GİDELİM BURALARDAN kitap kapağı

13. bölüm / 13

GİDELİM BURALARDAN

13.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Hacer Hacer

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 13.Bölüm

Korku, insanın bilinmezle karşılaştığında içinde büyüyen sessiz bir gölgedir; karanlıkta uzar, insanın aklında türlü ihtimaller doğurur ve çoğu zaman gerçeğinden daha büyük bir hâl alır. Adım sesleri kapı olduğunu düşündüğüm yerde durduğunda ise artık tek ihtimal ölümdü.
Ayşe fısıldıyarak "Korkuyorum!" dediğinde koluna sıkıca sarıldım. "Ben de." Kapının açıldığını ve içeriye birinin girdiğini duyduk ama karanlık yüzünden hiçbir şey görünmüyordu. "Merhaba hanımlar. Nasılsınız?" Robotumsu bir sesle konuştuğunda mümkünmüşçesine sırtımızı duvara daha da yasladık. "Lütfen korkmayın benden. Ben sadece sizinle biraz oynamak istiyorum. Sizi hemen kaybetmek istemiyorum." Tam bir psikopattı. Adım seslerinden bize yaklaştığını anlayabiliyorduk ama kaçmak için hiçbir yol yoktu, göremiyorduk.
"Senden değil karanlıktan korkuyoruz. Rica etsem ışıkları açabilir misin?" Ilımlı bir sesle konuştuğumda sesimin titrememesi şanstı. Ayşe kulağıma "Rica etsem ne be? Karşımızda İstanbul beyfendisi var sanki." diye fısıldadığında tuttuğum kolunu sıkarak susmasını söyledim. Ben de gayet farkındaydım karşımızda kimin olduğunun ama bu şekilde yaklaşmak daha doğruydu. Seanstaymış gibi düşün Hacer.
Sakin ve dikkatli.
Artık ayak ucumuzda olan adam "Işıkları açarsam burdan gitmek istersiniz ve ben sizin gitmenizi istemiyorum." dedi. Dibimizde olması yetmiyormuş gibi robotik bir ses kullanması da iyice korkutuyordu bizi. Ayşe konuşmama müsade etmeden "Ne var ki odada görünce gitmek isteyelim?" diyerek lafa atladı. Üstümüze doğru eğildiğini net duyulan nefes seslerinden anladım ama kokusu da sanki daha önce...
"Sen, neden oyun arkadaşımın peşine takıldın?" Ayşe adamın sorduğu soru ile küçük bir kahkaha atıp "Sana mı bıraksaydım tek başına?"dedi. Hani korkuyordu bu kız? Robotik sesle gülüp geri çekildi "Sen zaten hiç bırakmıyorsun onun peşini. Neyse birazdan size ilk oyunumuzu anlatmak için geri gelicem. Şimdilik gidiyorum." diyip hızlıca kapıyı peşinden kapatarak çıktı.
Ayşe kolunu benden çekerek olduğu yerde tepindi. "Çok yakındı Allahım. Ölücem sandım." Sesi titriyordu. "İyi idare ettin ama kahkaha atmalar falan." Aklıma yeni gelen şeyle kaşlarımı çatarak ona döndüm. "Sen niye bu kadar rahatsın? Adam dibimizdeydi ve sen kahkaha attın. Ayşe sen iyi misin?" Yüzünü göremiyordum ama sırıttığını hissettim. İyice bana yaklaşarak kulağıma eğildi. "Telefonum şuan bizi buraya getirdikleri arabanın içinde. Sen evden ayrıldıktan sonra Tuana, hacker bir arkadaşına uygulama yaptırdı. Hepimizde yüklüydü, en çekmeyen yerde bile nerde olduğumu görebiliyorlar. Bizi arabaya bindirdiklerinde kısa bir an kendime gelince direkt telefonu bir yere sıkıştırdım. Kızlar uygulamadan nerede olduğumuzu görebilecekler yani."dedi heyecanlı ve bu yaptığına karşılık tebrik bekleyen ses tonuyla.
Ağzım açık kalmıştı. "Sen, sen ciddi misin? Salak niye ilk başta demiyorsun bunu? Hayır sormasam söylemeyecek misin?" Bu kız adamı çıldırtırdı. "Ne biliyim kızım, unutmuşum. Stresten düşünebildiğim mi var?" dedi yerinde kıpırdanarak. Derin bir nefes vererek sırtımı duvara yaslayıp gözlerimi kapattım. Demir ne yapıyordu acaba şuan?

*******************************************************

DEMİR'İN AĞZINDAN
"Demir, iyi misin?" Boş duvardan gözlerimi çekip yanıma gelen Alp ile Serkan'a baktım. Kavga etmeden yan yana durmaları zor olan iki adam bir iki saattir kavgasız yan yanaydı. Senin sayende!
Alp, Serkan'ın Ayşe Hanıma olan hislerini biliyordu ve şuan Serkan'ın ne kadar çaresiz olduğunu görmek Alp'i ister istemez ona karşı anlayışlı bir hale sokmuştu. Serkan'ın ise gözünün Alp'i falan gördüğü yoktu. Aklı nerede olduğunu bilmediğimiz iki kadındaydı. Sevdiği insanda.
"İyi olacak bir şey var mı ki Alp? Korumamızda olan iki kadın ortada yok. Bir iz yok, haber yok." Sesim sonlarda yükselmişti. Onlara sırtımı dönüp derin bir nefes çektim içime. Sigara içmem gerekiyordu. Başıma ağrımaya başlamıştı artık. Serkan önüme geçip kızarmış gözleriyle bana baktığında keskin bir sancıya dönüştü ağrım. Kaşlarımı çatmak dışında başka bir tepki vermeden Serkan'a bakmaya devam ettim. "Eda'ya dedim ki Demir istediği her şeyi bulur. Kardeşlerini de bulacak. Çünkü biliyorum Demir dağılmaz, dağılanı toplar." Derin bir nefes verdi. Gözleri daha da kırmızılaştı. "Hep öyle oldu, Demir hep orda burda birbirine giren iki adamı topladı. Demir ailesinden olmayan bana sahip çıktı, ağabilik yaptı. Ben onun kardeşine her yumruk attığımda o sadece kardeşinin dağılan yüzünü değil benim de ellerimi sardı. Demir, kardeşim şimdi yine topla bizi. Yardım et bana, sevdiğim kadını kurtarmama yardım et. Hacer'i kurtarmama yardım et." Gözünden düşen tek damla yaşı silip kafasını yere doğru eğdi.
Demir hep toplardı evet ama bu defa o da dağılmak istiyordu. Nasıl koruyamam diye isyan etmek hatta şuan Serkan'ın ona bir kaç yumruk indirmesini bile istiyordu. Ama Serkan bunu yapmak yerine yine ondan yardım bekliyordu. Hacer ile yaptığı bir konuşma geldi aklına. Hacer'in kaldığı evde, daha dün akşam yaptıkları bir konuşma. Karşısında ki kadın gülerek arkadaşlarından bahsediyordu ona. Tam hatırlamıyordu neyden bahsettiğini ama gülümsemesi aklındaydı.
Konuyu ona getirip "Ee sen neler yapıyorsun sizinkilerle?" diye sormuştu Hacer. İki kişi dışında pek bir arkadaşım yoktu, sorunun cevabı basitti. "Kavga dövüşten adam topluyorum. Ben topladıkça onlar dağılıyor ben yine topluyorum. Öyle sarmal bir döngüdeyiz." Hacer'i güldürmüştü bu cevabım. Farketmeden koltukta biraz daha yaklaştı bana. Sesini kısarak "Serkan ile Alp'in arasında ne geçti çok merak ediyorum Savcım." dedi merakla. Onun gibi sesimi kısarak "Git onlara sor psikolog Hanım. Benden laf alamazsın." dediğimde gülerek "Laf almakta ne demek savcım? Ben terapi falan alsınlar diye şey ettim. Çok sinirli oluyorlar yan yana geldiklerinde ya o yüzden." dedi.
Gözlerim neden gülüşünde kaldı bilmiyorum ama gülümsemesi yavaş yavaş solduğunda gözlerimi gözlerine çıkardım. "Denedik terapiyi. Adamı da delirttiler ben topladım. İşe yaramıyor yani onlara terapi falan." Şaşırmış görünüyordu. Sağ elini çenesine koyarak birşeyler düşündü sonra tekrar bana bakıp "Bir gün sen onları toplamazsan ne olacak?" diye sordu. "Onları toplamayı bırakacağım falan yok. Bunun cevabını bilemeyiz." Kendimden emindim.
"O zaman günü geldiğinde ihtiyaç duyarsam beni de toplar mısınız sayın Savcım?" Şaşırmıştım sorusuna. O da kendi sorusuna şaşırmış gibi duruyordu. Ama yine de geri adım atmadan gözlerime bakıp vereceğim cevabı bekledi. Gözlerimi ondan ayırıp masada duran çay bardağımı da alıp kalktım ayağa. "Geç oldu, gideyim ben artık." Onun konuşmasına izin vermeden önce mutfağa gidip bardağı bıraktım sonra da ceketimi alıp çıktım ordan.
Kendi evimin kapısını açarken kendime ben sordum bu defa. "Ailen dışında birini toplar mısın Demir Batur? Vakti geldi mi?"
Düşüncelerden sıyrıldığımda Serkan'ı kendime doğru çekip sarıldım. Ben onları toplamayı bırakmazdım. Hacer'e bunu söylemiştim ve şimdi de bu böyle olmalıydı. Sırtına sertçe vurarak "Ne demek lan ailen dışında biri?" dediğimde arkadan Alp'in gülen sesi geldi. "Batur ailesine zorla sokulan tek adam bu herhalde. Başka biri göbek atarak girer." Serkan'dan ayrılıp Alp'e döndüm. "Alp, bulabildiğiniz herşeyin tekrar üstünden geçip detaylı bir rapor verin bana." Bu kadar oyalanmak yeterliydi. Alp kafasıyla onaylayıp gittiğinde Serkan'a baktım tekrar. "Sen de git kızların arkadaşları ile görüş Serkan. En çok sana güvenirler, git konuş. En son ne zaman konuşmuşlar, onlara ulaşan biri var mı? Hepsini öğren." Cümlemi bitirip gitmek için adım attığımda Serkan "Sen nereye?" diye sordu. Yürümeye devam ederken konuştum "Başsavcı ile görüşmem lazım."

*******************************************************

Arkadaş, yaşadığın hayata eklediğin, yanında yer verdiğin, su gibi muhtaç olduğun kişidir ve onları biz seçeriz.
Bu altı kız kendini arkadaştan yana çok şanslı buluyordu. Liseden beri gelen bir dostluk hem de daha da kuvvetlenen, zordu. Aynı fikirde olmadıkları çok zaman olmuştu, birbirlerini kırdıkları, bir kaç gün küs kaldıkları ama arkadaşlık biraz da buydu işte. Onlar herşeye rağmen birlikte kalmış ve hayallerini bu şehirde Ankara'da birleştirmişlerdi. Ankara onlara hep huzur vermişti. Şimdi ise bir sınav getirmişti önlerine. Birlikte geçebilecekleri bir sınav.
Şuan yan yana olan dört arkadaş yanlarında olamayan iki arkadaşı için herşeyi yapabilirlerdi. Çünkü biliyorlardı o ikisi yoksa Ankara'nın da pek bir anlamı kalmazdı. Buraya bir daha adım atamazlardı. Bu gri şehir yutardı onları.
Eda'nın öfkesi sertti, yıkardı.
Ece'nin sakinliği bir maskeydi.
Şevval'in dili silahtı.
Tuana'nın gücü aklıydı.
Nerede olduğunu bilmeyen iki arkadaş korkuyordu. Belki kendilerine bile belli etmiyorlardı ama ölesiye korkuyorlardı. Hele de Hacer karşılarındaki adamın neler yaptığını görmüşken nasıl korkmazdı. Keşke diyordu, Demir o dosyaları göstermeseydi. O zaman bu kadar korkmazdı.
Ayşe, ölü bir çok insan görmüştü mesleği gereği. Hep düşünürdü, o insanlar şuan yaşasaydı yarın ne yapardı diye. Bir cevap bulamazdı elbet ama şuan kendi cevabını biliyordu ve bu daha çok yaşamak istemesini sağlıyordu. İlk iş Serkan'ın kollarına atlayıp onu ne kadar çok sevdiğini söylemek istiyordu. Bu yaşama isteği ise onu daha da korkutuyordu.
Ayrı olsalarda altı arkadaşta korkuyordu, hisleri birlikteydi.

*******************************************************

ECE'NİN AĞZINDAN
Tuana, Şevval ve Eda ile yan yana oturmuş sessizce bekliyorduk. Arkadaşlarımız seri katilin elindeyken biz sadece bekliyorduk. Hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim. Nefes alamadığımı hissettiğimde bir elim boynuma gitti. "Ben size sakin olun falan dedim de bu kadar da olmayın ya. Sessizlik daha çok yedi beni. Ege de aramadı hâlâ." Uzun süren sessizliği bozduğumda sağımda oturan Şevval elini omzuma atıp "Ozan biraz önce yazdı, Emniyettelermiş ama ne Serkan ne de diğerleri yokmuş." dedi sıkıntıyla.
Tuana üzerime eğilerek işaret parmağını yüzüme doğru uzattı. "Benim tanıdığım Ege bütün bağlantılarını kullanır, Allem eder kallem eder, çatıdan bacadan girer çıkar ama yine de bilgi almadan oradan çıkmaz." Eda gülerek Tuana'yı göğsüne doğru çekti. "Sen de hep işine gelince öv milleti." Eda, Tuana'nın saçlarını dağıttığında Tuana'nın kızması gerekirdi ama o sadece Eda'nın göğsüne daha çok yasladı başını. Canı yanıyordu, canımız yanıyordu.
Eda uzanıp elimi tuttuğunda Tuana'da olan gözlerimi onun gözlerine çevirdim. "Tuana haklı, senin müstakbel nişanlın istediği zaman fazlası ile baş belası olabiliyor. Hem olmadı Ozan çatık kaşlarıyla dağıtır zaten orayı." Eda'nın Ozan'a laf atmasıyla Şevval gülerek "Ay valla kocam diye demiyorum var öyle bir huyu." dedi.
"İnşallah öyle olur." dediğimde Tuana bir şey söyleyecekti ki çalan kapı ile kaldırdığı kafasını tekrar Eda'ya yasladı. Şevval kalkmam için elini omzumdan çektiğinde onu durdurarak ben kalktım koltuktan. Zorumuz neydi de dört kişi aynı koltuktaydık acaba?
"Ben bakarım." Hızla kapıya koşup açtığımda Serkan kızarmış gözleri, yakaları kırışmış gömleği ve sargılı elleri ile kapıdaydı. Serkan'ı görmek iyi miydi yoksa kötü müydü bilemedim. Ama eğer kötü bir şey olsa buraya o gelmezdi değil mi? Gelemezdi.
Hafifçe öksürerek boğazımı temizledim. "Serkan, bir haber mi var?" Kafasını yere eğerek biraz bekledi sonraysa tekrar bana bakıp "İçeri girebilir miyim? Soracaklarım var." dedi ondan belki de ilk defa duyduğum bir sesle. Kapıyı biraz daha açarak geçmesi için geri çekildim. "Gel." Ayakkabılarını çıkartıp kızların olduğu odaya geçti. Peşinden ben de kapıyı kapatıp hemen sağdaki yarı açık olan kapıdan Mina'yı kontrol edip yanlarına gittim.
Kızlar hâlâ yan yana otururken Serkan karşılarındaki koltukta oturmuştu. Kızlar merakla ona bakıyordu ama Serkan'ın gözleri karşısındaki duvarda asılı tablodaydı, daha doğrusu resimde ki Ayşe'de. Gözleri daha da kırmızıydı artık. Serkan'ın yanına geçip oturdum ve sehpa da duran sürahiden bir bardak su doldurup ona uzalttım. Tablodan gözlerini ayırdığında suyu alıp dikleyerek içti.
"Eğer iyiyseniz size bir kaç soru sormam gerekiyor." Eda doğrularak "Arkadaşlarımız sağ salim bulunmadan iyi olma gibi bir şansımız yok bizim ama sen sor." dediğinde Serkan sessiz kaldı, gözlerini kapatıp açtı ve "En son ne zaman görüştünüz onlarla? Size şüpheli birşey söylediler mi?" dedi.
Biraz düşündükten sonra "Ayşe ile en son dün akşam konuştum ben. Gayet iyiydi birşey demedi." dedim sonra da "Hacer ile zaten görüşemiyorduk. Birşey olsa biz değil siz bilirdiniz." diye ekledim. Serkan'ın omuzları çöktüğünde Tuana "Kızlar bir bulunsun ilk iş Ayşe'yi bu adama veriyorum. Gözümüzün önünde eriyor iki yıldır." diye fısıldadığını düşünüyordu ama yanılıyordu. Şevval, Tuana'nın koluna vurarak onu uyarıp Serkan'ın sorusuna benimle aynı cevabı verdi.
Tuana "Hacer'i biliyorsun, Ayşe ile de sabah konuştuk çünkü ben de kalmıştı. Hacer gittiğinden beri arada bende kalıyor biliyorsun." dediğinde sıra Eda'ya gelmişti. "Ayşe ile dün öğlende falan konuştuk herhalde saatten emin değilim. Hacer ile de senden aradığımızda konuşmuştuk. Ayşe ne dediyse ikna etmişti ya hani seni." Eda'nın hatırlattığı şeyle Serkan kafasını dizlerine doğru eğerek elleriyle başını tuttu.
"Eda sen bir sussan mı ya?" Tuana'nın çıkışına destek vererek Eda'ya doğru parmağımı salladım. Serkan en az bizim kadar çaresizdi. "Serkan, Ayşe şuan burada olsa sana ne derdi biliyor musun?" Şevval'in sorusu ile kafasını kaldırıp direkt ona baktı. "İki yıldır peşimde koşan adam ile bu adam aynı kişi mi? Yine koşsana peşimden ne duruyorsun burada?" Şevval haklıydı. Ayşe burada olsa Serkan'ın acı çekmesini, kendini suçlamasını değil yine hep yaptığı gibi peşinden gelmesini onu aramasını isterdi. Bu defa eminim ki Ayşe de olduğu yerde durmak yerine Serkan'a koşacaktı.
Serkan burnundan güler gibi nefes vererek ayaklandı. "Benim polislik dışında en iyi yaptığım şey Ayşe'nin peşinde koşmak. Merak etmeyin ikisini de bulup size getireceğim ama bu defa Ayşe Hanım'ın kalbi benim olacak. O yüzden o Ege'ye söyle Ece ilk evlenen o değil ben olacağım." dediğinde Tuana ıslık çalarak onu alkışlarken Serkan sargılı elini kaldırarak bize el sallayıp çıktı evden.
"Yalnız Ece sen bunu Ege'ye dersen hemen yarın nikahı basar sana demedi deme." Tuana'nın dediğine Eda ve Şevval gülerken benimde Ege ile aynı şeyi düşüneceğimi bilmiyorlardı. Serkan biraz daha bekleyiversindi Allah aşkına. Bizim bu nişanı bir an önce yapıp nikah için hazırlıklara geçmemiz lazımdı.
Kapı tekrar çaldığında bu defa Eda kalkıp gitti. Serkan birşey mi unuttu diye etrafa bakınırken önce Eda sonra da çatık kaşlarıyla Şeyma girdi odaya. Şeyma?
Tuana ve Şevval ile aynı anda ayaklanıp "Şeyma?" dediğimizde çatık kaşlarını hiç bozmadan "Şeyma ya Şeyma. Niye açmıyorsunuz siz o telefonları? O aşağıda ki polisler ne iş? Ve en önemlisi ablam nerede benim?" dedi ve gözleri hepimizin üzerinde gezindi. Şeyma, Hacer'in kardeşiydi ve şuan burada değil Balıkesir'de yurdunda olmalıydı. Eda, Şeyma'nın kolundan tutarak onu koltuğa oturtturken "Şöyle kötü kötü bakmayı kes, almayayım ayağımın altına. Ne işin var senin Ankara'da? Okulun yok mu kızım senin?" diye söyleniyordu. Ama Şeyma onu takmayarak hâlâ bize bakıyordu. En son Tuana'da durduğunda "Sen Tuana abla, üç kez seni aradım. Neden bakmıyorsun telefonuna?" Sonra Şevval'i hedef aldı. "Şevval abla herkes tamam da sen, sen nasıl beş kez aramama rağmen bakmazsın ya?" Gözleri bana döndüğünde "Ece abla sana yüzden fazla mesaj attım." diyerek telefonunu yukarı kaldırarak salladı. "Telefon diye birşeyin icat edildiğini hatırlayıp o telefonlarınıza baksaydınız gelmezdim Eda abla. Şimdi söyleyin bana ablam nerede? Ayrıca o Ayşe ablayı da affetmiyorum, affetmeyeceğim. Aradım açtı sonra yüzüme kapandı bir anda." dedi öfkeyle.
Hiç birimiz ne diyeceğimizi bilemediğimizden açamamıştık telefonları. Şeyma tepesinde dikilen Eda'ya baktığında üçümüz de rahat bir nefes aldık. Eda donmuş gibi öylece Şeymaya bakıyordu, Şeyma da ona. En sonunda sessizliği bölen Eda oldu. "Telefon! Telefonlarda takip uygulaması vardı. Şeyma sen ne zaman aradın Ayşe'yi?" Eda heyecanla bir ileri bir geri yürümeye başladığında saatlerdir hatırlayamadığımız şey karşısında kendime lanetler okuyordum. Şeyma "Öğlende aradım. Hem ne oluyor size ya?" dediğinde Eda hızla bize dönerek "Uyuyor, saatler uyuyor. Telefonum nerede benim? Eğer eğer şanslıysak bulabiliriz. En azından oldukları yere yakın bir yer. Hiçlikten çok daha iyi birşey." derken bir yandan da telefonunu arıyordu.
Tuana kendi telefonunu alıp bir süre sonra kulağına götürdü. Odada yayılan zil sesi ile Eda hemen yastıkların altındaki telefonunu alıp birşeyler yaptı sonra da yerinde zıplayarak "İşte işte işe yaradı. Ayşe'nin telefonundan sinyal geliyor. Hemen Serkan'a haber verelim hadi." dedi neşeyle. Kalbim heyecan ile hızlı hızlı atamaya başladığında telefonuma uzanıp Serkan'ı aradım ve hızlıca olanları anlatıp kapattım. Şimdi kardeşlerimiz bulunabilirdi değil mi?
Dördümüz birden kendimizi koltuklara atıp derin bir nefes verdiğimizde bizim umutlu nefeslerimize sinirli bir nefes karıştı. "Bana ne olduğunu hemen anlatın yoksa hepinizin ailesini buraya toplarım. Ablam ve Ayşe abla nerede?" Şeyma oldukça sinirliydi.

*******************************************************

HACER'İN AĞZINDAN
Bazen birkaç saat, bir insandaki bütün dengeyi sarsmaya yeter.
Yoğun korku, panik, baskı ya da duygusal bir şok sırasında sinir sistemi aniden alarma geçer. Kalp hızlanır, eller titrer, nefes düzensizleşir. Zihin aynı düşüncenin içinde sıkışıp kalır.
O birkaç saat uzadıkça insan kendini gerçeklikten uzaklaşmış gibi hissedebilir sanki dünya sessizleşir ama içindeki gürültü büyür. Beden yorulur, ama adrenalin yüzünden dinlenemez.
Ve olay bittiğinde bile etkisi hemen geçmez. Çünkü bazen insanı en çok tüketen şey, yaşanan an değil o an boyunca sürekli tetikte kalmaktır.
Artık buradan çıkmalıydık, temiz bir hava ve suya ihtiyacımız vardı. Tükenmek üzereydik!
Zaman geçtikçe bulunduğumuz alana yayılan koku nefes almamızı zorlaştırıyordu. Bu koku herşeyi başlatan o kutudaki koku ile aynıydı ama daha yoğundu. Sanki bir kaç kutu varmış gibi. Eğer buradan kurtulabilirsek saatlerce duşta kalacaktım.
"Off nerede kaldı bunlar? Sabah olacak hâlâ yoklar. Acaba telefonu farketti mi?" Ayşe yaptığı plana dair umudunu yitirmek üzereydi. Elini tutup "Bizimkileri bilmiyor musun şok anında hiç bir halt hatırlamazlar. O yüzden geç haber vermişlerdir, eğer telefonu fark etmediyse yakındır gelmeleri." dedim sakince. Oysa hiç ama hiç sakin değildim. Eğer biraz daha burada kalırsak kafayı sıyırmam kaçınılmaz sondu.
Ayşe gergin bir şekilde "İnşallah Hacer yoksa bir kaç saate ben kendiliğimden gidicem öbür tarafa." dediği sırada yine ayak sesi duyulmaya başlamıştı. "Ya hayır gelme git ya." Ayşe korku ile söylendiğinde sesinin titremesinden ağlamak üzere olduğunu hissettim. "Ayşe sakın ağlayayım deme valla ben de ağlarım. Zaten kendimi zor tutuyorum, yapma lütfen." Ayşe burnunu çekip onaylayan sesler çıkardığında odanın içinde sarı cılız bir ışık yandı. Uzun süre karanlığa alışmış gözlerim yandığında gözlerimin ışığa alışması için biraz bekledim. En sonunda ışık rahatsız etmemeye başladığında etrafı incelemeye başladım.
Keşke o ışık hiç yanmasaydı.
Geniş ve uzun bir yerdeydik. Büyük ihtimalle bir fabrikaydı. Yerde, bizden bir kaç metre ötede bir sürü ölü hayvanlar vardı ve bu, bu korkunçtu. Akan kanları bize doğru bir yol izlemiş ve çok yakınımızda kurumuştu. Bu nasıl bir canilikti?
"Hacer bu, bu çok fazla. Nasıl bir psikopatın eline düştük biz?" Ayşe sonunda kendini tutmayı bırakıp ağlamaya başlamıştı. Gözlerimi bu kötülükten ayırıp odanın içine bakındım bir şey bulurum diye ama bomboştu sadece o hayvanlar...
"Hanımlar sizi biraz korkuttum galiba ama merak etmeyin telafi edeceğim." Odanın içinde yayılan sesle etrafa bakındık. Tavanda bir cihaz vardı hemen yanında da kamera. "Ne istiyorsun lan bizden? Önceki gibi gelsene yine buraya." diye yükseldiğimde Ayşe artık benim de ipin ucunu tutmayı bıraktığımı anlayarak bana katıldı. "Ya bırak Hacer. Işıklar açıkken buraya adımını atabilir mi bu korkak. Baksana şuna sesi çıkmayan canlılara kıymaya yetmiş gücü." Tamam bu biraz fazlaydı. Ayşe'nin elini tuttum ve kısık bir sesle "Bu kadar ileri gitmesene kızım. Bu itin kıyabildiği insanlarda var ya hani." dedim.
Ayşe de aynı şekilde "Bunu hatırlatmana inan hiç gerek yoktu Hacer." diye fısıldadı. "Hey hey hanımlar kendi aranızda konuşmayın lütfen. Hacer Hanım gördüğüm kadarıyla artık bir Psikolog gibi davranmıyorsunuz. Ne kadar mutlu olduğumu bilemezsiniz, sizi hep böyle görmek istemiştim." diyerek büyük bir kahkaha attı. "Ayşe Hanım şimdilik arkadaşınızı korkutmamak için sizi duymamış gibi yapıyorum. Aksi halde korkak olmadığımı sizin üzerinizde ispatlamak zorunda kalacağım." sesini nazik tutmasına rağmen altında yatan tehdit netti.
Ayşe sinirle ama kısık bir şekilde "Geber!" diye cavapladı, duymamıştı. Cihazın kapandığına dair bir ses çıktığında şimdilik bitmişti. Ayşe'nin tuttuğum elini daha sıkı bir şekilde tutarak bana bakmasını sağladım. "Ayşe eğer planın işe yaramazsa bizi ne zaman bulacaklarını bilmiyoruz hatta bulabilecekler mi onu bile bilmiyoruz o yüzden lütfen fazla ileri gitmeyelim." dedim. Gözlerim sürekli Ayşe'nin arkasında kalan ölü hayvanlara kayıyordu. Koku ise artık daha kötü bir boyuttaydı. "Eğer bişi bulamazlarsa sakin kalmamızın hiç bir anlamı kalmaz ki Hacer. Öylece ölüp gideceğiz ve Demir Savcının sana gösterdiği dosyalardan birinde yer alacağız." Sözlerinin ağırlığı karşısında yutkunmakta zorlandım.
Demir bana o dosyaları gösterirken daha birbirimizi tanımıyorduk. Evden ayrılıp onun yan dairesinde yaşamaya başladığım ilk zamanlardan bir konuşmamızda "O dosyaları göstermek istemezdim ama olayın ciddiyetini kavraman için önemliydi." demişti. Ben ise o sırada onun yeşil gözlerinin neden bu kadar güzel olduğunu düşünüyordum. Hem de bu kadar yorgun baktığı halde. Şuanda da yorgun muydu o gözler?
"Eda, Demir'in üstüne çok gitmiştir dimi?" diye sordum ama cevabını biliyordum. "Gitmez olur mu? Hepsinin canına okumuştur. Ama galiba senin tek ilgilendiğin Savcı Bey?" Gözlerimi kaçırdım ama gördüğüm tek şey yine o görüntü olduğunda tekrar Ayşe'ye baktım. "Senin ki Serkan değil sanki?" dediğimde artık kızarmak yerine gülüyordu. "Ben seviyorum, sen ne yapıyorsun?" Rol değiştirmiştik artık ben kızarıyordum.
"Bilmiyorum, seviyorum diyemem ama boş da değilim. Hani sizden uzak olduğumda o vardı ya sadece o yüzden büyük ihtimalle. Yani emin değilim, yanlış şey ediyor olabilirim. O yüzden lütfen bunu konuşmayalım ki işin sonunda üzülen olmayayım." dedim kabullenerek. Ayşe elini omzuma koyarak beni kendisine doğru çekip sarıldı. "Sanmıyorum üzüleceğini ama tamam şimdilik öyle olsun." Kollarımı ona dolayarak gözlerimi kapattım.
"Şu durumda uyusam ne olur?" diye sordum hafif gülerek. Ayşe sırtımda olan eliyle sert olmadan vurup "Sakın, şu durumda gram uyuyamam ve sen uyursan burada kafayı yerim." dediğinde kapalı olan gözlerimi açıp bakışlarımı duvarda sabitledim. "Artık buradan uzaklaşsak mı? Ne zaman gözüm arkana kaysa şu görüntüyü görüyorum. Ayrıca şu koku yüzünden kurtulunca bir süre yemek yiyemeyeceğim." diye söylendiğimde Ayşe geri çekilerek bitirdi sarılmamızı. "Kurtulunca bir İskender gömeriz dimi?" diye sordu. Gülerek "Dii, yeriz." dedim ama kurtulabilecekmiydik acaba?

*******************************************************

DEMİR'İN AĞZINDAN
"Sayın Savcım siz gelmesemiydiniz? Hayır yani ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz o yüzden." Sinan'ın dediğine sessiz kaldığımda yanımda oturan Alp benim yerime "Sayın Savcım böyle uygun görmüş demek ki kardeşim." dedi ve Sinan'ın daha fazla sorgulamaması için konuyu değiştirdi. "Sen şu yanında ki yaşıyor mu diye baksana bir. Yola çıktığımızdan beri sesi soluğu çıkmıyor."
Dikiz aynasından arkaya baktım. Serkan gözleri kapalı bir şekilde öylece duruyordu. Benim kafam sadece iki aydır tanıdığım kadın için bu hâle geldiyse...
Hacer, kendine alıştıran biriydi, bunu böyle fark etmek ise tamamen benim hatam.
Gün doğmuştu, bir gün olmuştu. Bir gündür yoktu ve ben dün akşam eve üstümü değiştirmek için döndüğümde onun yokluğunu hissetmiştim. Sesini haddinden fazla açtığı televizyonun sesi yoktu, okuduğu bir kitaba yükselerek söylenmeleri yoktu. Duvarlar ince dediğimde bana inanmalıydı, beni sesine, gürültüsüne bu kadar alıştırmamalıydı.
Omzumda hissettiğim el ile Serkan'ın üstünde kalan gözlerimi Alp'e çevirdim. "Kızları sağ salim aldıktan sonra seninle bir konuşalım Demir." diyen sesi ima doluydu. Önüme dönerken "Konuşacak bir şey yok." dedim ve torpidosundan hiç ayırmadığı sigara paketinden bir dal alıp yaktım. "Emin misin? Konuşurken içecek çok şey var gibi." Ona bakmadan sigaradan derin bir nefes çekip bıraktım. "İçesin varsa kendine başka birini bul. Benim ayık kafaya ihtiyacım var." dediğimde hafifçe gülerek "Zamanı gelince gel o zaman." dedi. O zaman gelecek miydi? Kafamı sallayarak omzuna hafifçe vurdum.
"Alp şuradan sağ dön kardeşim, yaklaştık." Sigarayı torpidodaki küllükte söndürüp bıraktım ve belimdeki silahı kontrol ettim. Serkan da sonun da gözlerini açtığında "Demir sen geride kalacaksın unutma. Şerefsiz zaten takık sana, sıkıntı çıkmasın." dedi. Her ne kadar Alp ile çocukça kavgalar etselerde söz konusu meslekleri olduğunda ikisi de yaşının adamı olabiliyordu. "İlk defa olaya gelmiyorum kesin şunu. Beni değil kızları düşünün. Ne olursa olsun onlara zarar gelmeyecek." Hepsi onaylayan birşeyler söylediklerinde geriye kalan yol sessiz geçmişti.
Alp arabayı durdurduğunda hepimiz indik ve diğer polislerle toplaşıp planın tekrar üstünden geçtik. Fabrikanın etrafı bize eşlik eden başka bir ekip tarafından çevrilmişti çoktan. Biz ana kapıdan girecektik içeriye. "Unutmayın öncelik kadınları kurtarmak. Herkes dikkatli olacak. Deniz ve Emir siz Savcının yanından ayrılmayacaksınız." Alp bana kısa bir bakış attığında aklı ben de kalmasın diye kafamı sallayarak onların yanından ayrılmayacağımı söyledim.
Serkan ve Alp yanlarında ki polislerle önümden giderken ben yanımda ki iki adamla arkadan takip ediyordum. Fabrikaya iyice yaklaştığımızda aldığımız koku doğru yerde olduğumuzun kanıtıydı. Etrafta bir sürü hayvan ölüsü vardı. Bu manzarayı beş altı ay önce de görmüştük. "Şerefsiz yine yapmış yapacağını." dedi Sinan kısık bir sesle. Çoktan yüzüne bir maske takmıştı. O gün bu manzara karşısında kusup delilin yok olmasına neden olduğunda aldığı ceza işe yaramıştı anlaşılan.
"Serkan Komserim emrinizle içeri girmek için hazırız." Fabrikanın arka tarafında olan bir polisti konuşan. Serkan telsizini çıkarıp "Biz de yerimizi aldık koçum, birazdan başlayacağız." dedi, zorlandığı belliydi. İçeri girip sevdiği kadını görmek istiyordu. Ona bir kez daha sevdiğini söylemek, bir kez sarılmak, kokusunu içine çekmek.
"Herhangi bir hareketlenme yok, girelim artık." Alp'in dediği ile ekipler yeni pozisyonlarını alıp önlerinde yürüyen Serkan ve Alp'i takip ettiler. "Biriniz telsizini bana versin." diyerek arkamda dikelen memurlara baktım. Diğerine göre daha genç olan memur telsizini çıkarıp bana uzalttığında alıp tekrar fabrikaya baktım.
"İçeri giriyoruz. Herkes temkinli olsun." Serkan'ın dediğinde karşılık onu onaylayan sesler duyuldu. Sinan "Lan eğer kusucak gibi olursam beni buralardan uzaklaştırın he. Bir daha ceza falan alamam. Hele Savcımın bakışlarını hiç." dediğinde arkamdaki memurlardan biri hafifçe öksürmüştü. "Sinan sus artık." Alp ve Serkan aynı anda konuştuktan sonra hiç kimseden ses çıkmadı. Artık tam anlamıyla içerdeydiler.
"Alp, ben sola gidiyorum." Serkan'ı "Tamam, biz düz devam. Sinan sen sağa." diyerek yanıtladı Alp. On dakikalık sessizliğin ardından Sinan "Buldum onları." diye bağırdı. Derin bir nefes verdiğimde sanki kalbimin üstünden büyük birşey kaybolup gitmişti. "Ah! Gerçekten burda da mı var bu ölü hayvanlar. Kız siz burada nasıl durdunuz?" Sinan böyle gevşek gevşek konuştuğuna göre ikiside iyiydi. Telsizi genç memura geri verip "Arabadan silahımı alıp geliyorum siz burada kalın." dediğimde itiraz edeceklerini biliyordum. Yan tarafa bakarak bağırdım. "Adam kaçıyor koşsanıza peşinden." İki genç memur tecrübesizliğin etkisi ile ormanın içine daldığında fabrikaya son bir kez bakıp arabaların olduğu yere doğru ilerledim. Belimdeki silahı çıkarıp hazır hâle getirdim.
Alp'in arabasının yanındaki beden o şerefsize aitti. "Sonunda gelebildiniz Sayın Savcım." Yine aynı robotik sesi kullanıyordu. "Onlara zarar verdin mi?" Gülerek "Hangisini merak ediyorsun tam olarak?" dedi. Elimdeki silahı daha sıkı tutarak ona doğru kaldırdım. "Neyine güvenerek karşıma çıkıyorsun lan sen?" Sinirle konuşarak ona bir iki adım daha yaklaştım. Yüzünü görmem gerekiyordu ama maske ile kapatmıştı.
"Neyime güveniyorum biliyor musun? Sana. Sana güveniyorum Savcım. Ailenin katilini öldürüp intikamını alan kişiyi öldürüp, yakalayamazsın değil mi?" Silahı indirip bir adım geri çekildim. "Buna inanarak mı öldürdün o adamı? Çok yanlış bir güvence seçmişsin. Gerçekten sırf peşini bırakmam için geçmişte kalan birini öldürdün, benim için öyle mi?" Bu pisliğin ilk karşıma çıktığı dosya da onu yakalamam o kadar yakındı ki sırf peşini bırakmam için gidip zaten cezasını çekmiş adamı öldürmüştü. Cesedin yanına da benim için bir not bırakmıştı. O olaydan sonra dosyayı elimden almışlardı. Benim bir alakam olmadığı ispatlanana kadar. Eğer o gün elimden daha iyisi gelse şimdi o kadar insan bunları yaşamazdı.
"Uzatmadan ver artık şu bahsettiğin şeyi." Burada bunun için bulunuyordum. Bir kaç saat önce savcılığa bir mesaj göndermişti. Eğer yerlerini bulursak benimde polislerle gelmemi ve orada onunla görüşmemi istiyordu. Elindeki önemli dosyaları bize vermek karşılığında buradan elini kolunu sallayarak gidecekti. Bana kalsa bu mümkün değildi ama vereceği bilgiler askeri düzeyde önemliydi. Bu yüzden Başsavcının emriyle buradaydım.
Elini beline doğru uzattığında silahı tekrar ona doğrulttum. "Sakin ol Savcım, size bir zarar vermem. Yani şimdi vermem, unutmayın siz benim son kurbanım olacaksınız." Kendi dediğine gülerken ben sadece bir an önce şu saçmalığın bitmesini ve fabrikaya gidip Hacer'e bakmak istiyordum. Özür dilemeliydim, bu geceden sonra belki de hepsinden.
Beline sıkıştırdığı bir dosyayı önüme doğru atıp "Umarım en kısa zamanda görüşürüz. Ve artık lütfen benden oyun arkadaşımı saklamayın. O benim, sizin değil." dediğinde artık kendimi tutmakta zorlanmaya başlıyordum. "Sen bu saatten sonra o kızın nefes aldığı herhangi bir ortama girebileceğini mi düşünüyorsun? Onu da sana kurban etmeyeceğim." Geriye doğru adımlar atarken "Sakın benim olana göz koyma Savcı." dedi ve arkasını dönüp elini kolunu sallayarak gitti. Buna izin vermek için nedenlerim vardı ama şimdiden pişmandım. İyice uzaklaşıp gözden kaybolduğunda yerdeki dosyayı aldım ve Alp'in arabasında olan çantama koyup fabrikaya doğru ilerledim.
Artık her zamankinden daha iyi bir plan yapmalıydım. Hacer'i ve arkadaşlarını korumalı, Serkan'ın bir daha bu kadar dağılmaması için en doğru kararı vermeliydim. Ve hayır Hacer onun değildi çünkü ben artık Hacer dağıldığında onu da toplardım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18