Geceye Karışanlar kitap kapağı

11. bölüm / 18

9. Bölüm:Ölüm Senfonisi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 9. Bölüm:Ölüm Senfonisi

(Günümüz)
Lavinya Aksora

Bulutların üzerinden süzülen kan yağmur adı veriliyordu. İnsanlık bunu temiz olarak anıyordu.
Soğuk esintisi kendimi hissettirirken bakışlar umrumda değildi. “Parla,” dedi şeytan, “arkandayım.”
Karanlık beni içine çekiyordu. Bilincim yarı açıktı fakat hareket edemiyordum...
Tekrar görüntü geldiğinde yavaşça etrafa bakındım. Burası... eski odamdı. Burada ne işim vardı? Pencereye vuran ayın ışığı etrafa ışık vermeye yetmiyor olmalıydı ki sadece bir abajur açıktı. Sessizce etrafa göz gezdirdim. Her şey aynıydı. Son olarak yatağa tekrar baktığımda fark etmediğim bir şey vardı,
minik bir beden, yoksa...
Bu bendim.
Zihnim pek izin vermese de yavaşça yatağa doğru yürüdüm. Adımlarım korkakçaydı. Yorganın üzerinde yatan minik bedene baktım. İstemsizce parmaklarımı yüzüne dokundurma isteği geldi birden. Küçük benin gözleri açılınca irkilerek geri gittim. Elim tenine dokunmamıştı.
Beni görüyormuş gibi fırıldak gözlerle etrafına bakındı ama bakışlarını kaçırdı. Beni görmüyordu. Yavaşça uzandığı yerden doğruldu. Dağınık, uzun açık kestane rengi saçları omuzlarına yayılmıştı. Üzerindeki tavşan desenli pijama takımı çok tatlıydı ve bu pijama takımı tanıdık geliyordu...
Adımlarını zemine attığında soğuk olmalıydı ki yüzünü buruşturup birkaç saniye yerinde durarak alışmayı bekledi. Ardından yavaş adımlarla beyaz kapıya doğru yürüdü. Ben de arkasından ölmüş bir ruh gibi dolaşarak onu takip ettim.
Her adımında duvardaki sensörlü ışıklar açılıp kapanıyor, benim olduğum taraf ise karanlığa gömülüyordu. Tıpkı hayatım gibi...
“Anne?” Yeni uyandığını belli eden sesi hırıltılı çıkıyordu. Koridorun sonundaki odanın kapısını açtı ve içeri baktı. Kimse olmadığını görünce holün merdivenlerine yöneldi. Parmaklarıyla merdivenin pervazına tutunarak aşağıya iniyordu. Hafif ışıklarla donatılan kocaman oturma odasında kimse olmadığını görünce soldaki koridorun başındaki odaya doğru yürümeye başladı.
“Baba, kimse yok mu?”
Zihnimdeki zifiri karanlıktaki kapılar aralanmaya başlamıştı. Bu sahne bana tanıdık geliyordu.
Tüm odalara teker teker baktı. Bakmadığı son bir yer vardı: babamın, babamızın çalışma odası.
Zihnimdeki ölüm sessizliğinin cızırtısı geldiğinde gözüme perde çekildi. Kulaklarımın ardını tiz bir ses bastı. İlk cehennem yedi saniyeyi hatırladım.
“Anne!” diye bağırması koridoru inletiyordu.
Anılar gelmişti. Her saniye zihnime kazınırken perde kalktı ve görüntü tekrar geldi. Küçük ben ve şu anki ben buradaydık. Girilmesi yasak olan oda... Sanki sahneler kesit kesit veriliyordu en acısı olan.
Minik adımlarla kapıya doğru ilerlediğinde onu durdurmak mümkünmüş gibi öne atıldım ama bir pusu gibi içimden geçti.
“Açma o kapıyı! Lütfen o kapıyı açma...” diye fısıldadım.
Ve o kapı açıldı...
İçerideki hafif demir kokusu ciğerlerime uğrayıp yaktı. Artık çok geçti. Kapıyı sonuna kadar açıp çıplak ayağıyla içeriye adım attı. Ruhumdaki kapanmış yara bir kere daha soyulmuş gibi açıldı. Kalbim ağrıdı. Acılar şenlendi.
Her adım düzgün bir ritim gibi beraber atılıyordu. Minik ben önümdeydi. Kendimi onun kollarına teslim etmiştim. Başımı önüme eğip kaderime teslim oldum. Tekrar “baba” diye seslendiğinde cevap gelmedi. Etrafa yavaşça bakındığında hiçbir şeyi fark etmedi, ta ki masanın önünde duran şeye kadar...
Bakışlarımız aynı anda masanın üzerindeki kanlı gömleğe takıldı. Eşyaların üzerine yayılmış gömlek kırmızı lekelerle boyanmıştı. Uzak mesafedeki masanın önüne yürüyerek arayı kapattı. Anlamayan gözlerle uzun süre izledi. Ardından kanın sindiği gömleği eline aldı.
“Yapma,” dedim bir kere daha, beni duyması umuduyla... Ama yine beni duymadı.
Kollarının arasındaki gömleği koklayıp yüzünden hızla uzaklaştırdı. Ağır demir kokusu midesini bulandırmıştı.
Titrek ellerinde kalan gömlekle pencerenin bitişindeki L koltuğa doğru yürümeye başladı. Hatırlıyordum. Zihnindeki kesitler bana yalan söylemiyordu.
Çıplak ayaklarıyla koltuğa çıkıp babasının gömleğini sıkıca sarmalayarak iğrenç kokuyu yok saydı ve uykuya daldı.
Yüzümden habersiz akan sıcak sıvıyı hissettiğimde elimle sildim. Neden babamın gömleğinde kan vardı? O bir katil miydi?
Zihnimde korkunç sorular çoğalırken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Neler oluyordu? Kendimi bir çıkmaz sokağın içinde hissediyordum. Koca denizde kaybolmuş gibiydim. Ayaklarımın üzerine çöktüm. Gözyaşlarım şiddetlendi. Küçük ben beni duymuyordu.
Birden beyaz ışık gözlerimi yakarken buradaki görevim sonlanmış gibi birdenbire uyandım. Sıçrayarak kalktığım yatakta bedenim ter içinde kalmıştı. Pencerenin ardındaki şiddetli yağmur, gerçek dünyada olduğumu belirtmek istercesine şimşeklerle birlikte çakıyordu.
Ellerimi yüzüme götürdüm. Gerçekten ağlamıştım. Başıma giren korkunç ağrıyla kafamı tekrar yastığa koydum. Göz kapaklarımı kapatarak, “Umarım bu rüya devam etmez...” diye içimden geçirdikten sonra bedenimi tekrar uykuya teslim ettim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

93okunma 26beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…