7. bölüm / 10
Geceyi Yakan AteşKör Nokta
Bölümler 10Şu an: Kör Nokta
- 1 YANGININ BAŞLANGICI1.080 kelime
- 2 KALBİN ENKAZI566 kelime
- 3 RÜZGARIN TERSİNE DÖNDÜĞÜ AN689 kelime
- 4 YANGININ DÖNDÜĞÜ YER493 kelime
- 5 GERİ ADIM ATMAYAN ATEŞ623 kelime
- 6 Görünmez Prangalar750 kelime
- 7 Kör Nokta911 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Harabenin Şahitliği660 kelime
- 9 Görünmez prangalar584 kelime
- 10 Cetvel ve Keski575 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mermer sütunun soğuk gölgesine sığınarak aldığım o titrek nefesler, ciğerlerime dolan yoğun parfüm kokuları ve kadeh seslerinin gürültüsüyle boğulup gidiyordu. İçimdeki o yangını, zihnimde yankılanan beş yıl önceki o çaresiz yeminimi kalbimin en derin dehlizlerine gömmek sadece birkaç saniyemi almıştı. Yıllar bana acıyı saklamayı değil, onu profesyonel bir zırh gibi kuşanmayı öğretmişti. Elbisemin kumaşını yavaşça düzeltip, omuzlarımı biraz daha dikleştirdim. Yüzümde, uluslararası ödüller almış Baş Mimar Gece’nin o kibirli, ulaşılmaz ama bir o kadar da hayranlık uyandıran tebessümü belirdi. Sütunun arkasından çıkıp salonun ışıklarına doğru ilk adımımı attığımda, hayatımın en zor sahnesine adım attığımı biliyordum.
"Gece Hanım, tam zamanında," diyerek holdingin halkla ilişkiler müdürü hemen yanımda bitti. Yüzünde yapay bir memnuniyetle salonun tam merkezindeki podyumu işaret ediyordu. "Basın mensupları yerini aldı. Ateş Bey de kürsüde sizi bekliyor. Yalının restorasyon projesine dair ilk ortak açıklamayı yapmanız holding imajı için çok kritik."
Gözlerim, müdürün işaret ettiği o kalabalık noktaya, flaşların ardı ardına patladığı o parıltılı kürsüye kaydı. Ateş oradaydı. Sırtına kusursuzca oturan siyah takım elbisesiyle, etrafına korku ve hayranlık salan o soğuk imparator edasıyla basının karşısında dikiliyordu. Az önce elinde sımsıkı tuttuğu o motor kaskını bir kenara bırakmış, holding yönetim kurulu başkanlığı koltuğunun getirdiği o tavizsiz maskeyi yüzüne çoktan geçirmişti. Ancak gözleri salondaki kalabalığın arasında saniyeler içinde beni bulduğunda, o maskenin altındaki kor ateşin hâlâ canlı olduğunu gördüm. Bakışları sert, keskin ve hesap sorar gibiydi. O bakışlar bana adeta meydan okuyor, "Bakalım bu sefer ne kadar dayanabileceksin?" diyordu.
Kalabalığı yararak kürsüye doğru ilerlerken, topuklarımın çıkardığı sesler artık bana acı vermiyordu; aksine, bu sesler beş yıl boyunca tek başıma tırnaklarımla kazıyarak inşa ettiğim gücün ritmiydi. Kürsüye çıkıp tam Ateş’in yanındaki yerimi aldığımda, aramızdaki o birkaç santimlik mesafe havayı anında elektriklendirdi. Beş yıldır tenime değmeyen o tanıdık sıcaklığı, o eski yangının kokusunu bu kadar yakından hissetmek içimde bir yerleri sarsmak istese de, gözlerimi bir an bile kırpmadım. Kameramanlar ve muhabirler sabırsızca mikrofonlarını uzatırken, flaşlar gözlerimizi alırcasına patlamaya başladı.
"Ateş Bey, Gece Hanım!" diye seslendi ön sıralardan bir magazin muhabiri. "İstanbul’un bu en köklü yalısını restore etmek için iki genç ve başarılı ismin bir araya gelmesi cemiyet hayatında büyük ses getirdi. Ancak kulislerde, bu tarihi yapının küllerinden doğuşu kadar, sizlerin geçmişteki o mesafeli duruşunuzun da projeye nasıl yansıyacağı konuşuluyor. Bu ortaklık sadece profesyonel bir iş mi, yoksa geçmişten kalan yarım bir hikayenin devamı mı?"
Sorunun ağırlığı salona buz gibi bir sessizlik çöktürdü. Muhabir farkında olmadan tam kalbimizin ortasındaki o kör noktaya dokunmuştu. Gazeteciler heyecanla Ateş’in vereceği cevabı beklerken, ben gözlerimi basından ayırmadan, yanımda bir heykel gibi duran adama doğru hafifçe döndüm. Ateş, soruyu soran muhabire diktiği o ölümcül bakışlarını yavaşça bana çevirdi. Dudaklarının kenarında, içindeki tüm kırgınlığı ve nefreti gizleyen o alaycı, meydan okuyan tebessüm belirdi. Mikrofonu eline alırken gözlerimin içine öyle bir baktı ki, salondaki tüm ışıkların o an söndüğünü hissettim.Ateş, elindeki mikrofonu yavaşça dudaklarına doğru yaklaştırdı. Bakışlarını benden bir milim bile kaçırmıyordu; aksine, gözlerimin en derinindeki o titremeyi yakalamak ister gibi doğrudan ruhuma bakıyordu. Dudaklarındaki o alaycı tebessüm derinleşirken sesi, yalı salonunun yüksek tavanlarında yankılanan buz gibi bir melodiye dönüştü.
"Bizim dünyamızda yarım kalan hikayeler yoktur," dedi, ses tonundaki o mutlak otorite ve tavizsiz netlik salondaki herkesi büyülemişti. "Sadece, vaktini doldurduğu için tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş ve üzerine konuşulmaya bile değer görülmemiş eski anılar vardır. Gece Hanım’la ortaklığımız tamamen profesyonel sınırlar içindedir. Kendisi uluslararası başarılarıyla bu yalının sadece duvarlarını ayağa kaldırmak için burada bulunuyor. Geçmişin enkazları bizi ilgilendirmez; biz sadece önümüzdeki gerçeğe ve inşa edeceğimiz geleceğe odaklanıyoruz."
Bu sözler, salondaki muhabirler için harika, asil ve soğukkanlı bir iş insanı cevabıydı. Herkes bu profesyonel duruşu hayranlıkla fısıldaşarak onaylarken, benim için durum çok farklıydı. Ateş, kameraların önünde beni en hassas yerimden vurmuştu. Bana açıkça, "Sen benim için sadece tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş, konuşmaya bile değmeyecek bir enkazdan ibaretsin" diyordu. Beş yıl boyunca onun karşısına dik durarak çıkabilmek için verdiğim tüm o uykusuz mücadeleler, kazandığım ödüller, çizdiğim yüzlerce proje, onun bu tek bir cümlesiyle önüme değersiz bir kağıt parçası gibi fırlatılmıştı.
İçimde bir şeylerin kırıldığını, canımın tarifsiz bir şekilde yandığını hissettim ama yüzümdeki o kusursuz maskenin tek bir hücresinin bile oynamasına izin vermedim. Derin bir nefes alarak kürsüdeki mikrofonlardan birini önüme doğru çektim. Gözlerimi doğrudan Ateş’in o meydan okuyan, zafer kazanmış gibi bakan koyu renk gözlerine diktim.
"Ateş Bey’e tamamen katılıyorum," dedim, sesimin pürüzsüzlüğü ve tınısındaki o kendinden emin güç karşısında Ateş’in hafifçe kasıldığını, omuzlarının gerildiğini fark ettim. "Bazı yapılar, zamanında doğru temeller üzerine kurulmadığı için yıkılmaya mahkumdur. Yıkılan bir enkazın arkasından ağlamak yerine, oradan çıkan derslerle çok daha güçlü, sarsılmaz abideler inşa etmek gerekir. Bu yalı projesi de tam olarak böyle bir vizyonun ürünü. Geçmişin zayıf ve işlevsiz anılarını geride bıraktık; şimdi burayı İstanbul’un en görkemli sanat merkezi yapmak için buradayız. Profesyonel sınırların ötesinde bir hikaye arayanlar, bu yalı yükseldiğinde sadece başarıyı izlemekle yetinecekler."
Sözlerimi bitirdiğimde, salondan güçlü bir alkış tufanı koptu. İkimiz de basının önünde birbirimize en ağır, en öldürücü darbeleri en asil kelimelerle indirmiştik. Flaşlar çılgınca patlamaya devam ederken, yan yana duran bedenlerimizin arasındaki o görünmez uçurum artık bir okyanusa dönüşmüştü. Ateş bana nefretle bakıyordu çünkü ona, geçmişte kurduğumuz şeyin "doğru temeller üzerine kurulmadığını" söyleyerek aşkımızı küçümsemiştim. Oysa ben o temeli korumak için kendi hayatımı yıkmıştım, haberi bile yoktu.
Basın toplantısı nihayet sona erdiğinde ve kameralar kapandığında, Ateş kürsüden ilk inen kişi oldu. Arkasına bile bakmadan, o sert ve otoriter adımlarla yalı salonunun çıkışına doğru ilerledi. Ben ise kürsüde, patlayan flaşların gözlerimde bıraktığı o geçici körlükle baş başa kaldım. İçimdeki ağlayan kızı bir kez daha susturdum. Yarın restorasyon çalışmaları resmen başlayacaktı ve bu tarihi yalı, ikimiz için de kaçamayacağımız o büyük hesaplaşmanın arenesi olacaktı.
Bölüm etkileşimi
