Geceye Karışanlar kitap kapağı

14. bölüm / 18

12. Bölüm:Gecenin Ruhu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 12. Bölüm:Gecenin Ruhu

(New York)

GEÇMİŞTEN KESİTLER

Lavinya Aksora

Adım sesleri karanlık sokakta daha da yankılanıyordu. Sarhoş değildim fakat içimde yaşadığım korku ayak bağımı çözüyordu. Bana zar zor yeten nefesim boğazımı yakıyordu.
Dar sokakta adımlarımı hızlandırmaya çalışırken sağa sola sapan ayaklarımı kontrol edemiyordum; duvara tutunup gücümü sert zeminden alıyordum. Üstümdeki lanet lise formasının kravatı beni boğuyordu. Beyaz gömleğim batmıştı. Sıkıca kapanan, bir türlü kavrayamadığım kravatı gevşetmeye çalışıyordum. Derin nefeslerim bile ciğerlerime yetmiyordu. Adımlarım artık beni taşımayacak gibi olduğunda duraksadım. Duvardan yardım alarak boşta kalan sol elimi kalbime götürdüm.
Hızlı çarpan kalbim nasıl oluyordu da beni böyle nefessiz bırakıyordu? Dengemi kaybetmeden arkama bakmaya çalıştım. Duvarın tırtıklı yapısı avucuma bir diken gibi batıyordu. Yorgun bakışlarımı sokak lambasının yanıp sönen loş sarı ışığına çevirdim; yakında sönecek olmasına rağmen inatla etrafı aydınlatmaya devam ediyordu...
"Çok yavaştın seni tırsık." Tok bir erkek sesi duyduğum an, elimin altındaki kalbimin durduğunu hissettim.
"Kurulan avından kaçmak için daha hızlı koşman gerekiyordu," dedi iğneleyici bir başka ses. Bu Can'a aitti.
Onlar gelmişti; saatlerdir kaçtığım kişiler.
Kuruluktan acıyan boğazımın inadına yutkundum. Uzun süredir tutunduğum duvardan destek alarak yavaşça arkamı döndüm. Gözlerim üç silueti seçtiğinde, tanıdık simalar aklıma birer ok gibi düştü. Beni hâlâ takip mi ediyorlardı? Az önce atışını hissetmediğim donuk kalbim, bu sefer tüm sokakta yankılanacak kadar deli gibi atmaya başladı.
Nefes alamıyordum.
Hissetmekten nefret ettiğim o korkuyla onlara baktım: Yağız, Teoman ve Can. Lanet psikopat üçlü... Daha fazla dayanamayan zihnim tüm gücüyle haykırdı:
"Defolun gidin! Ne istiyorsunuz benden?" Sandığımdan daha gür çıkan sesim beklemedikti ve bu onları oldukça afallatmıştı. Boğazımdaki acı yüzünden gözlerim doldu.
Ortada duran beden adımlarıyla yaklaşınca, yüzümden süzülen sıcak yaşı hissettim. Beş adımlık mesafede durduğunda gözleriyle beni süzdü. Berbat bir halde olmam onu sevindirmişti ki; sırıttı.
"Sırf sınav kağıdını çaldığınız için hocaya söyledim! Bunda ne var?" Ne yapsalar tüm sınıf bile bile sessiz kalıyordu, buna artık dayanamıyordum, emeklerim boşuna gitmesine. Öncekinden daha az çıkan sesim beni daha da korkak konumuna düşürüyordu.
Üstüme doğru yürümeye başlayan Yağız’a inanmayan gözlerle baktım. Aramızdaki çizgiyi aşmamak üzere arkaya doğru bir adım attım ve sırtıma değen duvarın soğukluğu tüm vücuduma geçti. Sırt kaslarım çekilmiş, soğuktan ağrımaya başlamıştı. Yüzünün yüzüme yaklaşmasına bir nefeslik mesafe kaldığında şok olmuştum. Ne yapıyordu bu aptal?
"Ne yaptığını sanıyorsun?!" İki elimle onu itmeye çalıştım fakat manasızdı, bir adım bile gerilemedi. Göğsümün üstündeki ellerimi tek eliyle tutup beni duvarla kendi arasına sıkıştırdı. Yüzümü başka yere çevirirken o iğrenç nefesini tenimde hissedebiliyordum. Boşta kalan eliyle çenemi sıkıca tutup ona bakmamı sağladı. Kahverengi gözleri, intikam uğruna siyaha bürünmüştü.
İğrenç suratına tam tüküreceğim sırada kurduğu cümleyle durdum.
"Sanırım yürek yedin. Bize bulaşmaman gerektiğini ne zaman öğreneceksin seni aptal?"
Kavradığı çenemi bıraktığında, tutsak ellerimi de serbest bıraktı. Geri çekildiğinde sıska bacaklarım boşlukta güç bulamadı ve oracıkta yere yığıldım.
"Senden nefret ediyorum Yağız."
Bu söylediğime alınmamış gibi omzunu silkti. "Biliyorum," dedi gurursuzca. Arkadaşlarına doğru gittiğinde Can, sırtındaki çantayı ellerinin arasına alıp Yağız'a bir şey verdi fakat sokak lambasının ışığı onların karanlığına ulaşmıyordu. Gecenin bilmem kaçıydı, annemgil beni mahvedecekti. Gece hızlı akıyordu; saatler kayarken sonsuzluk anlamını yitiriyordu. Hafif esinti yüzüme üflerken, hava çok soğuk olmamasına rağmen deli gibi titriyordum.
Yağız tekrar sokak lambasının altından ayrılıp bana doğru yaklaştığında dizlerimi kendime doğru çektim. Duvarın sert soğuğunu bedenimin en ücra köşelerinde hissediyordum artık. Elindeki nesneyi gördüğümde bedenim gerildi. Siktir, iğne!
Sanki mümkünmüş gibi geriye, duvara biraz daha sokuldum.
"Uzak tut onu! Yağız yemin ederim yaşatmam seni!" Söylediklerimi duymuyor gibiydi; zihni de üstü başı gibi dağılmış ve kir içindeydi. Yüzüne kondurduğu o korkunç gülümsemesiyle bana doğru geliyordu.
"Seni öldürürüm Yağız, at o şeyi, gelme... Bırak beni!"
Önümde diz çöktü, kolumu sıkıca kavrayıp canımı daha da acıttı.
"Senin yüzünden okuldan atıldık. Biraz uyuşturucuyla kafanı bozman sana zarar vermez."
Hıçkırıklarım boğazımdan daha fazla kaçamadı, etrafa savruldu. Şimdi ise salak gibi ağlıyordum; keşke onlara hiç bulaşmasaydım. Hıçkırıklarım art arda dudaklarımdan dökülürken sadece bekliyordum, lanet olası telefonum hangi cehennemdeydi bilmiyordum. Saniyeler dakikalara dönerken etrafı ağır bir durgunluk bastı. Zorluk çıkarınca bu sefer Can da beni omzumdan tutarak duvara bastırdı. Canım yanıyordu, gözyaşlarım görüşümü bulanıklaştırıyordu. Başım dönüyor, sesler birbirine karışıyordu. Yağız tuttuğu iğneyi derimin altına geçirmişti. Gözlerimi sıkıca yumdum, soluğum kesildi.
"Umarım artık an—" Can sözünü bitiremeden karşı taraftan gelen sesle duraksadılar.
Karnıma doğru düşen kafamı kaldırınca gözlerimi açtım. Soğuk hava, gözyaşlarımla ıslanmış suratıma çarptı.
"Bırakın o kızı sıktığımın şerefsizleri."
Yeşil bir Lamborghini’ye yaslanmış bir adamdı. Boynundaki dövme onu kuralsız ve rahat biri olarak gösteriyordu. Gözlerinde zehirli, sarı bir ton vardı. Elinde yeni yaktığı belli olan sigarasından bir nefes çekti.
Uzun süredir köşede duran Teoman, korkmuş bir halde geri çekildi. "Yağız, bu adam Geceye Karışanlar'dan," dedi titreyen sesiyle. Gözlerim Yağız’ı bulduğunda iğneyi derimin altından çıkarıp Can'a baktığını gördüm. "Siktir," diye sessizce küfür etti. "Nereden çıktı bu adam?" Gerilmişti.
Hızla ikisi de ayağa dikilip Teoman’a bakarak işaret verdi. Harika! Kaçıyorlardı! Dar sokakta adımlarını hızlandırıp gözden kayboldular.
Gözlerimi yabancıya çevirdiğimde bana bakıyordu, gözlerini kırpmadan. Birini vur ötekine al... Bana doğru yaklaştığında ona dik dik baktım. Elindeki yarım kalan sigarayı yere atıp ayağıyla ezdi. Yutkunup ona daha dikkatli baktım.
*Geceye Karışanlar da neydi?*
İki adımlık mesafede durup yere çömeldi. Gözlerimde sanki bir şeyler arıyordu.
"Bana zarar mı vereceksin?" diye sordum pürüzlü sesimle.
Sadece bakmaya devam etti. Üstündeki deri montu çıkarıp bacaklarımın üstüne örttü. Bu beklenmedik hareket beni irkiltmişti.
"Sana zarar vermeyeceğim, sakin ol."
"Onlar seni tanıyor gibiydi... Yoksa sen de mi onlardansın?"
Söylediğim bu cümleyi çok komik bulmuş gibi bir kahkaha attı. Yerden doğrulup sağ elini bana doğru uzattı. Hafif esinti vücuduma çarparken bana zaman tanıyordu. Ona güvenmeli miydim, yoksa kaçmalı mıydım?
"Kalmayacak mısın?"
Elini tuttuğumda, avucunun soğukluğu Yağız'ın çenemde bıraktığı o iğrenç sıcaklığı saniyeler içinde sildi. Beni yukarı doğru çektiğinde sıska bacaklarımın titremesine engel olamadım. Üzerime örttüğü deri ceket omuzlarımdan kayacak gibi olduğunda ellerimi kumaşına sıkıca geçirdim. Ceket; ağır bir sigara kokusu ve yabancısı olduğum sert bir parfümle sinmişti. Nefes almadan ona bakıyordum. Zihnimde birçok şey dönüyordu, hangisine karar vermem gerekiyordu?
"Eyjah," dedi hâlâ tutulu olan ellerimize bakarken.
"Lavinya," dedim üstüme alınmayarak. Gevşek olan bağlı ellerimizi hafifçe salladım.
"Memnun oldum Eyjah. Ve... teşekkür ederim."
Eyjah, ismini telaffuz edişimi karanlık sokakta yankılanan boğuk bir tınıyla dinledii
"Teşekkür etmek için erken, Lavinya," dedi, adımı tıpkı tehlikeli bir fısıltı gibi dudaklarının arasından bırakırken. "Hâlâ ayakta duramıyorsun."
Haklıydı. Yağız'ın koluma sapladığı o lanet iğnenin ucu sadece derimi değil, sanki tüm bilincimi de delip geçmişti. Tamamen zerk edememiş olsa da kanıma karışan o azıcık zehir, başımın tekerlek gibi dönmesine yetmişti. Sokak lambasının loş sarı ışığı şimdi gözümün önünde ikiye, üçe bölünüyordu. Dengemi kaybedip tekrar sert zemine düşecek gibi olduğumda, Eyjah’ın sağ eli hızla belimi kavradı. Dokunuşu bir kurtarıcı gibi değil, daha çok düşmemi engelleyen bir duvar gibi sertti.
"Sana... ne yaptılarını sanıyorlar?" diye sordu, gözleri kolumdaki küçük kırmızı noktaya kayarken. Bakışlarındaki o sarı, zehirli ton sokağın karanlığında bile parıldıyordu.
"Sınav..." dedim, sesim boğazımdaki kuruluğun acısı yüzünden bir fısıldan ibaretti. "Sınav kağıtlarını çaldıklarını söyledim."
Eyjah'ın dudaklarının kenarı alaycı bir tavırla yukarı kıvrıldı. Belimdeki elini çekmeden beni sokağın kenarında, adeta bir canavar gibi homurdayarak çalışan yeşil Lamborghini’ye doğru yönlendirdi. Arabanın neon yeşili farları dar sokağın kirli duvarlarını yırtıyor, bizi bu gecenin tek suçlularıymış gibi aydınlatıyordu.
"Küçük liseli dramaları için fazla büyük bir bedel," diye mırıldandı, yolcu koltuğunun kapısını tek hamlede açarken. "Geceye Karışanlar'ın adını duyunca arkalarına bakmadan kaçan o korkaklar, yarın buraya daha öfkeli dönecekler. Bunu biliyorsun, değil mi?"
Arabanın açık kapısından içeri sızan lüks deri kokusu ve panelin loş ışıkları beni cezbederken duraksadım. Arkama baktım; az önce canımla cebelleştiğim o karanlık, tırtıklı duvarlar bana bakıyordu. Eve gitsem annemlerin soracağı sorular, Yağız'ın yarım bıraktığı o tehdit... Hepsi üstüme çöküyordu.
"Bin hadi," dedi Eyjah. Sesindeki emir kipi bu kez kaçma isteğimi tamamen yok etti. "Seni bu halde eve bırakırsam, o heriflerin yarım bıraktığı işi ailen tamamlar gibi duruyor."
Zihnimdeki tüm kuralları, lise formasının o beni boğan kravatıyla birlikte o sokakta bırakmaya karar verdim. Hayatımda ilk kez ne olacağını düşünmeden bir yabancının arabasına bindim. Kapı üzerime kapandığında, dışarıdaki dünyanın tüm sesi kesildi.
Eyjah sürücü koltuğuna geçip motoru amansız bir gürültüyle canlandırdığında dikiz aynasından bana baktı.
"Şimdi söyle bakalım Lavinya," dedi, vitesi ileri doğru iterken. "Kurallara göre oynamayı mı seversin, yoksa gecenin akışına bırakmayı mı?"
☾
Yaklaşık 15 dakikadır yoldaydık. Hayatımda ilk kez bir yarış arabasına binmiştim. Daha önce lüks arabalara şoförler sürerken binmiştim ama ilk kez bir araba içimi bu kadar hafifletmişti. Camı biraz açıp kafamı dışarıya çıkardım. Açık saçlarım rüzgarda savruluyordu. Hayat hiç böyle hissettirmemişti.
"Sanırım hızı çok sevdin."
Cümlesini daha tamamlamadan gaza daha fazla bastı, paneldeki tüm oklar sona doğru yol aldı. Rüzgar kendini daha belli etmek istercesine daha sert esti. Önümüzdeki arabaları sollarken direksiyon hakimiyeti çok iyi koruyordu, tam bir yarışçı gibiydi. Camdan biraz daha sarkıp koltuğun üstüne oturdum. Ellerimi iki yana açıp dudaklarımın arasından müzik mırıltılarını dile getirdim.
"Çok sevdin herhalde, Lavin."
İsmimi kısaltarak söylemesi çok hoşuma gitmişti. Ona cevap vermek için ellerimden destek alarak koltuğa geri oturdum ve kendimi geriye doğru yasladım.
"Yarışçı mısın?"
Yoldan gözlerini ayırmadan onaylayan mırıltılar çıkardı. Yüzüne bakarken, "Rüzgarın esintisini teninde hissetmek... Hayatımda hiç bu hissi yaşamamıştım, çok özgür hissediyorum," dedim. Minnet dolu sözlerimi dile getirirken bakışları bana çevrildi.
"Teşekkür ederim Eyjah."
"Bize katılmak ister misin?" diye sordu, teşekkürümü pas geçerken. Sarımsı gözleri, yolları aydınlatan ışıkların yansımasıyla parlıyordu. Daha fazla gözlerini üstümde tutmadan tekrar yola döndü. Nasıl yani hiç tanımadığı bir kıza neden böyle bir teklif yapıyordu?
Ne demeliydim? Ellerimi dağılmış saçlarımın arasından geçirip düzeltmeye çalıştım; rüzgardan savrulan teller birbirine düğüm olmuştu. Koltuğun köşesine sinerek ellerimi birbirine doladım.
"Ben... Bilmiyorum. Hiç katılmadım yasa dışı yerlere."
Tekrar bana baktığında bir kahkaha patlattı. "Lavinya, çok komiksin..."
Sinirlerimle oynuyordu bu adam. "Gülmeden söyle hadi şu cümleni," diye söylendim. Daha fazla gülünce gözlerimi devirip bakışlarımı yola çevirdim.
Ana yoldan çıkmıştık artık, seyrek arabalar geçiyordu. Ağaçlar her taraftaydı ve yol gittikçe ıssızlaşıyordu. Burayı daha önce hiç görmemiştim.
"Nereye gidiyoruz?" diye sordum. Hayatımda ilk kez birinin arabasına sorgusuz sualsiz binmiştim, umarım pişman olmazdım...
"Yarış alanına."
"Ne? Yarış alanına mı?!" Gözlerimi yoldan ayırıp şok bir ifadeyle ona bakakaldım. "Aman Tanrım, ne?!" Ne diyordu bu herif, çıldırtacaktı beni!
"Söyledim ya, gidiyoruz işte—"
"Beni yasa dışı yarışlara mı götüreceksin? Ah, hayır! Ben hapse girmek istemiyorum. Çek sağa lütfen, eve yürürüm." Dudaklarımı dişlerimin arasına geçirdim. Salak Lavinya! Bu ıssız bucaksız yerde mi bıraksın adam seni? Elimi yumruk yapıp kafama vurdum. Ah, acıdı! Lanet olsun, her günüm mü aksiyonlu geçmek zorundaydı?
Her neyse, derin nefes al Lavinya. Gözlerini kapat ve aç, bu bir rüya... Gözlerimi yavaşça açtığımda yine aynı manzara karşımdaydı. Kendi kendime debelenmem karşısında Eyjah’ın bana uğrayan bakışları tamamen 'Ne yapıyor bu kız?' der gibiydi.
"Ne yapıyorsun bilmiyorum Lavinya ama sakin ol. Yasa dışı değil, hapse girmeyeceksin," dedi gülmemek için dudaklarını birbirine bastırarak.
Hadi ya! Neden daha önce söylemiyordu bunu? Daha fazla rezil olmamak için arkama yaslanıp yolu izlemeye başladım. Yolda hiç araba kalmamıştı artık, ağaçlar seyrelip tekrar yoğunlaşıyordu. Aralıklı olarak duran beyaz sokak lambalarının bile sayısı azalıyordu. Ayın karanlığını ilk kez bu kadar sert hissediyordum. İçinde olduğumuz Lamborghini’nin tekerlek sesi, yolda yankılanan tek sesti.
Eyjah bu sessizliğe bürünen karanlığa teslim olmayıp müzik ekranından bir şarkı açtı. Şarkı oldukça popülerdi. Nakaratını sessiz bir şekilde mırıldanırken birden Eyjah da eşlik etti. Ona gülümseyerek baktım; hareketli bir şarkıya eşlik ediyor olması çok hoştu.
*Get out my head and into the bed, girl*
*Cah yah dun know, plottin' out the fantasy*
*Ay, baby girl, and it's you a the key, yo, mi go so then*
*From ya look inna mi eye, gal, mi see seh you want me*
*Yeah-yeah ooh-ohh*
(Give It Up To Me: Sean Paul Ft. Keshia Cole)
Tek eliyle sürdüğü direksiyonda, parmaklarıyla nakaratı yakalamaya çalışır gibi hafifçe tempo tutuyordu. Son sözü birlikte söylediğimizde gülerek birbirimize baktık.
"Bu şarkıyı biliyor olamazsın, çok iyi söyledin," dedim.
"New York'un en ünlü hareketli şarkılarından biridir." Söylediği bilgiyle başımı hafifçe salladım.
"Daha yolumuz var mı?"
"Şimdi vardık."
Sağa doğru direksiyonu kırınca koltuğa tutunmak zorunda kaldım. Girdiği yol sanki başka bir evrene açılmıştı. Eyjah arabayı boş bir yere park ettiğinde motoru durdurdu. Kapıyı açıp dışarı çıktığında ardından ben de çıktım. Eyjah diğer taraftan yanıma gelip, "Beni takip et," dedi ve yürümeye başladı.
Arkasından bakakaldım. Etrafıma baktığımda bir sürü yarış arabası vardı; Porsche, Ferrari, Mercedes-Benz ve daha birçok pahalı model... Eyjah'ın uzakta kaldığını görünce koşarak yanına yaklaştım. Tam nereye gittiğimizi soracakken bir kalabalığın içine düştük. Hareketli bir şarkıyla çılgınlar gibi eğleniyorlardı; yoğun sigara ve alkol kokusu havaya hakimdi. Eyjah'ın izini kaybetmemek için kolundan tuttum. Bu hareketimi ani bulduğu için yürürken bir an yüzünü bana çevirdi, fazla üstünde durmadan önüne döndü. Kalabalıktaki tüm gözlerin üstümüzde olduğunu hissedebiliyordum.
Tüm o gürültüden sıyrıldığımızda orada sadece iki kişi vardı. Eyjah'ın adımları durduğunda, o iki bedenin bakışları benim üzerime kilitlendi. Erkek olan sarışındı; gözleri yeşil, teni buğday rengiydi. Buranın süslü havasına aykırı şekilde rahat giyinmişti. Bal rengi saçları olan kız ise yanındaki adamın aksine geceye uygun şekilde çok güzel süslenmiş, dikkat çekici biriydi. Üstümdeki pislenmiş okul formasından bir an çekindim.
Sarışın adam beni baştan aşağı süzerek Eyjah'a baktı. "Bu kız kim Eyjah?"
"Lavinya."
"Okuldan mı kaçtı yoksa kaçırdın mı?" dedi kahkaha atarak.
"Dalga geçme Cenk. Kızı siktiğimin Yağız pisliklerinden kurtardım." Diye söyledi Eyjah.
Adının Cenk olduğunu öğrendiğim çocuk gülüşünü kesip kaşlarını kaldırdı. "O cambazlar yine mi ortalıklarda?" Bıkkın bir nefes verip gözlerini tekrar bana çevirdi. "Sana bir şey yaptılar mı Lavinya?"
Tam cevap verecekken Eyjah araya girdi. "İğne vuracaklardı kıza." Müziğin sesine rağmen sesi kulağı çınlatıyordu.
"Ne?!" diye bağırdı kız. Kalabalık arkamızdaydı fakat kızın sesi birkaç kişinin merakla dönmesine neden oldu. Cenk 'bir şey yok' der gibi bir işaret yapınca insanlar müziğe tekrar odaklandı.
"Aselya!" diye uyardı Eyjah.
"Siktir! Eyjah, bu aptallar ne yapmaya çalışıyor?" diye sinirle soludu Aselya. Parmaklarını saçlarının arasından geçirip önüne gelen tutamları geriye itti.
"Neyse, ben daha sonra onlarla ilgilenirim," dedi Eyjah; bu can sıkıcı konuyu kapatmak istiyordu.
Aselya benim kolumu acıtmayacak bir şekilde tutup üzerimde bir hasar arar gibi beni süzdü. "İyi misin Lavinya?" diye sorarken kahverengi gözlerindeki merhameti görebiliyordum.
"İyiyim Aselya, teşekkür ederim."
Birden bana daha fazla yaklaşıp kollarını sırtıma doladı, ani hareketiyle irkildim. "Halledeceğiz, korkma," dedi sıcakkanlı bir sesle.
"Korkmuyorum Aselya," dedim kıkırdayarak.
"Tanıştığımıza memnun oldum Lavinya," dedi Cenk.
Aselya geriye çekilince hepsine teker teker baktım. Kader diye bir şey var mıydı, yoksa bu sadece insanların hayatlarına devam etmek için uydurduğu bir kelime miydi? Bilmiyordum. Ama şu andan itibaren hissediyordum ki; kader varsa bile, onun kaldıramayacağı kadar büyük bir hayat yaşayacaktım.
"Ben de memnun oldum," diye karşılık verdim. Havadaki belli belirsiz egzoz dumanını ciğerlerime çektim; normalde toza karşı hassasiyetim olsa da bu koku aksine beni rahatlatıyordu. Umarım bu hissi hiç kaybetmezdim.
Okul gömleğim inceydi. Yaşadığım adrenalin ne kadar yüksek olup vücudumu dinç tutsa da bedenim artık yorulmuştu ve elimde olmadan çenem titriyordu. Kollarımı kendime sarıp kafamı öne doğru eğdim. Saçlarım önüme dökülmüştü.
"Seni eve bırakayım," dedi Aselya, elini sırtıma koyup beni yönlendirerek. Birlikte hareket ediyorduk. "Şu beyaz BMW'ye bineceğiz, arabayı ben kullanacağım."
Onaylayan mırıltılar çıkarıp beyaz arabaya doğru adımlarımı hızlandırdım. Ön yolcu koltuğunun kapısını benim için açtığında direkt içeriye girdim; ardından kapıyı örtüp kendisi de sürücü koltuğuna geçti. Arabanın anahtarını çevirip motoru çalıştırırken bir yandan da klimayı açtı. Klimanın sıcak etkisiyle gevşeyen bedenim rahatlamıştı. Önüme düşen saçlarımı düzeltip geriye yaslandım.
"Evinin adresini söyler misin?"
Aselya'nın sorusu arabanın içindeki ılık havada asılı kalırken, bir an için kendi evimin adresini yabancıladım. Sanki az önce o dar sokakta canımı kurtarmaya çalışan kız ben değildim.
"Karanfil Sokak, No: 12," dedim pürüzlü bir sesle. "Müstakil evlerin olduğu mahalle." Diye devam ettim.
Aselya onaylarcasına başını salladı, direksiyonu ustalıkla kırıp o gürültülü yarış alanından uzaklaşırken araba sessizce yolda süzülmeye başladı. Gözlerim istemsizce hâlâ omuzumda olan deri cekete kaydı. Eyjah’ın ceketi... Ağır sigara kokusu ve o sert parfüm, arabanın içindeki yapay çarabanın içindeki yapay çilek kokulu klimayla karışıyordu. Parmaklarımı ceketin kalın derisine geçirdim. Garip bir şekilde, bu ceket bana hayatımda hissettiğim en büyük tehlikenin tam ortasında gelen o tuhaf güveni hatırlatıyordu.
"Eyjah," diye mırıldandım, Aselya’ya çaktırmamaya çalışarak. "O... Hep böyle midir? Yani, tanımadığı insanları hep böyle kurtarır mı?"
Aselya hafifçe gülümsedi ama bu gülümsemede bir hüzün vardı. Bir an Aselya'nın hayatını merak ettim. "Eyjah kimseyi kurtarmaz Lavinya. Genelde kendi işine bakar. Bugün senin için o arabadan indiyse, o psikopatlardan gerçekten nefret ettiği içindir. Yağız ve tayfası bizim bölgede fazla dolanmaya başlamıştı zaten." Dikiz aynasından bana baktı. "Ama yine de şanslı günündeydin. Geceye Karışanlar herkese böyle tolerans göstermez."
Geceye Karışanlar... Bu isim zihnimde yankılanırken sessiz kaldım.
Araba bizim mahalleye girdiğinde, sokak lambalarının o alışık olduğum soluk ışıkları beyaz BMW'nin gövdesinde parıldadı.Evimizin önüne geldiğimizde Aselya arabayı durdurdu. Gözlerim hemen ikinci kattaki penceremize kaydı. Işıklar sönüktü. Annemgil çoktan uyumuş olmalıydı ya da geç kalmamın hesabını sormak için karanlıkta bekliyorlardı.
"Geldik," dedi Aselya yumuşak bir sesle. "İyi olacaksın, değil mi? İstersen numaramı vereyim."
"İyi olurum," dedim. Tam arabadan inmeye hazırlanırken aklıma üstümdeki ceket geldi. Yavaşça doğrulup ceketi bedenimden çıkardım ve Aselya'ya uzattım. "Her şey için teşekkür ederim Aselya. Cenk ve Eyjah'a da teşekkür ettiğimi söylersin."
Arabadan indim ve kapıyı kapattım. Tam eve doğru adımlayacaktım ki arkamdan gelen sesle dondum:
"Lavinya!!" Annemdi. Siktir!
Yavaşça arkamı dönüp sesin sahibine baktım. Annemin arkasından babam da geliyordu. Önümde durduklarında bakışlarım yüzlerinde gezindi; gözleri kıpkırmızı olmuştu.
"Neredeydin, başına bir şey geldi diye çok korktuk! Hayırsız evlat!" Annem bana saydırırken babam ise sadece bana bakıyordu. Sesini çıkarmadan, yüzünde beni bulmanın rahatlığıyla uzun süredir tuttuğu nefesini verdi.
"Neredeydin kızım?" Babam sorusunu sorarken bir yandan da yanımdaki beyaz arabaya bakıyordu. Bakışları beyaz arabaya kilitlendiğinde, ne zaman indiğinden habersiz olduğum Aselya hemen yanımda bitti.
"Sen de kimsin?" diye sordu annem.
Aselya bakışlarını bana çevirip sevecen bir şekilde gülümsedi. "Ben Lavinya'nın en yakın arkadaşıyım. Hocamızın verdiği proje ödevi için benim evime gelmesi gerekiyordu. Size haber vermeyi unutmuş olmalı, özür dileriz," dedi mahcup bir sesle.
Şaşkınlıkla dudaklarım aralandı; çok profesyonel bir yalancıydı. Ama bu beyaz yalanı hayatımı kurtarıyordu. Sonra yaslandığı arabadan yavaşça doğrulup annemin tam karşısında durdu ve elini uzattı. "Ben Aselya, memnun oldum."
Uzun süre birbirlerine kilitlendiklerinde annem elini tutmak yerine Aselya’ya doğru bir adım atıp ona sıkıca sarıldı. Annemin dudaklarının arasından belli belirsiz bir hıçkırık kaçtı. "Teşekkür ederim Aselya," dedi gözyaşlarının arasından.
"Rica ederim Handan teyze."
"Teşekkür ederiz Aselya, ama keşke haber verseydiniz. Her yere baktık, karakoldan geliyorduk," dedi babam soğukkanlı bir şekilde.
"Tekrardan özür dileriz Cevdet amca, bir daha olmaz. Benim şimdi gitmem gerekiyor, iyi geceler size." Annemden ayrılıp bana doğru geldi ve sarıldı. "Sonra görüşürüz Lavinya."
Şaşkınlık bütün bedenimi dolaştı; babam ve annemlerin adını nereden biliyordu? "G-görüşürüz Aselya."
Benden ayrılıp aileme baktı ve "Hadi ben kaçtım," diyerek sevinçle el salladı. Sürücü koltuğuna geçip arabayı çalıştırdığında hızla buradan ayrıldı.
"Bu mu açıklaman?" diye sertçe sordu annem.
"Özür dilerim."
"En azından arayabilirdin," diye söylendi.
"Telefonumun şarjı bitmişti," diyerek kendimi savundum.
"Şu okul formana bak, savaşmaya mı gittin?" diye sordu babam.
"Of, dalga geçme baba."
Soğuk esinti kendini hissettirmek ister gibi hızla esti. "Anne üşüyorum, içeriye girelim."
Kızgın bakışlarını üstümde tutarken babam, "Bugünden itibaren Yalın ve Serhat senin koruman olacak," dedi. Tam itiraz edecekken, "Bence de Cevdet," dedi annem. Bana daha fazla yaklaşarak sarıldı. "Çok korktuk Lavinya, ya Aselya olmasaydı?" Gözyaşlarını silip kendini topladı. "Hadi içeriye girelim."
Gözlerimden akan yaşı hızla silip kafamı salladım. Siyah kapı açıldığında içeriye adımımızı attık. Eve girdiğimizde, "Odamdayım, iyi geceler size," diyerek merdivenlerden onlardan önce çıkıp odama geçtim. Kendimi banyoya attığımda uzun süre çıkmadım. İşlerimi hallettikten sonra rahat bir pijama takımı giyip saçımı kurutmadan kendimi yatağa attım.
Tavana doğru bakarken telefonuma gelen bildirim sesiyle irkildim. Komodinin üzerindeki telefonu elime aldığımda ekranda yabancı bir numara vardı.
Gönderen: 05...
"Babanın elindeki telefonda o panikle aile grubunuz açık kalmıştı, yukarıda kocaman Handan ve Cevdet yazıyordu ;) Numaranı da Cenk iki dakikada sistemden çekti zaten. İyi misin küçük kız?"
Gülümseyerek numarayı 'Aselya' olarak kaydettim ve hemen klavyeye dokundum.
Gönderen: Lavinya
"Çok profesyonel bir yalancısın Aselya, hayatımı kurtardın. İyiyim, banyodan yeni çıktım. Her şey için tekrar teşekkürler."
Cevap saniyeler içinde geldi.
Gönderen: Aselya
"Lafı bile olmaz. Biz artık bir ekibiz, unutma. Şimdi güzelce uyu, yarın gece büyük bir gün olacak. Geceye Karışanlar seni bekler :)"
Gönderen: Lavinya
"İyi geceler Aselya."
Telefonu göğsüme bastırıp gözlerimi tavana diktim. Belki de dünya çok farklı bir evrendi; kimsenin çözemeyeceği, gizemli bir yer... Son bir kez Tanrı'ya şükrettim. İçimdeki o saklı ses, hayatımın kökten değişeceğini deli gibi fısıldıyordu artık. Ruhumu o rüzgara karşı teslim ettiğimde, kendimi en güvenli limana bırakmış gibi hissedecektim, biliyordum.
Günün yorgunluğuyla ağırlaşan göz kapaklarım beni karanlığın içine çekerken, zihnimde tek bir düşünce döndü: Bazı hızlar insanın hayatını değiştirirdi ve benim hikayem aslında daha yeni başlıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

76okunma 24beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…