14.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Zeynep Ünsal

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 14.BÖLÜM

Sonraki bir hafta boyunca her gün o kızı görmek için, oraya gittim. Kız hiçbirinde orada değildi. Sabah yine uyanmış, yola çıkmıştım. Bu sefer orada olacağına dair içimde umut vardı.

Ağaçların arkasına geçip, boş araziyi izlemeye başladım. Bir süre daha bekledikten sonra biraz kestirmeye karar verdim. Uyandığımda oradaydı, tüm güzelliği ile ağaca dönmüş, bir şeyler söyleniyordu. Onun bu haline gülümsemeden edemedim.

Ayağa kalkıp sessizce arkasına geçtim. Geldiğimi anlamamış olacak ki yere bakarak yürürken, kafasını göğsüme çarpmıştı.

"Ah," Bu kız oyunculukta çok kötüydü. Yapma bir şekilde kafasını ovup bana bakıyordu. "ahh kafam kırıldı. Önüne baksana!"

Beni azarlaması çok tatlıydı. "Üzgünüm, ama bana çarpan sizsiniz. Ayrıca neden benimle senli benli konuşuyorsunuz? İnsanlar sizi eski sevgilim ya da şuan ki sevgilim sanabilir."

"Delirmişsin. Eğer kim olduğumu bilseydin, böyle konuşamazdın."

Bu kız şuan bir prensi tehdit ettiğinin farkında mı? "Ah, öyle mi? Kimsiniz?"

"Darkstar krallığının prensesiyim. Şimdi saraydaki muhafızlara senin için arama emri çıkarttırmadan önce kaybol."

Aferin sana Sam, ilk kez birine karşı bir şeyler hissettin ve o kişi de düşman krallığın prensesi mi çıktı? "Üzgünüm prenses ama bunu yapabilecek tek kişi siz değilsiniz. Kendimi tanıtayım Bloodcrest Krallığının veliaht prensi Sam."

Eğilerek ona selam verdiğimde gözleri fal taşı gibi açıldı. Bunu korktuğu için yapmamıştı, bunu düşman krallığın prensi ile konuştuğu için yapmıştı.

"Üzgünüm ben..." Bir süre durakladı. "Ben gitmek zorundayım." O arkasını dönüp yürümeye başlayınca uzanıp bileğini tuttum.

"Lütfen, lütfen biraz daha kalın." Babam bu halimi görse kalp krizi geçirirdi. O tüm krallıklarda en acımasız kral olarak adlandırılırken, oğlu gitmiş düşman krallığın kızına gitmemesi için yalvarıyordu.

Kız bana şaşkın gözlerle bakıyordu. Bileğini yavaşça bıraktım. "Ben gerçekten gitmek zorundayım. Siz düşman krallıktansınız."

İlk kez resmi bir şekilde konuşmuştu. "Biliyorum, ancak kimse bilmezse bir sorun olmaz. Burayı bilen fazla insan yok. Ayrıca henüz sizin isminizi bilmiyorum.

"Sadie."

Gülümsedi, bana gülümsedi. Midemde kelebeklerin uçuşmaya başladığını hissettim. "Güzel isimmiş Sadie."

"Prensesim! Prensesim!" Bir kız koşarak Sadie'nin yanına geldi.

"Majesteleri!" Adrian'ın sesini duyunca arkamı döndüm. Atından inmiş bana doğru koşuyordu. "Efendim, babanız sizi arıyor." Nefes nefese konuşurken bir yandan da beni çekiştiriyordu.

"Yarın tekrar buluşalım, Burada." Onun cevabını duymaya fırsat bulamadan sevgili muhafızım, beni çekiştirerek atıma getirmişti.

"Size inanamıyorum majesteleri, başardınız. Bir hafta boyunca boşuna uğraşmamışsınız." Adrian, ikimiz de atlarımızı harekete geçirince konuştu.

"Eğer gelmeseydin, onunla daha fazla vaktim olacaktı." Onu azarladığımda, suratı düştü. "Şaka yaptım. Eğer gelmeseydin, büyük ihtimalle babam seni öldürürdü."

Adrian başını yavaşça aşağı yukarı salladı. "Bu arada kimmiş o kız?" Heyecanını hızlıca geri kazanıp soru sormaya başlamıştı.

"Darkstar Krallığı Prensesi Sadie." Bunu söylediğim anda öksürmeye başladı.

"Majesteleri bunu bilmenize rağmen onunla buluşmak mı istediniz."

Adrian'ın dediği moralimi bozmuştu. Sonuçta herkes aşık olabilirdi, kime aşık olacağını kalp kendisi seçemezdi ya. "Söylesene Adrian, hiç aşık oldun mu?"

"Oldum efendim, sizin gibi düşman krallıktan birine hem de."

Ona baktığımda gözleri dolmuştu, ama bilmek istiyordum. Onların aşkının nasıl sonlandığını. "Ne oldu peki sen ve ona? Elbette anlatmak istemiyorsan, anlatma ama merak ediyorum."

"Ben casus olarak Mystoria Krallığına gönderilmiştim ve oradaki bir cariyeye aşık olmuştum. Ancak ikimizin ilişkisi hızlı bir şekilde öğrenildi. İkimiz de işkenceye maruz bırakılmıştık, ancak öldürülen tek bir kişi vardı. Onu gözlerimin önünde öldürdüler majesteleri, siz benim yaptığım hatayı yapmayın."

Arian ağlamaya başladığınd, gözüm dolmuştu. Sadie'nin gözlerim önünde öldürülme düşüncesi bile midemin kasılmasına yetmişti, ama hayır vazgeçmeyecektim. Kral olduğum zaman bu düşmanlığı bitirip onunla evlenebilirim.

Saraya döndüğümde babam beni bekliyordu. Taht odasına girip kapıyı arkamdan kapattım. "Beni görmek istemişsiniz efendim."

"Bu sıralar saraydan çok çıkıyorsun. Sebebini öğrenebilir miyim?" Sonunda bakışlarını pencereden ayırarak bana bakma zahmetine girmişti.

"Yakında kral olacağım ve feth etmem gereken yerleri planlamam lazım, sonuçta krallığımız böyle kalamaz. Onu büyütmem lazım."

Sevgili babacığımın yüzünde bir gülümseme belirmişti. "Aferin, aferin benim oğlum olduğunu belli ediyorsun. Peki bir yerler buldun mu?"

"Şöyle böyle, henüz göze çarpan bir yer bulamadım, ancak dediğim gibi hala en iyi yeri arıyorum." Konuşmamızı bitirince ,eğilip selam verdim ve odadan çıktım.

Odama gittiğim anda kendi kendime konuşmaya başladım. "Ulan öteki krallıkların krallarının bin tane hastalığı var bizimki neden bu kadar sağlıklı? Beni gömer bu ya. Bıktım gerçekten."

1 ay boyunca Sadie ile görüşmeye devam etmiştik, yine yerimizde gölün kenarına oturmuş sohbet ediyorduk. Sadie, babasının onu ani bir şekilde veliaht seçtiğinden bahsediyordu.

"Bir ağabeyin olduğunu duydum, o sen ve babanın aksine daha zalimmiş. Sana bir şey olmaz değil mi?" Bana bakıp, bir kahkaha patlattı.

"Abim zalim olabilir ama bana asla zarar vermez. Ona güveniyorum, eminim beni destekleyecektir. Hem henüz haberi yok."

İçimden "İnsanların taht için yapmayacakları yoktur. Kaç kral kardeşlerini bunun için öldürmüş." demek istesem de, konuşamadım sadece ona bakmakla yetindim.

"Ne var, Neden öyle bakıyorsun?" Bana gülümseyerek sorduktan sonra tekrar bakışlarını gökyüzüne kilitledi.

"Yıldızlar buradan çok güzel değil mi? Saraydan bu kadar güzel değiller." Hala bakışlarımı ondan ayırmadan cevapladım. "Evet, çok güzel."

Bana bakıp, gözlerini kıstı. "Yıldızlara bakmadın bile."

Kaşlarını çatıp kollarını göğsünün üstünde birleştirdi. "Biraz sonra yapacaklarımdan ben sorumlu değilim." Eğilip onu öptüm, ne kadar öpüştüğümüzü bilmiyorum ama benim için yıllara bedeldi.

"Yıldızlar umurumda değildi, ben zaten kendi yıldızıma odaklanmıştım." Hala az önce olanları sindirememiş, gözlerini kırpıştırarak bana bakıyordu.

"Beni izin almadan öptün!" Bunu sevdiği belli olsa bile, naz yapıyordu.

"Gelecekteki karımı izin almadan öpemem mi?" İçimden söylediğimi sanıyordum, ancak Sadie'nin kızaran yüzü tersini söylüyordu.

"Peki şuan izin alıyorum. Öpebilir miyim?" Öne eğilmiş kendimi hazırlarken, Sadie hayallerimi yıkıp, beni ittirdi.

"Hayır. Artık gitmem lazım."

Sadie ayağa kalkıp beni yalnız bırakırken arkasından bakakaldım. Saraya gider gitmez neşem soldu.

Babam yine beni uzun bir sorguya çektikten sonra odama gittim.

GÜNÜMÜZ SAM

Uyandığımda yanağımda ıslaklık hissettim ve ağladığımı fark ettim. Neden ağlıyorum? Gördüğüm rüya da neyin nesiydi?

Kafamda sorular dönüp dururken, rüyanın son kısmını hatırlamaya çalıştım, ancak sadece boşluk vardı. Tek hatırladığım çığlık atıyor olmamdı.

Rüyanın kalan kısmını hatırlıyordum, ancak her şey çok anlamsızdı. Aaron'ın dediği gibi geçmiş hayatımı hatırlamış olabilir miydim?

"Saçmalama Sam, çocuk saçmalarına inanacak değilsin." Kendimi teselli etmeye çalışsam da kalbimdeki acı aksini söylüyordu. Olabilir miydi?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

39okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.