Geçmişin gölgesinde kitap kapağı

24. bölüm / 31

23.bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 23.bölüm

Pazartesi sabahı mezarlığa ilk cenaze aracı gelmişti. Kalabalık bir cenazeydi anlaşılan, arkasında çok uzun bir konvoy vardı. Mahmut konvoyu görünce "Bu işe ben bakayım, buradan bana ekmek çıkar," diye düşündü. Girişte aracı durdurdu ve gerekli bilgileri verip definin hangi bölgede yapılacağını şoföre iletti. Kendi de arabaya binip onlarla beraber yola koyuldu. Mezarlık artık o kadar dolmuştu ki tepelere kadar çıkmaya başlamıştı defin işlemleri. Ormanlığın hemen önüne dayanmıştı neredeyse. Bir ay sonra falan bu mezarlıkta yer kalmayacaktı, belki de daha kısa bir sürede. Mezarlık o gün çok kasvetliydi. Mezarlıktı zaten, güllük gülistanlık olacak hali yoktu ama o gün daha değişik bir kasvet vardı. Yağmurdan sonraki sis tamamen mezarlığın üzerine çökmüştü, göz gözü görmüyordu. Konvoylar bir yere kadar devam ettiler, daha sonra artık yol bittiği için insanlar araçtan inip yürümek zorunda kalmışlardı. Sadece cenaze aracı defin işlemi için yoluna devam etti. Neredeyse iki kilometre sürdükten sonra sonunda defnedilecek yere geldiler. Arkadan da cemaat defin bölgesine ulaşmıştı. Çok sis vardı, insanlar burnunun ucunu görmüyordu neredeyse. Bir ara bir çığlık geldi, bir çocuk bağırıyordu ve sonra ağlama sesine döndü. Bir an insanlar o tarafa doğru yöneldiler. Mahmut da meraklı bir şekilde kafasını uzattı baktı, insanların oraya doğru koşturduklarını gördü. Bir anda insanlar cenaze törenini unutup diğer tarafa doğru yöneldiler. Mahmut da gelince gözlerine inanamadı. Yine bir ceset sislerin arasında belirdi. Herkesin meraklı bakışları vardı. Mahmut aradan sıyrıldı, cesede yaklaştı. "Aman Allah’ım, bu Melek!" diye geçirdi içinden. Yine boynu kesilmiş, göz ucuyla eline baktı, yine parmağı koparılmıştı!
Olay yerine ilk Ayşe gitti, haberi tam yolda öğrenmişti. Merkeze gitmek yerine arabasını köye yöneltti. Mezarlığa girdiğinde polis memurları karşıladı onu. Memurlardan biri Ayşe'nin yanına yanaştı. Ayşe de camı açıp, “Kolay gelsin. Teşekkür ederim. Ayşe. Olay yeri ne tarafta?” diye sordu.
“Dümdüz devam edin Ayşe Hanım. İki kilometre kadar sürdükten sonra zaten orada arkadaşları göreceksiniz. Kalabalık bir grup var. Savcı da nasıl olduysa bu sefer sizden önce geldi.”
“Savcı da burada? Allah Allah! Bu saatte?”
“Biz de öyle dedik. Bu saatte savcı geldiğine göre uykusu kaçtı herhalde.”
“Teşekkür ederim, kolay gelsin,” diyerek camını kapattı ve yoluna devam etti. "Ne çok gelmiştim mezarlığa bugünlerde," diye geçirdi içinden. Mezar taşlarının sağından solundan, aralarından geçerek, dediği gibi ilerideki kalabalık grubun önünde arabasını park etti.
Olay yerindeki cenaze çoktan defnedilmiş, olay yeri boşaltılmıştı. Birkaç tanık ifade için tutulmuş, savcı onlarla konuşuyordu. Ayşe arabasından indi. Havanın soğuk olduğunu o an anladı. Buca gerçekten çok soğuktu, yaşadığı Göztepe’ye göre belki 6 derece fark vardı. Arka koltuktan montunu aldı, kapüşonunu da kafasına çekerek olay yerine doğru ilerlemeye başladı. İlk olay yeri inceleme ekibinin yanına gitti.
“Kolay gelsin Coşkun.”
“Merhaba Ayşe. Bu aralar çok görüşmeye başladık. Görüşme yerimiz de hep aynı maalesef,” dedi.
Ayşe başını sallayarak, “Nasıl? Aynı belirtiler mi?”
“Evet Ayşe, aynı. Yine boğazı kesilmiş, yine serçe parmağı eksik ve olay burada olmamış. Ortalıkta boynu burada kesilen birinin akacak kanı kadar kan yok. Belli ki buraya yeni sadece taşınmış ve bırakılmış. Dün kaybolan kız mı?”
“Melek. Üzerinden herhangi bir şey çıkmadı ama mezarlık görevlisi kızı tanıdığını söylüyor. Melek olduğunu onayladı mezarlık görevlisi,” dedi.
Ayşe, “İkinci olay, ikinci ceset ve yine burada. Ama nerede olacak ki zaten? Burası onun mekânı,” dedi. "Tesadüf olsa gerek," diye geçirdi içinde, iki cesedi de onun bulması.
“Cesedi Mahmut mu bulmuş?” dedi Coşkun’a.
“Yok, hemen şu iki üç mezarlık ileride bir defin işlemi olacakmış. Bayağı bir kalabalık gelmişler hatta. Yani, evet, Mahmut da buradaymış ama olayı gören bayağı bir insan var. Hatta savcı iki üç kişiyle bir görüşme yaptı. Gördüğün gibi hala da devam ediyor.”
Savcı Ayşe'yi görünce onun yanına yöneldi. “Hoş geldiniz Ayşe Hanım.”
“Teşekkür ederim Savcım. Siz de hoş geldiniz. Herhalde, nur topu gibi bir seri katilimiz oldu ha?”
Ayşe sessiz kaldı bir süre, “Sanırım öyle oldu Sayın Savcım. İki cesedimiz, bir tane de kayıp çocuğumuz var. Kayıp çocuğun bence bunlarla bir bağlantısı olduğunu düşünmüyorum ama çünkü çok net açık ki katil bizim cesetleri bulmamızı istiyor, o yüzden bir kayıp vakası olmazdı.”
“Haklısınız,” dedi Ayşe savcıya. O anda Nihat Başkomiser bitti yanlarında. Ayşe edindiği bilgileri Nihat Başkomiser'e iletti. Savcının işi bitmiş, Nihat’a döndü, “Nihat’cığım, bu olayı çözelim, çok uzamadan.” Nihat da savcıya sadece kafasıyla onayladı ve daha sonra Ayşe’ye dönüp, “Buralarda hiç kamera yok mu, sordunuz mu?” dedi. “Ben şunu Mahmut’a sorayım,” dedi daha sonra.
Mahmut’u yanına çağırdı. “Mahmut, kolay gelsin.”
“Teşekkür ederim Başkomiserim, size de kolay gelsin.”
“Sen mi buldun cesedi bu sefer?”
“Ben sayılmam Başkomiserim. Başka bir kişiyi defnetmek için bir grup insan gelmişti. Kalabalığı görünce ben de yanlarına gittim.”
“Melek mi bu yerde yatan peki?”
“Evet Başkomiserim, Melek bu.”
“Bu mezarlığın kamerası yok mu?”
“Başkomiserim, bu alan daha yeni mezarlık haline geldi. Gördüğünüz gibi daha etrafında çitler bile yok. Malum, koronadan çıktığımız için bir anda mezarlık doldu. Biz talep ettik belediyeden ama o kadar hızlı gelişti ki olaylar, daha buraya bir kamera takamadılar. Hemen buranın arkası da orman olduğu için büyük ihtimalle...”
“Tamam, tamam, dedektiflik yapma. Biliyoruz biz de büyük ihtimalle katilin oradan gelip cesetleri buraya bıraktığını.”
“Yok Başkomiserim, estağfurullah.”
Başkomiser biraz sert çıkmıştı. Aslında siniri Mahmut’a değildi, bu, kamera koymayan belediyeydi.
Arkadan feryatlar içinde koşan birkaç insan gördüler. Anlaşılan bunlar Melek’in ailesiydi. Dönüp, “Kim haber verdi bunlara?” diye seslendi. Polis memurları ve Ayşe birbirlerine baktılar. Anlaşılan ufak bir yer olduğu için haber çabuk yayılmıştı. Başkomiser Nihat Ayşe’ye dönerek, “Ayşe, şu insanlarla ilgilen, ben hiç kaldıramayacağım,” dedi. “Zaten onlardan da çok geçerli bilgileri alamayacağız. Anlaşılan çocuğun kaybolduğunu, sabah gittiğini, bir daha da görünmediğini zaten biliyoruz. Ben köye gidiyorum. Köye geldiğinde bana haber verirsin,” deyip feryatlar içinde yanından geçen aileyi görmemezlikten geldi. Çünkü onlara anlatacak şu an hiçbir şeyi yoktu. Telkin etme, teselli etme işlerinde hiç beceremezdi. Arabasına bindi. Ailesinin Melek’in başucunda ağlayışlarını bir süre izledi. Daha sonra da Ayşe’nin kadını kolundan tutup kaldırmasını ve ona bir şeyler söylediğini gördü. Arabasını çalıştırdı, köye doğru hareket etti. İlk konuşacak kişiyi çok iyi biliyordu: Ona yalan söyleyen Cemil’in yanına gidecekti!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…