2.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Hacer Hacer

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 2.Bölüm

Her sürpriz güzel olmazdı. Şu an karşımızdaki de o güzel olmayan sürprizlerden biriydi. Ece ve Tuana ile birlikte çığlık atarak çekilmemizle Eda ve Şevval'de korkarak Mina'ya koşmuşlardı. O kutunun içinde kanlar içinde bir hamster etrafında da gül yaprakları vardı. Böyle bir eşek şakasını kim yapabilirdi? Bu, bu iğrençti.

Ece'nin koşarak tuvalete koşmasıyla kendime geldiğimde Şevval ve Eda'da kutuya doğru ilerliyorlardı. Onları durduramadan ikisi de çığlık atarak uzaklaştılar. Mina'nında ağlamaya başlamasıyla karışan ortalık kafamı toplamamı sağladı. Önce yanımda duran Tuana'ya baktım. Öylece kutuya bakarak ağlıyordu. "Tuana kendine gel. Polisi aramamız gerek." dedim omuzlarını tutarak. Gözlerini kutudan ayırıp bana baktığında "Hacer, hamster kardeşten ne istediler. O yalnızca bir kafesin içinde dönüp duruyordu. Kime ne yapmışta ona bunu yapmışlar. Dava edicem bunu yapan pislikleri." dedi. Tuana'nın kolunu okşayarak "Merak etme onu da yaparsın ama önce kızları toparlayıp polise haber vermemiz gerekiyor." dedim. Hala ağlayan Mina'ya bakarak başını salladı. "Sen Ece'ye bak. Tuvalette." Tuana yavaş adımlarla odadan çıktığında Şevval'e baktım.

Elleri ağzının üstünde gördüğü şeyi sindirmeye çalışıyordu. Karşısına geçerek kutuyu görmesini engelledim. "Şevval, biliyorum kötü bir manzara ama Mina ile ilgilenmelisin. Kendine gel lütfen." dedim. Şevval ellerini aşağı indirerek ağlayan kızına baktı. Bir şey demeden Mina'yı kucağına alarak odadan çıktı. Eda şoku atlattıktan sonra tekrar kutuya yaklaşmıştı. "Eda uzaklaş kutudan polisi aramamız gerekiyor. Daha fazla kurcalamadan teslim edelim." derken bende kutuya doğru ilerledim. "Hacer burada bir not var." derken beni duymamış olmalı ki notu eline aldı. Al işte bir de avukat oldular başıma. Eda elindeki küçük zarfı incelerken başortümü çıkararak elinden zarfı aldım. "Kurcalama dedik ya kızım." dedim. Eda bana dönerek "Merak etmiyor musun içinde yazanı? Polis geldiğinde bize göstermeyecek o yüzden şimdi bakalım." dedi. Merak etmesine ediyorum, ediyorum da bunu okuduktan sonra kendimi kaybetmek istemiyorum.

Soğukkanlılığımı kaybetmemi sağlayacak bir şey yazıyorsa kendime gelmem uzun sürerdi. Ben kendimi kaybedemezdim. En büyük korkuma bilerek ilerleyemezdim. Eda'ya cevap vermeden zarfı aldığı yere bıraktım. "Polisi ara Eda." Eda koltuğa ilerleyerek telefonunu aldığında bende odadan çıktım. Odama geçtiğimde Şevval hala şokun içindeydi bir yandan da Mina'yı uyutmaya çalışıyordu. İkimizde konuşmadık. Elimdeki başörtüsünü kenara koyarak çekmeceden yeni bir başörtüsü çıkardım. Odadaki lavaboya girerek elimi ve yüzümü yıkadıktan sonra başörtümü takarak odaya döndüm. "Polisi aradık, gelirler şimdi. Sen Mina'nın yanında kal." dedim odadan çıkarken. Ece ve Tuana'ya bakmak için Tuana'nın odasına geçtim. İçeri girdiğimde Ece çok kötü olmalı ki halsiz bir halde uzanıyordu. Tuana ise yatağın kenarına oturmuş kendi kendine bir şeyler söylüyordu. Ece beni gördüğünde ayaklanarak "Hacer bu neydi böyle?" diye sordu. Tuana bize dönerek "Valla nedir ne değildir bilmem. Tek bildiğim bunu yapanın burnundan fitil fitil getireceğim." dedi.

Kızlara sakin kalmalarını söylerken çalan zil hepimizi anlık olarak gerdi. Eda'nın ben baktım demesiyle kızlarla çıktık odadan. Eda kapının deliğinden baktıktan sonra bize bakarak "Sorun yok. Ali amca." dedi. Tuana koşarak Eda ve kapının arasına girdi. "Geç bile kaldı o kadar sesten sonra anında damlaması gerekiyordu." dedi. Eda, Tuana'yı önünden almaya çalışırken kapı bir daha çaldı. "Evde olduğunuzu biliyorum cadı ve arkadaşları. Açın şu kapıyı. O kadar çığlık attıktan sonra saklanmak var mı?" diyen Ali amcayı Tuana kendi çapında taklit etti. Manyak kız bu durumda bile bizi tebessüm ettiriyordu. Eda tekrar Tuana'yı önünden çekmeye çalışırken benim odamdan çıkan Şevval "Mina'yı yeni uyuttum. Açın şu kapıyı daha fazla ses çıkarmayın." dedi. Mutfağa giden adımları anlık olarak durduğunda Ece'ye baktı "Ece gel nane limon vardı midene iyi gelir." dedi. Şevval ile Ece mutfağa geçerken Eda'da kapıyı açmıştı.

Ali amca kapı açılır açılmaz "Ne günahım vardı da sizin gibi komşulara rast geldim ben? Hayır ikisi yetmiyormuş gibi siz arkadaşları da çıktınız. Kızım sizin kendi eviniz barkınız yok mu? Evinizde çığrın edin. Salın bizi artık." diye söylenmeye başladı. Eda onu hiç takmadan arkasına dönerek mutfağa geçti. Eda'nın arkasından bakan Ali amca "Hiç edep adap yok bu gençlerde." diyerek bana döndü. Sıradaki kurban olduğumu anlayıp kapıya yaklaştım. "Ali amca gel buyur derdim ama pek doğru bir zaman değil." dedim. Ali amca "Doğru zaman olsa da çağırsan gelirim sanki." diyerek yüzüme dikkatle bakmaya başladı. "Neyin var senin? Betin benzin atmış. Yoksa o cadı senin de mi kafanı ısırdı?" diye soran Ali amcaya karşı kapının arkasında saklanan Tuana'dan "peh" diye bir ses çıktı. "Yok Ali amca. Tekrar özür dilerim Tuana adına. Ayrıca bu defa haklısın bir durum oldu o yüzden anlık olarak biraz fazla gürültü yaptık. Onun içinde özür dilerim." dedim. Cümlemi bitirmemle de dışardan polis sireninin sesi gelmeye başladı. Ali amca bana bakarak "Valla bu defa ben şikayet etmedim." dedi. Keşke sen şikayet etmiş olsan Ali amca.

Yine diğer polislerden farklı olarak asansörle gelen Serkan, Ali amca ile beni görünce "Oo, bu ne böyle? Sabah öyle akşam böyle. Özellikle bu defa sahte bir ihbarla çağırdınız valla savcıya kadar gitti konu. Artık benden bir şey beklemesin o Tuana bu defa hapse kadar yolu var." dedi. Ali amca elini kalbinin üstüne götürürken "Ne sahte ihbarı ne hapsi oğlum? Ben aramadım bu defa kimseyi." dedi. Sesinden telaşlandığı belliydi.

Ali amcayı daha fazla yormamak adına "İhbar gerçek Serkan. Biz aradık seni. Ali amca sesleri duyunca gelmiş. Onluk bir şey yok." dedim. Serkan alaycı tavrından sıyrılıp ciddiyetle yüzümü inceledi. Ne gördü bilmiyorum ama arkasında bekleyen polislere işaret ederek hızla içeri girdi. Bende onların peşinden içeri girecekken kolumdan tutulmamla Ali amcaya döndüm. "Birinize bir şey olmadı daha?" dedi. Bizim için endişelenen huysuz Ali amca gözlerimin dolmasını sağladı. Farkında olduğum bir gerçeği doğrulayan soruydu bu. Kolumun üzerinde ki elinin üzerine elimi koyarak "Merak etme iyiyiz biz. Biri eşek şakası yapmış o kadar. Geç oldu ilaçlarını içip yat sen haydi." dedim ama içi pek rahatlamış gibi durmayan adam "Bizim cadı nerede?" diye sordu. Tuana daha fazla dayanamayıp kapının arkasından çıkarak Ali amcaya sarıldı.

"Ya ben gayet iyiyim. Manyak adam ya hem ağzımızın içine ediyor hem de merak edip endişeleniyor. Tam toksitsin he Ali amca." diyen Tuana'nın son söylediğini anlamayan Ali amca bana bakarak "Küfür etmedi daha o bana?" dedi. Kafamı olumsuz anlamda sallayarak yanlarından ayrıldım. Umarım yine kavga etmezlerdi. İçeri geçtiğimde kutudan parmak izi alınmıştı. Serkan'ın elinde tuttuğu zarfın içindeki not onu şaşırtmış gibi duruyordu. Serkan'ın yanına geçtiğimde beni fark ederek notu bir polise verdi. Eda'nın dediği gibi bize şimdilik hiçbir şey söylemeyeceklerdi. Belki de en iyisi buydu. Serkan bana tekrar döndüğünde "İyi misiniz?" diye sordu. İyiydik sanırım. En azından herkes dağılana kadar ben iyi olmalıydım. "İyiyiz. Sadece gördüğümüz şeyi uzun bir süre unutamicaz o kadar." dedim. Serkan bir ağabi gibi omzumu sıvazladığında kendimi tutmak biraz daha zorlaştı. "İfadenizi almam gerekiyor ama eğer isterseniz yarın sabah da alabilirim. Şuan acelesi yok." diyen Serkan'a cevabı Ece "Sağol Serkan. Şimdi halletsek daha iyi olur yarın kimse bunu hatırlamak istemez." diyerek verdi. Haklıydı, bu geceyi bir daha hatırlamamak üzere silmek hepimizin yapacağı ilk şeydi. İfade işini de halledip geceyi kapatmak en doğrusuydu. Kızlarda Ece'yi onayladığında Serkan ve sabahta burada olan Emir ifadelerimizi almaya başladı.

İfade işi Serkan ve bizim tahmin ettiğimizden uzun sürmüştü çünkü Tuana'yı unutmuştuk. Şuan hepimiz Tuana'ya öfkeli bakışlar atıyorduk. Bunun nedeni ifadelerimizi verirken kutudaki hamsterdan fare olarak bahsetmemizdi. Her fare dediğimizde "O bir hamster, ölüye saygı. Allah korusun size bir şey olsa ve arkanızdan Ahmet, Fatma diye bahsetseler hoş mu olur?" diyerek gereksiz bir duyar kasıyordu. Başta hepimiz duymamazlıktan gelmiştik ama bir süre sonra katlanılamaz olan Tuana, Emir tarafından kelepçelenmiş ve bir daha konuşursa nezarethaneye götürülmekle tehdit edilmişti. Tuana'yı bu şekilde biraz olsun susturabilen Serkan bize sabır dileyerek evden ayrılmak üzereyken Eda tarafından durduruldu. "Serkan şu notta ne yazıyordu?" Eda'nın sorusu karşısında Serkan kafasını sağa sola sallayarak "Eda bildiğin prosedürü sorgulama lütfen. Şuan bunu sizinle paylaşmam doğru olmaz siz dediğim gibi daha dikkatli olun yeter. Bir sonuca ulaştığımızda sizinle paylaşırız." dedi.

Eda ikna olmamış olsada daha fazla zorlamadı. Serkan'ın kapıdan çıkarken Tuana'ya dönerek sus işareti yapmasıyla Tuana "Ya kesin bu yaptı bu pisliği ne biçim davranıyor görüyorsunuz değil mi?" diye yükseldi. Serkan ise Tuana'ya cevap olarak "Kes kes ben seni bir daha karakola düştüğünde görücem. Alıcam o farenin öcünü. Hem az yüzün olsun yalvarmaya." dedi. Tuana cevap vermek için ağzını açmıştıki Ece, Tuana'nın ağzını kapatarak "Serkan gider misin artık?" diyerek araya girdi. Serkan iyi geceler diyerek asansöre bindiğinde bizde kapıyı kapatıp hem alttan hem de üstten üç defa kilitledik. Şevval "Camları kontrol ediyim ben." diyip gittiğinde Tuana "Bu Serkan'ı hiç sevmiyorum. Kaç defa hamster dedim yine fare diyor yine fare diyor. Nasıl komiser oldu anlamadım valla." dedi. Bizde senin nasıl avukat olduğunu sorguluyoruz Tuana. Eda, Tuana'nın ensesinden tutarak "Nezarethaneden çıkmak için yalvarırken Serkan'dan büyüğü yok ama." dedi. Tuana Eda'ya ayak uydurarak oturma odasına geçerken "Köprüyü geçene kadar işte kanka." dedi.

********************************************************************************************************************************************************************************************

Dün gece kimse evine gitmemiş hep birlikte kalmıştık. Sabah olduğunda kimsenin doğru dürüst uyumamış olması hiçbirimizi şaşırtmamıştı. Bir süre düzgün bir uyku çekebileceğimizi düşünmüyorum. Hastaneye giriş yaptığımda beni bekleyen Ayşe kızlarla konuşmuş olmalı ki oldukça endişeli gözüküyordu. İyice yaklaştığımızda "Hacer neler oldu dün? Niye haber vermediniz bana? Bir sorun yok değil mi? Ece pek bir şey demedi hepiniz iyi misiniz?" Ayşe'de ufaktan Eda çenesi vardı. Koluna girerek odama doğru yönlendirdim."Oda da konuşalım. Neden bilmiyorum bu ara herkes bana bakıyor." dedim. Ayşe gözlerini etrafta gezdirirken "Burak Hocayı reddettiğini öğrendiler o yüzdendir." Ne? Adım atayı bırakıp Ayşe'ye döndüm. "Ne demek öğrendiler? Kim söylemiş?" Ayşe cevap olarak bilmiyorum anlamında dudaklarını büzdü. "Boş ver onu. Anlat dün gece neler oldu?" Kolaydı sanki boş vermesi. Kesin o Burak denen şerefsizin işiydi. Reddedilmeyi kaldırmayan narsistin tekiydi.

Bu defa Ayşe'nin yönlendirmesiyle yürümeye devam ettik. Asansöre geldiğimizde yine tüm şanssızlığım ile Burak'ta oradaydı. Sevmediğin ot burnunun dibinde biter. Ne kadar da anlamlı bir atasözüydü. Ayşe'nin çekiştirmesiyle asansöre bindiğimde bakışlarını üstümden ayırmayan Burağa bir çarpsam ne olurdu ki? Ayşe düşüncemi anlamış gibi kolumu tuttuğunda "Sabret biraz." dedi ama sabır mı dayanırdı Allah aşkına buna. Bir dakika Burak. Aklıma gelen şey ya doğruysa olabilir miydi? Onu reddettiğimi herkese çarpıtarak anlattığı ortadaydı ama bunu yapabilir miydi? Ya o kutuyu Burak gönderdiyse?

Duran asansörden yine Ayşe'nin çekiştirmesiyle çıktık. Ayşe'nin kolundan çıkıp asansöre baktığımda Burak'ta kafasını kaldırarak bana baktı. Sırıtarak göz kırpmasıyla midemi bulandıran ve o kutuyu gönderen kişi aynı kişiyse. Bu kadar ileri gidebilir miydi gerçekten? "Hacer gel artık. Gitti işte haydi." Serkan'a ne olur olmaz Burak'tan bahsetsem iyi olurdu. Şimdilik kafamdaki şüpheleri kenara iterek Ayşe'ye doğru ilerledim. Birlikte odama girdiğimizde karşılıklı koltuklara geçti. Ortada duran sehpanın üzerinde duran sürahiden bir barda su alıp içtim. İşine odaklan Hacer işine. Dayan biraz daha.

"Ee bekliyorum." diyen Ayşe'ye olan biteni baştan sona anlattım. Kutunun içinden ne çıktığını duyunca görmemesine rağmen midesi bulanan Ayşe "Nasıl uyudunuz o evde başka yere gitseydiniz ya." dedi. "Evden çıkmak istemedik. Ev mi dışarısı mı daha güvenli bilmiyorum ama gece kimse evden ayrılmak istemedi." dedim ellerimi yüzüme kapatırken. Odanın kapısı tıklandığında Ayşe benim yerime gel dedi. Kapı açıldığında "Hacer Hocam günaydın. Günün özetini geçmek için gelmiştim." diyen kişi Salih'ti. Salih stajyer olarak yanımda çalışan öğrenciydi. Ellerimi yüzümden çekerek kafamı kaldırıp Salih'e baktım. Ayşe'de o sırada odadan ayrılmıştı.

"Salih sana bunu yapmana gerek yok demiştim. Sen sadece sorumlu olduğun hastaların dosyalarını incele ve bana rapor çıkart." dedim ama nafile Ayşe'nin biraz önce kalktığı koltuğu göstererek "Oturabilir miyim?" diye sordu. Kafamı sallayarak onayladığımda oturduğu gibi günün özetini geçmeye başladı. "Yarım saat sonra Suat Bey ile seansınız var. Verilen bilgiye göre bir gardiyanın şok cihazıyla bayılana kadar kendine elektrik vermiş. Kaldırıldığı revirde de yine bileklerine zarar vermiş. Her geçen gün durumu daha kötüye gidiyor." dedi. Adam ölmek için her yolu deniyordu ama öldürmeyen Allah öldürmüyordu işte. Devam etmesi için elimle işaret verdiğimde "Nazan Hanımla seansınız vardı ama biraz önce arayıp gelemeyeceğin söyledi." Oturduğum yerde dikleşerek arkama yaslandım. "Nedenini söyledi mi?" kafasını sallayarak "Evet. Kızının mezuniyet töreni varmış. Kaçırmak istemediğini ve sizden özür dilediğini belirti." Kızının mezuniyeti mi? O geçen ay değil miydi? Katılmadığı için çok üzüldüğü karşımda ağladığı şey buydu. Neden yalan söylemişti hem de bildiğim bir konuda.

"Nazan Hanımın kızının numarası vardı değil mi bizde?" Salih elinde duran defterde başka bir sayfa açarak bana uzattı. "Var hocam, adı Serpil." Masanın üzerinden not kağıdı alarak numarayı yazdım. "Çıkabilirsin Salih. Teşekkürler." Salih ayağa kalkarak "Bitmedi daha hocam Nazan Hanımın açtığı boşlukta karşıdaki restorandan yer ayırttım. Bu ara pek oraya gitmiyordunuz bu fırsatı kaçırmak istemezsiniz diye düşündüm." Kafamı kaldırarak ona baktığımda ellerini yukarı kaldırarak "Bir şey daha var. Mete Beyle yapacağınız seans ikiden üçe alındı. Onun dışında bir kaç hasta dosyalarına bakmanız gerekiyor o kadar." Bu çocuk kendini asistan sanıyordu herhalde. "Salih sen bir stajyer psikologsun, asistan değilsin. Benim için restoranda yer ayırtmana, günün özetini geçmene gerek yok. Hayır harcanıyorsun burada çok istiyorsan bırak bu işi git. Asistan olarak güzel yerlere geleceğine eminim." Salih sözlerim karşısında gülerek "Ben isteyerek yapıyorum Hocam. İçimden geliyor." dedi. İçinden gelen bu mu evladım. Akıllıya hasretim hiç dinmeyecekti anlaşılan. Elimi sallayarak Salih'i odadan kovduktan sonra kağıda yazdığım numarayı aradım ama telefon kapalıydı. Bir kez de Nazan Hanımı arayarak şansımı denedim ama beklediğim gibi onunda telefonu kapalıydı. Koltuktan kalkarak masama geçtim.

Suat Beyle geçen yaptığımız konuşmaları tekrar gözden geçirmem gerekiyordu. Dün incelediğim hiçbir şey şuan aklımda değildi. Aldığım notları ve yapılacak konuşmaları gözden geçirdiğim yirmi dakikanın sonunda Salih gelerek Suat Beyin geldiğini haber vermişti. Ayağa kalkarak içeri giren Suat Beye ve iki askere selam verdim. Askerlerden biri Suat Beyin kelepçelerini açarken bir diğeri odada kesici alet olup olmadığına baktı. Normalde de odada silah olarak kullanılabilecek bir şey bulundurmazdım ama özellikle Suat Bey geldiğinde daha dikkat ederdim Salih sabah ben gelmeden önce tüm kalemleri ve ucu sivri her şeyi kaldırırdı. Asker etrafı aradıktan sonra bana dönerek "Bu ara fazla saldırgan bir şey hissederseniz seslenin hemen. Biz kapıda bekliyoruz." dedi. Suat Beye baktığımda her zamankinden daha solgun görünüyordu ve bir o kadar da öfkeli. Büyük ihtimalle özel izin almamış olsam bırak kelepçeleri çıkartmayı buraya bile getirmezlerdi. "Tabi, teşekkürler." dediğimde iki askerde odadan çıkıp kapıyı kapatmışlardı.

Yerime geri oturarak "Hoş geldiniz Suat Bey. Görüşmeyeli nasılsınız?" diye sordum. Kafasını yavaşça bana çevirdiğinde deminki öfkeli halinden tamamen kurtulmuş gibi görünüyordu. "İyi değilim. Kızım sürekli bana sesleniyor onun yüzünden uyuyamıyorum." bileklerini yukarı kaldırarak "Bak sussun diye çok uğraşıyorum ama asla asla susmuyor." dedi. Suat Bey kendi öldürdüğü kızından bahsediyordu. O olaydan sonra kızını öldürmeden önce kızının yalvarışlarını duyarak geçiriyordu gecelerini. Kızının son sözleri her gece onunlaydı. "Peki eşiniz o da sizinle konuşuyor mu hala?" diye sordum. Kafasını eğerek "Hayır o benimle konuşmayı bıraktı. Galiba bana kızdı." dedi. Elleriyle oynamaya başlamıştı bunu sadece utandığında yapıyordu. "Neden size kızdığını düşünüyorsunuz?" diyerek yeni bir soru yönelttim. Elleriyle daha hızlı oynamaya başladı ama beni yanıtsızda bırakmadı. "Geçen hafta evlilik yıl dönümümüzdü. Ben çiçek alamadım. O da o yüzden benimle konuşmayı bıraktı. Nazlı çiçekleri çok severdi ben hep ona çiçek alırdım. O, o çok mutlu olurdu çiçekleri gördüğünde. Çiçekleri ekmeyi, sulamayı, büyütmeyi çok severdi. Hata doktor hanım bizim bahçemiz de bir sürü çiçek vardır. Nazlı ve o dikmişti hepsini." dedi. O dediği kızıydı. Eşinin adını söyleyebilirken kızının adını ağzına bile almıyordu. Kızı sadece oydu.

"Eşiniz, yani Nazlı Hanım ve kızınızla birlikte çiçek ekmiş miydiniz hiç? Sizi de çağırırlar mıydı yanlarına?" Gözlerimin içine baktı ama daha çok maziye dalmış gibiydi. Geçmişi gözden geçiriyordu. Ellerinin hareketi yavaşlamış ama durmamıştı. "Evet. Nazlı bilirdi toprakla uğraşmayı sevmediğimi ama o bilmezdi sürekli beni de çağırırdı." derken cama çevirdi kafasını. Sadece sorduğum sorulara cevap veren adam soru-cevap şeklinde ilerleyeceğimizi gösteriyordu. Ona biraz zaman vererek notlarımı aldım. Bu sırada bakışlarını camdan hiç ayırmamış duyulan her korna sesinde yüzünü buruşturmuştu. "Suat Bey, kızınız sizi çağırdığında gider miydiniz?" sorumla tekrar bana dönen adam "Evet, ben gelene kadar ağlar ben gelince de hemen susar boynuma atlardı. Nazlı, onun daha çok benimle çiçek ekmeyi sevdiğini söylerdi." diye yanıtladı sorumu. Ne üzücüydü ki babasıyla çiçek ekmeyi seven o kız babası tarafından kendi çiçek bahçelerinde öldürülmüştü.

Suat Beyle seansımız bir buçuk saat sürmüştü. Herhangi bir öfkelenme olmamıştı. Sadece bazen verdiği cevaplar o kadar zorlayıcıydı ki ben öfkelenmiş, kalkıp gitmek istemiştim. Hem bu kadar acı çekip hem de bu kadar soğukkanlı olması tuhaftı. İçinde yaptıklarından dolayı çok pişmandı ama bir tarafı yaptıklarını umursamıyordu. Hangi tarafı asıl olandı?

Telefonumun çalmasıyla düşüncelerden ayrıldım. Arayan bir numaraydı. Masanın üzerinde not aldığım kağıda baktığımda arayan kişi Serpil Hanım yani Nazan Hanımın kızıydı. Telefonu açtığımda "Alo." diyen ses Nazan Hanımın kopyasıydı. Nazan Hanımın dediği gibi kızının sesi bile ona çok benziyordu. "Merhaba Serpil Hanım. Ben Hacer Yıldırım, annenizin psikoloğuyum." dedim. Sessiz kalan Serpil Hanım bir süre sonra "Buyurun Hacer Hanım. Sizi dinliyorum." dedi. Oturduğum yerden kalkarak cama ilerledim kollarımı birbirine dolayarak "Anneniz bugün seansa gelmedi nedeni ise sizin mezuniyetinizi kaçırmak istememiş. Ama hatırladığım kadarıyla sizin mezuniyet töreniniz geçen aydı." dedim. "Evet, öyleydi. Doğruyu söylemek gerekirse annem bugün gelmek istemedi. Sizin istemediğiniz bir şey yaptığını bunu size anlatmaktan çekindiğini söyledi. Biz ısrar ettik ama krizin eşiğine geldiğinde daha fazla üstüne gitmedik." diyen Serpil Hanımla Nazan Hanıma ne yapmamasını söylediğimi hatırlamaya çalıştım. Ama aklıma gelen herhangi bir şey olmadı.

"Peki Serpil Hanım siz ne yaptığını biliyor musunuz?" belki de onlara söylemişti. "Hayır. Size söyleriz diye bize de bir şey anlatmadı." diyen Serpil Hanımla iyice meraklandım. "Serpil Hanım eğer müsait olursanız Nazan Hanımı bu hafta içinde görmek istiyorum." dedim. Biraz sessizlikten sonra "Tabi getiririm ben." diyen Serpil Hanımın ses tonu pek güven vermese de "Size bir boşluk yaratıp haber edicem." dedim. "A bu arada bu konuşma aramızda kalırsa sevinirim. Anneniz bilmesin rica ediyorum." diye ekledim. Serpil Hanım onayladığında konuşmayı sonlandırdık. Nazan Hanıma neyi yapmamasını söylediğimi hatırlamıyordum. Danışanlarımla yaptığım konuşmaları not aldığım defterimde Nazan Hanıma ait sayfaya baktığımda da herhangi bir not yoktu. İki ihtimal vardı o an dalgınlığıma gelmiş ve bunu not almamıştım ki bu pek huyum değildir. Diğer bir ihtimalde Nazan Hanım ailesini ikna etmek için yalan söylemişti.

kapı çaldığında defteri ve dosyaları toplayıp çekmeceye koydum. "Gel" dediğimde Salih içeri girmişti. "Hocam, restorana yer ayırttığımı tekrar söylemek istedim belki unutmuşsunuzdur diye. Saat gelmek üzere de." diyen Salih'le karnımın guruldaması bir oldu. Sabah erkenden Ozan'ın Şevval ile Mina'yı almaya gelmesiyle Ece ve Eda'da evlerine gitmişti. Hazırlanıp işe geçeceklerdi. Tuana'da bu gün evden çalışacağı için uyuyordu bende bir şey hazırlamaya üşendiğim için kahvaltıyı atlamıştım. Bilgisayarı kapatıp çantamı aldım. "Çıkıyorum şimdi. Sen gelmiyor musun?" dedim. Salih elindeki yemek kabını göstererek "Annem sarma yollamış kardeşimle buradayım ben. Size afiyet olsun." dedi. Şanslı çocuk.

Annemin yaptığı yemekleri çok özlemiştim. Samsun'a gitmeyeli altı ay olmuştu annemler ise en son dokuz ay önce Ankara'ya gelmişti. Özlemiştim ama bu ara pek zamanım yoktu. Yakında seminerlerde başlayacağı için şehir dışına çıkmam gerekecekti. O yoğunlukta zaman yaratmak zor olacaktı. "Sana da afiyet olsun." diyerek odadan çıktım. Ayşe müsait miydi acaba? Telefonumu çantamdan çıkararak Ayşe'yi aradım. Üçüncü çalışında açılan telefondan "Hacer içinde yemek geçmeyen herhangi bir cümle kuracaksan kapatıyorum." diyen Ayşe'ye gülerek cevap verdim. "Gel haydi yemekler benden karşıdaki restorana gidelim." dediğim anda arama sonlandı. Bu Ayşe dilinde geliyorum, oyalama demekti.

Asansöre bindiğimde sabahki düşünceler yeniden akın etti. Ama hayır şuan iştahımı kaçıracak herhangi bir şey istemiyordum. Açtım ve yemek yiyecektim hem de beytiii. Açlığımın artmasıyla hızlı adımlarla asansörden indim çıkışa geldiğimde Ayşe beni bekliyordu. Geldiğimde restorana doğru ilerlemeye başladık. "Haydi Hacer haydi. Yemekler bitmeden gidelim." dediğine saçmalama adlı bakışlarımı atarak "Restoran orası Ayşe yemek bitmez hem de öğlen asla bitmez, bitemez." dedim. Ayşe arkasını dönerek bana baktı "Sen uyuşuk uyuşuk yürürken akşam olur. Biz de açlıktan ölürüz." Olduğum yerde durduğumda "Yok sana yemek. Kendi yemeğini kendin al." dedim. Ayşe iki adımda yanıma gelerek kolumdan sürüklemeye başladı. "Yürü Hacer yürü. Valla o kadar acıktım ki seni bile yerim." dedi. Ece vol2 oldu bu da başımıza. "Yürüyorum zaten daha ne yapayım ayağıma roket mi takayım?" diye söylenmeme gülen Ayşe sinirimi bozuyordu. Pis kari. Restorana geçmek için yolun karşısına geçmemiz gerekiyordu ama burada trafik çok yoğun olduğu için bu biraz uzun sürecekti. Ayşe tekrar buna sinirlendiğinde gerçekten açlıktan beni yer diye korkmadım değil. Çağırmasa mıydım ben bunu? Uslu uslu yemeğimi yer gelirdim. Hayır yani bu şekilde yemek ben olucam gibi.

Ayşe daha fazla dayanamayıp kolumdan tuttuğu gibi yola atladı ve hızla bizi karşıya geçirdi. Demin önce bir motor burnumun dibinden geçmişti. Ölmek için benim arkadaşlarımı kullanabilirsiniz nokta org. Ayşe hala kolumdan tutarak beni götürüyordu. Restoranın girişine geldiğimiz de ikimiz de durup üzerimizi düzeltip, soluklandık. Sonuç olarak dost, düşman, tüm hastane aynı yerde yemek yiyorduk. Aynı anda birbirimize bakıp yumruklarımızı tokuşturduk ve içeri girdik. He zaman ki gibi Ahmet ağabi bizi karşılamıştı.

"Oo kızlar yoksunuz bayadır ortalıkta. Yan restorana gitmeye başladığınızı düşünmeye başlamıştım." diyerek içindeki ticaretçiyi ortaya çıkardı. Tatlı adamdı Ahmet ağabi ama onunla iki dakikadan fazla konuşmaya devam edersen geçmiş olsun artık Ahmet ağabinin tüm askerlik anılarını biliyorsun. Ayşe ile bunu fazlası ile deneyimlediğimizden "Aa olur mu öyle şey buranın mutfağı bırakılır mı hiç? Haydi Ahmet ağabi yerimizi göster de gidelim valla çok acıktık." diyerek muhabbeti kısa kestik. Ahmet ağabide sağ olsun yerimizi çabucak gösterdiğinde kaçarak uzaklaştık. "Hu yarım saniye kalmıştı iki dakika olmasına." dedi Ayşe. Cam kenarındaki masaya geçtiğimizde garson da hemen gelmişti. İkimizin de ne yiyeceği zaten belli olduğu için menüye bakma gereği duymadan siparişimizi verdik. Ayşe mantı ve iskender istemişti bende tabi ki beyti ve bol yeşillikli salata. Yemeklerimizin gelmesini beklerken aklıma gelen şeyle "Ayşe senin ifadende ne yanlışlığı vardı?" diye sordum. Sorumla birlikte öksürmeye başlayan Ayşe masada duran su şişesini dikleyerek bitirdi. "İmza, imzamı yanlış yere atmışım. Yorgunluk falan kafam karışmış." dedi ama yemezler. Yemiş gibi yaparlar. "Hmm anladım. Sonra eve geçtin değil mi?" masada duran ikinci şişeyi de alarak bir yudum içti "Hm hm. Ev geçip bir şeyler atıştırdım sonrada uyudum." dedi. Daha zorlardım ama bu gidişle su ile doyacaktı. Şimdilik konuyu kapattım.

Ayşe'de bu konu bir daha açılmasın diye dün gecenin konusunu açtı. "Notta yazan şeyi söylemediler yani?" diye sordu. Kafamı aşağı yukarı sallayarak "Evet, Serkan notu kaldırdı hemen. Eda sordu ama söylemedi bir şey." dedim. Şişeden bir yudum daha içtiğinde uzanarak şişeyi elinden aldım. "Doydun doydun. Bırak su içmeyi." dedim. Ayşe ise kendini göstererek "Ben suyla doymam Hacer. Hele ki mantı ve İskender varken. Beyza'nın ediği gibi midemi yemeğe hazırlıyorum su içerek." diyerek doğru bilgiyi yanlış şekilde verdi. "Akıllım o yarım saat öncesinde yapılacak iş. Yemek şimdi geliyor." dedim. Ayşe omuz silkerek "Orası beni hiç alakadar etmiyor." dedi. Bu kız benim ayarlarımla oynuyor. Yemeklerimiz geldiğinde ikimizde ses çıkarmadan lezzete doyduk. Buranın beytisi bir başka güzeldi be.

Yemeklerimiz bittiğinde kahve sipariş etmiştik. Kahvelerimizi yudumlarken Ece'nin nişan için attığı şarkıları gözden geçirmeye başladık. "Ömrüm yok burada. Ömrümsüz nişan mı olur?" dedi Ayşe. Benim pek bir şikayetim yoktu favori parçam of of vardı o yeterdi. Ayşe telefonunu çıkarıp "Bu böyle olmaz elin gavurlarını dinleyen kıza nişan müziği seçtiremeyiz. Bu işe biz el atsak iyi olacak." dedi. Telefonu kulağına götürdüğünde fısıldayarak "Kimi arıyorsun?" diye sordum. Parmağını dudağının üzerine koyarak sus işareti yaptı. Ayşe ile ilgilenmeyi bırakarak listeye bakmaya devam ettim. Bu sırada o da telefonla konuşmaya başladı ama ne dediğini hiç anlamadım. Listenin başında ısrarla koydurttuğum of of, ikinci sırada Eda'nın istediği misket, üçüncü sırada hepimizin istediği ama Ece'nin asla istemediği yersen vardı. Ege'ye ayıp olacağını düşünüyordu ama biz o işi halletmiştik. Çok gülecektik çok. Onun bir altında da kızlarla hazırladığımız gösteri için seçtiğimiz düzelir be kanka vardı. İlk dörtlü gayet güzeldi gerisi Ece'nin seçimleriydi. Eh işte.

Ayşe kahvesini dikleyerek "Hadi gidelim." dedi. Saate baktığımda öğlen molasının bitmesine yarım saat vardı. Mete Beyin dosyasını incelemem için yeterliydi. Hesabı ödemek için garsonu çağırdım bu sırada da Ayşe ayağa kalkmış ceketini giyiyordu. Garson geldiğinde hesabı ödeyerek bende kalktım. Paltomu koluma attığımda restoranın çıkışına doğru yürümeye başladık. Ahmet ağabi bizi gördüğünde ceketini ilikleyerek kapıyı açtı. "Her zaman bekleriz efendim." dedi. Ayşe gülerek "Hay hay efendim. Sen iskenderi hazırla çağır beni." dedi. Beyti de beyti de. Ahmet ağabiyle vedalaşıp aynı yolu Ayşe'nin çekiştirmesi ve yola atlamasıyla geri döndük. Hastaneye girdiğimizde sarılarak çıkışta görüşmek üzere sözleşip ayrıldık.

Odama girdiğimde oyalanmadan Mete Beyin dosyasını incelemeye başladım. Seanslar boyunca hiç konuşmadığı için not aldığım pek bir şey yoktu. Sadece önceki doktor raporları vardı elimde. Mete Bey benden önce üç psikolog iki de psikiyatra gözükmüştü. Hepsinin de raporunda eksiklikler vardı. Hepsi de tam olarak bitmeden sonlandırmıştı raporunu. Beni meraklandıran şeyde buydu sanırım. Mete Beydeki gizem. Kapının çalınmasıyla "Gel." diye seslendim. İçeri giren Mete Beydi. Salih neredeydi de bu adam böyle tek başına gelmişti? "Merhaba Hacer Hanım." diyen Mete Beyi ayakta bekletmemek için "Merhaba Mete Bey, hoş geldiniz." diyerek koltuğu gösterdim. Elini eyvallah der gibi göğsüne vurarak gösterdiğim yere geçip oturdu. Salih'le daha sonra görüşecektik artık. Önümde duran dosyaları kaparak çekmeceye koydum daha sonra not defterimi çıkararak bir şeyler karalamaya başladım. Mete Bey bana baktığında küçük bir tebessümle "Bu defa sizi rahat bırakmaya karar verdim. Bir buçuk saatimiz var bol bol sessizlikle değerlendirebiliriz." dedim. Hiç bir şey demeden önüne döndü ve koltukta biraz aşağı kayarak rahat bir pozisyon aldı. Ben de deftere bir şeyler çizmeye devam ettim.

Bu sessizlikle yarım saati geçirmiştik. Mete Beyin sabrı artık azalmış gibiydi. Bacağını hızlı şekilde sallıyor ve tırnaklarını kemiriyordu. Defteri kapatıp kenara kaldırdığımda o da oturduğu koltukta dikleşti ve "Galiba sizde benden umudu kestiniz." dedi. Ben hiçbir insandan umudu kesmezdim. Karşımda oturan adamın gözlerinin içine bakarak "Hayır Mete Bey. Ben sadece istediğiniz gibi sessizliği sağladım o kadar." dedim. Kravatını düzeltmek için kaldırdığı eli titriyordu. "Sessizlikten nefret ederim. Konuşmayı bırakmayın." dedi anlık öfkeyle. "O zaman sizinle bir anlaşma yapalım." dedim ayağa kalkarak. Masanın etrafından dolaşarak Mete Beyin karşısındaki koltuğa geçtim. "Ne anlaşması?" diye sordu. "Buraya her geldiğinizde olması gerektiği gibi bana hayatınızdan bahsedeceksiniz, susmayacaksınız. Çünkü bende sessizlikten nefret ederim ama size iki hafta boyunca şans verdim. Şimdi sizin benden yarım saatin sonunda istediğiniz şeyi ben de sizden istiyorum. Anlaştık mı?" diyerek cevap verdim. Kafasını olumlu anlamda sallayarak geri yaslanırken "Sorun." dedi. Bende oturduğum yerden masaya uzanarak not defterimi aldım ve geri yaslanarak ilk sorumu sordum. "Neden doktor roparlarınız eksik?" Sorum karşısında hiç bir mimik veya tepki sunmadı. Bir çok doktorun ilk sorusu bu olmuştu anlaşılan. "Hiçbirine düzenli olarak gitmedim. Gittiğimde de pek bir şey konuştuğum söylenemez." dedi. Hayır, başka bir şey vardı. Ama şimdilik bu cevabı kabul ettim. "Kendi isteğinizle geliyorsanız neden susuyorsunuz?" diye sordum bu defa. Bacak bacak üstüne atarak "Konuşuyorum ya." dedi. Peki öyle olsun. Kaçamak ve basit cevaplarla ilerleyelim. "Bana çocukluğunuzdan bahseder misiniz?" dedim.

Ellerini birbirine geçirerek titrediğini gizlemeye çalışıyordu ama sorumla ellerini tekrar ayırdı ve oturduğu koltuğun kenarlarına yerleştirdi. "Çocukluğumun anlatılacak pek bir detayı yok. Sıkılırsınız." dedi. "Sanmıyorum. Bir çocuğun hayatı sıkıcı olamaz. Çünkü her çocuk farklı dünyalarda yaşar. Kendi dünyalarında. Mesela benim için salıncaklar birer uçaktı. Ya sizin için?" diyerek dünyasının kapısını çaldım. Bacaklarını düzelterek "Uçurum kenarıydı." dedi. Kapıyı açmıştı ama çocukluğundan yaralı olduğu bu cevaptan belliydi. Yaralı bir dünyadaydım. "Neden? Yoksa çok mu yükseğe çıkarırlardı?" diye sordum. "Hayır. Hep düşerdim." dedi. Bunu söylerken titreyen sol eli refleks olarak sol dizine gitmişti. Hala dizleri yaralı bir çocuktu. "Çocukluğuma inmemize gerek var mı gerçekten?" diye sordu. "Her şeyin temeli çocukluktur. Bu gün olduğumuz kişinin temelleri orda yani evet sizi anlamam için çocukluğunuza inmeliyiz." diyerek cevapladım. Cevabımdan pek memnun olmamıştı. Göz devirerek "Çabuk sorun da bitsin o zaman. Sıkıldım." dedi. Başımla onayladım.

"Çocukluğunuzda en mutlu olduğunuz ve en çok üzüldüğünüz an nedir?" Başını sağ sola sallayarak "Mutlu olduğum pek bir şey yok." dedi daha sonra kravatını tekrar düzelterek "En üzüldüğüm an ise hamsterımın ölmesiydi." dedi. Hamster mı? Aklımda canlanan görüntüyü silmek için başımı sağ sola sallayarak ayağa kalktım. Kendi oturma alanıma geçtiğimde not defterine bir şeyler yazıyormuş gibi yaparak kendime gelmek için biraz zaman yaratmaya çalıştım. "Sizin de mi hamsterınız öldü?" diye soran Mete Beye baktığımda "Kötü olmuş gibisiniz de." dedi. Kendime gelmeliyim. Hayat enerjiden ibaretti. Dün ki olaydan sonra bir süre bağlantılı şeyler görüp duyabilirdim. Normaldi. "İyiyim." diyerek bana yönlendirdiği soruyu cevapsız bırakarak yeni bir soru sordum. "Hamsterınız öldüğünde hissettiğiniz şeyi ne ile tanımlarsınız?" Anında "Öfke." diyerek cevapladı. Bunu not alarak "Üzüldüğünüzü söylemiştiniz. Neden daha sonra veya önce öfke hissettiniz?" O anı tekrar yaşıyormuş gibi yüzüne önce bir üzüntü ve kırgınlık daha sonrada saf öfke yerleşti. Kırgınlık, kime kırılmıştı? "Babam öldürdü. Yapmaması için çok ağlamıştım ama beni dinlemedi ve onu öldürdü hemde gözlerimin önünde." dedi öfkeyle. Hayır Hacer bağlantı kurma, hatırlama. Boğazımı temizleyerek "Babanız neden böyle bir şey yaptı?" diye sordum. "İstediği için. Yapabilecek gücü vardı o da yaptı." dedi. Ben yeni bir soru sormadan telefonuna bakarak "Ben artık gitmeliyim." dedi ve ayağa kalktı. "Daha yarım saatimiz var." dedim ama o bunu pek takmadı. Elini uzatarak "Susmayın, sesinizi duymak güzel." dedi. Ufak bir tebessümle uzattığı elini tuttum. "Sizde susmayın ve lütfen bir dahakine saat kavramımıza uyalım." dedim. Ellerimiz ayrıldığında hızla odadan çıkarak gitti. Mete Bey çıkar çıkmaz içeri giren Salih "Hocam ben nasıl girdi anlamadım valla hep ordaydım. Işınlanmayı buldularda bizim haberimiz yok galiba." diyerek, bense Mete Beyi daha fazla merak ederek saçmalamaya başladık.

********************************************************************************************************************************************************************************************

Hastaneden çıktıktan sonra direkt eve geçmiş, yemeğimi yedikten sonra yatışa geçmiştim. Baya güzel rüyalar görürken Tuana tarfından sarsılarak uyanmak fazlasıyla Tuana'yı öldürmelik bir şeydi. Gözlerimi açtığımda Tuana burnumun dibine girmiş "Hacer kalk, polisler geldi seni soruyor." gibi şeyler saçmalıyordu. Büyük ihtimalle yine tek yatmaktan korkup yanıma gelmişti. Yatakta biraz sola kayarak ona yer açtım "Gel yat şuraya çıtını çıkarma." dedim. Gözlerimi tekrar kapatıp yüz üstüne döndüm. Açık ara en rahat yatma pozisyonu buydu. Ama Tuana yüzünden hala rahat değildim. Açtığım yere yatmamış hala saçmalamaya devam ediyordu.

"Hanımefendi geliyor musunuz yoksa biz girelim mi artık?" Tuana'nın sesi niye erkek gibi çıktıki şimdi. "Hayır diyorum beyfendi. Hacer uyuyor gelemezsiniz müsait değil bekleyin bir de uyandırıyım." diyen Tuana'nın sesi aynıydı. Ama o ses, erkek sesiydi. Bir dakika ya neler oluyor burda? Tuana beni sallayarak "Hacer kalk artık ya. Polis geldi diyorum sana, seni soruyor." dediğinde gözlerimi anında açarak yataktan fırladım. "Ne polisi? Nerde? Niye ben? Sensindir o." diyerek dolaba yöneldim. Bir taraftan üzerimi giyinirken bir yandan da Tuana'yı dinliyordum. "Bilmiyorum valla bir şey demiyorlar. Hacer de Hacer diye tutturdular. Artık ne kadar ahımı aldıysanız sıra size geldi." Vazgeçtim sadece giyiniyordum Tuana'yı dinlemek saçmaydı. "Çık odadan da yanlarına git, geliyorum." dediğimde ayaklanarak "Doğru yoksa adam duvarları delerek basacak odayı. Çok sinirli bir beyfendi canım. Papatya çayı ikram etmek istedim ama çok kötü baktı." dedi. Kim bilir neler dedin de. "Tuana çık." Kapıya yürüyen Tuana "İyi be çıktık." diyerek kapıyı çarpıp çıktı.

Başörtümü takarken Tuana'nın "Suçu neymiş komiserim?" dediğini duydum. Ya sabır ya sabır. Şuanı bilmemde gelecekte seni öldürmek olacak. Odadan aceleyle çıkıp beni bekleyen Tuana'nın dediği gibi sinirli olan polisin yanına gittim. Harbiden bir papatya çayı içip seans mı yapsaydık. Bu ne sinir burdan hissediliyor. "Buyrun komiserim." dedim düşüncemi geri plana iterek. "Hacer Hanım, Nazan Alaca'nın ölümü hakkında ifadenizi almak için karakola gelmeniz gerekiyor." diyen komiserle kafamdan vurulmuşa döndüm. "Ne? Ne demek Nazan Alaca'nın ölümü? Nasıl?" Başımın dönmesiyle sarsıldığımda Tuana koluma girerek tuttu. "Hacer, iyimisin?" Değilim. Ne demek Nazan Hanım öldü. Nasıl olurdu bu? Geçen hafta iyiydi her şey gayet iyi ilerliyordu. Sadece bu gün. Aklım almıyor nasıl? "Hacer Hanım. Gitmemiz gerekiyor buyrun." diyen komisere baktım. "Nasıl olmuş?" diye sordum. Ama cevap vermeyerek koluma girdi ve ilerlemeye başladı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 22beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18