1. bölüm / 13
GİDELİM BURALARDAN1. Bölüm
Bölümler 13Şu an: 1. Bölüm
- 1 1. Bölüm2.637 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2.Bölüm5.003 kelime
- 3 3.Bölüm5.504 kelime
- 4 4.Bölüm1.722 kelime
- 5 5.Bölüm3.347 kelime
- 6 6.Bölüm3.843 kelime
- 7 7.Bölüm2.299 kelime
- 8 8.Bölüm3.450 kelime
- 9 9.Bölüm3.284 kelime
- 10 10.Bölüm3.450 kelime
- 11 11.Bölüm2.835 kelime
- 12 12.Bölüm2.445 kelime
- 13 13.Bölüm4.316 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Bazı dostluklar zamanla solmaz, aksine yıllar geçtikçe daha da parlak hale gelir."
Bizim ki de öyle dostluklardandı. Kimi zaman ufak kimi zaman büyük tartışmalarla ama çoğu zaman da sevgiyle geçen on iki yıldı bizim ki. Koskoca on iki yıl. Bu sürede hayatımızdan çok kişi çıkmış, çok kişi girmişti. Tek değişmeyen kişiler onlardı bende. Her zaman sığınabileceğim, derdimi anlatıp saatlerce ağlayıp, gülebileceğim kişilerdi. Kardeştik biz. Ama bu dostluğun, kardeşliğin benim yüzümden tehlikeye gireceğini bilsem hiç tanışmamayı dilerdim. Onları hayatımın merkezinden alıp en uzak köşeye atardım. Ben Hacer YILDIRIM, arkadaşlarım benim yüzümden tehlikede. Hayatlarını bir günde mahvetmiştim. Çalan bir kapı mahvetmişti bizi. Dakikalar önce şen kahkahalarla güldüğümüz masada artık bir kutunun sağladığı sessizlik vardı.
[8 SAAT ÖNCE]
"Eda! Bırak çocuğumu yerine. Çalkalaya çalkalaya ayran ettin çocuğu." Şevval'in haklı isyanına Eda hiç aldırmadan Mina'yı sallamaya devam etti. "Bir şey olmaz annesi bir şey olmaz. Adda yapıyoruz di mi teyzem benim." diyip Mina'yı kocaman öptü. Mina halinden gayet memnun olmalı ki "adda" diyerek gülmeye başladı. Şevval kızının eğlendiğini görünce tekrar masayı hazırlamaya döndü. "Ee nişan hazırlıkları nasıl gidiyor Ece Hanım?" sorumla bana dönen Ece büyük bir tebessümle ayağa kalkıp yanıma geldi. "Ayyyy Hacer o kadar güzel bir salon tuttuk ki görmen lazım. Gerçekten masallarda ki o şatoyu bulduk." Ece'nin heyecanlı heyacanlı anlatmasıyla öylesine sorduğum soruyu gerçekten dikkatle dinlemeye başladım. "Elbise ve pasta işi kaldı bir tek. Onlarıda yakında halledicez. Zaten büyük ihtimalle pasta işini yarın Ege ile hallederiz." demesiyle sözünü kestim. "Pasta meyveli olmazsa gelmem söyleyeyim." dedim. Kızlar ise anında "çikolatalı olucak o pasta" diye bağırdılar. Allahtan komşularımız ultra anlayışlı insanlardı. "O zaman ben gelmiyorum." diyip ayağa kalktım. Tam o sırada çalan kapı beni bekliyordu net.
Kapıyı açtığımda zemin katta oturan Ali amcayı beklemiyordum aslında.
Elleri belinde, kaşları çatık bir şekilde bana bakan Ali amca hiç hayırlı bir sebeple gelmiş gibi durmuyordu. "Kızım sizi daha kaç kez uyarıcam ben. Sesiniz taa aşağıda. Az saygı da mı kalmadı sizlerde anlamadım gitti. Ah siz gençler ah siz gençler. Bizim zamanımızda çıt çıkaramazdık çıt. Bırak kolu komşuyu babamdan çekinirdik. Tabi sizin başınızda ne baba var ne ana." Ne diyon yine sen Ali amca ya. "Ali amca öncelikle seni sakin olmaya davet ediyorum. Daha sonrasında da aynı katta oturduğum insanlardan bugüne kadar hiçbir şikayet almamama rağmen neden zemin katta oturan senden sürekli şikayet alıyorum acaba. Ki şunu da belirtiyim dördüncü katta oturuyorum." dedim.
Ellerini belinden indirip "Senin komşuların sağırsa ben ne yapabilirim kızım. Ayrıca dördüncü kattan zemin kata ses gidiyorsa benim değil senin ve arkadaşlarının dikkatli olması gerekiyor." dedi. Hah bu adam gerçekten tüm sabrımı tüketmek üzereydi. Ali amcaya bi saniye diyerek içeri geçtim. Mutfağa geçtiğimde Tuana'nın kulağından tutup "Yürü Tuana kankan geldi. Ben artık çok sıkıldım ister kavga et ister kankana karı bulmaya çık. Bundan sonrası beni hiç alakadar etmiyor." dedim. Bu daire de Tuana ile birlikte yaşıyorduk ve Ali amcada biz buraya taşındığımızdan beri sürekli aynı şikayet ile evimizi basıyordu. Kimi zaman ben kimi zaman Tuana'ya çatan Ali amca Tuana'ya çattığı zaman daha mutlu oluyordu çünkü karşısında ki istediği kaosu ona fazlasıyla veriyordu. Bundan iki hafta önce saç baş birbirlerine girip karakolluk olmuşlardı. Ondan önce ki hafta da kavgaları bir an da Ali amcanın yalnızlığına gelmiş hemen ertesi gün Ali amcaya eş aramaya sokağa çıkmışlardı. Evet, bunu gerçekten yapmışlardı. Ali amcanın beğendiği kadını takip ettikleri için karakola bile düşmüşlerdi. Onların ilişkisi farklı bir boyuttu anlayacağınız.
"Ya Hacer olmaz geçen saçını çok çektim adamın utanıyorum valla. Bu defa sen halletsen nolur." Yok öyle yama. "Yürü Tuana, yürü canım." Tuana'yı sürükleyerek kapıya götürdüm. "Buyur Ali amca tüm derdini Tuana'ya aktarabilirsin." Ali amca Tuana'yı gördüğüne mutlu olduğunu saklamaya çalışarak "Uzak tut şu cadıyı benden. Tüm saçımı yoldu geçen." dedi. Tuana ise Ali amcanın sözlerine alınmış olmalı ki "Ha, benim yolduğum senin saçın mıydı? Emin miyiz buna Ali amca? Hayır bana daha çok ektirdiğin saçlar gibi geldide." İşte yine başlıyoruz. Durdurabilirsen durdur bakalım şimdi bunları. Ali amca ağzını açtığı gibi sessiz adımlarla oradan uzaklaşmaya başladım. "Ne ektirmesi be yalancı, iftiracı, pis cadı seni. Dua et de ben senin gibi cadoloz değilim yoksa şimdi o sırma saçların yerinde durabilir miydi?" oturma odasına girdiğimde Tuana'nın "Yaa sağol Ali amca senin de saçların sırma gibi maşallah güzel yerde ektirmişsin." dediğini duydum. Manyak bunlar.
Kızlar çoktan masaya geçmiş kahvaltı etmeye başlamışlardı. Ayşe "Yine başladı mı seninkiler?" dediğinde hepsi birden gülmeye başladı. Ağladığım konuya yapılan espirilere gel. "Sizin yüzünüzden olm. Her geldiniz adam geliyor." Masadaki yerime geçip Mina'yı Eda'nın kucağından aldım. "Teyzem sen gelirken bunları evde bırak, tek gel olur mu birtanem?" dedim. Mina ise beni anlamış gibi kafasını aşağı yukarı sallayıp beni onayladı. Allahım yerim ama ya ben bunu. Mina'yı daha çok kendime yaklaştırıp yanağına kocaman bir öpücük kondurdum. Öpücüğüm ile birlikte de Şevval' den "Hacerr rujun var. Öpme çocuğumu." duymam bir oldu. Şevval'e yandan bir bakış atıp Mina'nın yanağındaki kırmızı ruj lekesini göstererek Ayşe'yi işaret ettim. "Ayşe kırmızı kırmızı öperken bir sıkıntı yok ama. Hep Hacer hep Hacer." dediğimde Eda kendini göstererek "Bende bende" dedi. Kader ortağım Eda'yı da konuşmama ekleyerek "Hep Hacer hep Hacer. Hep Eda hep Eda. Biz neyiz bu ilişkinin ikincisi ve üçüncüsü mü? He Şevval Hanım?" diyerek konuşmamı sonlandırdım. Eda'dan aldığım alkışla yerimden kalkıp onu selamladım. Ha bu sırada Ece sessizce yemek yiyordu.
Ayşe, Şevval'in elini tutup "Bazı gerçekleri açıklamanın vakti geldi Şevval." dedi. O anda Eda'da ayağa kalkıp bana sarıldı. "Hacer. o acı haber sonunda açıkça geliyor." dedi. Eda ile aramda kalan Mina çevirdiğimiz tiyatrodan fazlasıyla zevk aldığını belirten bir gülüş attığında Şevval'de Ayşe'nin elinin üzerine elini koyarak "Geldi gibi görünüyor Ayşem." dedi. Ama biz daha fazla devam edemeden bir çığlık sesi yükseldi. Ah olamaz Tuana. Mina'yı Eda'ya verip kapıya koştum. "Tuana dur!" Yettim Ali amca. Kapıya geldiğimde gördüğüm manzarayı daha önce bir yerde görmüştüm. Nerdeydii? nerdeydi? He hatırladım. Bir aslan belgeselinde. Dişi aslan, eşinden başka bir dişi aslanın kokusunu alınca eşinin kafasını ısırıyordu. Burda ise Tuana, Ali amcanın kafasını ısırıyordu. Bir dakika, NE? Arkamdan yükselen kahkaha seslerine döndüğümde [Ece hariç büyük ihtimalle hala yemek yiyordu] kızlar yere oturmuş birbirlerine vurarak gülüyordu.
Allahım al beni yanına. Bu gece gerçekten karakolda sabahlicak halim yok ya. Ali amca bizi farkedip "Ne duruyorsunuz orada? Gelin alın şu canavarı kafamdan." diye isyan etti. Tuana'nın beline sarılıp Ali amcanın üzerinden çekmeye çalıştım ama yok deli gücü mübarek. Eda'ya bakıp "Bir el at be güleceğine." diye ben de isyan ettim. Eda gülüşünü durdurup ayağa zar zor kalarak Tuana'nın kolundan çekmeye başladı. Ben belinden Eda kolundan derken bir şekilde Tuana'yı aldık ama çoktan Ali amcanın kafasında Tuana'dan unutulmaz bir iz kalmıştı. Tuana'yı aldığımız gibi de polis sirenlerini duymamız bir oldu. Tuana'yı Eda'ya bırakarak Ali amcaya koştum. "Ali amca gözünü seviyim bu defalık affet bu cadıyı. Söz bir daha çıtımız çıkmaz. Alt katta ki Gül teyzeyi de sana yaparız he olmaz mı?" dedim ama Ali amcanın yüzündeki yok öyle yama ifadesi sağ olsun reddedildim. Anlaşılan göründü bize yine karakol yolları. Bizim kata çıkan asansörün kapısı açıldığında içinden çıkan Komiser Serkan hiç şaşırmış görünmüyordu. Yerde oturarak kafasını tutan Ali amcaya ve içerde Eda'nın tuttuğu Tuana'ya yandan bir bakış atıp "Alın hepsini." dedi. Ali amca ona yardım eden polisle ayağa kalkıp "Tuana denen cadıdan şikayetçiyim Serkan oğlum. Kafamın etini gerçek anlamda yedi bu cadı." dedi. Serkan Komiser, Ali amcanın söylediğiyle anında Tuana'ya yaktım bu sefer der gibi baktı ama asıl anlamadığım bana neden öyle baktın be Serkan Komiserim. Benim tek suçum bu insan görünüşlü cadıyla aynı evde yaşamak.
Polislerden biri ali amcayı götürürken diğerleride Tuana'yı, Eda'yı aldı. Bir diğer polis Şevval'e giderken önüne geçip Serkan'a "Şevval'i biliyorsun, çocuğu var hem bu kadar tanık yeter o kalsın." dedim. Şevval'in kucağındaki Mina'nın yanağından makas alıp "Bu defalık öyle olsun." dedi. Şevval'e gelen polis aldığı emirle Ayşe'ye giderken "Emir, ben alırım koçum Ayşe Hanımı. Sen hala içerde yemek yiyen Ece Hanımı al." diyen Serkan, Ayşe'yi alarak çıktı. Beni bekleyen polis beye bi saniye diyerek Şevval'e döndüm. "Şevval, Eda'nın arkadaşı Selin'i ara anlat olayları gelir o. Sen de kal burda ozanda yok zaten gitme hiç eve. Akşama geliriz biz." dedim. Şevval "Sizin Yusuf Beye noldu? O bakıyordu sizin olaylara." dedi. Ne olacak adam ben bunlarla daha fazla uğraşamam dedi kaçtı. "Ayırdık yollarımızı. Dediğim gibi sen Selin'i ara." Şevval beni onayladığında Ece ve onu alan polis ağızlarında börekle çıkıp gittiler. Mina'nın kıkırdamasıyla ona dönüp yanağından makas aldım. Beni bekleyen polise doğru yürürken eve geldiğimizde Tuana'yı nasıl döveceğimi hayal etmeye başladım.
********************************************************************************************************************************************************************************************
Karakola gittiğimizde Tuana ve Ali amcanın ifadesi alındıktan sonra Tuana nezarethaneye atılmıştı. Kızlarla bende ifadelerimizi verip Tuana'yı beklemeye başlamıştık. Selin Hanım geldiğinde önce yaşanan olaya baya bir gülüp dalga geçmiş daha sonra bizim için bunun bu kadar normal olmasına şaşırmıştı. Akıllı insan tabi normali başka oluyor. Sonuç olarak Selin Hanım sayesinde Tuana'yı üç saat sonrasında nezarethaneden çıkarıp, Ali amcadan özürdiletip evimize doğru yol almıştık. Bindiğimiz takside Tuana bizden dayak yememek için öne geçmişti. Eda, ben ve Ece arka koltuktaydık. Taksici ağabiye adresi verdikten sonra kimseden çıt çıkmamıştı. Biz Tuana'yı nasıl döveceğimizi düşünürken Tuana bu dayaktan nasıl kaçacağını düşünüyordu.
Taksici ağabi sessizlikten sıkılmış olmalı ki radyoyu açtı. Çalan şarkı çok manidardı. Tuana bize dönerek şarkıya eşlik etti. "Madem kopardın benim sayfamı defterinden, madem bıraktın beni tuttuğun ellerimden." derken ellerini önümüzde salladıktan sonra göğüsüne iki defa vurdu. "Madem kıydın aşkıma döndün o yemininden, hiç suçum yoktu ama." nakarat kısmına geldiğinde taksici ağabide Tuana'ya eşlik etmeye başladı. "Arkadaş kalamaz mıyız senle dost olamaz mıyız? yine eski günleri arasak bulamaz mıyız? muhabbet edemez miyiz beraber gülemez miyiz? şimdi düşman mı olduk artık elalem miyiz?" Tuana bizden bir reaksiyon alamayıp önüne döndü. Şoför ağabiyle birlikte şarkıya devam ettiğinde Ece telefonunu çıkarıp video çekmeye başladı. Eve gidene kadar Ömer ağabiyle konuşan tuana yiyeceği dayağı unutmuş şekilde taksiden indi.
"Ömer ağabi adresi biliyorsun bir derdin sıkıntın olur gel buyur. Hallederiz icabında." dedi. Halledersin halledersin ben seni yaşatırsam halledersin. Mafya kılığına giren Tuana'yı Eda ve Ece alarak binaya girdiler. Bende cüzdanımdan para çıkarıp Ömer ağabiye uzattım. "Buyurun. Kusura da bakmayın lütfen arkadaşın çenesi düşüktür biraz. Başınızı ağrıttık sizinde." dedim. Ömer ağabi parayı alarak "Yok be kızım ne baş ağrısı. Ben baya keyif aldım sen al şu kart viziti beni arayın bir taksi işi oldumu. Valla ben size özellikle de şu arkadaşa bayıldım." dedi. Deli deliyi işte. Ömer ağabinin uzattığı kart viziti alarak teşekkür ettim.
Binaya girdiğimde eve girmeyi reddeden Tuana'nın sesi gerçekten bu defa zemin kata geliyordu. Merdivene ilk adımımı atmıştım ki sağda kalan dairenin kapısının açılmasıyla oraya döndüm. "Biliyorum biliyorum. Valla bu defa bende duyuyorum Ali amca sen hiç yorulma ben hemen hallediyorum." diyerek koşarak merdivenleri çıktım. Valla birkaç saat aralıkla çekilecek şey değilsiniz Tuana ve Ali amcacım. Ben bizim daireye çıkana kadar kızlar içeri girmiş Tuana'ya ilk darbeleri atıyorlardı. Şevval tam kapıyı kapatırken beni görünce aralık bırakarak içerdeki boks maçını izlemeye gitti. ayakkabılarımı çıkartıp ayakkabılığa koyarak bende geçtim içeriye. Odama geçip kıyafetlerimi değiştirdim. Duş almaya hiç halim yoktu şimdi. Sabaha hallederdik. Daha fazla oyalanmadan oturma odasına geçtim. Ece yorulmuş halde sandalyede oturuyor Eda ve Tuana ise hala devam ediyorlardı. Şevval bana dönüp "Ayşe nerede?" diye sordu. "İfadesinde bir sorun olmuş onu hallediyor. Oradan da eve geçerim beni beklemeyin dedi." dedim. Şevval, Tuana'ya bir bakış atarak "Kızın izin gününde de olay çıkmasa olmazdı zaten. Yarın kalkacak sonraki sabaha kadar hastanede koştur koştur dolaşacak. Bari bugün biraz dinlenebilseydi." dedi. Bence gayet iyi bir izin günü geçiriyor ama neyse. Vakti geldiğinde görücez. "Hı hı" diyerek Eda'nın elinden Tuana'yı aldım.
"Tamam yeter bu kadar bana dövme hakkı bırakmadın." Tuana bana bakarak "Bunun için mi kurtardın beni pis insan. Sana hazırladığım kahavaltılar ve yemekleri hemen geri ver." dedi. Ciddi misin der gibi ona baktığımda "Şaka şaka yapma öyle bir şey." dedi. Yok şaka olmasa yapacam sanki. "Kalk geç şuraya. Açım ben daha fazla uğraşamam bu konuyla."
Şevval'e baktığımda beni hemen anlayarak güldü "Döktürdüm valla yardım edin de kuralım masayı." dedi. Can ya can. Ece koşarak mutfağa gittiğinde Eda kolunu omzuma atarak "Sabah kıtlıktan çıkmış gibi yiyen bu değil miydi?" diye sordu. Aklıma gelen şeyle gülmeden duramadım. "Ece'yi alan polis masadan aldı. Hatta çıkarken ikisinin ağzında da börek vardı." diyerek güldüm. Bana katılan Eda "En azından polisle paylaşmış. Geçen Selin'e bir poğaça bile vermeden yedi kızın önünde." dedi. Ece ve yemekleri.
Masayı hep birlikte hazırlamış yemeklerimizi yemiş şimdide Tuana ile birlikte bulaşıkları makineye doldurup çay hazırlıyorduk. Tuana uzattığım tabağı alıp "Affettin di mi kız beni?" diye sordu. Cevap vermeden tabakları sudan geçirmeye devam ettim. Tuana bana doğru gelerek yanağıma sulu bir öpücük bıraktı. "Ya Tuana sana daha kaç kez diycem ben sulu sulu öpme beni diye. Anla şunu be artık." diyerek yükseldim. Tuana ise hiç umursamadan tabakları alarak makineye yerleştirmeye devam etti. "Affettim de o zaman sen de. Ayrıca beni Ali amcanın önüne atan sendin. Kulağımdan sürükledin götürdün beni hatırlatırım." dedi. Ya ben götürdüm götürdüm de adamın kafasını ısır diye mi götürdüm seni. Ne biliyim içinden bir yamyam çıkacağını. Her zaman ki saç çekme işi olur zannettiysem benim suçum ne?
"Ya o değil de Ali amcadan şu saç ektirdiği yerin adresini falan bir şeyini alalım. O kadar ısırdım, çektim bana mısın demedi. Valla iyi yermiş. Yaşlanınca lazım olur falan geleceğe yatırım yapalım." diyen Tuana'ya gülmemek elde değil. "Ya Tuana bir git işine. Sinirlerimi bozdun he iyice." dedim. Son kaşığı da Tuana'ya verdiğimde mutfağı son kez toparlayarak içeriye kızların yanına geçtik. Eda, Şevval'e Tuana'nın takside yaptığı şarkı şovundan bahsediyordu. Ece ve Mina'da Eda'nın olayı anlatma şekline gülüyorlardı. Tuana da onlara katıldığında bilgisayarımı alarak masaya geçtim. Yarın görüşeceğim danışanlarımla ilgili bir kaç belgeyi gözden geçirmem gerekiyordu.
İlk sırada Nazan Alaca vardı. Nazan Hanım küçük yaşta evlendirilmiş, eşi ve eşinin ailesinden şiddet görmüş bir kadındı. On beş yaşında ilk çocuğunu kucağına alan Nazan Hanımla aramda sadece beş yaş vardı. Onun hikayesi ister istemez içimde bir yere oturmuştu. En kötüsü de Nazan Hanımın ilk de son da olmadığını bilmekti. Kim bilir şimdi nerelerde kendini kurtarmaya çalışan kaç çocuk vardı. Nazan Hanımla geçen hafta konuştuğumuz şeyleri gözden geçirdikten sonra sıradaki danışana geçtim.
Suat Yücesoy. Kendisi eşini ve çocuğunu öldürdükten sonra intihar etmiş ama bunda başarılı olamamış biriydi. Şuanda hapishanede her gün katlettiği ailesinin hayaletlerini görerek yaşıyordu. İki hafta da bir hastaneye getiriliyor önce çizdiği bileklerine pansuman yapılıyor daha sonra da bana getirilerek psikolojisini düzeltmem söyleniyordu. Bir psikolog olarak objektif kalmak zorundaydım ama bir insan olarak hapishanede öylece tedavisiz yatmasını istemek en doğal hakkımdı. Konuştuklarımıza bir göz atıp geçtim. Sırada uzun zaman sonra ne anlatacağını merak ettiğim o danışan vardı.
Mete Yılmaz. Mete Bey benim için bir gizemdi. Geçen hafta ilk seansımı gerçekleştirdiğim adam çıtını bile çıkarmamıştı. Randevuyu alan bizzat kendisi olmasa ailesi tarafından zorla yönlendirildiğini düşünüp yollarımızı ayırabilirdim. Bakışlarında kendisini merak ettiren bir şey vardı ve kesinlikle derin bir kutuydu. yarın bir şekilde onu konuşturmalıydım.
Bilgisayarda işim bittiğinde mutfağa geçerek bardakları ve çekirdeği ayarlayıp içeriye götürdüm. "Hacer, geç sen demliği ben getiririm." diyen Tuana'yı onaylayarak onun kalktığı yere oturdum. Tam o sırada çalan kapıyla "Tuana geri bas ben bakarım." Valla Ali amcaysa hiç uğraşamam bunlarla. Kızlar halimize gülerken Ali amca olmaması için dua ederek kapıya gittim. Kapının deliğinden baktığımda kimse görünmüyordu. Yan komşunun küçük oğlu olabileceğini düşünerek kapıyı açtım. Ama yerde duran kutu haricinde bir şey yoktu. Tuana yanıma geldiğin de "Kim o?" diye sordu. "Biri değil. Kutu var." dedim. Tuana beni iterek önüme geçti "Hii Hacer ya bombaysa Mina ve Şevval gitsin çabuk." dedi. Tuana yine saçma düşüncelerdeyken kutuyu alarak içeri geçtim. Tuana ise arkamdan kapıyı örterken "Allahım sen Mina'yı bize, bizi Mina'ya bağışla amiiin." gibi bir şeyler söylüyordu.
Ece oturduğu yerden kalkıp "Ne oldu tatlı mı söylediniz yoksa?" dedi. Tövbe tövbee. Peşimden odaya giren Tuana "Keşke Ecem keşke. Bomba var içinde." dediğinde Eda ve Şevval de oturdukları yerden kalktılar. Eda, Şevval'e dönerek "Al Mina'yı evine git." dedi. Yaw haydi bu Tuana manyak size ne oluyor? "Oturun oturduğunuz yere. Komşu bir şey bırakmıştır acelesi vardır evine girmiştir. Film mi çekiyoruz ne bombası?" dedim. Kutuyu masaya koyduktan sonra garip bir koku almaya başladım. Sanki şey gibi "Olm bu ne leş gibi kokuyor." diyen Ece aldığım kokuyu tam anlamıyla tarif etti. Kutunun kapağını açtığımda bunun komşudan gelemeyecek bir şey olduğunu anlamak zor değildi. Benimle birlikte kutunun dibine giren Ece ve Tuana ile birlikte çığlık atarak kutudan uzaklaştık.
Bölüm etkileşimi
