Geceye Karışanlar kitap kapağı

18. bölüm / 18

16. Bölüm:Ateş Çemberindeki Kuzu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 16. Bölüm:Ateş Çemberindeki Kuzu

Zaman son saniyesine kadar akardı.Aynı hayat gibi, hep olduğu gibi... İnsanlar tarih boyunca birçok farklı dille konuşmuş, anlaşmaya çalışmıştı ama en çok konuştukları dil gözlermiş yazının icadı daha olmadan gözlerindeki ifade ile birbirlerini anlarlarmış. Belki en çok etkilenen, belki de o son saniyede tek bir kelime etmeden veda eden bir dildi gözler...
O ise bunların hiçbiri değildi. O tamamen farklıydı; hayatımda daha önce hiç görmediğim, kelimelerle tarif edemeyeceğim bir göz tonuna sahipti. O kadar eşsizdi ki... İlk görüşte aşk mı denirdi buna, bilmiyorum ama hissettirdiği şey kesinlikle çok farklıydı. Yoksa kendi kendime kurguladığım platonik bir aşk mıydı bu?
Yüzümü buruşturdum. Ergen miydim ben, neden böyle saçma sapan şeyler düşünüyordum ki? Onun yanından ayrılalı henüz birkaç dakika olmuştu fakat üzerimde bıraktığı o ağır, ezici etki bambaşkaydı. Her şeyin farkındaydım aslında; hayat da zaman da etrafımda çok hızlı ilerliyordu.
Eve gidecekken aniden Aselya’nın yanına uğrayacağımı hatırladım. Kırmızı ışıkta durduğumda anneme mesaj atıp bugün Aselya’nın yanında kalmak istediğimi dile getirmiştim. Garip bir şekilde, her zaman soru soran annem bu sefer hiç zorluk çıkarmadan kabul etmişti.
Arabanın direksiyonunu sıkıp yola devam ettim. Yol derin bir sessizlik içinde gözlerimin önüne akarken, Eren’in az önce kullandığı cümleler zihnimin içinde bir kez daha yankılandı:
“Hep böyle mi yapacaksın Lavinya?”
Kelimeler zihnimde uzadı, cümleler ağırlaştı. Sesi sanki arabanın içinde, hemen başucumdaydı. O an tüylerim diken diken oldu. Açık pencereden yüzüme çarpan o nemli gece rüzgarı, hafif ve serin izler bırakıyordu tenimde. İçime sanki bardaktan boşaltılırcasına sıcak sular dökülüyordu.
Bunun sebebi neydi peki? Yakama yapışan bu suçluluk duygusu mu? Bu his son derece rahatsız ediciydi, böyle hissetmemeliydim.
Fark etmeden içimde tuttuğum o sıcak nefesi dışarı verirken, yan koltuğun üzerinde duran çantamdaki telefon hırsla titremeye başladı. Direksiyondaki hakimiyeti kaybetmeden sağ elimle tek bir çırpıda çantadan çıkarıp ekrana baktım. Eyjah arıyordu.
Aramayı onaylayıp telefonu kulağıma yasladım. Bakışlarım sakin ve karanlık yoldaydı. Bir süre karşı taraftan ses gelmeyince uzayan sessizliği ben bozdum:
"Alo?" dedim.
Hattın diğer tarafından sadece düzensiz nefes sesleri geliyordu.
"Eyjah?"
"Lavinya?"
Birbirimizin adlarını tam aynı saniyede ses işlemiştik.
"Neredesin Lavin?" dedi.
"Yoldayım, Aselya’ya geçeceğim," dedim, sesimi alkolün yarattığı o hafif sarhoşluktan uzak tutmaya çalışarak.
"İçtin mi sen?"
Kızmaktan öte, bir şeyleri sorgulayan bir tonda sormuştu. Gözlerimi devirdim; bir şeyi de anlamasaydı keşke.
"Evet," diye doğruyu söyledim. Lafı dolandırmanın anlamı yoktu, nasıl olsa bir şekilde anlayacaktı.
"Yolda dikkatli sür arabayı."
Şaşkınlıktan kaşlarımı havaya kaldırdım, sanki karanlığın içinden beni görmesi mümkünmüş gibi. Kızmayacak mıydı yani? Yoldayken alkol kullanılmasına kesinlikle karşıydı, bu konuda keskin ve esnemeyen bir otoritesi vardı. Her fırsatta kaza yapma ihtimallerini dile getirirdi.
"Tamam," diyebildim sadece.
Hattın diğer ucundaki o uçsuz bucaksız sessizlik uzayınca kapattı sanmıştım ki tekrar adımı seslendi:
"Lavinya..."
"Efendim?"
"Varınca yazarsın, beni merakta bırakma."
Ardından cevabımı bile beklemeden hattan ayrıldı. Telefonun hoparlöründen gelen o soğuk bip sesi yüzüme kapandığını haber veriyordu.
Sesinde garip bir mayhoşluk vardı. Hiç kullanmadığı o sakin tonu seçmişti; bu yaklaşan bir fırtına öncesi sessizliği miydi yoksa gerçek bir yorgunluğu mu ifade ediyordu? Her neyse...
Telefonu konsoldaki tutacağa sabitleyip Aselya’nın evinin konumunu açtım. Böyle ıssız bir yerde konum kullanmak her zaman en iyisiydi. Bir de sevdiğin şarkıyı uzun yolda açınca gece ekstra güzel oluyordu. Crush grubunun şarkısı arabaya dolmaya başladığında, camdan giren rüzgara karşı hafifçe mırıldandım.

☾

Eyjah Vance

Lavinya’nın telefonunu kapattıktan sonra ekrandan olduğu konuma baktım. Onu kısıtlama, hayatına müdahale etme hakkım yoktu fakat o çok önemli bir kişiydi. Gerçek kimliğini öğrenen hiç kimse onun peşine iyi niyetlerle düşmezdi.
O, Vasques Provenzano’nun öz torunuydu. Provenzano’nun soyundan gelen son kandı. Bunları elbette kendisi bilmiyordu; ailesi sandığı kişiler bile gerçek değildi aslında. O koca servetin, kanlı tarihin içinde kaybolmuş bir boşluktu...
Fakat o, bu hikaye için masum bir kuzu gibiydi. Etrafındaki kişiler ise kuzu kılığına girmiş acımasız kurtlardı. Şu anda görünmez bir ateş çemberinin ortasındaydı. Bu çember yavaş yavaş daralmaya başlamıştı. Gerçekler birer birer ortaya dökülecekti ve her şey ortaya çıktığında, aslında koca bir hiçin ortasında yaşadığını anlayacaktı. Yani şu an her şey tam bir belirsizlikten ibaretti.
Belirsizlik... Düşmanın bile en çok korktuğu şeydi. Şu an büyük bir belirsizlik içindeydik. Lavinya’nın zaman içerisinde her şeyi kendi kendine anlamasını sağlamam gerekiyordu. Küçük dünyası yakında başına yıkılacaktı fakat dünyanın sadece iyilikten ibaret olduğunu savunanlar Polyanna’ydı.
Parmaklarım klavyenin tuşları üzerinde hızlı bir şekilde hareket ederken, tek bir hedefim vardı. Vándalo’nun veya Eren’in telefonunu hacklemem gerekiyordu.
Eren aptal değildi; bu konularda sistemini en ince ayrıntısına kadar detayla korurdu. Aklımdaki üç farklı yolu denedim fakat hepsi başarısız oldu. Kimliğimi korumak için karmaşık VPN ağları kullanıyordum. Eğer olduğum konumu fark ederse işler daha da sarpa sarabilirdi. Bunu şu karmaşıklığın ortasında göze alamazdım, en azından şu anlık.
Vándalo’ya gelirsek... O, başlangıcın sinsi ilanıydı. Onun üzerinde çok daha ince çalışmalıydım. O İtalyan piçi bu aralar her yerden çıkıyordu, kesin yine bir haltlar karıştırıyordu.
İkinci yöntemimle bilgisayarındaki gizli dosyalara erişmeyi başardım. Monitörden yayılan mavi ışık gözlerimi yaksa da bakışlarımı ekrandan ayıramazdım. Her saniye önemliydi, her şey pürüzsüz olmalıydı. Bakışlarım aradığım dosyayı görünce keskinleşti. Parmaklarımı fareye götürüp dosyayı açtım.
Birkaç video ve isimsiz dosyalar yan yana dizilmişti. Dosyaların adları karmaşık rakamlardan oluşuyordu ama en çok gözüme çarpan V. adlı dosyaydı.
Dosyanın üzerine iki defa tıklayıp açtım. Gördüğüm şeyle olduğum yerde duraksadım; boğazıma devasa bir yumruk oturmuştu. Gözlerime batan o ışığı es geçerek ekrandaki fotoğrafları sindirmeye çalıştım. Klasörde toplamda 291.964 fotoğraf vardı! Hepsinde, içlerinde Lavinya'nın her hareketinin çekilmiş olduğu anlar vardı. Hızla sayfayı kaydırıp tarihlerine baktım. Tam da tahmin ettiğim gibiydi...
Herşeyi kontrol altına alıyorlardı aslında onun yerini hep biliyorlarmış sadece örümcek ağı kurup tuzağa düşmemizi bekliyorlardı.
"Sikerler!" diye sinirle bağırdım boş odaya doğru.
Nasıl fark edememiştim?
Nasıl bir hastalıktı bu, kafayı mı yemişti bu herif?
Lavinya’nın tahminince 5-6 yaşlarından itibaren başlayan ve şu ana kadarki tüm hayatının fotoğrafları vardı burada. Bu akıl kârı değildi! Gözlerim bu iğrenç görüntüleri görmemek için o an kör olmayı diledi.
"Vándalo... Seni piç kurusu, sen bittin."
Lavinya’nın bir çiçek kadar narin olan ruhunu inciteceklerdi. Ama seni koruyacaktım, canım pahasına olsa da... Ben o ateş çemberinin etrafında dolaşan bir kurt olsam da seni o kurtlara yem etmeyecektim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

66okunma 13beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…