Bölümler 31Şu an: 24.bölüm
- 1 Geçmişin gölgesinde30 kelime
- 2 1.bölüm425 kelime
- 3 2.bölüm406 kelime
- 4 3.bölüm179 kelime
- 5 4.bölüm755 kelime
- 6 5.bölüm418 kelime
- 7 6.bölüm205 kelime
- 8 7.bölüm712 kelime
- 9 8.bölüm498 kelime
- 10 9.bölüm97 kelime
- 11 10.bölüm1.094 kelime
- 12 11.bölüm1.304 kelime
- 13 12.bölüm486 kelime
- 14 13.bölüm198 kelime
- 15 14.bölüm249 kelime
- 16 15.bölüm716 kelime
- 17 16.bölüm143 kelime
- 18 17.bölüm742 kelime
- 19 18.bölüm437 kelime
- 20 19.bölüm463 kelime
- 21 20.bölüm320 kelime
- 22 21.bölüm363 kelime
- 23 22.bölüm282 kelime
- 24 23.bölüm961 kelime
- 25 24.bölüm409 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 25.bölüm965 kelime
- 27 26.bölüm1.486 kelime
- 28 27.bölüm221 kelime
- 29 28.bölüm950 kelime
- 30 29.bölüm258 kelime
- 31 30.bölüm233 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Başkomiserin arabasını kahvehanenin önünde gören Selçuk ve Cemil göz göze geldiler. Selçuk başkomiseri kapıda karşıladı. “Buyurun Başkomiserim, hoş geldiniz.”
“Teşekkür ederim. Bir çay içer misiniz?”
“Vallahi içerim bir çayınızı, sonrasında da bir Türk kahvesi içeyim.”
“Tabii ki Başkomiserim,” dedi ve hemen Cemil’e seslendi. Cemil bir dakika sonra başkomiserin çayını getirdi.
“Cemil, gitme bakalım, otur yanıma. Sana birkaç soru daha soracağım.”
“Buyurun Başkomiserim, tabii ki. Nasıl yardımcı olabilirim size?”
“Şöyle yardımcı olabilirsin Cemil. Gökhan diye bir çocuk burada kalmış, niye bundan bana bahsetmedin? Hani bu köyde hiç olay olmazdı? Köyden bir çocuk kayboluyor, hem de bu çocuk bu kahvehanede yaşıyor, sen de bu kahvehanede çalışıyorsun, hatta burada yaşadığını bile söyledin bana ama Gökhan'dan hiç bahsetmedin. Neden öldürdün Gökhan'ı?”
“Efendim?” dedi Cemil irkilmiş bir şekilde. “Öldürmek mi? Ne öldürmesi? Kimi öldürmüşüm ben?”
Selçuk ayakta buz kesmişti, hiçbir şey diyemiyordu.
“Başkomiserim, ben hiç kimseyi öldürmedim, neyden bahsediyorsunuz?”
“Nerede bu çocuk o zaman?” diye sordu. “Nerede? Burada kalan bir çocuk varmış, nerede şimdi?”
Sonra Selçuk’a döndü, “Evet Selçuk Bey, kahvehanenizde kalan bir çocuk kaybolmuş. Evet, bunları rapor etmişsiniz ama çalışanınız Cemil bundan bana hiç bahsetmedi.”
Cemil titremeye başlamıştı ama ağzından hiçbir kelime çıkmıyordu. Başkomiser Nihat iyice sesini yükseltti, “Evet Cemil, neden bahsetmedin bana bundan? Şimdi bana Gökhan’la ilgili her şeyi anlatıyorsun, o çocuğa ne yaptığını anlatıyorsun!”
“Baş-baş-başkomiserim, bakın yanlış anlama var. Ben Gökhan’ı çok severdim, ben niye onu öldüreyim? Yok öyle bir şey.”
“Ne oldu o zaman Gökhan’a? Burada çalışan bir çocuk, uzun zamandır köyde yaşayan bir çocuk, sağır, dilsiz, sakat... Nereye gider? Niye kaçar köyden ya da niye kaybolur bu köyden? Burası onun evi, herkes sahip çıkmış. Ailesi bir faciaya kurban gitmiş, sonra diğer ailesi de aynı şekilde. Belli ki bu çocuğun kimsesi yok. Kimse gelip de onu buradan götürmediğine göre ne oldu bu çocuğa? Evet Cemil, karakola gidip sorgulamam mı lazım seni? Nezarete mi atayım, yoksa bana burada her şeyi anlatır mısın?”
Daha sonra Selçuk’a döndü ve, “Selçuk Bey, bu olayla ilgili bir bilginiz var mı?”
Selçuk çaresiz bir şekilde sandalyelerden birine oturdu. “Bakın Başkomiserim, inanın Allah’a, bu Cemil’in ölen iki çocukla alakalı hiçbir şey bilmediğinden eminim.”
“Peki ya Gökhan?” dedi Başkomiser. “Gökhan’ı saymadın demek ki Gökhan’ın kaybolmasıyla bir alakası var.”
Başkomiser Nihat kelepçelerini çıkarıp Cemil'e, “Seni bir çocuğun kaybolmasından ve iki çocuğun da ölümünden şüpheli olarak tutukluyorum,” dedi ve kelepçeleri ellerine taktı. Cemil ağlamaya başlamıştı. Selçuk ise buz kesilmişti. Köy ahalisi bu olaya çok şaşırmıştı ve Komiser Nihat’ın daha önce aradığı polis ekibi gelip Cemil’i arabaya koyup karakolun yolunu tuttular.
Bölüm etkileşimi
