Geceye Karışanlar kitap kapağı

21. bölüm / 18

18. Bölüm: Barut Kokusu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 18. Bölüm: Barut Kokusu

Yaşlar süzülür gözlerinden, içindeki sessiz çığlıkları kimse görmez. Hep denilenin aksine insanoğlu hep yalnızdır ve bunu kabullenmeyen tek canlıdır.

"Bırak kolumu!" diye tiz bir çığlık attığımda, koca parmaklarını üstümden çekti Vándalo yüzünü ekşitip aldığı nefesi sakince verip bakışlarını yüzüme çevirdi.
"Sana zarar vermeyeceğim Lavinya, akıllı dur."
İçimdeki korku bedenime yansımıştı, bedenim zangır zangır titriyordu. Parmak boğumlarım sertçe kesilmişti. Parmaklarımı sıkıp titremeyi göz ardı ettim. Hızlı atan kalbimin sesini kulaklarımda tanımlamama rağmen nefes alamıyordum. Hareketlendiği an adımlarım geriye doğru gitti. Arkamdaki kapı açıktı; eğer hızlı hareket edersem kaçabilirdim ya da zorluk çıkarmadan onlarla gidecektim.
İlk seçenek daha cazip geliyordu.
Hızla arkamı dönüp evin içine girdim. Diğer dış kapıdan çıkmam gerekiyordu. Dizlerimin titremesi, çevremdeki eşyalara çarparak koşmama sebep oluyordu.
"Dur!" Dedi aksanlı İngilizcesiyle
Arkadan gelen sese kulak vermeyip daha hızlandım. Sonunda kapıyı bulup açtıp gecenin soğuk rüzgarı yüzüme doğru esti. Vakit kaybetmeden dışarı çıktım, kimse yoktu burada. Boğazıma bir yumruk oturmuştu.
"Sana dur diyorum!"
Sesi duyduğumda içimden bir ürperti geçti. Koştum, arkama dahi bakmadan... Yolu inleten, ışıkları gözlerimi kısmama sebep olan bir araç son süratle üstüme doğru geliyordu. Elimi gözlerimin önünde siper ederken gördüğüm şey ile adımlarım yere çakıldı; bu Eyah’ın arabasıydı.
Yanımıza ulaşması birkaç saniye kadar sürmesine rağmen Vándalo yanıma ulaşmıştı. Benden daha heybetli olan bedenini savurmam imkansızdı. Kolumu tekrar kavradı bu sefer diğerinden daha sert tutmuştu, tuttuğu yer kesinlikle moraracaktı.
Gelen araba bize yakınken direksiyonu kırdığında gözlerim Eyah’ı arıyordu.
"Lavinya!"
Beklediğim ses ortamda yankılanınca sevinemeden şakaklarıma dayanan soğuk namluyu hissetmem bir oldu.Bedenim donmuştu. Eyah tozun dumanın içinde durduğunda, sarıya çalan gözleri ile gözlerim buluştu. Boğazındaki yumruk şu anda daha net oturmuştu.
"Eyah?" Pürüzlü sesim konuşmama engel oluyordu.
"Eyah, neler oluyor, bu adam da kim?" O an gözlerimin içindeki yaşlardan mı bilmiyorum ama bakışları donuklaştı; sanki bilmemem, öğrenmemem gereken şeyler varmış gibi...
Gözlerini Vádolo’ya çevirip başka bir dilden konuşuyorlardı. Tahminimce İtalyancaydı.

Eyjah Valenti

İçimdeki sessiz korkuyu dışarıdan belli etmemeye çalışsam da en birincil düşmanım Vándalo’un gözünden kaçmamıştı. Ben onun için bir piyondum; tek kullanımlık, işe yaramaz bir figür... Çünkü dünyanın işleyişini tek kendisinin bildiğini sanıyordu; beni Lavinya'ya karşı kullanacaktı ve kullandığı zaman hayatın patlak anı olacaktı.
"İndir o namluyu, Vándalo." Sakin tutmaya çalıştığım sesimi Lavinya'nın içindi bulunduğu durumda daha fazla gerilmemesi için İtalyanca konuşmaya karar verdim. Lavinya'nın gözlerinden akan yaşlar içimden bir şeyleri istemsizce parçalıyordu.
"İndirmezsem ne olur, eski dostum?"
Bakışlarımı sesin geldiği yöne doğru tuttum. Dişlerimi sıkarak nefretimi kontrol altına almaya çalıştım ama nafileydi.
"Onu bu işlere karıştırma Vándalo, zararlı sen çıkarsın."
Küstah bakışlarla kuşanan Vándalo, şu anda kimin zararlı çıktığını gözleriyle dile getirdi. Elindeki namluyu biraz daha bastırdığını Lavinya'nın ekşiyen suratından belli ediyordu. Ellerinin altındaki bedene acıyla yüzü buruşan Lavinya'nın acısı bedenime işlemiş gibi yüz kaslarım gerilmişti.
"Ne istiyorsun!" diye sesimi yükselttim. Vandal'ın yüzündeki zafer gözle görülürdü.
"Lavinya'yı."
"Benimle dalga mı geçiyorsun?"
Sesimin tonunu alçaltmadan onlara doğru bir adım atacaktım ki namluyu kaldırıp bir el havaya ateş etti İtalyan piçi. Kaşlarını kaldırıp bu işin şakasının olmadığını tekrar hatırlattı. Korkudan çığlık atan Lavinya'ya gözleri ilişti; korkudan bedeni zangır zangır titriyordu. İçten içe ona zarar gelmesini kendime yediremiyordum.
"Ne istiyorsun, şeytan?" Aramızdaki on adımlık mesafeye rağmen bir adım geri çekilerek sordum.
"Kazanmak."
"Sence kazanamıyor musun şu an? Bırak artık, kız korkuyor; görmüyor musun korkudan titriyor... Bırak onu."
Elindeki namluya rağmen sırıttı; düşmanıyla oynamaktan büyük bir zevk duyuyordu.
"Diz çök!"
Duyduğum kelimeyle zihnim durdu. O an zaman durdu, Tanrı'nın varlığını bir kez daha sorguladım. Bu zaman dilimi ona asırlar gibi gelmişti.

Kurtlar Sofrası - 7. Madde:
Eğer bir gölge lideri diğer gölge liderine diz çökerse, çöktüren kişi masada saygınlığı artan üyelerden biri olur.

Zehirli madde kafamın en ücra köşelerinde dolaştı. Bunu yapmalı mıydım? Lavinya için soyadım küçük düşecekti. Hiçbir şeyden haberi olmayan kuzu kılığındaki Lavinya sessizce ağlıyordu, elimden başka bir şey gelmiyordu. Lanet olsun. Lavinya'ya her zaman, kendisi dahi olsa hiç kimseye boyun eğmemesini ve güçlü durmasını öğrettiğimi sanmıştım. Hiçbir erkek onu güçsüz görmemeliydi, o kendine yetmeliydi çünkü hayat ona acımayacaktı.
Son kez ürkmüş gözlerine baktım; koyu renkli gözlerinin rengi açılmıştı. Bu kadar kolay yenilemezdim, böyle olmamalıydı. Bedenim benden bağımsız hareket ederek yavaşça dizlerimi yere buluşturdu. Karar vermiştim, Lavinya için kendimi feda edecektim.
O anki cümleleri destanlar bile yazamazdı, kelimeler döküldü aklımdan.
Bir tatmin, kalp kırıkları ve kullanılmak... Kelimeler yankılandı zihnimde. Vándalo'nun yüzündeki tatminkar sırıtışı ve Lavinya'nın yüzündeki yıkım her şeyi duraklatmıştı.
Çöktüğüm yerden belimi dikleştirip tek cümle söyledim:
"Bırak onu."
Vandal bu sefer kahkaha attı. Benimle dalga geçiyordu. Namluyu yavaşça çekip bana doğru yönlendirdi; zamanın akışı biraz daha yavaşladı o an için. Namluyu tam kalbimin olduğu yere çevirdi, vurabilme ihtimali daha yüksekti ama ben kıpırdamadım. Karanlık işlerde hayatımı her zaman kumara bağlı bir şekilde yaşamıştım.
Lavinya bedenindeki soğuk metali hissetmediğinde silaha baktı, ardından doğrulan kişiye bakışları kaydı. O an aklından bir sürü senaryo geçmiş gibi göz bebekleri küçülmüştü; onun yüzünden vurulacağımı düşünmüş olmalıydı. Hayatı boyunca hep vicdan azabı ile yaşayacaktı, bunu istemedim. Hiçbir şey onun suçu değildi; o hayatını, ailesini ve dedesini seçmemişti.
O, bu hayatı seçmemişti.
"Bunu yapma Vándalo, yalvarırım sana, ne istersen..."
Cümlesini tamamlamadan son kez bana baktı Lavinya.
"...Ne istersen yaparım, ona zarar verme." dedi beni kastederek.
Vandal'ın yüzüne asılan bu duyguya anlam veremedim.
Boşvermişlik? Kıskançlık?
O hissetmezdi ki...
Hayatında duygu anlamını Lavinya'da bulduğunu sanıyordu oysa sadece takıntıdan ibaretti. Şimdi ise uğruna masaya ihanet ettiğim kız benim için kendini feda ediyordu; istemeden kaşlarım çatılmıştı.
Namluyu daha sıkı kavrayıp omzuma doğru hedef aldı. Dizlerinin önünde çöken adama, saniye içerisinde gözünü kırpmadan kalbine vurabilecekken son anda kararını değiştirip omuzumdan vurmuştu.
Kurşunun isabet etmesiyle golf topu çarpması gibi olup ardında eşsiz bir acı sarmalamıştı bedenimi. Parmaklarımı yaranın üzerine tutup arkaya doğru yığılmıştım. Barut kokusunun içinde olup ilk kez vurulmuştum.
Berbat bir histi.
Lavinya'nın acı çığlığı etrafı bastırmıştı; sanki o acıyı kendi çekiyormuş gibi, zaman durmuştu. Akrep yelkovana zehrini salmıştı, acılar kesinleşmişti.
"Eyah!" diye bağıran Lavinya, Vándalo'nun koca kurtulmaya çalışmıştı ama yapamamıştı. Boğazından ardı ardına gelen acı hıçkırıklar düğümleniyordu.
"Sen ne yaptın İtalyan kurusu!" Kesik nefesiyle hıçkırıkların arasından cümle kurmaya çalışıyordu.
"Laflarına dikkat et." Vándalo ardından kolunu bırakmıştı.
Omzumdaki sızıya rağmen elini çeneme yerleştirdi.
"Eyjah..." Hızla yanıma yetişip yere yılan bedenime diz çöküp, kafamı dizinin üzerine yerleştirdi sıcak nefesi suratıma çarpıyordu. "Eyjah, bana bak." Dönen zihnimin içinden seçebildiğim Lavinya'nın sesini ayırt edebilmiştim. Gittikçe azalan nefesimle bir kez daha kokusunu içime çekmek istedim. Bencildim, bunu şu anda anlamıştım. Yüzünde bakışlarımı dolaştırdığımda onunla geçirdiğim zaman aralığı gözümün önünden film şeridi gibi geçmişti. Ölüyor muydum? Omzumu hissetmiyordum, aslına bakarsan bedenimi de hissetmiyordum, ben hiçbir şey hissedemiyordum...
Gecenin karanlığı bizi sanki içeriye çekiyor, ağıtlar yakıyordu.
"Beni bırakma... Gitme..." Dedi hıçkırıklarının arasından. Yağmurla birleşen gözyaşları bile acısını gizleyemiyordu. Hıçkıra hıçkıra ağlaması içimdeki bir şeyleri parçalamıştı. Ağırlaşan göz kapaklarım gücümün tüm sınırlarını kapatmıştı. Elimi çenesine yerleştirdim, elim bedenine sürtünerek yere düştü. Nefes alamamak ciğerlerimi yakıyor, acı ağırlaşıyordu.
"Hayır... Hayır... Benim yüzümden..." Lavinya'nın acı feryatları son duyduğum şey oldu. Havanın soğukluğu bedenimi kavrayarak karanlık, işkence ederek beni içine çekiyordu. Ağzımın kenarından akan sıcak sıvıyı hissettiğimde Lavinya titreyen iki avucunu yüzüme yerleştirdi.
"Eyah... Bana bunu yapma..."
Bir kere daha hıçkırık kaçtı dudaklarından.
"Beni burada yalnız bırakma!"
Bedenimi kendine çekerek sımsıkı sarıldı. Adı gibi çiçek olan kokusu burnuma dolduğunda gözümden düşen yaşı hissetmiştim. O da biliyordu, son ağıtlar bir işe yaramazdı çünkü ona öyle öğretmiştim. Acısını içine gömülü bir şekilde kalmamasını diledim ve bir hayatın sonuna gelmiştik. Ve beni en derin yaralayan yaşamdı bu; sonsuzluğun acısını ebedi kılan ruhum bedenime tutundu.
Ve bilincimi sonsuz karanlığa teslim ettim...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…