2. bölüm / 10
Geceyi Yakan AteşKALBİN ENKAZI
Bölümler 10Şu an: KALBİN ENKAZI
- 1 YANGININ BAŞLANGICI1.080 kelime
- 2 KALBİN ENKAZI566 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 RÜZGARIN TERSİNE DÖNDÜĞÜ AN689 kelime
- 4 YANGININ DÖNDÜĞÜ YER493 kelime
- 5 GERİ ADIM ATMAYAN ATEŞ623 kelime
- 6 Görünmez Prangalar750 kelime
- 7 Kör Nokta911 kelime
- 8 Harabenin Şahitliği660 kelime
- 9 Görünmez prangalar584 kelime
- 10 Cetvel ve Keski575 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece, sırılsıklam olmuş bir halde evin kapısını açtığında bacakları artık vücudunun ağırlığını taşıyamayacak kadar dermansızdı. Kapıyı arkasından kapatır kapatmaz sırtı soğuk ahşap yüzeyle buluştu ve yavaşça yere, koridorun karanlığına doğru çöktü. Kafede, o acımasız insanların karşısında dik durabilmek için boğazında düğümlediği, göğsüne hapsettiği o hıçkırıklar, bir barajın kapakları patlamış gibi bir anda firar etti. Ellerini yüzüne kapattı ama hıçkırıklarının sesini gizlemeye yetmedi.
"Neden?" diye haykırdı boş evin karanlığına doğru. Sesi odanın duvarlarına çarptı, yankılandı ve dönüp yine kendi kulaklarını tırmaladı. "Neden bu kadar acımasızsın? Ben sana sadece kalbimi verdim, neden onu ezip geçtin?"
Ateş’in o alaycı, tepeden bakan kahkahası zihninin içinde teyp kaseti gibi başa sarıp duruyordu. “Şu haline bir bak. Benim senin gibi ezik, ne idüğü belirsiz kızların çocukça takıntılarıyla harcayacak vaktim yok. Senin bu zavallı aşkın benim için sadece bir eğlence malzemesi olur.” Her bir kelime, zihnine çakılan zehirli birer çivi gibiydi. Nefes alamadığını hissetti. Kalbini tuttu; sanki orası fiziksel olarak ikiye bölünmüş, göğüs kafesinin içinde kan sızdırıyordu. Ateş sadece aşkını reddetmemişti; onun bir insan olarak onurunu, gururunu ve yaşama sevincini de o kahve fincanının içine bırakıp çürütmüştü. Arkadaşlarının o sinsi, aşağılayıcı bakışları gözünün önünden gitmiyordu.
Ayağa kalkmaya çalıştı ama dizlerinin bağı çözülmüştü. Koridorun soğuk parkelerinde sürünerek odasına doğru ilerledi. Kendini banyoya atıp aynanın karşısına geçtiğinde, gördüğü siluetten nefret etti. Göz makyajı akan yaşlarla yüzüne bulaşmış, saçları sırılsıklam olmuş ve birbirine girmişti. Karşısında hırpalanmış, gururu ayaklar altına alınmış zavallı bir kız duruyordu.
"Haklıydı..." diye fısıldadı acıyla, aynadaki yansımasının gözlerinin içine bakarak. "Beni bu kadar zavallı görmesine, benimle eğlenmesine ben izin verdim! Ona bu gücü ben verdim!"
İçindeki o dayanılmaz can acısı, saliseler içinde yön değiştirerek kontrolsüz, vahşi bir öfkeye dönüştü. Aynada gördüğü o güçsüz kıza tahammülü kalmamıştı. Masanın üzerindeki parfümleri, makyaj malzemelerini, kitapları bir hışımla yere fırlattı. Odada ne varsa kırıp dökmeye başladı. Yıllardır Ateş'e ait topladığı ne varsa; onun habersizce çekilmiş eski bir fotoğrafı, ona vermek için günlerce uğraştığı küçük hediyeler... Hepsini elleriyle paramparça etti. Öfkesi dinmiyordu. Duvardaki boy aynasına çıplak yumruğunu geçirdiğinde acıyı hissetmedi bile. Aynada oluşan derin çatlaklar, tıpkı kendi ruhu gibi darmadağınık ve keskin duruyordu. Elinden süzülen birkaç damla kan, yerdeki kırık cam parçalarının üzerine damladı.
"Yeter!" diye çığlık attı, nefesi ciğerlerini yakana kadar. "Yeter artık!"
Yatağın kenarına, o enkazın tam ortasına yığıldı. Vücudu titriyor, dişleri birbirine vuruyordu. Gözyaşları şakaklarından süzülürken, o odadaki yıkımın ortasında Gece’nin içindeki bir şeyler sonsuza dek yer değiştirdi. Ağlaması yavaşça kesildi. Hıçkırıkları dindi. Bakışları tek bir noktaya sabitlendi, gözlerindeki o kırılgan, masum ışık tamamen söndü ve yerini simsiyah, dondurucu bir kışa bıraktı. Elinin tersiyle yüzündeki yaşları sertçe sildi. Aynadaki çatlak yansımasına baktı.
"Bu son," dedi kendi kendine. Sesi artık titsemiyordu, tuhaf bir şekilde buz gibiydi. "Bu, senin için döktüğüm son gözyaşı Ateş. Söz veriyorum, bu son."
Yavaşça ayağa kalktı. Dolabının üst rafından en büyük valizini indirdi. Bu şehirden, ona bu cehennemi yaşatan herkesten ve her şeyden gidecekti. Ama bu bir kaçış değildi. Geri döndüğünde Ateş’i kendi cehenneminde yakacak kadar güçlü, onun asla erişemeyeceği kadar yüksekte olmak için gidiyordu. Kıyafetlerini valize fırlatırken içindeki o saf, temiz aşkın yerini; keskin, intikamla bilenmiş buz gibi bir nefret alıyordu. Kalbini tamamen kapatmıştı. Artık duyguya yer yoktu.
O gece, o odanın enkazından o eski, kırılgan Gece çıkmadı. O gece, Gece bu şehri terk etmeye ve tam beş yıl sonra Ateş’in karşısına onun asla diz çöktüremeyeceği, dokunmaya bile cesaret edemeyeceği bir kraliçe olarak dikilmeye yemin etti. İçindeki yangın sönmüştü, artık sadece donmuş küller vardı. Ve o küller, bir gün Ateş'i boğacaktı.
Bölüm etkileşimi
