9. bölüm / 15
Geçmişin Gölgesinde9.BÖLÜM
Bölümler 15Şu an: 9.BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM1.282 kelime
- 2 2. BÖLÜM1.037 kelime
- 3 3. BÖLÜM1.074 kelime
- 4 4.BÖLÜM1.065 kelime
- 5 5.BÖLÜM1.254 kelime
- 6 6. BÖLÜM696 kelime
- 7 7. BÖLÜM977 kelime
- 8 8. BÖLÜM749 kelime
- 9 9.BÖLÜM1.468 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10.BÖLÜM868 kelime
- 11 11.BÖLÜM1.112 kelime
- 12 12.BÖLÜM934 kelime
- 13 13.BÖLÜM953 kelime
- 14 14.BÖLÜM953 kelime
- 15 15.BÖLÜM776 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kate
Adrian'ın evine gidip kapıyı çaldım. Adrian kapıyı açtığında terden sırılsıklamdı ve üzerindeki beyaz tişört vücuduna yapışmıştı. "Şuna bak sen birileri kas yapmış. Seni en son bıraktığımda 50 kilo bişeydin."
"Senden 1 yaş büyüğüm biliyorsun değil mi?" Bana sorduğu soru ile kaşımı kaldırdım. "Biliyorum, yine de bu senin 1 yıl önce cılız olduğun gerçeğini değiştirmez."
Sırf onu utandırmak için elimi tişörtüne doğru uzattım. Anlaşılan planım işe yaramıştı. Elimi görür görmez geri çekilince zaferle sırıttım.
" Sana cheesecake aldım." O kahve yaparken ben mutfağı karıştırıyordum. Cheesecake lafını duyunca gülümsedim. "Başka?"
"Tiramisu ve ekler de var." Hala kahve makinası ile uğraşan Adrian'a baktım. "Gidip duş al kahveyi ben yaparım."
Beni başı ile onayladı ve gitti.
O duştan çıkıp yanıma geldiğinde, ben kahveleri bardağa koyuyordum. "Şimdi daha iyi." İkimiz de masaya geçip oturduk ve bir süre sessiz kaldık
Adrian
Bu sessizlik sinirimi bozmaya başlamıştı, ki Kate, Tanrıya şükürler olsun, konuştu. "Bu skandal ona inanmıyorum merak etme."
Kaşlarımı çattım. "Sadie ve sen sadece arkadaşsınız yani merak etme konu yakında kapanır. Açıklamanızdan sonra bu olayla ilgili konuşmalar azaldı."
Gözlerim şok ile kocaman açıldı. Lanet olsun Kate bilmiyordu, Kate, Sadie'den hoşlandığımı bilmiyordu.
Bir süre kendi kendime düşündükten sonra, kendimi toparladım ve yüzüme zoraki bir gülümseme yerleştirdim. "Değil mi? Yakında unutulur. Boşuna bu kadar kafama taktım."
Kate yüzünde kocaman bir gülümseme ile bana baktı. "Aptalsın biliyorsun demi?" Alnımdan soğuk terler akıyordu ama Kate'e gülmeye çalıştım. "Sanırım bu hakaret yüzünden sana kızamayacağım. Ben bile aptal olduğumu düşünüyorum."
"Neden bu kadar kasıntıya veriyorsun? Bilmediğim başka bir şey mi var?" Kate'in sorusu ile afalladım.
"Başka ne olabilir ki? En yakın arkadaşlarımdan biri ile başka bir en yakın arkadaşımla çıkan sevgili iddiaları hakkında konuşmak biraz garip o kadar." Kate anlayışla başını sallayıp konuyu kapattı.
"Ah, bu arada 2 gün sonra Sadie'nin doğum günü için saat 14:00'de Texas Roadhouse'a gel." Tamamen aklımdan çıkmıştı. Tüm o ilişki skandalları beni dünyadan uzaklaştırmıştı.
"Tamam ,gelirim." Ona ne hediye alabileceğimi düşünerek cheesecake'den bir çatal aldım.
"Hey nasıl bana aldığın cheesecake'i sen yiyorsun" Donuk bir şekilde ona baktım "Ah, özür dilerim"
"Sen bozulmuşsun. Eskiden çemkirir 'benim paramla alındı, istesem yedirmem' derdin ancak şimdi gelip sadece 'özür dilerim' mi diyorsun?"
"Biraz kafam dağınık sana aldıklarımı paket yaptırsam ve evinde yesen olur mu?" Kate'i özlemiştim, onu evimden kovmak da istemiyordum ancak biraz yalnız kalmaya ve kafa dinlemeye ihtiyacım vardı.
Bunu anlamış olacak ki, onaylayıp kalktı "Tamam o zaman pazar görüşürüz." Gülümseyip kafa salladım ve onu gönderdim.
1 GÜN SONRA (CUMARTESİ)
Sam, arkadaşı Liam'ı evlerine en yakın kafeye çağırdı ve sırf onu gıcık etmek için erkenden gitti. Liam sonunda gelince. "O beyefendi siz gelir miydiniz ya?"
"Ulan it! Hem kendine en yakın kafeyi, seç hem 1 saat erken gel. Biz nasıl konuştuk, 'saat 12:00'de kafede buluşalım' diye? Şuan saat kaç, 12:02! Ben ne zamandır konuşuyorum, 1 dakikadır. Erken gelmişsin besbelli."
Liam sinirle Sam'e kızarken, Sam gülüp kafasını salladı "Tamam, sen kazandın, Bay Einstain" Sam biraz daha gülmeye devam etti.
"Geç dalganı. Bunun bedeli ağır olacak." Liam da kendini tutamayıp gülmeye başladı.
İkisi aynı anda. "Bir şey diyeceğim." Liam, Sam'e ilk önce onun demesi için eli ile işaret gönderdi.
"Aslında, ben diyordum ki, biz de mi albüm çıkarsak?" Liam gözlerini kocaman açıp, birkaç kez kırpıştırdı. "Albüm, müzik albümü mü?" Sam onayladı.
Liam bir süre düşündükten sonra "Olur yapalım. Ancak yarın benimle saat 14:00 de Texas Roadhouse'da buluş. Yanında bir kıza alabileceğin hediye de bulunsun." Sam kaşlarını çattı. "Orada ne işimiz var ki? Ayrıca hediyeyi ne yapacağım?"
"Sadece gel. Soru sorma." Sam istemeyerek de olsa onayladı. İkisi biraz daha konuştuktan sonra ayrıldılar.
Sam, Liam'ın önerdiği hediye için tüm dükkanları dolaşmaya başladı ve Swarovski mağazasına girerek bir kolye beğendi. Kolye pahalı olmasına rağmen Sam'in hoşuna gittiği için satın aldı. Sam, neden tanımadığı bir kıza bu kadar pahalı bir kolye aldığını bilmiyordu, ancak kolyenin onu kendine çeken bir havası vardı.
Sam eve dönerken bir markete uğrayıp kedi maması aldı ve evine yakın olan bir ara sokağa girdi. Orada tanıdık bir figür görmeyi hiç beklemiyordu.
"Sadie?" Sadie olup olmadığından emin olmadığı kıza seslendi. Kız, beslediği kedilerden başını çevirip Sam'e baktı.
"Sam?" Sadie bir süre Sam'e baktı. " Burada ne işin var?" Sam omuz silkti "Buradaki kedileri beslemeye geliyorum." Sam, kızın yanına çömelip kedileri sevmeye başladı.
"Bazen neden yanıma yemek yemeye gelmediklerini merak ediyordum," Dedi Sam. "Demek sebebi güzel bir kızın onları beslemesiymiş."
Sadie, Sam'in iltifatına kızardı. "Onları unutmayıp beslediğin için teşekkür ederim." Sam, şaşkınlıkla Sadie'ye baktı. "Çoğu insan gibi onları görmezden gelip geçebilirdin ama yapmadın."
Sam, gülümseyip Sadie'nin saçını okşadı. "Eh, onları görmezden gelmek çok zor." Bacağına sürten bir kediye uzanıp, sevdi.
"Bu arada albüm çıkarmaya karar verdik." Sadie, şaşkınlıkla Sam'e döndü ve gülümsedi. "Bu haberi duyduğuma sevindim. Eğer yardıma ihtiyacınız olursa çekinmeden isteyin." Sam onayladı
İkisi bir süre daha kedi sevip, sohbet ettiler. Adrian, bu sırada Sadie'ye hem kendi elleri ile hediye yapmaya hem de nereden ne alabileceğine karar vermeye çalışıyordu.
"İşte oldu." Dedi gururla kendi yaptığı anı albümüne bakarken. Sonrasında dışarı çıktı ve Sadie'ye ne alabileceğine bakmaya başladı.
Kolye almayı düşündü, ancak çok klişe olurdu. Bir dükkanda gördüğü saat çok hoşuna gitmişti. Sadie'ye yakışacağını düşünüp o saati aldı ve evine döndü.
ERTESİ GÜN (PAZAR)
Sadie
Kate, sabah 09:15'de beni aramış ve saat 12:da hazır olmamı istemişti. Akşam bir süreliğine üvey annemin yanına gideceğim için bir çanta hazırladım.
12:00'ye doğru üzerimi değiştirdim ve makyaj ile saçımı hallettim. Üzerime omuzu açık, eteği hafif kabarık, mini bir elbise giyinmiş ve saçımı arkadan yarım toplamıştım.
Kate geldiğinde beni baştan aşağı süzüp bir alkış tutturdu. "Vay, vay Bayan COX, çok güzel görünüyorsunuz. Prenseslerden farkınız yok. Acaba geçmiş hayatınızda bir prenses miydiniz?"
Kate'e gülümseyip arabaya bindim. Kate, reenkarnasyon gibi doğa üstü olaylara inanan bir tipti. Ben her zaman bu konulara nötr davranmışımdır. Sonuçta kesin kanıt yoktu bu yüzden ne gerçek ne de yalan olduğunu düşünüyorum. İnanmam için kendi geçmiş hayatımı hatırlamam lazımdı. O zamana kadar gerçek olmadığını düşünecektim.
"Geldik" Kate'in sesi ile hayal dünyamdan çıktım. Etrafıma baktığımda buranın Texas Roadhouse olmadığını fark ettim.
"Ama burası Texas Roadhouse değil ki." Kate güldü. "Elbette değil aptal, saat 15:00'e kadar seni oyalamam lazım." güldüm. "Yoksa bana doğum günü süprizi mi yapacaksın."
Kate gülerken onun koluna girdim. Bir süre avm'de oyalandık ve kahve içtik. Yaklaşık 1 saat sonra tekrar arabaya bindik ve Texas Roadhouse'a gittik.
Etrafa baktım. Kimse yoktu ancak bir sürü hazırlık vardı. "Bunları sadece ikimiz yemeyeceğiz değil mi?" Her ne kadar çok yesem bile bu kadarı benim için de fazlaydı.
Kate'e döndüğümde güldü. "Bunların hepsini tek yersek ikimiz de eve dönemeyiz."
Aniden ışıkların kapanmasına şaşırdım. 5 kişi elinde pasta ile bana geliyordu. Sadece mum ışığı yandığı yüzlerini seçememiştim. Hepsi bir ağızdan şarkı söyleyip alkışlamaya başladı. Sonunda iki adım ötemde pastayı tutan Sam'i gördüm. Gözlerimi kapatıp bir dilek tuttum ve mumları üfledim. Mumları üflememle ışıklar açıldı.
Sam, Adrian, Kate, Liam, Aaron ve James bana gülümseyerek bakıyorlardı. Sam pastayı masaya koyduktan sonra koşarak hepsine sarıldım. "Çok teşekkür ederim çocuklar. Bu hayatımdaki en iyi doğum günü."
Bir an duraksadım. "Bekleyin siz birbirinizi nasıl tanıyorsunuz?" Aaron güldü. "Kate ve ben üniversiteden arkadaşız." Ağzım bir karış açıldı. Bir Kate'e bir Aaron'a bakıyordum.
"Neden bu kadar şaşırdın?" Kate'e gülümseyip, "Bilmiyorum." Dedim.
"Bölmek istemem ama biftekler soğuyor. Artık yemek istiyorum." Gülerek James'e baktım ve hepimiz masaya oturduk. Yemekler bittikten sonra pastaya geçmeden önce biraz ara verdik. Kate şarabu biraz fazla kaçırdığı için hafiften sarhoş olmaya başlamış, sürekli saçmalıyordu.
Pastayı yedikten sonra en sevdiğim kısım gelmişti, hediye verme. İlk önce Kate'in aldığı özel yapım kar küresini açtım. İçinde ikimiz vardık. Kate'in hediyesi beni duygulandırmıştı. Gidip ona sarıldım. Başta sarhoşluğun etkisi ile sendelese de karşılık verdi. Aaron, Adrian James'in hediyesini açtıktan sonra sıra Sam'inkine geldi.
Hediyeyi açarken kalp atışlarım hızlandı. Hediyeyi paketten çıkardım. Üzerinde sakura çiçeği olan bir kolye vardı. Kolyeyi görünce kalbim tekledi. Sebebini anlamasam bile içime bir ağlama istediği doğmuştu. Hemen kendime gelip Sam'e sarıldım ve teşekkür ettim.
Bir ya da iki saat daha restoranda eğlendikten sonra evlerimize dağılma kararı aldık. Kate çok sarhoş olduğu için Aaron onu eve bırakmak üzere Kate ile gitti. Ben de Sam'in arabasına bindim.
"Bugün çok güzel görünüyordun." İltifatı ile şaşırıp ona baktım ve teşekkür ettim. Hemen önüme geri dönüp yolu tarif etmeye devam ettim. Sonunda üvey annemin evinin önüne geldiğimizde ona sarılıp vedalaştım.
Ben eve girerken o hala beni izliyordu. Eve girmem ile burnuma kötü bir koku geldi. "Anne, ne yaptın da ev bu kadar kötü kokuyor?" Cevap yoktu. Tekrar seslendim ancak yine cevap alamadım.
Endişe ile çatı katına çıktım. Kalbim sanki yerinden çıkacaktı. Çatı katı daha kötü kokuyordu, koku midemi bulandırmaya başlamıştı. Elimin titremesine engel olamadan kapıyı açtım.
Etraf zifiri karanlıktı. "Anne? Burada mısın?" Korktuğum için ışığı açamadım. Ayağıma ıslak bir sıvının bulaştığını hissettim. "Anne? Anne lütfen cevap verir misin artık?" Sesim titriyordu.
Sonunda dayanamayıp ışığı açtım. Işığı açar açmaz bir çığlık attım ve yere çöktüm. Annem, boynunda bıçakla, duvarın dibinde yerde oturuyordu. Bir yandan ağlıyor bir yandan bağırıyordum.
Gücümü toplayıp, kendimi etrafa bakmaya zorladım. Duvarda büyük harflerle 'İYİ Kİ DOĞDUN' yazıyordu. Asıl dehşet verici olansa kanla yazılmış olmasıydı.
Bölüm etkileşimi
