bavulumu çıkardım. Dolaptan bir kaç kıyafet alıp attım içine hemen. Eda kıpırdandığında nefesimi tutarak hareket etmeden kaldım. Kıpırdanmayı kestiğinde çantamı ve arabanın anahtarını da alıp çıktım. Salonda sessizce ayakkabılarımı giyerken birinin uyanmaması için dua ediyordum. Kapının kilitini açtım ve bavulu da alarak
çıktım. Tamam şimdi sakince gidebiliriz. Asansör tuşuna basıp bekledim. Telefonu açarak savcıya mesaj attım.
Ben: Kararımı verdim.
04:20
Demir Savcı: Nerdesiniz?
04:21
Ben: Binadan çıkıyorum şimdi.
04:21
Gelen asansöre bindim ve derin bir nefes aldım. Hemen mesaja bakmasını beklememiştim. Belki o görmeden vazgeçebilirdim. Ayrıca bu adam uyumuyor mu? Asansörden indiğimde mesaj geldi.
Demir Savcı: Kapıdaki polislerden biri sizi yanıma getirecek. Adı Mert.
04:25
Ben: Peki.
04:26
Binanın dışına çıktığımda direkt karşımda bana bakan polisten bahsediyordu herhalde. Yanıma gelip bavulumu aldı ve arabama doğru götürdü. Arabanın kilidini açtığımda bavulu bagaja bıraktı ve elini uzatarak "Sayın savcım arabayı benim kullanmamı söyledi."dedi. Sorgulamadan anahtarı ona verdim ve sağ tarafa bindim. O da şoför koltuğuna geçti ve arabayı çalıştırdı. Kafamı çevirip binaya bakmamak için zor tuttum kendimi. Ya dönemezsem bir daha?
*******************************************************
EDA'NIN AĞZINDAN
Yüzüme vuran güneşle uyandım. Sağ tarafımda uyuyan Hacer'e çevirdim başımı ama yoktu. Nerde bu kız? Yataktan çıkıp banyoya baktım ama orda da yoktu. Odadan çıkıp oturma odasına gittiğimde kızlar sessizce oturuyordu. "Noluyo burda? Hacer nerede?" Sorumla Tuana yüzüme bakarak "Yok Hacer, gitmiş."dedi. Ne demek gitti ya? "Saçmalamayın, o kadar konuştuk, dedik hep birlikteyiz diye. Ne gitmesi?" Telefonumu açıp Hacer'i aradım. Çaldı ama açmadı. Tekrar arayacaktım ama Şevval "Boşuna arama Eda, bakmıyor."dedi. Telefonu koltuğa fırlatarak sandalyeye oturdum. Nasıl giderdi? Canının hiç mi kıymeti yok Hacer?
Ayşe "Serkan'ı arayıp sordum ama onun da bir şeyden haberi yok. Savcıyı aramış ama ulaşamamış."dedi. Ece de "Alp komiseri arasak bir de. Kuzenler sonuçta savcıyla. Onun haberi vardır."dediğinde hiç istemesem de fırlattığım telefonu geri alarak dava dosyalarına baktım. "Dosyalardan birinde vardı numarası."dedim ve şevval'in yanına oturdum. "İnşallah bilgi verir." Bulduğum numarayı hemen girip aradım. Ece "Eda hapörlere al."dedi ve yanıma oturdu. Ayşe ve Tuana da yanımıza geldiğinde heyecanla telefonun açılmasını bekledik. Beşinci çalışında açılan telefonla derin bir nefes aldım. "Oo Avukat Hanım hayırdır? Yeni bir dava mı açtığınızı söylemek için aradınız yoksa benimle ilgili merak ettiğiniz bir şey mi vardı? Bu arada bekarım." Ne, ne diyor bu ya? "Alp Bey, başka zaman olsa inanın en güzel dileklerimi size iletirdim ama zamanı değil. Hacer nerede onu söyleyin?"dedim sabırsızca. Derin bir nefes aldı ve "Maalesef bu konu hakkında size bilgi veremem. Ama şunu söyleyebilirim ki güvende. Siz de öyle."dedi. Tuana telefonu elimden alarak "Ne demek bilgi veremem ya? Ne güvende olması he? Bile bile ateşe attınız onu. O kuzenin olacak savcı ya kendin ya arkadaşların demedi mi Hacer'e? Başka şans mı bıraktınız kıza? Söyleçabuk nerede arkadaşım?"bağırdı. Kimse onu durdurmaya çalışmadı çünkü verilmesin gereken tepki buydu zaten.
Alp "Bakın hanımefendi anlıyorum sizi ama o adamdan kurtulmak için bu gerekliydi. Demir savcım ne yaptığını iyi bilir. İçiniz rahat olsun. İyi günler."diyerek kapattı telefonu. "Naptığını iyi bilirmiş! Kötü bir şey olursa hepsinin canına okurum." Tuana'nın dediğine hepimiz katıldık. Eğer bu planları kötü bir şeye neden olursa onları mahkemelerde süründürürdüm.
Şevval ayağa kalktı. "En azından iyi olduğunu öğrendik. Dua etmekten başka birşey yapamayız şimdilik. Benim gitmem gerekiyor. Mina'nın aşı olacak, hastaneye geçicem." Ayşe de Şevvalle beraber çıkıp hastaneye gittiğinde Tuana ve Ece ile yalnız kaldık.
Ece "Hiç şirkete gidesim yok. Tüm gün yatıp Hacer'i beklemek istiyorum."diyerek kendini koltuğa attıp kenarda duran battaniyeyi de üstüne örttü. "Al benden de o kadar ama büroya döneli iki gün oldu hemen izin alamam. Gitmem gerekiyor, hazırlanıyım ben. Ve lütfen biriniz akşam bende kalın. Yalnız kalmaya alışık değilim."diyip giden Tuana'ya baktım. Hacer seni dövücem. Bir bulayım seni görürsün.
"Ben savcılığa gidicem. Bakalım orda da kaçabilecekler mi sorularımdan?" Ece arkamdan seslenip "Canlarına oku Eda."dedi. "O iş ben de rahat olun siz." Hacer'in odasına geçip giyindim ve çıktım evden. Kapıda duran polislerden birinin yanına gidip "Hacer kaçta çıktı evden?"diye sordum. "Saat 04:30 civarıydı." Al işte uykumun en derin zamanında gitmişti yoksa uyanırdım ben. Birşey demeden arabama bindim ve savcılığa sürdüm.
Yarım saat sonra savcılıktaydım. Kimseye sormadan Demir Savcının odasını arayıp buldum. Prosedürlerle kaybedicek zamanım yoktu. Kapıya tıkladığımda gelen gel sesiyle içeri girdim. Beni gören Demir Bey ayağa kalkarak "Eda Hanım hoşgeldiniz,buyrun."dedi ve sağ taraftaki koltuğu gösterdi. "Pek hoş bulamadım sayın savcım."diyerek sol taraftaki koltuğa oturdum. "Konuyu uzatmaya gerek yok. Hacer nerede?"dedim ve direkt konuya girdim. Sandalyesine oturarak arkasına yaslandı. Rahat bir tavır içerisinde "Hacer Hanım gayet güvende. Zamanı gelince iletişime geçiceksiniz kendisiyle."dedi. Masaya doğru eğilerek "Ne demek zamanı gelince iletişime geçiceksiniz? Kim karar vericek o zamana, siz mi?"dedim öfkeyle. Hafifçe öksürerek "Avukat Hanım, nerede olduğunuzu hatırlatmama gerek var galiba. Kendinize gelin."dediğinde geri çekilerek sakin olmaya çalıştım. Eda, savcıyla konuşuyorsun kendine gel.
"Durumumu mazur görmelisiniz. Bir an da arkadaşımı aldınız ve şimdi yok ortada."dedim daha sakin bir şekilde konuşarak. "Hacer Hanım kendi kararıyla geldi bana. Ve pişman olmaması için elimden geleni yapacağımdan şüpheniz olmasın. Onun yerine sizin güvenliğiniz için sizden uzak durduğunu anlayıp, dikkatli bir şekilde devam edin hayatınıza."dedi.
Son dediği karşısında kendimi tutamayarak ayağa kalktım. "Ne devam etmesi ya? Ne dediğinizin farkında mısınız siz? Devam etmekmiş? Hacer bir manyağın hedefi halindeyken mi? Daha saçma birşey duyduğumu hatırlamıyorum."dedim ve çantamı alarak kapıya doğru gittim. "Hacer Hanım bahsetmişti sizin buraya geleceğinizden, bu şekilde davranacağınızdan. Ona söz vermeseydim şuan hakkınızda dilekçe yazıyor olurdum Eda Hanım."dediğinde ona doğru döndüm. "O Hacer'e söyleyin, bizi korumasına ihtiyacımız yok. Yanımızda olmasına ihtiyacımız var. Ve dediğinizi yapın. Onu koruyun yoksa hakkımda Hacer'e verdiğiniz sözü tutamayacak kadar dilekçe yazmak zorunda kalırsınız."diyerek çıktım odadan.
Az önce bir savcıya bağırıp çağıran bendim dimi?
Bir de tehdit vardı tabi. Neyse Hacer halletmiş zaten uh. Kuyruğu dik tut kızım. Binadan çıkıp arabaya giderken önümden hızla geçen arabayla üzerime su sıçradı. Bembeyaz pantalonuma su sıçradı. Harika bir gün. Kim o şerefsiz diye bakmak için başımı kaldırdığımda arabadan inen Alp Komiserdi. Üstüme bir bakış atarak kapısını kapattı ve yanıma geldi. "Kusura bakmayın Avukat Hanım, görmemişim."diyerek yanımdan geçip gitmeyi düşündü ama kolundan tutarak durdurdum. "Siz ecelinize mi susadınız acaba?"diyerek bir adım attım üstüne doğru. "Oo tehdit. Hazır savcılıktayken bir dava da ben mi açayım hm?"dedi sırıtarak. Olm var ya o güzel dişlerini dökmesi bilirdim de savcılıktayız işte.
"Özür dile hemen."dedim öfkeyle. O ise yine sırıtarak "Sizi bizi attık."diyip göz kırptı. Sabah telefonda dediği şey geldi aklıma. Bu bana mı yürüyor? Fark etmeden aramızda oluşan bir adımlık mesafeyi arttırarak uzaklaştım. "Bakın, özür dileyin dedim size."dediğimde sağ sola bakarak açtığım mesafeyi geri kapattı. "Özür dilerim Eda. Oldu mu?"diyerek yanımdan geçti. Hızla geriye dönerek "Alp!"diye seslendim. Onunla birlikte bana bakan bir kaç kişiyi görmezden gelerek ayağımın altındaki su birikintisine bir tekme attım ve onunda pantalonunu batırdım. Benim ki biraz fazla batmıştı ama en azından onunki de batmıştı. Bir şey demesine izin vermeden arabaya atladım ve o beni izlemeye devam ederken savcılıktan çıkıp gittim. Anca bakarsın koçum.
*******************************************************
TUANA'NIN AĞZINDAN
Ben hiç böyle düşünmemiştim. Bu evde yalnız kalacağımı, yalnız yemek yiyeceğimi, yalnız çay içeceğimi, yalnızlığı işte. Benim için Hacer ile yaşamak nefes almak gibiydi.
Üniversiteden beri onunla yaşıyordum. İlk başlarda ikimiz için de heyecan vericiydi. Kim lise arkadaşıyla ev arkadaşı olmayı düşünmezdiki? Biz bunu başarmıştık ve ikimizde fazlası ile mutluyduk. Bu heyecanımız geçtiğinde bunun zorluklarıyla yüzleşmeye başladık. Daha doğrusu Hacer için zordu. Yemek yapmak pek bildiğim bir şey değildi bu yüzden yemekleri Hacer yapardı. Temizlik daha çok bana kalırdı ama yine Hacer de el atardı. Market alışverişlerimizde Hacer yanımda olmazsa gereksiz herşeyi alırdım. Onunla öğrenmiştim ben bir eve sahip olmayı.
Şimdiyse o yoktu ve ben kendi yemeğimi yapmak zorundaydım. Keşke gitmeden önce bir kaç tarif bıraksaydı. Bu internetteki kadından hiç bir şey anlamıyordum.
"Of Hacer! Sen bir gel de ben sana bir mantı açtırayım da gör." Söylenerek tencereyi karıştırmaya devam ettim. "İnşallah zehirlemezsin beni çorba kardeş." Son olarak çorbaya tuzunu da ilave ederek kapağını kapattım. "Piş bakalımm, karnımızı doyuralımm.' diyerek sandalye çekip oturdum.
"Kızlardan birini mi çağırsaydım ya?"dediğim an çalan kapıyla ayaklandım. Hacer umarım sen gelmişsindir. Kapıya doğru koşup delikten baktığımda gördüğüm polis ile omuzlarım düştü. Kapıyı açtığımda polis bey elindeki paketi uzatarak "İyi geceler Tuana Hanım. Bu paket size geldi."dedi. Geri çekilerek "İçin de bişi olmasın?"dediğimde gülerek "Hacer Hanım'dan gelmiş, temiz."dedi. Hacerden mi?
Uzanıp paketi aldım ve "İyi geceler." diyerek mutfağa geri döndüm. Kapı peşimden kapanmıştı.
Hızla paketi açtığımda bir pizza kutusu ve not vardı. Pizza kutusunu kenara alıp notu açtım.
Tuana, her ne yemek yaptıysan yeme. Gurur yapıp yemek söylememeye devam edersen döverim seni. Zehirlenip hastanelik olmanı istemiyorum ve lütfen yaptığın bulaşığı yıka. Geri döndüğümde o evi bıraktığım gibi bulmak istiyorum. Afiyet olsun.
Ev Arkadaşın
Notu masanın üstüne bırakıp taşan çorbanın altını kapattım ve sandalyeye oturup pizza kutusunu açtım. En sevdiğim pizzadandı. Bir dilim alarak ısırdım. Gözümden akan yaşı silip tekrar ısırdım. Bir diğer yaşı silerken kalkıp kendime içicek doldurdum ve pizza yemeye geri döndüm. Hâlâ ağlıyordum ama açtım o yüzden ağlayarak pizza yemek zorundaydım.
"Evi bıraktığım gibi bulmak istiyorummuş. Oldu, bırak bana git sonra bıraktığın gibi bul. Allah Allah ya. Ayrıca çok düşünüyorsan beni gitmeseydin kardeşim, gitmeseydin yani. Ya pizza gelmeden önce çorba yeseydim ben ya hastanelik olsaydım." Akan burnumu çekip pizzadan ısırdım. "Tamam bizim için gittin ama bize rağmen gittin kızım sen. Niye gittin Hacer?" Göz yaşımı sildim ve içicekten bir yudum aldım. Gözlerim şişecek şimdi senin yüzden.
Pizza bittiğinde paketi çöpe attım, tencereyi ve bardağı yıkayıp kenara aldım. Notu da dolaba asıp yatağa geçtim. Sessizlik hoşuma gitmediği için tabletten rastgele bir video açıp kenara koydum. Yarım saat boyunca sağa sola dönüp uyuyamadıktan sonra kalkıp mutfağa geri gittim. Ocak hâlâ kirliydi. Bulaşık telini ve deterjanı alıp ocağı bir güzel temizledim. Vitaminlerimi içip yatağa geri gittiğimde ne ara uyudiğumu hatırlamıyorum.
Galiba Hacer büyü yapmıştı.
***********************************************
Hacer gideli bir hafta olmuştu. Hiç bir haber yoktu ondan. Kızların etrafındaki polislerin sayısı azalmıştı bu günlerde. Yani Hacer ve Demir Savcı doğru bir karar vermişti ama kızlar bundan pek memnun görünmüyorlardı.
Çünkü hepimizin bildiği gibi bu Katilin tüm odağının Hacer'e döndüğünü gösteriyordu. Hacer tehlikedeyken kızlar kurtuldukları için sevinemezlerdi.
Bu bir hafta boyunca Eda ve Tuana en az on kez Savcılığa gidip Demir'e Hacer'i sormuşlardı. Aldıkları tek bir cevap vardı. "Zamanı gelince." Her defasında aynı cevabı almaktan o kadar bıkmışlardı ki Demir aleyhine birşeyler bulmaya çalışmışlardı. Bulurlarsa bu sayede en azından Hacerle konuşmayı başarabileceklerini düşünüyorlardı. Ama bilmedikleri bir şey vardı Demir kusursuzdu. Bunu araştırmalarının sonunda öğreneceklerdi.
Ayşe, Tuana'nın yanında kalmaya başlamıştı. Hastanede çalışmak o kadar zamanını alıyordu ki Hacer'e ulaşmak için hiçbir şey yapamıyordu. O da en azından Tuana'yı yalnız bırakmamaya karar vermişti. Her gün bir kez Serkan'ı arayıp Hacer'i soruyordu. Serkan sessiz kaldığında ise uzatmadan telefonu kapatıp işine devam ediyordu. Hacer'in ortada olmayışı dışında Serkan'ın bu sessizliği de onu yaralıyordu. Yine de onu aramaktan vazgeçmiyordu.
Şevval kızına bakıcı aramakla meşguldü. Yakında işe geri dönecekti. Her ne kadar bu ara bunu istemese de iznini daha fazla uzatamazdı. Her gün Eda veya Tuanayı arayarak Hacer'i soruyor sonra da bakıcı aramalarına geri dönüyordu. Bir de her duasına katilden kurtulmayı ve eskiye, huzura dönmeyi ekliyordu.
Ece ise Ege'nin zorlamalarıyla işe gidip geliyordu. Bıraksalar tüm gün boş duvarı izleyip dururdu. Peşinden eksilen her polisle Hacer için duyduğu endişe artıyordu.
Kızlar bu haldeyken Hacer nerede, ne yapıyordu? Demir'in dediği gibi gerçekten iyi miydi? O katil Hacer'i izliyor muydu? Bir de Demir'in bahsettiği zaman ne zaman gelecekti? Katil, Hacer'i bulunca mı?
Peki katil, Hacer'i bulmalı mıydı?
Bölüm etkileşimi
