Bölümler 31Şu an: 25.bölüm
- 1 Geçmişin gölgesinde30 kelime
- 2 1.bölüm425 kelime
- 3 2.bölüm406 kelime
- 4 3.bölüm179 kelime
- 5 4.bölüm755 kelime
- 6 5.bölüm418 kelime
- 7 6.bölüm205 kelime
- 8 7.bölüm712 kelime
- 9 8.bölüm498 kelime
- 10 9.bölüm97 kelime
- 11 10.bölüm1.094 kelime
- 12 11.bölüm1.304 kelime
- 13 12.bölüm486 kelime
- 14 13.bölüm198 kelime
- 15 14.bölüm249 kelime
- 16 15.bölüm716 kelime
- 17 16.bölüm143 kelime
- 18 17.bölüm742 kelime
- 19 18.bölüm437 kelime
- 20 19.bölüm463 kelime
- 21 20.bölüm320 kelime
- 22 21.bölüm363 kelime
- 23 22.bölüm282 kelime
- 24 23.bölüm961 kelime
- 25 24.bölüm409 kelime
- 26 25.bölüm965 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 26.bölüm1.486 kelime
- 28 27.bölüm221 kelime
- 29 28.bölüm950 kelime
- 30 29.bölüm258 kelime
- 31 30.bölüm233 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ayşe okula uğramış, okul müdürünün yanına gelmişti. Okul müdürüne bugün okul bitiminde çocukları bahçede toplayıp kimsenin sabah tek başına gelmemesini, okul saatinde de bahçeden çıkmamasını, akşam eve dönüşte de evine ne kadar yakın olursa olsun ailesinin gelip onları almasını söylemesini istedi. Okul müdürü, “Tabii ki bu dediğinizi hemen yapacağım,” dedi. Melek’in ölümüne gerçekten çok üzülmüştü.
“Peki bir şey bulabildiniz mi?”
“Yok, şu an herhangi bir bilgi, herhangi bir delil yok ama çok yakında çıkar,” dedi.
“Şu sizin okula yeni gelen öğretmen nasıl bir insan? Kim?” dedi okul müdürü.
“Kazım öğretmen? Nevzat’tan mı bahsediyorsunuz?”
“Evet, Nevzat. Nevzat öğretmen melek gibi bir adamdır. Öğrencileri çok sever. Nevzat öğretmeni her okula geldiğinde sınıftaki çocuklara şeker, çikolata alır; annesinin yaptığı böreklerden, poğaçalardan getirir. Çok sessiz biridir Nevzat öğretmen. Annesini çok sevdiğinden bahseder.”
“Anladım, teşekkür ederim,” dedi Ayşe. “Ben bir okulda dolaşayım tek başıma, hem zaten çıkış saati de yaklaşıyor.”
“Tabii ki, istiyorsanız yardım edeyim, sizi okulu tanıtayım?”
“Yok, siz hiç zahmet etmeyin, ben tek başıma dolaşmak istiyorum,” dedi Ayşe. Müdürün odasından ayrıldı.
Tek katlı bir köy okuluydu. Yedi tane sınıfı vardı ama köye yetiyordu. Sıcak bir okuldu, kaloriferleri güzel yanıyordu, temizdi, mis gibi kokuyordu. Demek ki çalışanlar işlerini iyi yapıyorlardı. Çünkü haberlerden duyduğu kadarıyla okulların pisliğinden, tuvalet kokularından çok rahatsız olan veliler ve öğrenciler olduğunu biliyordu ama bu okul öyle bir okul değildi. Atatürk Büstü’nün önünde durdu. Her Atatürk’ü aklına getirdiğinde iki kelimeyi söyledi: “Aramızdan çabuk ayrıldın Atam.”
Daha sonra kantine doğru gitti. Kantinci okulun kapanış saati yaklaştığı için kantini temizliyordu. Bir kadın işletiyordu kantini, bakımlı, güzel bir kadın. Selamlaştılar, bir kahve rica etti. Kadın kahveyi uzatırken, “Hangi öğrencinin velisisiniz?” diye sordu. Ayşe gülerek, “Yok ben veli değilim, görevliyim. Polis memuruyum,” dedi.
“Polis memuru mu? Şu ölen çocuklar için mi buradasınız?” Ne çabuk duyulmuştu Melek’in ölümü? Gerçekten ufak bir yerde yaşamanın bir olayıydı herhalde bu kötü haberin çabuk yayılması.
“Evet, okul müdürünü gördüm, birkaç bilgi verdim kendisine.”
“Lanet olsun böyle insanlara,” dedi kadın. “Ne isterler el kadar çocuklardan, ne isterler? Okul kapanmaz değil mi?” dedi panikleyerek. Okulun kapanması onu çok üzerdi, çünkü ekmeğinden olurdu. Zaten topu topu yedi, bilemedin sekiz ay okulları açıktı; onun da bir kısmı bayram, şu tatil, bu tatil derken bitiveriyordu. Okulda Allah’a şükür para kazanıyordu ama böyle ekstra bir okulun kapanması onu çok yıpratırdı.
Ayşe gülerek, “Yok, okulun kapanması gibi bir şey söz konusu değil, en azından şimdilik değil ama tabii ki dikkatli olmak lazım. Siz de burada ilginizi, dikkatinizi çeken farklı bir insanı gördüğünüzde ya da burada çalışanlardan şüpheli bir tavır gördüğünüzde lütfen beni arayın,” dedi ve kartını kendisine uzattı.
“Tabii ki, tabii ki. Zaten buraya gelenek köy halkı, öğretmenler, öğrenciler, birkaç da temizlik görevlisi. Farklı bir insan hiç görmedim. İlgimi ya da dikkatimi çeken de biri olmadı ama olursa muhakkak size iletirim.”
Teşekkür etti Ayşe. Kahvesini aldı ve bahçeye çıktı. Ayşe soğuk havaları severdi, yaz mevsimindense kış mevsimini tercih ederdi. İşinin gereği midir nedir, bu havalar ona daha iyi geliyordu.
On dakika sonra okul zili çaldı. Çocuklar tek tek okuldan çıkarken o da gözlemlemeye başladı ve beklediği kişiyi gözleriyle aramaya başladı. Öğretmen Nevzat’ı bekliyordu. Cenazede gördüğü için tanıyordu öğretmen Nevzat’ı. Öğretmen Nevzat kapıda belirdi. Karşısında Ayşe’yi görünce gülümsedi.
“Merhaba, buyurun.”
“Öğretmen Nevzat siz misiniz?” dedi Ayşe.
“Evet, benim. Sizi cenazede görmüştüm ama kim olduğunuzu bilmiyorum.”
“Ben polis memuruyum,” dedi Ayşe.
“Memnun oldum. Aslında sizi arıyordum, sizi görmeye gelmiştim.”
“Ya, öyle mi? Tabii ki, buyurun.”
“Bugün ikinci bir ceset daha bulundu.”
“Evet, biraz önce haberim oldu. Çok üzücü bir durum. Melek de sizin sınıfınızdan ,biliyorum. Tesadüf olsa gerek ya da bilemediğimiz bir şey olsa gerek, büyük ihtimalle.”
“Dün polis arkadaşlar, Melek kaybolduğu zaman en son görüldüğü bakkala gitmişler. Bakkalda çalışan arkadaş da Melek'ten on dakika önce sizin orada olduğunuzu söylemiş. Sabah kahvaltısı için alışveriş yaptığınızı, beş dakika falan dükkânda durduğunuzu, daha sonra da ayrıldığınızı. Daha sonra arkanızdan Melek gelmiş. Melek de daha sonra görülmemiş. Siz peki yolda ya da herhangi bir yerde Melek’e denk geldiniz mi?”
Öğretmen Nevzat düşünür gibi biraz duraksadı, “Yok, hiç görmedim. Birkaç sokak köpeği gördüm o kadar. Çok erken bir saat zaten, o saatte çoğu insan daha yatağında olurdu.”
“Peki bakkaldan çıktığınızda direkt eve mi gittiniz?”
“Evet, evet, direkt eve gittim. Annemle kahvaltı yaptık. Daha sonra ben evin işleriyle ilgilendim. Annem sakat olduğu için ev işleriyle ilgilenemiyor.”
“Geçmiş olsun,” dedi Ayşe.
“Teşekkür ederim. Daha sonra da ufak bir atölye kurdum evimde, daha doğrusu bahçede bir baraka yaptım. Orada işte evde bozulan aletleri düzeltiyorum, bozup tekrar yapıyorum. Kendime hobi edindim.”
“Anladım,” dedi Ayşe. “Peki siz annenizle mi yaşıyorsunuz? Bekârsınız anladığım kadarıyla.”
“Evet, ben bekârım. İstediğim birkaç kere aslında kendi mesleğimden birkaç arkadaşla tanıştım, flört ettim ama sonunu getiremedik. Biriyle aslında çok ilerlemişti, güzel de gidiyordu her şey ama son anda olmadı.” Üzgündü bunu söylerken Nevzat, sanki olmasını çok istemişti. “Öyle bir olmadı,” dedi Ayşe’ye.
Ayşe’nin bir an gözüne en son ilişkisi geldi, o yüzden bununla ilgili çok soru sormadı Nevzat’a. "O da mı aynı şeye gelmişti başına acaba?" diye düşündü ama bunu ona sormak çok saçmaydı.
“Buraya nereden geldiniz?” dedi. “Hangi memleketten? Çünkü anladığım kadarıyla koronadan sonra taşınmışsınız. Taşınalı altı ay olmuş.”
“Evet, Diyarbakır’dan geldik biz buraya. Benim zaten ilk görev yerim orasıydı. Doğup büyüdüğüm yer de orasıydı. Devlet annem rahatsız diye ve bakacak hiç kimse de yok diye bana ufak bir tolerans tanıdı ve memleketimde ilk görevimi yaptım.”
“Vay be,” dedi Ayşe içinde, “Gerçekten de devlet güzel bir uygulama yapmış aslında.”
“Ki oradaki görev sürem bitmişti ama malum zaten okullar bir türlü açılamadı, açılsa da uzaktan eğitim vardı. O yüzden biz de çok uzaklaşmak istemedik Diyarbakır’dan ama işte altı ay önce yeni görev yerim İzmir olarak işime başladım.”
“Ayşe, teşekkür ederim. Sizi tuttum. Bu benim kartım. Aklınıza gelen, çocuklarla ilgili söylemek istediğiniz, çocukların size gelip aileleriyle ilgili söylediği bir şey, etrafta kuşkulu biri görürseniz lütfen beni arayın.”
“Tabii ki, muhakkak,” dedi öğretmen Nevzat.
“İyi günler.”
“İyi günler size memur hanım!”
Bölüm etkileşimi
