Geceyi Yakan Ateş kitap kapağı

8. bölüm / 10

Geceyi Yakan Ateş

Harabenin Şahitliği

Vaveyla Yazarı: Suna Kaya

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Harabenin Şahitliği

Ertesi sabah, İstanbul’un o meşhur, gri ve pusalmış gökyüzü yalı duvarlarının üzerine ağır bir kabus gibi çökerken ben çoktan şantiye alanına dönen o devasa salonda yerimi almıştım. Üzerimdeki o göz alıcı zümrüt yeşili saten elbiseyi, şık topuklu ayakkabıları bir kenara fırlatmış; yerlerine her zamanki iş disiplinimin, kendi tırnaklarımla kazandığım gücün birer parçası olan koyu renk kotumu, botlarımı ve restorasyon ekibinin o ciddiyet barındıran havasını kuşanmıştım. Dün gece basının önünde, o patlayan flaşların altında birbirimizin ruhuna indirdiğimiz o asil ama öldürücü darbelerin sızısı hâlâ sol yanımda ince bir sızı olarak duruyordu. “Vaktini doldurduğu için tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş eski anılar…” Ateş’in o buz gibi, beni tamamen hiçe sayan sesi zihnimde her yankılandığında, çizim masasının üzerine serdiğim devasa yalı planlarına daha bir hırsla sarılıyor, ona zayıf olmadığımı kanıtlama isteğiyle dolup taşıyordum.
Yalının tavanlarından sarkan tozlu avizeler, nem kokan o asırlık ahşap kokusu ve duvarlardaki dökülmüş sıvalar adeta benim içimdeki harabenin somut birer şahidi gibiydi. Elime aldığım dijital ölçüm cihazıyla salonun ana taşıyıcı sütunlarından birine doğru ilerledim. İçeride sadece restorasyon ekibindeki birkaç mimar arkadaşımın projenin detaylarına dair fısıltıları ve dışarıdan gelen Boğaz dalgalarının o hırçın sesi vardı. Tam kafamı kaldırıp tavan işlemesindeki asırlık çatlağı inceleyeceğim sırada, yalının o devasa ahşap giriş kapısı büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı.
Zeminde yankılanan o ağır, ritmik ve sert bot seslerini duymak için arkamı dönmeme bile gerek yoktu. Beş yıl geçmiş olabilirdi, dünya tersine dönmüş olabilirdi ama ben o adımların sahibini, o adımların içindeki o öfkeli ve ödün vermez enerjiyi kilometrelerce öteden bile tanırdım. Ateş, üzerinde dün gecenin o kusursuz, jilet gibi takım elbisesinden eser olmayan siyah bir deri ceketle şantiye alanına adım atmıştı. Gözlerinde, dün gece basının önünde ona verdiğim "Doğru temeller üzerine kurulmamış yapılar" cevabının bıraktığı o çiğ öfke ve incinmiş gurur parıldıyordu. Beni tamamen ezmek, kendi kurduğu o soğuk imparatorluğun altında un ufak etmek ister gibi bakıyordu.
Ekipteki diğer mimarlar ve işçiler holding yönetim kurulu başkanının o sert, tavizsiz duruşunu görünce hızla toparlanıp kendilerine çekidüzen verdiler. Ateş, hiçbirine göz ucuyla bile bakmadan, salondaki tüm o kalabalığı ve hareketliliği yok sayarak doğrudan benim durduğum mermer sütunun önüne kadar yürüdü. Aramızdaki mesafe kapandığında, etraftaki herkesin gizlice bizi izlediğini bilerek mesafemi korudum. Elimdeki dijital tableti göğsüme sıkıca bastırarak yüzüme en profesyonel, en duygusuz maskemi yerleştirdim. Ona asla içimdeki o eski kırılgan kızı göstermeyecektim.
"Günaydın Ateş Bey," dedim, sesimi olabildiğince düz, pürüzsüz ve iş sınırları içinde tutmaya zorlayarak. "Restorasyonun ilk aşaması için taşıyıcı kolonların röntgenini çekiyorduk. Holding yönetim kurulu başkanı olarak şantiyeyi bu kadar erken ziyaret edeceğinizi tahmin etmemiştim."
Ateş, aramızdaki o görünmez buzdan duvarı delip geçmek, beni yine o eski yetersizlik hissinin içine fırlatmak ister gibi adımlarını tam karşımda durdurdu. Deri ceketinin cebindeki ellerini çıkarıp kollarını göğsünde kibirli bir tavırla bağlarken, gözlerini gözlerime dikti. O koyu renk gözlerde beş yıl öncesinin o kırgın, hırpalanmış çocuğunu aradım ama karşımdaki adam tamamen intikamla bilenmiş, beni bu projede saf dışı bırakmak için fırsat kollayan bir yabancıydı. Benim iyiliğim için, beni korumak adına babasının o korkunç tehditleri yüzünden kalbini taşa çevirdiğini, içindeki o devasa yangını benden sakladığını tahmin bile edemezdim.
"Burası benim holdingimin projesi Gece Hanım," dedi, 'Gece Hanım' derken sesindeki o alaycı, iğneleyici vurgu içimi sızlatsa da duruşumu bozmadım. "And ve ben, temeli sağlam olmayan hiçbir yapının benim imzamı taşımasına izin vermem. Dün gece basının önünde yıkılan enkazlardan, yanlış temellerden bahsedip durdun. Madem bu yapının neresinin çürük, neresinin sağlam olduğunu bu kadar iyi biliyorsun; o zaman ilk hesaplaşmayı bu duvarların arasında yapmamız gerekir, öyle değil mi?"
Sözlerindeki o meydan okuyan tavır, aramızdaki o bitmek bilmeyen savaşın bu yalıda ne kadar kanlı geçeceğinin kanıtıydı. O beni hâlâ her şeyi yarıda bırakıp kaçan o zayıf kız sanıyordu; bense onun beni zayıf gördüğü için o dönem rencide ettiğini düşünüyordum. İkimiz de birbirimizin asıl fedakarlıklarından habersiz, gururumuzun arkasına saklanmıştık. Ateş holding başkanı sıfatıyla, o yarım kalan gidişin ve kırılan gururunun hesabını benden sormaya kararlıydı. Benim ise tek yapmam gereken, ona layık olmak için verdiğim o yemini bu tozlu duvarların arkasına saklayıp onun bu öfkesine karşı dimdik durmaktır. Oyun asıl şimdi, bu harabenin içinde başlıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.