1. bölüm / 10
Geceyi Yakan AteşYANGININ BAŞLANGICI
Bölümler 10Şu an: YANGININ BAŞLANGICI
- 1 YANGININ BAŞLANGICI1.080 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 KALBİN ENKAZI566 kelime
- 3 RÜZGARIN TERSİNE DÖNDÜĞÜ AN689 kelime
- 4 YANGININ DÖNDÜĞÜ YER493 kelime
- 5 GERİ ADIM ATMAYAN ATEŞ623 kelime
- 6 Görünmez Prangalar750 kelime
- 7 Kör Nokta911 kelime
- 8 Harabenin Şahitliği660 kelime
- 9 Görünmez prangalar584 kelime
- 10 Cetvel ve Keski575 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yağmur, İstanbul’un sokaklarını acımasızca dövüyordu ama Gece’nin göğsündeki fırtınanın yanında bu sağanak sadece hafif bir esintiydi. Elindeki ıslanmış mektubu sımsıkı tutarken, titreyen adımlarla Ateş’in her zaman arkadaşlarıyla oturduğu o lüks kafenin kapısına doğru yürüdü. Kalbi göğüs kafesini delmek ister gibi atıyordu. Bugün o gündü. İçinde yıllardır büyüttüğü, gecelerini uykusuz bırakan o devasa aşkı artık saklayamıyordu.
İçeri girdiğinde gözleri anında onu buldu. Ateş.
Her zamanki gibi çevresine ışık saçan, ukala ve ulaşılmazdı. Arkadaş grubuyla birlikte kahkahalar atıyordu. Gece, derin bir nefes alıp masaya doğru adımladı. Onun geldiğini gören grubun sesleri yavaşça kesildi. Ateş, bardağını masaya bırakıp arkasına yaslandı, gözlerinde her zamanki o umursamaz, tepeden bakan ifade vardı.
"Bakın burada kim var," dedi Ateş, dudaklarının kenarına yerleşen o alaycı gülümsemeyle. "Küçük Gece. Hayırdır, yolunu mu kaybettin?"
Gece’nin boğazı düğümlendi. Masadaki diğerlerinin kıs kıs gülüşünü duyabiliydi ama umursamadı. Sadece Ateş’in gözlerine baktı. "Ateş, seninle... yalnız konuşabilir miyiz? Çok önemli."
Ateş, arkadaşlarına bakıp gözlerini devirdi. "Gördüğün gibi meşgulüm Gece. Ne söyleyeceksen burada söyle, yabancı yok. Zaten senin bana söyleyeceğin ne kadar önemli bir şey olabilir ki?"
Gece, gururunun ilk darbesini o an aldı ama geri adım atmadı. Parmaklarının arasında ezilen mektubu masaya bıraktı ve titreyen sesiyle, hayatının en büyük kumarını oynadı.
"Ben daha fazla saklayamıyorum, Ateş. Ben... ben sana aşığım. Yıllardır, attığın her adımda, baktığın her yerde ben sadece seni sevdim. Lütfen, bana bir şans ver."
Masaya ölümcül bir sessizlik çöktü. Gece, Ateş’in gözlerinde bir yumuşama, bir şaşkınlık aradı. Ama karşılaştığı şey, kalbine saplanan bir hançerden farksızdı.
Ateş önce mektuba baktı, sonra Gece’ye. Ve saliseler içinde kafede yankılanan o alaycı kahkahayı koyuverdi. Onun gülmesiyle birlikte, masadaki diğer arkadaşları da kahkahalarla eşlik etmeye başladı.
"Şaka mı bu?" dedi Ateş, gözlerinden sahte bir yaş silerken. Sesini kafedeki diğer insanların da duyabileceği şekilde yükseltti. "Sen ve ben mi? Güldürme beni Gece. Gerçekten bu rüküş halinle, bu acınası tavırlarınla benim karşıma geçip aşktan mı bahsediyorsun? Hangi cüretle, hangi cesaretle?"
Gece’nin gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Dünyanın onun altında sallandığını, yıkıldığını hissetti.
Ateş masadaki mektubu aldı, açmaya bile tenezzül etmeden ikiye katladı ve önündeki sıcak filtre kahve fincanının içine bıraktı. Mektup saniyeler içinde kahvenin simsiyah sıvısını emerek çürümeye başladı.
"Sen ne sanıyordun Gece? Sana acıyıp arada yüzüne güldüm diye kendini benim dengim mi sandın? Benim yanıma yakışacağını mı düşündün gerçekten? Şu haline bir bak. Benim senin gibi ezik, ne idüğü belirsiz kızların çocukça takıntılarıyla harcayacak vaktim yok. Senin bu zavallı aşkın benim için sadece bir eğlence malzemesi olur."
Masadaki kızlardan biri sinsice gülerken, Ateş ayağa kalktı. Gece'ye doğru eğildi, nefesi Gece'nin yüzüne çarpıyordu ama gözleri buz gibi nefret doluydu.
"Sana bir tavsiye; o mektup gibi sen de gözümün önünde daha fazla çürüme. Defol git şimdi bu şehirden. Git ve bir daha asla karşıma çıkıp midemi bulandırma. Benim etrafımda senin gibi yapışkan kızlara yer yok," dedi, her bir kelimesini üzerine basa basa, Gece'nin ruhunu paramparça ederek.
Gece için zaman o an durdu. Kalbinin parça parça oluşunu, o parçaların ruhunu nasıl kestiğini hissetti. Ağzından tek bir kelime bile çıkmadı. Sadece Ateş’in o tiksinti dolu yüzüne baktı. İçindeki o büyük aşkın üzerine, o an ilk kez simsiyah, silinmez bir nefret boyası sürüldü.
Arkasını döndü ve kafeden koşarak çıktı. Yağmurun altına kendini bıraktığında, gözyaşları yağmura karışıyordu.
Yağmur, İstanbul’un sokaklarını acımasızca dövüyordu ama Gece’nin göğsündeki fırtınanın yanında bu sağanak sadece hafif bir esintiydi. Elindeki ıslanmış mektubu sımsıkı tutarken, titreyen adımlarla Ateş’in her zaman arkadaşlarıyla oturduğu o lüks kafenin kapısına doğru yürüdü. Kalbi göğüs kafesini delmek ister gibi atıyordu. Bugün o gündü. İçinde yıllardır büyüttüğü, gecelerini uykusuz bırakan o devasa aşkı artık saklayamıyordu.
İçeri girdiğinde gözleri anında onu buldu. Ateş.
Her zamanki gibi çevresine ışık saçan, ukala ve ulaşılmazdı. Arkadaş grubuyla birlikte kahkahalar atıyordu. Gece, derin bir nefes alıp masaya doğru adımladı. Onun geldiğini gören grubun sesleri yavaşça kesildi. Ateş, bardağını masaya bırakıp arkasına yaslandı, gözlerinde her zamanki o umursamaz, tepeden bakan ifade vardı.
"Bakın burada kim var," dedi Ateş, dudaklarının kenarına yerleşen o alaycı gülümsemeyle. "Küçük Gece. Hayırdır, yolunu mu kaybettin?"
Gece’nin boğazı düğümlendi. Masadaki diğerlerinin kıs kıs gülüşünü duyabiliydi ama umursamadı. Sadece Ateş’in gözlerine baktı. "Ateş, seninle... yalnız konuşabilir miyiz? Çok önemli."
Ateş, arkadaşlarına bakıp gözlerini devirdi. "Gördüğün gibi meşgulüm Gece. Ne söyleyeceksen burada söyle, yabancı yok. Zaten senin bana söyleyeceğin ne kadar önemli bir şey olabilir ki?"
Gece, gururunun ilk darbesini o an aldı ama geri adım atmadı. Parmaklarının arasında ezilen mektubu masaya bıraktı ve titreyen sesiyle, hayatının en büyük kumarını oynadı.
"Ben daha fazla saklayamıyorum, Ateş. Ben... ben sana aşığım. Yıllardır, attığın her adımda, baktığın her yerde ben sadece seni sevdim. Lütfen, bana bir şans ver."
Masaya ölümcül bir sessizlik çöktü. Gece, Ateş’in gözlerinde bir yumuşama, bir şaşkınlık aradı. Ama karşılaştığı şey, kalbine saplanan bir hançerden farksızdı.
Ateş önce mektuba baktı, sonra Gece’ye. Ve saliseler içinde kafede yankılanan o alaycı kahkahayı koyuverdi. Onun gülmesiyle birlikte, masadaki diğer arkadaşları da kahkahalarla eşlik etmeye başladı.
"Şaka mı bu?" dedi Ateş, gözlerinden sahte bir yaş silerken. Sesini kafedeki diğer insanların da duyabileceği şekilde yükseltti. "Sen ve ben mi? Güldürme beni Gece. Gerçekten bu rüküş halinle, bu acınası tavırlarınla benim karşıma geçip aşktan mı bahsediyorsun? Hangi cüretle, hangi cesaretle?"
Gece’nin gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Dünyanın onun altında sallandığını, yıkıldığını hissetti.
Ateş masadaki mektubu aldı, açmaya bile tenezzül etmeden ikiye katladı ve önündeki sıcak filtre kahve fincanının içine bıraktı. Mektup saniyeler içinde kahvenin simsiyah sıvısını emerek çürümeye başladı.
"Sen ne sanıyordun Gece? Sana acıyıp arada yüzüne güldüm diye kendini benim dengim mi sandın? Benim yanıma yakışacağını mı düşündün gerçekten? Şu haline bir bak. Benim senin gibi ezik, ne idüğü belirsiz kızların çocukça takıntılarıyla harcayacak vaktim yok. Senin bu zavallı aşkın benim için sadece bir eğlence malzemesi olur."
Masadaki kızlardan biri sinsice gülerken, Ateş ayağa kalktı. Gece'ye doğru eğildi, nefesi Gece'nin yüzüne çarpıyordu ama gözleri buz gibi nefret doluydu.
"Sana bir tavsiye; o mektup gibi sen de gözümün önünde daha fazla çürüme. Defol git şimdi bu şehirden. Git ve bir daha asla karşıma çıkıp midemi bulandırma. Benim etrafımda senin gibi yapışkan kızlara yer yok," dedi, her bir kelimesini üzerine basa basa, Gece'nin ruhunu paramparça ederek.
Gece için zaman o an durdu. Kalbinin parça parça oluşunu, o parçaların ruhunu nasıl kestiğini hissetti. Ağzından tek bir kelime bile çıkmadı. Sadece Ateş’in o tiksinti dolu yüzüne baktı. İçindeki o büyük aşkın üzerine, o an ilk kez simsiyah, silinmez bir nefret boyası sürüldü.
Arkasını döndü ve kafeden koşarak çıktı. Yağmurun altına kendini bıraktığında, gözyaşları yağmura karışıyordu. O gün, o kafede sadece bir genç kızın kalbi kırılmadı; eski Gece orada öldü. Ve o gün, Gece bu şehri terk etmeye, ama bir gün Ateş'i kendi cehenneminde yakmak için geri dönmeye yemin etti.
Bölüm etkileşimi
