Bölümler 18Şu an: 6. Bölüm:Geceye Atlayış
- 1 1. Bölüm:Birleşmeyen Hız532 kelime
- 2 2. Bölüm:Geceyi Yaralarken724 kelime
- 3 3. Bölüm:Buğu512 kelime
- 4 4. Bölüm:Bir Gecelik Özgürlük513 kelime
- 5 5. Bölüm:Siyah Çerçeve707 kelime
- 6 6. Bölüm:Geceye Atlayış1.306 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. Bölüm:Kaybedilen Gece683 kelime
- 8 8. Bölüm:Sönmüş Yıldız483 kelime
- 9 9. Bölüm:Ölüm Senfonisi632 kelime
- 10 10. Bölüm:Kırılan Sessizlik1.019 kelime
- 11 11. Bölüm:Kopmuş Temas839 kelime
- 12 12. Bölüm:Gecenin Ruhu3.321 kelime
- 13 13. Bölüm:Kurbanlar ve Piyonlar1.785 kelime
- 14 14. Bölüm: Ateşle Temas1.066 kelime
- 15 15. Bölüm: Hızın Gölgesi1.460 kelime
- 16 16. Bölüm:Ateş Çemberindeki Kuzu977 kelime
- 17 17. Bölüm:Barut534 kelime
- 18 18. Bölüm: Barut Kokusu1.206 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı sırlar yalanlar gibi yayılır; zehir insanın bedeninde yayılınca felç kalır, sadece Tanrı’ya dua için şansı kalır.
Eyjah bizi bardan Aselya'nın evine bıraktıktan sonra saat on ikiyi geçiyordu. Yarışmanın başlamasına iki buçuk saat kalmıştı. Yolda Serhat beni almaya geleceğini söylemişti. Aselya'nın evinde hızla duş alıp önceden çıkardığım siyah mini eteği ve Aselya'ya ait siyah tişörtü üzerime geçirmiştim.
Kapı açılınca Aselya, “Serhat seni aşağıda bekliyor,” dedi. O sırada yanına gidip ona sarılmıştım.
“Akşam görürüz Ase.”
Sarılmama karşılık verdiğinde kollarını sırtıma dolamıştı. Elimi tutarak dışarı çıkmıştık. Serhat’ın yaslandığı arabada beni görünce duruşunu düzeltip gülümsedi. Ona karşılık verdiğimde bakışlarını Aselya'ya çevirdi.
"İyi geceler diliyorum.”
Dedikten sonra parlak siyah Passat’ın arka kapısını açtı. Aselya'ya döndüğümde tekrar sımsıkı sarıldım.
“İyi geceler yıldızım.”
Dediğinde bedenlerimiz ayrılmıştı. Serhat’ın açtığı kapıdan içeri girdim, ardından kapıyı kapattı. Kendisi de sürücü koltuğuna geçtiğinde arabayı çalıştırıp karanlık sokaklara ilerledi.
Elimi cama yaslarken evden nasıl çıkacağımın planını yapıyordum.
“Duyduğuma göre bu akşam büyük bir yarış olacakmış, doğru mu?”
Sorduğu soruyla camdaki bakışlarımı çevirdim. Dikiz aynasından ona baktığımda gözlerini benden kaçırarak yola odaklanmıştı.
“Evet.”
“Katılacak mısın peki?”
“Kesinlikle.”
Diye söylediğimde bir anlığına dikiz aynasından bana baktı.
“Dikkatli ol, lütfen...”
Ne kadar karşı olsa da bunlara beni durdurmayacağını biliyordu. Sadece son şansı olan kelimelere başvuruyordu.
“Tamam,” dedikten sonra sadece inanmayı seçmiş olmalı ki yol boyunca sessizliğe bürünmüştü.
Annemle yemek nasıl geçtiğini sormuştu. Aklımda hazır olan senaryoyu o kadar iyi anlatmıştım ki bir an kendim bile inanmıştım. Herkes birbirine “İyi geceler” dedikten sonra odalarına çekilmişti.
Hızla odama giderken bir şey çaktırmamak için kendimi kontrol altına almıştım. Odaya geldiğimde yavaşça kapıyı kapatıp beyaz elbise dolabına doğru gittim. Önceden hazırladığım kombini alıp giymeye başladım.
Üzerimdeki oversize yarışçı ceketini sonuna kadar çekip yakalarını düzelttim. Altımdaki deri şort ve dizlerime kadar uzanan siyah çizmelerimi de giydikten sonra bütünleşen bu silüet, bana ihtiyacım olan o sert ama cool duruşu veriyordu.
Dolabın yanındaki boy aynasında kendimi incelediğimde beğenmiştim.
Evet, şimdi başlıyorduk.
Odamdaki pencereden aşağı süzdüm, kimsecikler yoktu. Arkamı çevirip kapıyı açarak sağa sola baktım. Annemle babamın odası sol taraftaki en son odadaydı. Işıklarının kapalı olması işime gelmişti.
Yavaşça merdivenlere doğru yöneldiğimde sessiz adımlarla bahçeye çıkıyordum.
Bahçeye açılan kapıya yetiştiğimde yavaşça kilidini açıp kendimi dışarı attım. Rüzgarın etkisiyle kapanan kapı çok sert ses çıkarmıştı.
Sıktır! Çok ses geldi, ya uyanmışlarsa?
Stresten tırnaklarımı kemirmeye başlayınca bir şeyler yapmam gerektiğinin bilincindeydim. Düşüncelerimi bir tarafa bırakıp siyah sürgülü kapıya doğru adım atmaya başladım.
Birdenbire arkamda kalan evin kapısı açıldı.
Korkuyla yere mıhladım. Sırtımı kapıya verince pijamalı babam karşımda duruyordu. Yeni uyanmış olmalıydı ki şiş gözünü ovuyordu. Beni görünce eli yüzünde duraksadı.
“Lavinya?”
“Baba...”
Etrafa bakıp, “Bu saatte bahçede ne işin var?” dedikten sonra üstüme göz gezdirip, “Ve üşümüyor musun?” dedi.
Beynim çalışmayı durdurmuştu fakat aklıma gelen cümleyle kendime geldim.
“Biraz hava almak istedim baba.”
Uyku sersemi olduğu için kelimeleri toplamaya çalışıyordu.
“Tamam kızım, çok kalma. Dışarısı soğuk.”
Dedikten sonra üşüdüğünü hatırlayıp içeri girmişti.
Babamın arkasından ben de eve girdiğimde oflayarak odama çıkmıştım...
Yatağımın yanındaki komediden yedek telefonumu alıp Eyjah’ı aradım. İkinci çaldığında telefonu kulağıma götürdüm.
“Efendim?”
“Eyjah, babama yakalandım. Diğer pencereden atlamamam lazım.”
“Atlaman mı?”
“Yok, uçmam gerek Eyjah.”
“Nasıl uçacaksın ki, kanatların yok?”
Sabır çekerek, “Eyjah, evime gelip atlamama yardım et,” dedim.
“Umarım üstüme atlamayı düşünmüyorsun.”
Yalandan kahkaha sesi çıkardım.
“Ben de bunu yapacaktım zaten.”
Tekrar homurdanmaya başlayınca, bu yarışın benim için önemli olduğunu hatırladım “İsteğin bir şeyi yaparım!” dedim birden sustu.
“Her şeyi mi?”
Aptal gibi, yine ağzımdan o cümle kaçmıştı. Büyük ihtimalle zafer kazanmış şekilde sinsice gülümsüyordur.
Kabullenmiş bir şekilde, “Evet.”
“İki dakikaya oradayım.” Dedikten sonra telefonu kapattı.
Kendimi yatağa attığımda telefonumun nerede olduğunu bilmiyordum. Ne yapmıştım ben?
Yedek telefonu yastığın ortasına attım, parmaklarımı saçlarımın arasından geçirdim ve olanları hatırlamaya çalıştım. Hatırlamayınca vazgeçtim.
Yataktan doğrulup yedek telefonu aldım. Tekrar sessizce odadan çıktığımda sağ koridora yöneldim. Arka tarafa açılan pencereye yaklaşıp perdeyi hafifçe araladım. Aşağıda farları kapalı duran yeşil araba seçiliyordu. Eyjah gelmişti.
Pencereyi dikkatlice açtım. Soğuk gece havası yüzüme vururken aşağı baktım. İkinci kat… düşündüğümden daha yüksekti.
“Lavin,” diye kısık bir ses yükseldi aşağıdan. “Sağ tarafta yağmur gideri var, ona basarak in.”
Derin bir nefes aldım. Parmaklarımı pencerenin kenarına geçirip önce bir ayağımı dışarı uzattım. Çizmelerimin ucu duvara sürtündü, sonra metal
boruya denk geldi.
“Düşersem seni suçlarım,” diye fısıldadım.
Aşağıdan hafif bir kahkaha geldi.
“Önce in, sonra kavga ederiz.”
Dişlerimi sıkarak iki elimle pencere kenarını tuttum. Bedenimi yavaşça aşağı sarkıttım. Ayağımı bir alt çıkıntıya yerleştirip borudan destek alarak inmeye başladım. Ellerim soğuk metalde kayarken kalbim boğazıma kadar çıkmıştı.
Son adımda dengem bozulunca hafifçe kaydım ama Eyjah hızla kollarımdan tutup beni yere çekti.
“Neredeyse ölüyordum,” diye nefes nefese söyledim.
Eyjah sırıttı.
“Abartma, gayet havalı indin.”
☾
“Başladı mı?” diye heyecanla sordu Cenk. Eyjah elindeki sigaradan son dumanı içine çekerken başını salladı. Ardından Cenk, “Hazır mısın Lavin?” diye sordu. O sırada Eyjah izmaritini yere atarak ayağıyla ezdi.
Cenk’e meydan okurcasına bakarak, “Hiç olmadığı kadar,” dedim. Sırtıma dolanan bedene döndüm. Aselya’ydı; benim için uzun zaman ara verdiğim ortamlara geri dönmüştü...
Tatlı ama bir o kadar egosuyla, “Yaparsın! Çünkü ben sana inanıyorum,” diyince kahkaha attım. Arka fonda Cenk’in kıkırdama sesi geliyordu.
Birden bir adamın sesli ıslık çalma sesini duydum. Herkes sesin geldiği yöne doğru dönerken, ortama çok seksi bir kız girdi. Sarı saçlı, bronz ten rengine sahipti. Üstünde kırmızı pullu dar mini eteği ve takımı olan askılı bir üst vardı. Havanın serinliği kimseyi etkilemiyordu; çünkü ruhumuzdaki özgür çocuklar bir kere daha serbest bırakılıyordu.
Kız, elindeki başlama silahıyla yerini aldığında yarışmacıların yerleşmesi gereken işaretti.
Eyjah birden, “Bol şans,” diyerek fıstık yeşili arabasının yanına gitti. Sırtımdaki el çekilince Aselya’ya döndüm. İki elini omzuma koyarak beni karşısına aldı.
“Yapabilirsin Lavin, içindeki güçlü ruhu dışarı çıkar.” Ona gülümsedim; ellerini çekti ve arabama gitmem gereken işareti verdiğinde oradan yavaş adımlarla ayrıldım.
Cenk’in arkamdan gülerek, “Yaparsın be kızım!” diyen sesini işittim oda arabasına geçmiş olmalıydı. Gülüşmelerle siyah arabama doğru gittim. Kapısını açtıktan sonra sürücü koltuğuna oturdum, kapıyı ardımdan kapatarak arabayı çalıştırdım. Direksiyonu kavradım; bana güveniyordu. Bu işi yapabilirsin Lavinya. Bu gece bizim, bu gece yıldızlar bizim için.
Karşıdaki seksi kadın elindeki silahı kaldırdı; ardından yarışma kurallarını söylemeye başladı.
“Yarışmada yol uzunluğu 42 km’dir. İlk 20 km’de her zamanki kurallar; fakat diğer 22 km’de ise öldürmek harici her şey serbesttir! Navigasyon cihazı, telefon haritası ve kulak içi yönlendirme kesinlikle yasaktır. Yarışmacılar yalnızca başlangıçtan önce verilen parkur haritasına bakabilir.”
Ardından dik duruşunu tazeleyip silahını daha sıkı tutarak ateş etti.
Sol ayağımı debriyaja sonuna kadar bastım. Vitesi birinciye geçirirken metalin o tok sesi kulaklarımda yankılandı. Sağ ayağım gaz pedalının üzerinde bekliyordu; hafifçe bastığımda motorun sesi derinden yükseldi, içimdeki heyecanla birleşip damarlarımda dolaştı.
Tüm arabaların yan yana olması işleri zorlaştırıyordu. Tek odağım loş ışığın gösterdiği karanlık yoldu. Saniyeler dakikalara yüklenirken içimdeki heyecan ve adrenalin her noktasını hissettiriyordu. Önüme birden yeşil araba çıktığında hafifçe frene basmak zorunda kaldım. Direksiyon hakimiyetini elime aldıktan sonra sağımdaki boşluktan yararlanarak yönümü değiştirdim; gaza daha fazla basarak sınırları zorladım. Dikiz aynasında arkada kalan arabalara baktım, 3 tanesi arkadaydı. Ben ve Eyjah öndeydik. Bakışlarımı yola çevirdiğimde beyaz renkli arabaya ilişti gözüm. Şaşkınlık bedenimi dolanınca, “Bu da kim böyle?” diye kendi kendime mırıldandım.
Eyjah önüne geçmeye çalışınca sahada hızlanmak zorunda kaldım. Artık Eyjah’ı da elemiştim. Sonraki hedefim beyaz arabaydı.
Ayağımı debriyajdan yavaşça çekerken aynı anda gaza yüklendim. Araba bir an titredi, ardından sanki zincirlerinden kurtulmuş gibi öne fırladı. Lastiklerin asfalta sürtünürken çıkardığı keskin ses gecenin sessizliğini yırttı.
Sonunda hedefime ulaştığımda mutluluk içime sindi; fakat çok kısa sürdü. Birden yanımdan geçerek arabama kasıtlı darbe vermeye başladı.
“Sıktır, ne yapıyorsun!” diye bağırdım. Sola geçmeye çalışınca az daha yol tarifi gösteren tabelayı kaçıracaktım. Dişlerimi sıkarak tekrar sağa direksiyonu kırdım. Kahretsin, 20 km’yi geçmiştik. Aklıma gelen cümleler kafamda canlanıyordu: “20 km’yi geçtikten sonra ölüm harici her şey serbesttir...”
O cümle zihnimde yankılandı. Parmaklarım direksiyonu daha sıkı kavradı. Bu artık bir yarış değildi; hayatta kalma oyunuydu. Kanım donmuştu; fakat kendime ödün veremezdim. Yola tekrar odaklanıp hedefime ulaşmaya çalıştım. Bu sefer isteğim yönde sola çevirdiğimde yan yanaydık. Tekrar sürücü koltuğuna baktığımda siyah şapka taktığından yüzünü tam göremiyordum.
Tekrar vurmaya başlayacağını anladığında kendimi biraz daha sola attım.
Bölüm etkileşimi
