12. bölüm / 15
Geçmişin Gölgesinde12.BÖLÜM
Bölümler 15Şu an: 12.BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM1.282 kelime
- 2 2. BÖLÜM1.037 kelime
- 3 3. BÖLÜM1.074 kelime
- 4 4.BÖLÜM1.065 kelime
- 5 5.BÖLÜM1.254 kelime
- 6 6. BÖLÜM696 kelime
- 7 7. BÖLÜM977 kelime
- 8 8. BÖLÜM749 kelime
- 9 9.BÖLÜM1.468 kelime
- 10 10.BÖLÜM868 kelime
- 11 11.BÖLÜM1.112 kelime
- 12 12.BÖLÜM934 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 13.BÖLÜM953 kelime
- 14 14.BÖLÜM953 kelime
- 15 15.BÖLÜM776 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Arkamı dönerek, bana gülümseyerek bakan tanıdık simaya baktım.
"Thomas?"
Eski sevgilimi karşımda bana gülümserken görmek hem şaşırmama hem de öfkelenmeme sebep olmuştu.
"Seni tekrar görmek çok güzel. Aynı zamanda seni görmek de güzel Adrian."
Hiçbir şey olmamış gibi böyle söylemesi sinirimi bozmuştu.
"Aynı şeyleri söyleyemeyeceğim Thomas. Yaptıklarından sonra nasıl hala yüzüme bakabiliyorsun, anlamıyorum." Sinirli çıkışım onu şaşırtmıştı.
"Sadie, ben o olaylar için özür dilerim. O zamanlar ergendim, para gözümü döndürmüştü."
"Ne yani benim hakkımda dedikodu çıkarmanın sebebi para mıydı?" Sinirden gülmeye başlamıştım. "Delireceğim şimdi."
Adrian kolumdan çekmeye çalışırken, kendimi ondan kurtarıp Thomas'a yaklaştım.
"O dönem ne kadar sıkıntı çektim biliyor musun?" Thomas ağzını açınca, elimi kaldırıp onu susturdum. "Bilmiyorsun tabi ki, bekle anlatayım. Benimle ilgili seni aldattığıma dair dedikodu yaydığında tüm arkadaşlarım benimle iletişimi kesti, kariyerim neredeyse bitiyordu, her yerden nefret yorumu aldığım için tüm sosyal medya hesaplarımı kapattım, herkes aniden beni zorbalamaya başladı, daha devam etmemi ister misin?"
"Sadie ben," Thomas bana bakarken gözleri dolu dolu olmuştu. "ben gerçekten özür dilerim. İnan bana böyle sonuçlar doğuracağını tahmin edemedim. 17 yaşındaydım, düşündüğüm tek şey paraydı. Onlar bana seninle ilgili patlayacak bir haber verirsem, çok para vereceklerini söylemişlerdi. Pişmanım gerçekten çok pişmanım. Beni affetmeni beklemiyorum ama pişman olduğumu bil. Sen okuldan kaydını aldırıp başka okula gittiğinde pişmanlıktan intihar etmeyi ve senin hayatını kararttığım için hiçbir şey hak etmediğimi düşündüm."
Benim de gözüm dolmuştu. "Özür dilemen o zamanlar ki acımı hafifletmiyor. Ben de düşünmedim mi sanıyorsun, intihar etmeyi. O kadar fazla nefret yorumu ve mesajı alıyordum ki, bende intihar etmek istedim. İnsanların duydukları her şeye inanmasından, beni bir kez olsun dinlemeyip hemen sonuca varmalarından nefret ettim. Oyunculuğu bırakmayı bile düşündüm."
Artık ağlıyordum. "Keşke sadece aldatma skandalı çıkarsaydın, zorbalığı neden çıkardın anlamıyorum."
Thomas'ın gözleri şaşkınlıkla açılmıştı.
"Sadie, ben sadece aldatmayı ortaya attım. Zorbalıktan haberim yok. Neden bahsediyorsun?"
"Sen değil miydin. Kate ile şakalaşmamızın sadece ses kaydını alarak internete yayan."
Gözlerinin içine bakarak doğruyu söyleyip söylemediğini anlamaya çalıştım. Gözündeki şok doğru söylediğini gösteriyordu.
"Sen doğruyu söylüyorsun."
"Tanrı aşkına tabi ki doğruyu söylüyorum. O aldatma haberini bile tereddütle yaydım, bu kadar kötü olduğumu mu düşünüyorsun?"
Bir süre sessiz kaldıktan sonra sonunda ağzımı açtım. "O zamanlar evet, şuan hayır."
"Sadie, yaniden arkadaş olabilir miyiz? Yaptıklarımı telafi etmek istiyorum lütfen. Ben, ben çok vicdan azabı çekiyorum Sadie."
O ağlarken sessiz kaldım.
"Ben, düşünmem lazım. Bu o kadar kolay değil."
Bana anlayışla baktıktan sonra kafası ile onayladı. Telefon numarasını verip yanımızdan ayrıldı.
"O zamanlar bana her şeyi söylemen lazımdı."
Adrian dolu gözlerle bana bakarken konuşmaya devam etti.
"Seni ne zaman arasam iyi olduğunu söyleyip, kestirip atyordun, ama şimdi gelmiş intihar etmeyi istediğini söylüyorsun. Arkandan üzülecek insanları düşünmeden bunu düşünmen çok aptalca. Eğer sen ölseydin ben yaşayamazdım."
Ona bakarken ağlamaya başladım. "Düşündüm aptal, o yüzden vazgeçtim. Ben ölürsem sen Kate'i öldürürdün."
Ben ağlarken bana sarıldı. Kafamı onun göğsüne yaslayıp ağlamaya devam ettim. Bir süre ağladıktan sonra gülmeye başladım.
"Şu halimize bak. Acınası durumdayız. 9 yıl öncesi için ağlayan iki aptalız. Hadi eve gidelim."
Adrian'ın beni tutuşu sıkılaştı.
"Biraz daha bu şekilde kalalım. Lütfen."
Yaklaşık 3 dakika daha o şekilde kaldıktan sonra ayrıldık.
Eve gittiğimde Kate koltukta uyuyordu. Onun üstünü örttükten sonra karşıdaki koltuğa gidip uzandım.
Yeni telefonumda halletmem gereken şeyleri hallettikten sonra uyudum.
Sabah kahvaltı yapıp evden çıktım.
Evinin önündeyim
Sam'e mesaj attıktan sonra beklemeye başladım.
Mesajıma karşılık olarak beni arayıp delirdiğimi söyleyerek kapıya geldi. İçeri sessizce girip, onun odasına çıktık.
"Vay odan gerçekten çok büyü. Prens olmadığına ve bir sarayda yaşamadığına emin misin?
O esnerken ben saçma sorularıma devam ettim ve yerdeki kağıdı aldım.
"Ahh, demek şarkınız bu."
Kağıdı okuduktan sonra yüzümü buruşturdum.
"Daha iğrenç bir şey görmedim hayatımda. Sen buna şarkı mı diyorsun. 1 cümleyi 90 kez yazmışsın."
Bana sinirli bir şekilde baktıktan sonra konuşmaya başladı.
"Neden moralimi yiyip bitiriyorsun? Tüm gece onu yazmak için uyumadım."
Kaşımı kaldırıp ona baktım.
" İyi sen uyu. Ben akşama kadar sana bir şarkı yazarım beğenmezsen bakmaya devam ederiz. Burada yatıya kalsam senin için sıkıntı olmaz değil mi?"
Bir süre düşündükten sonra, 'İyi kal.' diyerek kestirip attı ve yatağına uzanıp uyudu.
Bir süre düşündükten sonra kağıdı elime alıp okudum anlaşılan aşk acısı ile ilgili bir şarkı yazıyordu. Dudağımı buruşturdu. "Ow, kim kalbini kırdı senin." Ben dalga geçerken o uyuyordu.
I let it fall, my heart
And as it fell, you rose to claim it
I let it fall, my world
And as it fell, you took the blame
I'm on my knees, begging you
Please don't leave, I'm letting go
But you don't know, I'm burning down
I'm on my knees, begging you
Please don't leave, I'm letting go
But you don't know,
I'm setting fire to the rain
I let it fall, my tears
And as it fell, you turned away
I let it fall, my faith
And as it fell, the truth was plain
I'm on my knees, begging you
Please don't leave, I'm letting go
But you don't know, I'm burning down
I'm on my knees, begging you
Please don't leave, I'm letting go
But you don't know,
I'm setting fire to the rain
I'm breaking down,
I'm falling apart I'm losing my grip,
I'm losing my heart
I'm burning down,
I'm setting fire to the rain
I'm on my knees, begging you
Please don't leave, I'm letting go
But you don't know,
I'm burning down
I'm on my knees, begging you
Please don't leave, I'm letting go
But you don't know,
I'm setting fire to the rain
I'm setting fire to the rain
I'm setting fire to the rain
I'm setting fire to the rain
I'm setting fire to the rain
"Bitti." Gururla kağıda baktım. "Umarım Sam uyanınca, Adele'in şarkısına benzemiş diyerek reddetmez 4 saatim buna gitti."
Oturup onun uyanmasını bekledim.
Bölüm etkileşimi
