6. bölüm / 13
GİDELİM BURALARDAN6.Bölüm
Bölümler 13Şu an: 6.Bölüm
- 1 1. Bölüm2.637 kelime
- 2 2.Bölüm5.003 kelime
- 3 3.Bölüm5.504 kelime
- 4 4.Bölüm1.722 kelime
- 5 5.Bölüm3.347 kelime
- 6 6.Bölüm3.843 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7.Bölüm2.299 kelime
- 8 8.Bölüm3.450 kelime
- 9 9.Bölüm3.284 kelime
- 10 10.Bölüm3.450 kelime
- 11 11.Bölüm2.835 kelime
- 12 12.Bölüm2.445 kelime
- 13 13.Bölüm4.316 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Polis, bize evde kalmamızı söyleyip gideli bir saat olmuştu. Canım önündeki koltukta Ece, Ege'ye sarılmış oturuyorlardı. Yanlarında da Tuana telefonuyla birşeyler yapıyordu. Karşı koltukta da Şevval ve Ozan vardı. Ozan bu bir saat içinde oldukça sessizdi ondan beklenenin aksine. Şuana kadar gitmeye çalışmalıydı. Yanımda ki tekli koltukta oturan Eda'ya baktım. Gözleri halıda öylece oturuyordu o da.
Ayşe'yi uyandırmak istememiştik biraz daha dinlenmesi gerektiğini düşündük.
"Ee ben kendime kahve yapıcam isteyen var mı?"diyerek koltuktan kalktım. Tuana "Ben isterim."diyip ayaklandı. Diğerlerinden ses çıkmayınca Tuana ile mutfağa geçtik. Çekmeceden cezveyi alıp tezgaha koydum. Tuana da kahve kutusunu raftan alıp "Al bakalım Hacer Hanım."dedi. Uzattığı kutuyu alıp iki kişilik ayarlayıp cezveye koydum. Bir kişilikte şeker koyup suyunu ekledim. Cezveyi ocağa alıp Tuana'ya döndüm.
"Tuana sence bu saçmalıktan kurtulabilecek miyiz?"
dedim kendimi tutamayarak. Benim de biraz teselliye ihtiyacım vardı. Herşeyin düzeleceğine dair bir umuda.
Tuana çektiği sandalyeye oturup elini yanağına yasladı. "Tek isteğim o Hacer. Bazen hiçbir şey yokmuş gibi takılıyoruz ama hepimizin aklında bu soru var. Eda mesela güçlü duruyor. Sanki bir şey olmamış gibi ama hep dalgın. Sabah onu uyandırdığımda kızmadı bile. Ece zaten nişan hazırlığında, en mutlu olduğu anda böyle bir şey yaşamayı hayal bile edemezdi. Şevval, başka bir durum zaten. Küçücük kızı var. Ozana kızsamda bir yerde haklı o da. Sen zaten güçlü havalarındasın. Bir ara ağlatıp rahatlatmak lazım seni."dediğinde sesli güldüm.
"Bak buna gerçekten ihtiyacım var."diyerek kahveyi karıştırdım. Tuana asker selamı vererek "O iş ben de."dedi. "Ha bak bir de gamsız Ayşe var. Onca olay oluyor ama bu kız uyuyor. Ölüp gitsek ruhu duymaz."diye de ekledi.
"Çalışıyor da o da. Ne yapsın?"dedim. Tuana "Olsun arada uyanık olsun bari."derken ben de ocağı kapatmış kahveleri fincana doldurmuştum. "İyi bir haber gelsin de uyandırırız. Hadi içelim kahvemizi de içeri geçelim. Ozan'ın sakinliği beni geriyor zaten her an gelip bu ne rahatlık diyebilir."dediğimde sırıtarak "Ay evet evet."diyip sıcak kahveyi dikledi manyak. "Aa yandım ulan."diyip sandalyeden fırladı. Söylenerek masadaki sürahiden bir bardak su doldurarak "Al iç şunu."diyerek bardağı uzalttım. Bardağı hızla alıp kafasına dikledi ama fayda etmemiş olmalı ki sürahiyi alıp dikledi. Evet sürahiyi dikledi.
"Ya Tuana! Varsın ya varsın işte."söylenmeme kulak asmadan bir sürahi suyu bitirdi. "Ay çok şükür. Yandım ya kız."diyip geri yerine oturdu. "Diklersen bir anda yanarsın tabi."diyip kalktım masadan. "İçerde içicem ben. Afiyet olsun sana."diyerek mutfaktan çıkıp oturma odasına geri gittim.
Bıraktığımız gibi duran beşliye bakıp daha fazla içimi karartmamak için balkona geçtim. Binanın kapısında iki polis arabası vardı. Bir kaç tane de polis kendi aralarında konuşup etrafı kontrol ediyordu. Bunun normal gelmesi biraz affallattı. Sadece bir hafta önce bu evde neşeden başka bir şey yoktu. Hepimizin tek derdi Ali amca ve Tuana ikilisiyle Ece ve Ege'nin nişanıydı. Şimdi geldiğimiz nokta ise bir seri katil. Neden bizim peşimizde olduğunu bilmediğimiz, kim olduğunu bilmediğimiz bir seri katil.
Çalan telefonla düşüncelerimden sıyrıldım.
Mete Bey arıyor....
Mete Bey mi? Hastaneden bilgi almamış mıydı acaba? Fazla bekletmeden aramayı cevapladım.
"Alo? Hacer Hanım sizinle görüşüyorum değil mi?"
Sesi biraz fazla gergindi. "Evet Mete Bey, benim. Bir sorun mu olmuştu acaba?"dedim. Karşı taraftan gelen seslerden dışarda olduğu anlaşılıyordu. "Ben? Hastaneden saçma sapan bir arama yapıldı. Psikoloğumun değiştiğini falan söylediler. Ben de bir sizi aramak istedim."dedi ve derin bir nefes aldı. Ayakta durmayı kesip salıncağa oturdum. "Maalesef doğru Mete Bey. Yani doğru derken bahsedilen olayda bir suçum yok sadece olay gerçek ve bu durum nedenini bilmediğim bir şekilde bana yansıdı. Hastaneden ayrılmak durumunda kaldım siz yönlendirildiğiniz yeni psikologla devam edeceksiniz."dedim bir yandan da kendimi sallıyordum.
"Olmaz. Sizden başka birine kendimi anlatamam."sesin de hafif bir öfke kendini gösteriyordu. "Bana da çok bir şey anlatmadınız Mete Bey."dedim. Anlattığı tek şeyi hatırladım. Babasının yaptığı sarsıcı şeyi. O yaşta bir çocuğa yapılacak son şeylerden biriydi. "Eğer sizinle devam edersem anlatırım. Gerçekten yaparım bunu. Bebekliğime bile ineriz."dediğinde gülmeden edemedim. "Mete Bey çok sağolun. Ama bu durumda sizinle seans yapmam pek doğru olmaz. Başımda başka sorunlar da var ve ben bu olaylar bitene kadar mesleğime geri dönebileceğimi sanmıyorum."dedim ılımlı bir ses tonuyla. Mete Bey biraz sessiz kaldıktan sonra titreyen bir sesle "Peki, son bir kez görüşebilir miyiz?"dedi. Nerden çıktı şimdi bu? "Mete Bey bu doğru olmaz. Arayıp sorduğunuz için teşekkür ederim. Şimdi kapatmam lazım iyi günler."dediğimde arkadan cam kırılma sesleri geldi. Ne olduğunu soracaktım ki telefon kapandı.
"Neydi bu şimdi ya?" Telefonu cebime atıp içeri geri geçtim. Ayşe uyanmış, kızlardan olanları dinliyordu.
Ozan "Hacer kiminle konuştun? Bir haber mi var?"diye sordu ben sandalye çekip otururken. "Yok, bir danışanım aradı."dediğimde sırtını koltuğa yaslayarak "Hm beklemeye devam yani."dedi. Şevval uzanıp Ozan'ın elini tuttuğunda Ozan şevval'in elini kaldırıp öptü. Onların aşkı Ece ve Ege'nin aşkından daha izlenir bir görüntüydü. Şevval biri gördümü diye bakarken benimle göz göze geldiğinde göz kırptım. Gözlerini kaçırıp tavana baktığında gülmeden edemedim.
"Oo Hacer Hanım gülsün eğlensin biz de burada ihale kaybedelim."diyen Ege Beye yandan bir bakış atıp "Ne ihalesi be?"diye sordum. Ege oturduğu koltukta bana doğru dönüp "Şuan on milyonluk ihale gidiyor elden on milyonluk."dedi sitemli bir sesle. Tabi biz kızlarla şok. Tuana bir anda kapıda belirdi. "Ne dedin ne dedin? On milyon mu dedin? Ula o kadar parayı nasıl kaybettin. Ece senin bu müstakbel nişanlın kumar mı oynuyor yoksa?"diyerek Ege'nin yanına geçip oturdu. Ege yüzünü sıvazlayıp "Başladık yine."dediğinde çok şükür ki kapı çaldı. Bunca olaya bu iki delinin kavgası hiç çekilmezdi şimdi.
Ayağa fırlayarak kapıya koştum. Diğerleri de peşimden geldiğinde kapının önünde dizildik. Elimi kapının koluna atıp bekledim, bekledim sonra biraz daha bekledim. Eda "Hacer neyi bekliyorsun? Açsana kapıyı."dediğinde elimi geri çekip kapıdan uzaklaştım. Ayşe'nin arkasına geçip "Ben bu kapıyı ne zaman açsam bir şey oluyor son zamanlar da siz açın."dedim.
Tuana "He valla doğru söylüyor."diyip peşinden de çığlık attı. "Ayy niye cimcikliyon Şevval." Oh olsun Tuana. "Düzgün konuş sen de Tuana. Hacer komiklik olsun diye mi öyle söylüyor?"diyen Şevval'e Ayşe'nin sağ omuzundan beri kafamı uzatarak öpücük attım. Tabi bu pek kolay olmadığı için Ayşe'nin boynun da asılı kaldım. Kollarımı çözüp ayaklarım yere bastığında çok şükür aramızdaki tek zeki insan olan Ozan kapıyı açmayı akıl etti.
Serkan ve Sinan vardı kapıda. Sinan "Sonun da açabildiniz kapıyı."diyip ellerini beline koydu. Serkan bir şey demeden ayakkabılarını çıkartıp içeri girerken "Müsaitseniz içeri geçelim." diyip ortamızdan geçerek oturma odasına gitti. "Ya bu da bir değişik diyorum inanmıyorsun Ayşe. Ay aman yanlış oldu hiç biriniz dicektim."diyen Tuana sırıtarak mutfağa geçti. Sinan ve diğerleri de Serkan'ı takip edip içeri geçtiğinde ben de kapıyı kapatıp yanlarına geçtim.
Serkan ve Sinan yan yana oturmuş ciddi bir ifade ile bize bakıyorlardı. Herkes bir yerlere geçip oturduğunda söze giren Sinan oldu. "Normalde benim yerime Alp Komiserimin olması lazımdı ama kendisini dava eden bir avukat varmış. Amir çağırınca gitmek zorunda kaldı."dedi ve Eda'ya yandan bir bakış attı. Eda da onun bakışına karşılık verdiğinde aralarında bir gerilim hattı oluşmuştu, bu hissediliyordu.
Serkan, Sinan'ın omzuna hafif bir şekilde vuduğunda Sinan bakışlarını Eda'dan çekti.
Serkan "Asıl konumuza gelecek olursak evi izleyen adamı maalesef yakalayamadık. Kamera görüntüleri incelendi ama herhangi bir şey de yok. Sonraki hamlesini beklicez."dediğinde Ozan "Ne demek beklicez? İçimizden birine zarar geldiğinde mi yakalanıcak bu adam?"dedi sinirle. "Yapılabilecek bir şey yok şuan Ozan. Ben de memnun değilim arkadaşlarıma bu durumda beklemelerini söylemekten."dedi Serkan. Ayşe'nin "Arkadaşmış peh."demesini duymamazlıktan gelip "Serkan sen devam et lütfen. Savcıyla konuştunuz mu o ne diyor?"dedim. Serkan sorumla derin bir nefes alıp verdi ve "Senin işe geri dönmeni istiyor."dedi. "Ne? Nasıl yani?"dedim. Bu adam benim neden mesleğimi yapamadığımı unutmuştu galiba.
Serkan "Merak etme hastane ile bir görüşme yapılacak sorunsuz bir şekilde geri dönüceksin. Daha fazlasını Demir ile konuşursunuz. Benim söyleyebileceklerim şuanlık bu kadar. Etraftaki polis sayısını arttırıcaz ve telefonunuza bir takip uygulaması yüklenicek. Arkadaşlar birazdan gelir."diyip ayaklandı. Sinan da onunla beraber kalktı ve bir şey demeden çıktılar. Ayşe onları geçirip geldiğinde Tuana da mutfaktan yeni gelmişti. "Ee noldu? Yakalamışlar mı adamı? Kimmiş? E söylesenize bir şey."dedi ama kimsenin başa sarmaya hali yoktu.
*******************************************************
Hayat her zaman istediğiniz gibi olmaz. Her zaman gülüp eğlenemezsiniz ya da herşey yerli yerin de olmaz. Bir sabah kalkarsanız ve herşey yok olmuştur. Tepetaklak olup sizi yutmuştur. Düşünceleriniz, davranışlarınız, duygularınız, hepsi hepsi yitip gitmiş olabilir ve siz bu durumda güçlü kalmak zorunda kalmış olabilirsiniz. Yıkılan onca şeyle birlikte siz de yıkılmışsınızdır belki ama siz o yıkılan kaleler gibi güçsüz olamazsınız. Çünkü biliyorsunuz ki asıl kaybediş sizin yıkılışınızı kabullenişinizdir.
İşte tam da bu yüzden sabahın beşinde gelen mesaj ile uyanıp, hemen hazırlanıp çıkmıştım evden. Peşimdeki polis aracını görmezden gelmeye çalışarak savcının attığı konuma gitmeye çalışıyordum bir saattir. Merkezden de iyice uzaklaşmıştım.
"Ya koskoca Ankara'da başka yer mi kalmadı da taa buralara kadar geldik acaba?" kendi kendime söylenirken birden çalan telefon ile yerimden sıçradım. Ayşe hanfendi arıyordu. Telefonu açarak hapörlere aldım. "Alo, Hacer neredesin sen? Bir uyandık, baktık yoksun! Nereye gittin sabahın köründe?"diye bağırarak konuşmaya giren Ayşe ile kaşlarımı çatarak "Az bağırmadan konuş hele sen. Keyfimden çıkmadım herhalde. Savcı çağırdı onun yanına gidiyorum. Ayrıca Tuana'ya mesaj atmıştım."dedim. Arkadan Tuana'nın "Aa evet yazmış."dediğini duydum. Sonrada bağırmaya başladı. "Ecee aramayı bırak. Bulduk Hacer'i. Lan Ece bazanın altında niye arıyorsun kızı?" Ya Ecce. Ayşe gülerek "İşin bitince doğruca eve gel."diyerek telefonu yüzüme kapattı. "Ha? Neyse sabır Allah'ım."
Konuma geldiğimde Demir Bey ve Alp Bey bomboş bir arazide arabaya yaslanmış konuşuyorlardı. Arabayı durdurup sadece telefonumu alarak indim. Arkamdaki polis aracından beş polis de inerek çevreye dağıldı. Onlara fazla bakmadan beni izleyen iki adamın yanına ilerledim. "Kusura bakmayın Hacer Hanım. Sizi bu saatte buralara kadar yorduk."diyerek elini uzatan Alp Bey'in elini sıkarak "Önemli değil. Zaten pek uyuduğum söylenemezdi."dedim ve elimi geri çektim. Demir Bey de başıyla selam vererek "Sakıncası yoksa direkt konuya girelim."dedi ve yaslandığı arabadan doğrularak "Dün Serkan'ın dediği gibi işe geri döneceksiniz."dedi. Tam bunun mümkün olmadığını söyleyecektim ki "Merak etmeyin hastane ile gereken görüşmeleri hallettim. Bu konuda bir sorun yaşanmayacak."diyerek beni konuşturmadı. Ona doğru bir adım atarak "Sizce tek sorun bu mu? Siz benimle nasıl tanıştığınızı unuttunuz herhalde. Nezarethanedeydim ben, nezarethanede. Neden peki? Danışanımın ölümüne sebep olmaktan. Siz bunun ne demek olduğunun farkında mısınız?"dedim kontrol edemediğim öfkemle. Kafayı yedirtecekler illa.
"Bırakın o hastanede çalışmayı kapısının önünden bile geçmem."dediğimde o da bana bir adım daha yaklaşarak "Niye? Suçlu musunuz?"dedi. E yeter ama artık. "Değilim ben suçlu falan. Sizinle de bir daha görüşmek istemiyorum."diyerek arabama doğru geri yürüdüm.
"O şerefsiz sizin peşinizde. Arkadaşlarınızın değil, sizin." Olduğum yerde kaldım. Ne demek benim peşimde? Geriye dönerek onlara baktım. "Ne demek istiyorsunuz siz?" Alp Bey kuzenine bakarak "Sanki bu aramızda kalıcaktı savcım."dedi ama Demir Bey onu takmadan yanıma geldi. Aramızda iki adım bırakmıştı.
"Duyduğunuz gibi. Hastaneye geri döneceksiniz ki arkadaşlarınızdan uzaklaşacaksınız. Tek odak size dönünce onu bulması daha kolay olacak. Hem istediğiniz gibi arkadaşlarınızda güvende olacak."dedi acımasızca. Alp Bey de yanımıza geldiğinde kaşları çatık bir şekilde kuzenini izliyordu. "Demir, ağabi bu kadarına gerek yok. Kadının üzerine gidiyorsun şuan."dedi ama Demir Bey kendinden emin gibiydi. "Benim yanlarında olmam onları tehlikeye sokuyorsa başka bir yere giderim. Ama hastaneye geri dönemem. Eşyalarımı almak için gittiğimde bana nasıl baktıklarını bilmiyorsunuz. Hepsi, beni tanıdığını düşündüğüm kişiler bile benim hakkımda neler düşünüyor bilmiyorsunuz. Benden bunu istemek acımasızca."dedim titreyen sesime mani olamadan.
Alp Bey "İstemiyorsanız yapmak zorunda değilsiniz. Başka bir yol bulabiliriz değil mi Savcım?"desede Demir Bey duruşundan ödün vermedi. "En mantıklısı bu. Aksi takdirde sadece siz değil arkadaşlarınızda tehdit altında olacak."diyerek derin bir nefes alıp devam etti. "Ve evden de ayrılmanız gerekiyor. Bu süreçte size başka bir ev temin edilecek. Karar vermek için iki gününüz var. Umarım doğru olanı seçersiniz."diyerek arabasına ilerledi. Alp Bey'in konuşmasına müsade etmeden arabama bindim. Hızlıca arabayı çalıştırarak ordan ayrıldım.
Tamam belki bir kaç kez gördüm ama bu kadar sert biri olduğunu düşünmemiştim. Adam resmen ya sen tek başına öleceksin ya da arkadaşlarınla birlikte öleceksin diyordu. Hem bu pislik neden benim peşimdeydi. Ya gerçekten herşey yolunda ilerlerken buna gerek var mıydı? Gereksiz öfkem yüzünden hiçbir şey soramadım ki. Hemen parla zaten Hacer. Biri çıkıp şaka yaptım dese kapansa bu konu. Allah'ım nolur, nolur yardım et.
Korna sesiyle düşüncelerimden ayrılıp dikiz aynasından arkaya baktım. Savcının arabasıydı. Hâlâ söyleyecekleri mi vardı bunun? "Kusura bakma ama daha fazla seni dinleyemem." Biraz daha hızlanıp onu iyice geride bıraktım. Anayola gelene kadar hızımı düşürmeden devam ettim. Yetişemezdi herhalde artık.
Navigasyona Ege'nin şirketinin adresini girerek konuma göre ilerledim. Manyak onca şeyin arasında tablo almıştı eve. Onu geri iade etmem gerekiyordu.
Yarım saat sonunda şirketin önündeydim. Arkadan tabloyu alarak arabadan indim. Güvenlik beni gördüğünde "Hoşgeldiniz Hacer Hanım, yardımcı olmamı ister misiniz?"dediğinde gülümseyerek "Gerek yok Fuat Ağabi, hallederim ben. Ege Bey burada mı?"dediğimde neden geldiğimi anlamıştı. Buraya gelme sebebim hep geri iadeydide. "Burada kendisi."dediğinde fazla oyalanmadan içeri geçtim. Danışmada beni gören Havva "Ece Hanım mı Ege Bey mi?"dedi gülerek. "Ege Bey."diyerek tabloyu gösterdim ve asansöre doğru gittim. Tuşa basmak zor olsada bir şekilde başardım ve çok şükür çok beklemeden boş asansöre bindim. Belki iki gün sonra onlarla böyle rahat buluşamayacaktım.
Sonunda en üst kata gelen asansörün kapısı açılınca inip hızla Ege Beyimizin odasına geldim. Kapıya tıkladığımda gelen gir sesiyle kapıyı açıp içeri girdim. Ege ve Ece karşılıklı oturmuş bir şeylere bakıyorlardı. Kafasını kaldırmadan "Nergis yeni seçenekler geldiyse boşver bulduk biz koltuk takımımızı."diyen Ege'nin ensesine bir tokat yakışırdı. Eda olsa da vursa. "Benim, Nergis değil."dediğimde kafalarını sonunda kaldırıp bana baktılar. Ece ayağa kalkarak "Aa Hacer, hoşgeldin canım."dedi ve elimdekini görünce Ege'ye "Yine mi?diye sordu. "Hoş buldum canım. Yaa yine. Bıktım ben senin bu sevgilinden. Şuna yeni hobiler bul artık."diyerek elimdeki tabloyu duvara yaslayıp bıraktım. Ege'ye baktığımda hiç umursamadan elindeki şeye bakmaya geri dönmüştü. "Hey sana diyorum Ege, duyuyor musun? Bırak artık şu işi."dedim ama duymamazlıktan geldi.
"Ay Hacercim hoşgeldin. Biz de evimize koltuk seçiyorduk. Gel bak sen de beğenirsin belki bir şey. Tanıdık biri ayarlarım sanada." Yok anlamıyor bu adam beni. "Lan Ege deli etme beni. Avizeyi kabul ettim ben başka bir şey değil." Ege elindekini bırakıp arkasına yaslandı. "İyi be sizi düşünen de kabahat. Gel otur." Göz devirip Ece'ye baktım. Yazıktı bu kıza.
"İstemez, eve geçiyorum ben. Ece sen de akşam bize gel konuşmak istediğim şeyler var."diyip onlara sırtımı döndüm. "Ben gelmeyeyim mi Hacer Hanım?" Sadece kafamı çevirerek Ege'ye baktım. "Mümkünse biraz ayrılıp özleyin birbirinizi. Yani gelme Ege."diyip çıktım odadan. Asansöre bindiğimde telefonuma bir mesaj geldi. Açıp baktığımda trafik cezası mesajını görmeyi beklemiyordum. Nerden çıktı şimdi bu?
*******************************************************
"Nerede kaldı bu Eda ya? Acıktım ben."diye söylenen Ayşe'ye ben de katılıyorum. Çok ajım ben de. Eda hariç kızların hepsi gelmişti. Tuana ile uzun süren uğraşlar sonucu mükemmel bir sofra kurmuştum. Yanlış anlaşılma olmasın bu arada. Tuana ile birlikte yemek yapmaya uğraşmadım. Tuanaya rağmen mükemmel yemek yapmaya uğraştım. Mutfakta hâlâ başarısızdı.
"Valla en fazla yarım saat daha beklerim. Geldi gelmedi dalarım şu sarmaya he."diyen Ece sandınız dimi? Ama hayır bendim.
"Ay Hacer ağzımdan aldın he." Bak bunu söyleyen Ece.
Şevvalde elindeki ekmek sepetiyle geldiğinde masaya gelecekler bitmişti. Hepimiz koltuklara yerleşmiş Eda'yı bekliyorduk. "Televizyonu açından zaman geçsin bari." Tuana'nın bunu söylemesiyle Ayşe bağırarak televizyona koştu. "Ya bugün Taşacak Bu Deniz var. Nasıl çıkar aklımdan." Onun heyecanına gülerken o televizyonu açıp koltuğa uzandı. Ece'nin kucağında olan başını Ege görse Ayşe'nin saçını başını yolardı. "Ay yetiştik daha yeni başlamış."
Tahir kalelimi, Adil Koçari diye bize yutturuyorlar ya. Ama şimdi yalan yok Koçari de Koçari yaniii.
Bir kaç dakika sonra çalan kapıyla direkt ellerimi yukarı kaldırarak "Ben açmam."dedim. Diğerleri gülerken Şevval kalkıp "Ben bakarım."dedi ve gitti. İnşallah kutuyla dönmez. Hepimiz sessizce beklerken Eda'nın "Çok açım Şevval çık önümden."dediğini duyunca rahat bir nefes alarak ayaklandık. Şevval odaya girince "Elini yıkayıp geliyor. Geçelim hadi."dedi.
Ayşe direkt televizyonu rahat görebileceği yere yani baş köşeye geçti. Onun sağına Ece, soluna da şevval. Ben de diğer başköşeye geçen Tuana'nın soluna oturdum. Eda'ya da sağ taraf kalmıştı. Yani Tuana vs Eda izlicez.
Eda da gelip oturduğunda hepimiz bir an da yemek yemeye başladık. Sabahtan beri açtım yani birazcık Eda'nın elindeki böreği almışsam dert değildi. Diğerleri de benim kadar aç olmalı ki Tuana tabağında biten şeyi uzanıp tekrar doldurmaktansa Eda'dan çörüyordu.
Ece zaten bildiğimiz gibi. Bu nişan stresi onu yemekkolik yapmıştı. Ama maşallahı var yiyip eritmesini iyi biliyor. Taş gibiydi.
Ayşe bir yandan televizyon izliyor bir yandan da kendi tabağına sığmayanları Şevval'in tabağından yiyordu. Eda ise Tuana'nın tabağından aşerdiklerini Şevvalden geri alıyordu. Şey galiba Şevval bu yüzden kilo almıyor. Bizden biraz uzaklaşsa aslında hedefine yaklaşıp biraz kilo alabilirdi.
"Tuana biraz daha benim patates salatama dadanırsan seni patates gibi haşlarım."dedi Eda.
Tuana "Uzanamıyorum ne yapabilirim ya?"dediğinde Eda içinde patates salatası olan kaseyi yani Tuana'nın hemen önünü işaret etti. "Buna mı uzanamıyorsun. Nesin sen? Hacerden daha mı kısasın?" Çatalımı tabağa bırakarak Eda ya işaret parmağımı salladım. "Benim boyum maydonoz mu her yere onu alet ediyorsunuz?"dediğimde gülmelerini aldırmadan yemeğime devam ettim.
Yemeğimizi bitirince Tuana ile masayı toplayıp bulaşığımızı da hallettik. "Tuana geç sen,ben kahve yapıp geliyorum." Tuana bir şey demeden gittiğinde ben de fincanları çıkartıp kahveyi hallettim. Yanına da yaptığım çikolata toplarından koyup içeri geçtim.
"Hadi gelin kahve içelim." Eda hâlâ oturduğu sandalyeden kalkıp koltuğa geçtiğinde "Valla bu mükemmel günün sonuna da bu kahve yakışırdı diyorum. Hacer sen anladın. Bizi her ne demek için çağırdıysan sus. Kafam dahasını almıyor."dedi. Tamam zaten kötü bir şey olduğunu anladıklarına emindim. "Ya ama söylemem lazım."
Tuana "Hayır Hacer, söylemesende olur. Ben şahsen hiç merak etmiyorum."dedi ve kahvesini alarak içti. "Mis gibi kahvemi içip sonra bu insanları yolcu edip uyumak istiyorum çünkü bilin bakalım kim iki hafta sonunda büroya gidecek?" Kızlar da Kahvelerini alıp içmeye başladı. "Of iyi. Siz de herkes gibi karar verince öğrenin o zaman."diyip ben de aldım kahvemi. Çikolata topunu ağzıma attım. Çok güzel yapmıştım yine. Keşke vermeseydim onlara.
"Ya kızlar saçmalamayın. Hacer söyle kuzum sen. Biz dinliyoruz seni."diyen Ece'ye yüzümü buruşturarak baktım. "Ece daha nişanlanmadın dur bir. Ne kuzumu ya?" Ayşe gülerek "Aa deme öyle Hacer."dedi ve Ece'ye sarıldı. Fotoğrafınızı çekip Ege'ye atmaya üşendim dua edin. "Susup beni dinlicek misiniz?"dediğimde Şevval gruptaki tek anne olarak diğerlerini de ikna edip "Söyle Hacer, dinliyoruz."dedi.
Kahvemi masaya bırakıp anlatmak için derin bir nefes aldım ama Eda beni durdurup "Hacer dan diye anlatma olur mu canım? Yavaştan al."dedi. Onu başımı sallayarak onayladım.
"Bu şerefsiz, pislik, karaktersiz, seri katil bizim değil benim peşimdeymiş. Neden diye sormayın ben de bilmiyorum. Çünkü o sıra savcı beye hastanede çalışmaya geri dönemeyeceğimi anlatmaya çalışıyordum. Adam deli etti beni. Adamın peşinde olduğu kişi ben olduğum için beni tek bırakmak istiyor. Böylece siz güvende olacaksınız. Hayır zaten bunda sıkıntı da yok. Ben kendim giderim. Sorun olan şey hastaneye geri dönmek. Dönmem ben oraya ya." Tek nefeste konuşup herşeyi anlattığımda Eda "Allah'tan yavaştan al dedim Hacer. Aferin sana kızım. Kafamın içine ettin."dedi. "Bu mu yani o kadar şey söyledik."diyerek yerden kalkıp koltuğa tekrar oturdum.
"Bu tabi. Diğer söylediklerinin hepsi boş. Ne demek seni tek bırakmak. Bırakanı döverim."diyen Eda'ya sarıldım sıkıca. Şevval de "Tabiki bırakmayız. Ama benim anlamadığım şey sadece senin peşindeyse o parmak fotoğrafı neden hepimize geldi?"diye mantıklı bir soru sordu.
Ayşe "Onu bunu bilmiyorum da Hacer, hastaneye geri dönme şansın varsa dön be kızım. Senin yapmadığın şeyin cezasını niye sen çekiyorsun?"dedi. Kollarımı Eda'ya daha sıkı sararak "Hayır ya. İnsanların benim hakkımda neler dediğini sen hepimizden daha iyi biliyorsun. Gelmem ben." Eda sırtımı okşayarak "Hacer asıl nedenini söyle bence. İnsanları takmadığını hepimiz biliyoruz."dedi. Of, sizi iyi tanıyan insanlarla yaşamak zor mu kolay mı hâlâ emin değilim.
"Salih."dedim sessizce. "Salih kim?"diyen Ece'yi Ayşe yanıtladı. "Hacer'in stajyeriydi." Bak yine tuhaf oldum.
"Evet o pislik bile bana inanmadı. Oysa en çok onun bana inanması gerekirdi o hastanede. O bile inanmadıysa yeterince iyi bir psikolog değilim demektir. Herkes benden böyle bir şeyi nasıl bekler ya aksi takdirde?"dedim ve dolan gözlerimi sildim. Bu konuyu ilk defa konuşuyorduk. Şu şerefsiz yüzünden bu konu açılamamıştı.
"Saçmalama Hacer. O güne kadar tüm hastane senden bahsediyordu. Ne kadar iyi bir psikolog olduğundan, kimsenin kabul etmediği kendi kızını, karısını öldüren adamı nasıl bir cesaretle kabul ettiğinden. Hacer sen bundan iki yıl önce bir seri katille seans yapıyordun be. Sen misin şimdi kötü olan?"diyen Ayşe ile sildiğim gözlerim tekrar doldu. Ama ağlarım. Ece "Bizim niye bunlardan haberimiz yok?"diyen Ece'nin kafasına yavaşça vuran Eda "Konu o mu?"dedi. Ece saçını düzerterek "Ama yani. Neyse Hacer sonra şey edelim biz onları."dedi. Psikopat bu ya.
"Of boşverin şimdi onu. Başka bir ev temin edilecekmiş bana. Yani burdan ayrılmam gerekiyor sizin güvende olmanız için. Ve buna karar vermeye iki günüm var. Demir olacak savcı sert bir şekilde bastırdı bu iki güne. Gitmeye okeyim ama hastane?"dediğimde Tuana ilk defa konuşarak "Nasıl yani beni yalnız mı bırakacaksın?"dedi. Eda'nın yanından kalkıp onun yanına geçtim ve Tutannama sarıldım. Biraz sigara kokuyordu anlaşılan bırakma konusunda bazen istisna geçiyordu kendine. Şimdi bunu dert etmedim. "Ben burdayken tehlikedesin Tuana. O pisliğin odağını sadece kendi üzerime toplamam için gitmeliyim. Aksi takdir de o parmak fotoğrafları her zaman hepimize gelecek."dedim.
"Biz razıyız kızım buna. Seni tek başına yem etmektense hep birlikte yem oluruz ne olmuş yani?"diyen Şevvale baktım. "Sen hiç konuşma Şevval. Kızın var be senin. Bugünden itibaren seninle konuşmuyorum. Evine gidip mutlu mesut yaşıyorsun."dedim. Tuana kolumu çekiştirerek "Ne yani biz mutlu mesut yaşamayalım mı?"dedi. Bu defa o yanındaki Ayşe'den kafasına darbe aldı. "Lan kızım mamalak mısın sen? Ne diyoruz, ne diyorsun?" Tuana bana daha sıkı sarılarak "Hacer sen gidersen bunlar beni yer biliyorsun dimi?dedi. Gülerek "Merak etme her sabah hayatta mısın diye ararım. O zaman öldürmeden bırakırlar."dediğimde Eda "Ondan pek emin olma Hacer. Burda kalıp Tuana'yı koru."dedi.
Laftan anlamıyorlar anam. Benle münakaşaya giren savcı bunlarla ne yapardı çok merak ediyorum.
Savcı, savcı? Benle münakaşa? Savcıyla ben münakaşaya girmek? Araba? Korna? Hız? "Lan bana o cezayı bu savcı yazdırmış olmasın?"dediğimde "Ne cezası?"diyen kızlara baktım. "Ben bugün savcıyla birazcık kavga etmiş olabilirim. Ama haklıydım yani. İşte sonra arabaya atladım gittim. O da arkamdan geldi, korna falan çaldı ama durmadım. Üstüne üstlük gazı kökledim. Ve ceza yedim ama yani köy yolu gibi bir yer nerden bulsun beni onlar. Kesin o yazdırdı."dediğimde gülmeye başladılar. Komik mi ya? Boş yere ceza yedik.
"Off o kadar işte. Söyledim bitti ben yatıyorum."diyip odama gittim. Yatmakla duş almak arasında kalıp duş almayı tercih ettim. Yarım saat sonra odaya geri döndüğümde sesler kesilmişti. Kızlar gitmişti herhalde. Pijama takımımı giyip yatağa geçtim. Saçımı sabah hallederdim şimdi hiç halim yoktu. Yorganı iyice üstüme örttüğümde gelen bildirim sesiyle telefona bakındım. Off makyaj masasında kalmıştı. Yorganı geri açarak kalkıp telefonu aldım ve koşarak geri yatağa yattım. Telefonu açtığımda savcıdan mesaj gelmesine şaşırdım.
Demir Savcı: Hacer Hanım arkadaşlarınızla konuştuğunuzu zannediyorum. Aksi takdirde Eda Hanımın kapıdaki polis memuruna "Söyleyin o savcıya biz hep birlikteyiz."demesinin başka bir açıklaması varsa dinlemek isterim.
Ne? Eda ne yapıyorsun ya?
Ben: Demir Bey ben de yediğim hız cezası hakkında düşünüyordum da bir anlam veremedim. Bir fikriniz varsa ben de sizi dinlemek isterim.
Demir Savcı: Önce ben yazdım.
Ben: Önce ben düşündüm.
Demir Bey: Fazla hız iyi değildir. Demek ki duyarlı biri sizi görmüş ve uyarmak istemiş.
Ben: Ya? O duyarlı birine çok teşekkür ediyorum. Umarım kendisi ile tanışma şansım olur.
Demir Bey: Umarım.
Şimdi benim soruma gelebilir miyiz?
Ben: Tabii.
Konuştum tabiki kızlarla ama Eda'nın böyle birşey yaptığından haberim yoktu.
Demir Bey: "Biz hep birlikteyiz."derken sizin kararınızı mı söylüyor?
Ben: Hayır daha karar vermedim.
Bakın evden gitmeye başka bir yerde yaşamaya tamamım. Bu yeterli değil mi?
Demir Bey: İşe geri dönmeden sadece evinizi değiştirirseniz bu pekte yalnız olduğunuz anlamına gelmez. Yani kapıda bekleyen onca polisi göze alamaz. Hastaneye geri döneceksiniz ki sizi izleyebilsin. Hamle yapmaya cesaret bulsun. Sizi izleyen polisleri farkedemesin. İlk baştaki gibi savunmasız olan Hacer'in peşinde olsun.
Ben: Ya hamlesi öldürücü olursa?
Demir Bey: O hamleyi ben alırım. Siz sadece hamle yapmasına müsaade edin yeterli.
Ben: Daha bir günüm var öyle değil mi?
Demir Savcı: Öyle.
Ben: O zaman müsade edin düşüneyim.
Demir Savcı: Tabi, iyi geceler.
Ben: Size de.
Ya ne iyi geceler ne iyi geceler. Düşün dur şimdi.
Bölüm etkileşimi
