4. bölüm / 13
GİDELİM BURALARDAN4.Bölüm
Bölümler 13Şu an: 4.Bölüm
- 1 1. Bölüm2.637 kelime
- 2 2.Bölüm5.003 kelime
- 3 3.Bölüm5.504 kelime
- 4 4.Bölüm1.722 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5.Bölüm3.347 kelime
- 6 6.Bölüm3.843 kelime
- 7 7.Bölüm2.299 kelime
- 8 8.Bölüm3.450 kelime
- 9 9.Bölüm3.284 kelime
- 10 10.Bölüm3.450 kelime
- 11 11.Bölüm2.835 kelime
- 12 12.Bölüm2.445 kelime
- 13 13.Bölüm4.316 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zihnimde binlerce düşünce dolaşıyor, hepsi birbiriyle çarpışıyor ve sonunda geriye sadece sessiz bir karmaşa kalıyor.
Sabahın erken saatlerinde çalan telefonla uyanmıştım. Alp komiser, savcının benimle görüşmek istediğini söylemişti. O saatten sonra pek uyuyamamıştım zaten. Duş alıp hazırlandıktan sonra sessizce evden çıkmış Kuğulu Park'a gelmiştim. Bir banka oturmuş sessizce kulaklığımdaki müziği dinliyordum. Dün yaşananlar vardı aklımda. Nazan Hanıma çok üzülmüştüm ama üzüntümü belli bile edememiştim, kendimi savunmakla meşguldüm. Kızı nasıl olmuştu acaba? Umarım bir an önce bulunurdu asıl suçlu. Bir de seri katilimiz vardı. Her şey yolundayken, mutluyken bir anda değişmişti. Kimdi? Neden bunu yapıyordu? Ali amca dışında sorun yaşadığımız kimse yoktu ki. Ali amcayla yaşananlarda gerçek bir sorun sayılmazdı zaten. O bizimle yalnızlığını biz de onunla bir büyüğe olan ihtiyacımızı karşılıyorduk. Yani kendi halinde insanlardık. Nerden bulmuştu bizi?
Önümden geçen simitçi ağabiyle kulaklığı çıkartıp ona doğru ilerledim. "Ağabi bir simit verir misin?" diyerek çantamdan cüzdanımı çıkarttım. "Tabi kızım." diyerek bir tane simidi poşete koyarak bana uzattı. "Ne kadardı ağabi?" dedim. Ağabiyse hiçbir şey demeden yürümeye başladı. "Hey! Ağabi, parayı almadın." diyerek ona yetiştim. "Para isteyen yok ki kızım. Al simidini ye sen." diyerek yürümeye devam eden ağabiye anlam veremedim."Ağabi olur mu öyle şey. Sabahın bu saatinde gelmişsin buraya ekmek parası için nasıl para vermeden alıyım?" dedim. Arkasına dönerek bana bakan adam "Her simitçi simitçi değildir kızım. De hayde git buradan." dedikten sonra yoluna devam etti. O gözden kaybolana kadar şaşkınca ayakta dikildim. "Tövbe yarabbi. Bu ara Türkiye'nin her cinsten silahlı kuvvetini çekiyoruz herhalde."
*****************************************************************************************************************************************************************************************************************
Parktan çıktıktan sonra hastaneye geçmiş ve bir süre izin almıştım. Seve seve de vermişlerdi. Hastasının ölümüyle suçlanan bir psikoloğu kim isterdi ki? Büyük ihtimalle izin sürecinde işten çıkarılırdım. Odamdaki değer verdiğim eşyaları toplamıştım sadece. Odadan çıktığımda masasına yerleşen Salih beni gördüğünde kafasını hemen başka bir yöne çevirdi. Ona doğru ilerlediğimde masada duran bardağı düşürdü. Kırılan bardağın parçalarını toplamaya başladı. "Salih bırak elini keseceksin." dedim ve elimi omzuna koydum. Hızla geri çekilen Salih beklemediğim bir durumdu. "Sen de mi Salih? Beni bu hastanede en iyi tanıyanlardan birisin sen." dedim. Salih başını yerden kaldırmadan "Tanıdığımı sanmıştım Hocam." dedi. "Gerçekten mi Salih?" diye sordum. Sesimde ilk defa bir kırılma olmuştu. Bir öğrenciydi Salih. Benim öğrencimdi. Ve gözlerinde hep hayranlık gördüğüm öğrencim şimdi bana inanmıyordu, bakmıyordu bile. "Peki. Ben izne çıkıyordum büyük ihtimalle bu ara çıkışım verilir. Sen bu sırada Ahmet Hoca ile çalışacaksın. Daha sonrada benim yerime gelecek kişiyle devam edersin. Ben kanaat notumu yazıp Ahmet Hocaya ilettim. Yani bu olay seni etkilemeyecek merak etme." dediğimde bile hala bana bakmamıştı. Daha fazla orda durmadan çıktım. Asansöre bindiğimde birkaç hemşire vardı. Beni gördüklerinde hızla asansörden inmelerine gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Otoparka inip arabaya bindiğimde telefonuma bir bildirim geldi. Kutuyu arka koltuğa bırakarak telefonu elime aldım. Tanımadığım bir numaradan gelmişti. Fazla düşünmeden mesaja tıkladığımda gördüğüm fotoğrafla telefonu yan koltuğa atmam bir oldu.
Ne kadar olduğunu bilmediğim bir süre öylece kalmıştım ta ki çalan telefonla kendime gelene kadar. Kızlarla grubumuzdan gelen bir görüntülü aramaydı. Yoksa kızlardan birine mi bir şey olmuştu. O parmak onlardan, hayır hayır olamaz. Hızla aramayı yanıtladığımda kızların hepsi de aramadaydı. Nerede olduklarına baktım hızla, hepsinin evlerinde olmasıyla rahatladım. "Hacer mesaj sana da geldi mi?" diye soran Eda ile "Size de mi geldi?" diye sordum. Hepsi birlikte onayladı. "Biz nasıl bir işin içindeyiz anlamış değilim. Mina'yı yeni uyutmuştum tam yatırıcam bu mesaj çığlığımla uyandı yavrum." diyen Şevvale baktım. Bu mesaj hepimize geldiğine göre sadece Tuana ve ben değildik konu. Kızlarla birlikteyken gelmesini açıklardı bu durum. "Hacer savcıyla görüştün mü?" dedi Ayşe. "Yok. Şimdi gidicem." dedim ve boğazımı temizledim. "Siz ne olur ne olmaz evden ayrılmayın bu gün. Ben savcıyla görüşüp bugün içinde koruma talep ederim." dedim. "Tamam bekletme savcıyı hadi kapatalım." diyen Tuana ciddiydi. Korkmuştu neyse ki Eda hala bizdeydi. Konuşmanın bizi daha çok gereceğini bildiğimizden fazla uzatmadan kapattık ve arabayı çalıştırarak savcılığa sürdüm.
*****************************************************************************************************************************************************************************************************************
Savcının odasının kapısının önündeki beşinci dakikamdayım. Adam hem sabahın köründe aratıp net saat söylüyor hem de o saate başka görüşme alıyor. Hayır sorun sadece o değil hemen iki sandalye ötemde oturan Makbule ve Seher ablanın bakışları geriyor. Hatırlarsınız ki onlar nezarethane arkadaşlarımdı. Başlarında duran polisin uyarılarına rağmen bana bakmayı kesmiyorlardı. "Makbule bu kızın elinde neden kelepçe yok?" diyen Seher ablaya bakmamaya çalıştım. "Suçsuz olduğu kanıtlanmış dedi ya dün polis." Yanlarında duran polisin telefonu çaldığında hanım ablalardan bir kaç adım uzaklaştı. Hareketlenme olduğunda refleksle başımı onlara çevirdiğimde ikiside aynı anda göz kırparak gel işareti yaptılar. Görmemiş gibi tekrar önüme döndüğümde Makbule abla dün yaptığı gibi ıslık çaldı ama duymamazlıktan geldim. Polis Makbule ablaya sessiz olmasını söyledikten sonra tekrar telefonda konuşmaya devam etti. Allah'ım bir an önce savcıyla görüşüp gitsem olmaz mı? Zaten gelen mesajın etkisi hala geçmemişti. Bu kadınlar niye buraydı? Karşımda duran kapı açıldığında içeriden Alp komiser ve iki takım elbiseli adam çıktı. Alp komiser beni gördüğünde mahcup bir sesle "Kusura bakmayın Hacer Hanım beklettik. Son dakika bir olay yaşandı da." diyerek elini uzattı. Ayağa kalkarak elini sıktım. "Sorun değil Alp Bey. Ben girebilir miyim artık?" dedim. "Tabi, savcım sizi bekliyor." dedi ve odayı gösterdi "Görüşmek üzere." diyerek ayrıldı. Makbule ve Seher ablaya bir bakış atarak kapıyı çaldım. "Gel" diyen savcı ile kapıyı açarak içeri girdim. Uzun ahşap bir toplantı masasında oturan adam yorgun görünüyordu. Gömleğinin kollarını yukarı katlamış ve kravatıda gevşemişti. Odanın diğer tarafına baktığımda çalışma masası ve onun arkasında da küçük bir kütüphane vardı. Masası oldukça düzenli ve sadeydi. Hatta tek süs isminin yazılı olduğu isimlikti. T.C SAVCISI DEMİR BATUR. Odanın sol tarafı ise ful camdı ve bu odayı oldukça aydınlık gösteriyordu. Fazla geniş olmasa da uzun bir odaydı, içeri giren bol güneşle de oldukça hoş duruyordu. "Satılık değil maalesef." duyduğum sesle kendime gelerek hala oturup bana bakan adama baktım. "Anlamadım?" diyerek kapıyı kapattım ve ona doğru ilerledim. "alıcı gözle bakıyor gibiydiniz." diyerek sol tarafında duran sandalyeyi biraz geri iterek "Buyurun." dedi. Dediği yere oturarak "Güzel bir oda." dedim. Dirseklerini masaya yaslamış kafasını elleri arasına alarak "Güzel olduğunu hatırlayamayacak kadar çok vakit geçirince sıradan geliyor." dedi. "Bizim unutmamız güzel olduğunu değiştirmiyor. Bunu unutmasak yeterli." dedim ve daha fazla uzatmadan asıl meseleye geldim. "Bu gün yani buraya gelmeden önce bana ve arkadaşlarıma bir mesaj geldi." diyerek telefonumu çantadan aldım, mesajı açıp telefonu onun önüne koydum. Kafasını kaldırarak telefona baktığında kaşlarını çattı. "Siz iyi misiniz? yani sizde ve arkadaşlarınız da bir sorun var mı?" diye sordu. "Yok biz iyiyiz. Bizden birinin değil ama kimin ve bu adam kim? Neden bunu yapıyor? Bakın ben sizinle iş birliği yapmayı kabul ettim. Sizinde bana karşı biraz açıklayıcı ve net olmanız gerekiyor." dediğimde ayağa kalkarak masasına gitti. "Bilmeniz gereken her şey o dosyalarda vardı zaten Hacer Hanım. Artık yapmanız gereken tek şey beni dinlemek." dedi ve telefonunu alarak birini aradı. Telefon hemen açıldığında "Serkan, şu andan itibaren evin etrafında yerinizi alın." dedi. Karşı tarafı dinledikten sonra bana bakarak "Hayır hayır iyiler. Sadece adamımız ikinci mesajı yolladı. Artık daha dikkatli olmalıyız. Uzaktan korumayı bırakıp yakın korumaya geçsin tüm ekip." dedi ve telefonu kapattı.
"Uzaktan korumamı?" diye geveledim ağzımın içinde ama duymuştu. "O kutu kapınıza bırakıldı andan itibaren uzaktan izleniyorsunuz. Şu andan itibaren de yakın korumaya geçicez." dedi ve tekrar yanıma oturdu. "Nasıl işleyecek peki bu süreç?" diye sordum. Sandalyesine iyice yaslanarak rahat bir pozisyona geçti ve "Öncelikle hepinizi bir araya toplamak bizim için daha iyi olur." dedi. " Daha kolay av olmaz mıyız?" diye sordum büyük bir sakinlikle. Ufak bir tebessüm oluştu yüzünde anlıkta olsa görmüştüm. "En az üç ekip hep kapıda olacak. Aynı zamanda mahallede devriye atacak bir kaç ekipte hazır. Herkes ayrı bir yerde olursa bu daha çok ve gereksiz bir uğraş olur. Hepinizin olduğu yere üç, dört tane ekip dikmeyi herkesin kapısına bir ekip dikmeye tercih ederim. Emin olun böyle daha iyi olacaksınız. Hem her zaman iletişim halinde olmanız bize de kolaylık sağlar." dedi ve içinde kahve olan bardaktan bir kaç yudum aldı. Dedikleri mantıklı gelmişti ama yine de tam anlamıyla güvende olacağımızdan emin olmak istiyordum. "Mina var. Daha bebek o çok küçük. Ona bir şey olmasını asla istemiyorum." dedim ciddiyetle. Kafasını sallayarak beni onayladı. "Çocuklar hepimizin dokunulmaz noktası. Merak etmeyin." dedi. Sesi istemsiz rahatlatmıştı. Aklıma gelen şeyle ofladım. Ozan nasıl izin verecekti buna. "Sorununuzu benimle paylaşın lütfen." diyen adama baktım. "Ozan yani arkadaşım Şevval'in eşi, Şevval ve Mina'nın bizimle kalmasını istemeyecektir. Dün onlara olayları anlattığımda yaptığı şey onları alıp gitmek oldu." dedim. Masa da duran bardağa su koyarak bana uzattı. "Merak etmeyin sizin yapmanız gereken tek şey arkadaşlarınıza durumun ciddiyetini anlatmak. Onun dışındaki meseleleri biz hallederiz." dedi. Bardağa uzanarak bir kaç yudum aldım. Çantamı ve telefonumu alarak "Başka bir şey yoksa eve gidebilir miyim?" dedim. Ayağa kalkarak "Yok. Kendinize dikkat edin. Kapıda sizi bekleyen Alp komiserle de evinize gidin. Şu andan itibaren tek gezmeyin." dediğinde masasına geçmişti. Alp komiser mi? Fazla düşünmeden odadan çıktığımda Alp komiser benim oturduğum yerde oturuyordu. Beni gördüğünde ayağa kalkarak "Buyurun gidelim." dedi ve önden yürümeye başladı. Onu takip etmeye başladım. "Araba ile gelmiştim." dediğimde ilerde duran polislerden birini yanına çağırarak bana döndü. "Arkadaşlar getirir. Anahtarı alabilir miyim?" diyerek elini uzattı. Kafamı sallayarak çantamdan arabanın anahtarını alarak Alp komisere verdim. Yanımıza gelen polise "Hacer hanımın arabasını getir aslanım. Diğerlerinede haber ver gelsinler." dedi.
*****************************************************************************************************************************************************************************************************************
Alp komiser ile eve geldiğimizde Ayşe, Ece ve Tuana buradaydı. Alp komiser, savcının bana dediklerinin aynısını onlara da söyleyerek evden çıkmış dışardaki diğer polislerle konuşuyordu.
"Hacer, savcı o şerefsizin gönderdiği fotoğraf hakkında ne dedi?"diye soran Ayşeye baktım düşüncelerimden ayrılarak. "Pek bir şey demedi. Yakın korumaya alınacağımızı söyledi sadece gerisi Alp komiserin dediği gibi." diyerek ayağa kalktım. "Su alıcam ben isteyen var mı?" diye sorduğum anda dışardan gelen bağırış sesleriyle balkona koştuk. Alp komiser ve Serkan birbirlerinin üstüne yürüyerek bağırıyorlardı. Aşağıdan cama çıkan Ali amca bize bakarak "Yok, ne sizden kurtlucam ne de sizin başıma sardıklarınızdan." diyerek evine girdi. Tuana "Yine biz yine biz. Biz neymişiz be kardeşim?" diye söylenerek içeri geçti. Serkan onu tutan polislerden kurtularak Alp komisere bir yumruk attığında Alp'i tutan polisler de onu tutmakta zorluk çekmeye başladı. Adının Sinan olduğunu öğrendiğim polis Alpi bırakarak "Alın parçalayın birbirinizi be. Kaç yaşında adamsınız değişen bir şey yok." diyerek polis aracına yaslanıp kollarını birbirine bağladı ve birbirine vuran Alp ile Serkanı izlemeye başladı. "Canı acımıyordur dimi?" diyen Ayşe'yle ona döndük. "Kimin canı acımıyordur Ayşe'm?" dedi ece "Kimin için telaşlanılıyor Ayşecim?" dedim ben. Ayşe ne dediğini yeni anlıyor olmalı ki bir anda yaslandığı demirden ayrılıp "Ayırmaya çalışan insanların canım. Allah Allah ya niye endişeleneyim ben Serkan için?" dedi ve saçını savurarak içeri geçti. Biz Serkan dememiştik ama neyse. Ece ile birbirimize göz kırpıp kavga eden ikiliyi izlemeye devam ettik.
Bölüm etkileşimi
