19. bölüm · Geçmişin gölgesinde
18.bölüm
Pazar sabahı Gökdere köyü çok sessizdi. Sanki bir gün önceki o kalabalık başka bir memleketten gelmiş insanlar gibi, pazar günü ortalık çok tenhaydı. Saat 07.00-07.30 gibi köyün tek bakkalı İsmet, ekmekleri yerine diziyordu.
İsmet, 40-45 yaşlarında, bir süre özel bir şirkette çalışmış, daha sonra Gökdere Köyü’ndeki bu bakkalı devralmıştı. Bu vesileyle kendi de bu köye taşınıp artık o da bu köyün sakini olmuştu. İsmet, sarışın, yeşil gözlü, köydeki bazı kızların gözdesiydi ama kendisi kibar bir insan olduğu için hiç bu tür işlere girmemişti. Sadece işini yapıyordu, herkese aynı şekilde saygıyla davranıyordu. Kendinden büyüğe de küçüğe de "abla" derdi. "Abla" deyince de insanların bakış açısı hemen farklı oluyordu; o yüzden sevmişti bu kelimeyi. Herkese "abla" demek hoşuna gidiyordu.
Farkındaydı bazı kadınların ilgili olduğundan, hatta aralarında evli olanlar bile vardı ama bu ona göre ahlaksızlıktı. Kendi çalışırken bu hikâyeleri duymuştu. O da bir şirkette çalışırken, şu an yaptığı gibi bakkal ziyaretleri yapıyordu. Birçok bakkal ona hikâyeler anlatmıştı: "Şöyle kadınlar geldi, böyle kadınlar geldi, ben şöyle kadınları götürdüm, böyle kadınları götürdüm, şu tezgâh arkasında neler yaptım..." Bir dünya hikâye... Birçoğu uydurmaydı tabii ki ama içinde muhakkak gerçek olanlar da vardı. Ama o bu yolu seçmemişti. O dürüst olacaktı.
Dükkânına giren ilk müşteri köyün yeni öğretmenlerinden Nevzat’tı.
"Günaydın hocam, nasılsınız? Çok erkencisiniz bugün."
"Evet ya, bugün çok uyuyamadım. Sabah kalkayım dedim. Annemgille kahvaltı yapalım. Sıcak sıcak ekmeklerin de geldiğini düşünmüştüm zaten."
"Evet hocam, daha yeni geldi ekmekler. Çıtır çıtır. Kaç tane vereyim?"
"Bir tane, bir tane. Her zamanki gibi."
"Ya hocam, günde bir ekmek alıyorsun. Yanlış anlama, annenle sana nasıl yetiyor bu bir ekmek?"
"Benim annem rahatsız, çok ekmek yemeyiz. Daha çok ilaçlarla beslenir. Ekmeği ben yiyorum zaten."
"Anladım hocam, geçmiş olsun."
"Teşekkür ederim, sağ olasın. Peynir de alayım, yumurta, bir kangal da sucuk."
"Buyur hocam. Var mı başka bir isteğin?"
"Yok, sağ ol, teşekkür ederim. Kal sağlıcakla."
"Bak ya, ayıp ettik," diye geçirdi içinden. "Adamın annesi hastaymış, biz de kalktık 'Yok şu kadar ekmek alıyorsun, yetmiyor mu bu kadar ekmek alıyorsun, yetmiyor mu?' muhabbeti yaptık," diye geçirdi içinde. Bir yandan da ekmekleri dizmeye devam ediyordu dolaba. Bir tanesinin ucundan kopardı, "Çok da güzelmiş, çıtır çıtır," diyerek yedi.
"Hayırlı işler İsmet abi."
"Melek, hoş geldin. Nasılsın, iyi misin?"
"İyiyim İsmet abi, sen nasılsın?"
"İyi, teşekkür ederim. Ben de iyiyim. Var mı siparişin? Ne istiyorsun bakalım?"
Melek, elindeki kâğıdı uzattı. "Annem bunları istiyor," dedi. Melek, mahallenin en güzel kızlarından biriydi. On yaşında, upuzun saçları, yaşıtlarına göre uzun boyuyla çok tatlı bir kızdı.
"Buyur bakalım, al bunları. Dikkat et yolda giderken, sağına soluna bak tamam mı?"
"Tamam İsmet abi, teşekkür ederim. Hayırlı işler," diyerek çıktı Melek dükkândan. Ama Melek bir daha evine dönemeyecekti!
