Geçmişin gölgesinde kitap kapağı

6. bölüm / 31

5.bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 5.bölüm

Buca Polis Karakolu’nda o gün yine her zamanki gibi sıradan bir gündü. Başkomiser Nihat yine ritüellerini yapıyordu. Kahvesini almıştı, klasik müziğini açıp kulaklığıyla dinlemeye başlamıştı çünkü birazdan yine mesai başlayacak, yine hırsızlar, yine keşler, yine bir dünya suçluyla uğraşacaktı. Karakolun nezarethanesi dolmuş taşmıştı, üç kişi gidiyorsa beş kişi geliyordu.
Başkomiser Nihat 50 yaşındaydı. İki çocuğu vardı. Mutlu bir evliliği vardı. Karısı da öğretmendi. İlk tayin yeri olan Sinop’ta tanışmıştı karısıyla. Yine bir suç için, ufak bir hırsızlık olayı için bir okula gitmişti, orada vurulmuştu karısına. Bir sene içinde evlendiler. O sene bu sene evlilikleri çok güzel devam etti. Komiser Nihat, İzmir’e Korona'dan sonra gelmişti. Korona'da Ankara’daydı. Çoktan tayini çıkmıştı ama Korona olduğu için her şey olduğu gibi tayinler de iptal olmuştu. Normalde beş sene Ankara’da kalması gerekirken sekiz sene Ankara’da kalmıştı. Ankara kasvetli, soğuk ve en önemlisi de denizsiz bir memleket. Hiç sevmemişti Ankara’yı, hiç sevmeyecekti. Burası doğup büyüdüğü yerdi, çocukluğunu geçirdiği yer. İzmir. En son artık devlet onu emekli olmadan önce memleketine yolladı, "Sen İzmir’de emekli olursun," dediler. Çok sevinmişti buna. Aslında istiyordu ama herkes için olan bir şey değildi. Başkomiser Nihat çalışkan bir adamdı, işini düzgün yapan, sevilen, hiçbir işi yarım bırakmayan bir adamdı. Yıllar sonra bunun meyvesini İzmir’e tayini çıkarılarak aldı. Daha emekliliğine vardı ama olsun, artık buradan başka bir yere gitmeyeceğini biliyordu. İzmir'i ya çok seviyordu İzmir’i. Belki karmaşıktı, belki Ankara kadar düzenli değildi ama çok seviyordu İzmir’i.
Cinayet Masası’ndaydı Başkomiser Nihat. Çözemediği olay yoktu, her vakayı elinde sonunda sonlandırmıştı. Birçok ödül aldı bu yüzden. Emniyet Müdürlüğü’nde çok alkış aldı, çok madalya aldı. Hepsini de saklıyordu. İşini seviyordu ama sanki artık biraz sıkılmıştı. Aslında içinden hep şöyle geçirirdi: "Sıkıcı bir işim yok ki. Sürekli koşturuyorum, sürekli araştırıyorum. Bir plazanın içinde oturup akşama kadar bilgisayar başında olmaktansa böyle çalışmaktan çok mutluydum." Evet, hep katillerle uğraşıyordu, hep ölü insanlar görüyordu. Geceleri onların rüyalarıyla uyanıyordu. "Katilimi bul, katilimi bul, katilimi bul." Birçok kez böyle bir rüyayla uyanıyordu ama olsun, "İşimi seviyorum ben," deyip yapmaya devam ediyordu.
Kapı çaldı. "Komiserim, günaydın. Nasılsınız?" İçeri giren Ayşe idi.
"Teşekkür ederim Ayşe, sana da günaydın."
"Komiserim, Gökdere Köyü’nde mezarlıkta bir çocuk cesedi bulunmuş. Ben birazdan gideceğim. Gelmek ister misiniz?"
Çocuk cesedi... Hiç sevmezdi bu kelimeyi. İş hayatı boyunca üç defa çocuk cesedi görmüştü ve üçünü de ailesi öldürmüştü. Ya kadın başka bir adam bulup adam çocuğu istememişti ya adam bir kadın bulup yine çocuğu istememişti. Birinde de çocuk özürlü olduğu için ailesi onu öldürmüştü. Ama içinden bir ses bugün gitmesi gerektiğini söylemişti. "Tamam Ayşe, gidelim. On dakikaya hazırım."
"Tamam Başkomiserim, bekliyorum."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…