Geceyi Yakan Ateş kitap kapağı

6. bölüm / 10

Geceyi Yakan Ateş

Görünmez Prangalar

Vaveyla Yazarı: Suna Kaya

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Görünmez Prangalar

Topuklu ayakkabılarımın o asırlık yalı salonunun soğuk ahşap zemininde çıkardığı kendinden emin, ritmik ve sert sesler geniş alanda yankılanırken, aslında attığım her adımda bacaklarımın beni taşımakta ne kadar zorlandığını, dizlerimin bağının nasıl çözülmek üzere olduğunu bu koca salonda bir tek ben biliyordum. Arkamda bıraktığım o adama, ruhumun sökülüp atılamayan yegane parçası olan Ateş’e dönüp bakmamak, o yaralı, öfkeli ve hesap soran gözlerle yeniden göz göze gelmemek için tüm irademi zorluyor, dudaklarımı birbirine bastırarak içimdeki hıçkırığı boğuyordum. Sıtsıma sanki tüm geçmişin tonlarca yükünü, söylenmemiş sözlerin, yarım kalmış itirafların ve acımasızca çalınmış yılların ağırlığını taşıyor gibiydim. Dışarıdan bakıldığında; duruşunu hiçbir fırtınanın bozamadığı, uluslararası arenada büyük başarılar kazanmış, dik başlı, mağrur, ne istediğini bilen ve tüm insani duygulardan arınmış kusursuz bir baş mimardım. Yüzüme yerleştirdiğim o profesyonel maske o kadar pürüzsüz, o kadar soğuktu ki, dışarıdan kimse içerideki o kanayan enkazı göremezdi. Ancak yalı salonunun derinliklerine, kalabalığın sahte ışıltılarına ve yapay tebriklerine doğru ilerlerken, beş yıl önce bizzat en güvendiğim insanlar tarafından hayalleri darmadağın edilmiş o çaresiz, kimsesiz kız çocuğunu korumak ve bu maskenin arkasına gizlemek için içimde kelimelerle tarif edilemeyecek kadar büyük, amansız bir savaş veriyordum.
Beni suçlamaya, benden nefret etmeye, adımı her andığında o kırılan gururunun öfkesiyle dünyayı yakmak istemesine sonuna kadar hakkı vardı; bunu bu dünyada herkesten çok ben biliyordum. Muhtemelen şu an tam arkamdan, o karanlık yalı salonunun geniş eşiğinden bana nefretle bakıyor, beni paranın, şöhretin ve kariyerin peşinden gidip aşkını tek bir kalemde silmiş ruhsuz bir kadın olarak görüyordu. Keşke öyle olsaydı. Keşke sadece kalpsiz, bencil bir kadın olsaydım da bu kadar acımasaydı içim. Ama onun bilmediği, zihninin ucundan bile geçiremeyeceği, asla tahmin bile edemeyeceği öyle büyük, öyle kirli ve karanlık bir gerçek vardı ki ortada... Bunu ona söylemek, o geçmişin kalın perdesini aralamak ikimizi de, tırnaklarımızla kurmaya çalıştığımız o kırılgan dünyaları da tamamen yok etmekten başka hiçbir işe yaramazdı. Sustuğum her kelime kalbime batan paslı bir çiviydi ama onun hayatı ve geleceğini kurtarmak için o çivileri göğsümde ebediyen taşımaya razıydım.
Geniş salonun ortasındaki devasa mermer sütunlardan birinin arkasına geçip, o boğucu kalabalığın sahte gülüşlerinden ve parıltılı ışıklarından bir anlığına sıyrıldığımda, ciğerlerime yetmeyen derin, titrek bir nefes aldım. Kalbimin göğüs kafesimi delercesine, ritmini tamamen şaşırmış bir şekilde vuruşunu hissettim; sanki yalıyı değil, benim içimdeki o eski harabeyi yıkmak istiyordu. Ateş benim sadece gururumu alıp gittiğimi, onu hiç umursamadığımı, hayatımı bir gecede arkama bakmadan değiştirebildiğimi sanıyordu. Oysa ben beş yıl önce o kapıdan çıkıp giderken, aslında sadece fiziken yürümüştüm. Kalbimi, gençliğimi, çocuksu neşemi ve geleceğe dair kurduğum ne kadar pembe hayal varsa hepsini o odada, onun ayaklarının dibinde bırakmıştım.
Ateş beni o dönem hiç istememişti; o katı, ulaşılmaz ve beni sürekli dışarıda bırakan o meşhur mesafeleriyle aramıza öyle duvarlar örmüştü ki, o duvarların altında her gün biraz daha eziliyordum. Kendi içindeki o karanlık kuyulardan, geçmişinden kalan o devasa yangınların küllerinden beni uzak tutuyordu. Çünkü ben o zamanlar zayıftım, hayata karşı hiçbir kalkanı olmayan, tek sermayesi çocuksu sevgisi olan tecrübesiz bir kızdım. Onun o ağır dünyasını sırtlanacak gücüm yoktu ve bunu hissettiğim her an ruhum biraz daha eriyordu. Ateş’in o görkemli ama bir o kadar da yıkıcı küllerinin arasında kaybolup gitmek istemiyordum. Onun yanında silik bir gölgeden ibaret kalmak, aşkımızın bu yetersizlik hissi altında çürümesine seyirci olmak bana göre değildi. İşte tam da bu yüzden, sadece onun dünyasına kabul edilebilecek o güçlü kadın olabilmek adına, kendimi baştan yaratmak için o radikal kararı almıştım.
O kapıyı çekip giderken içimden kendime verdiğim o yemini dün gibi hatırlıyordum: “Gideceğim, hayatımı tamamen düzene sokacağım, tek başıma dimdik durmayı öğreneceğim ve bir gün onun o kaçtığım küllerinde, onunla eşit şartlarda yatmak için geri döneceğim.” Amacım kaçmak değil, mücadele etmek için güç toplamaktı. Beş yıl boyunca yabancı şehirlerin o yabancı, buz gibi sokaklarında, kimsenin bana el uzatmadığı o zorlu yalnızlıkta hep bu hedef için çabaladım. Çizim masalarının başında sabahladığım, uykusuzluktan gözlerimin yandığı o bitmek bilmeyen gecelerde hep Ateş’in o soğuk silueti vardı gözlerimin önünde. Başardığım her projede, kazandığım her uluslararası ödülde içimdeki o kıza fısıldadım: “Bak, az kaldı. Artık onun o yangınından korkmayacak kadar güçlüsün.”
Ben beş yıl boyunca her gece, onun benden nefret ettiği gerçeğiyle uyumayı göze alarak büyüdüm. Sırf ona layık olabilmek, onun karşısında ezilmeden durabilmek için onun nefretini göğsüme bir zırh gibi kuşanıp sustum, adeta kendi sessizliğimde boğuldum. Şimdi ise aynı yalı duvarlarının arasında, kaderin garip bir oyunuyla yeniden karşı karşıyaydık ve ben ona en yabancı, en duygusuz halimle bakmak zorundaydım. Çünkü onun gözlerinde hâlâ o eski kırgınlığın öfkesi vardı ve ben kendimi tamamen kanıtlayana, aramızdaki bu yarım kalan hesabı onunla aynı güçte kapatana kadar bu profesyonel yalanı son nefesime kadar sürdürmek zorundaydım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.