Bölümler 31Şu an: 21.bölüm
- 1 Geçmişin gölgesinde30 kelime
- 2 1.bölüm425 kelime
- 3 2.bölüm406 kelime
- 4 3.bölüm179 kelime
- 5 4.bölüm755 kelime
- 6 5.bölüm418 kelime
- 7 6.bölüm205 kelime
- 8 7.bölüm712 kelime
- 9 8.bölüm498 kelime
- 10 9.bölüm97 kelime
- 11 10.bölüm1.094 kelime
- 12 11.bölüm1.304 kelime
- 13 12.bölüm486 kelime
- 14 13.bölüm198 kelime
- 15 14.bölüm249 kelime
- 16 15.bölüm716 kelime
- 17 16.bölüm143 kelime
- 18 17.bölüm742 kelime
- 19 18.bölüm437 kelime
- 20 19.bölüm463 kelime
- 21 20.bölüm320 kelime
- 22 21.bölüm363 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 22.bölüm282 kelime
- 24 23.bölüm961 kelime
- 25 24.bölüm409 kelime
- 26 25.bölüm965 kelime
- 27 26.bölüm1.486 kelime
- 28 27.bölüm221 kelime
- 29 28.bölüm950 kelime
- 30 29.bölüm258 kelime
- 31 30.bölüm233 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O sabah kahveyi Selçuk açmıştı. Cemil Buca’da işi olduğunu söyleyip Selçuk’tan izin istemişti pazar günü için. Selçuk, imamın kayıp kız anonsuyla hemen Cemil’i aradı. Cemil ilk çalışta açtı telefonu. "Buyur Selçuk Abiciğim." "Neredesin sen?" "Buca’dayım abi." "Nasıl Buca’dasın? Buca’dayım abi işte, izin aldım ya senden, izin verdin ya bana." "Köyde değilsin yani?" "Yok abi, sabahın köründe çıktım ben köyden." "Senin sesin niye telaşlı geliyor?" dedi Selçuk. "Yok abi, ne telaşlısı? Sen hemen hiç aramazsın beni. Böyle arayınca telaş yaptım, o yüzdendir yoksa niye sesim titresin, telaş yapsın?" Selçuk: "Cemil, iyisin değil mi? Bir sıkıntı yok değil mi? Yalnızsın değil mi?" dedi. Cemil "yalnızsın" lafını duyunca şaşırdı. "Ya ya ya Selçuk abi, yalnızım tabii, kim olacak? Biraz hava almak istedim sadece. Ufak birkaç işim var, onları halledip döneceğim. Acil bir şey mi oldu?" "Bir kız kaybı olmuş. Sabahtan beri yokmuş ortalıkta." "Ne diyorsun abi? Kimmiş? Kimin kızıymış?" "Melek kaybolmuş. Bir bela var köyümüzde ama dur bakalım, yakında çıkacak kokusu." "Melek mi? Köyümüzün en güzel kızıydı ya. Tüh, çok üzüldüm. Tamam abi, gelince görüşürüz o zaman." "Tamam, görüşürüz," dedi Selçuk ve kapattı telefonu.
Öğleden sonra Gökdere Köyü’nde güneş vardı. Aslında o günü Meteoroloji "yağmur" diye göstermişti ama Gökdere Köyü’nde güneşli bir gündü. Öğretmen Nevzat annesine seslenerek: "Anne, ben her şeyi bitirdim, temizlik de tamam. Biraz atölyede işlerim var, var mı benden bir isteğin?" dedi. "Yok, yok. Çok uzaklaşma, uzaklaşırsan bana haber ver, tamam mı?" "Tamam anne, buralardayım, merak etme." Babadan kalma bir alışkanlıktı Nevzat’taki; eski eşyaları atmaz, onları tamir etmeye çalışırdı. Hem de bu şekilde yenisini almak yerine bunlarla idare ederlerdi, çok da bir masrafı olmazdı kendilerinin. Annesi de sakat olduğu için "Onu bırakamam, onu bırakmamalıyım gün içinde," diye kafasından geçerdi. Hayatını annesine adamıştı. Bu yüzden de mi evlenmemişti acaba? Arasıra bunu da düşünmüyor değildi. Evlenirse annesi ne yapacaktı, kim bakacaktı ona, kim sahip çıkacaktı? Kadın annesini istemese asla kadını seçmezdi, annesini seçerdi. O yüzden de evlenmek istemiyordu zaten. Kadınları da çok sevmezdi. Annesi öyle derdi ona: Derdi ki, "Kadınlar şeytandır, şeytan. Çok dikkat et. Senin etrafında çok kadın olur, sakın onlara bakma, sakın onlarla konuşma." Annesi diyorsa vardır bir bildiği, diye geçirir aklından öğretmen Nevzat. Yine bu düşüncelerle atölyesine girdi, kapıyı kapattı, işine koyuldu.
Bölüm etkileşimi
