00:09

Vaveyla Yazarı: sky '

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: 00:09

10. Bölüm: 00:09
"Kimseye Güvenme"
Umay Soykan'ın anlatımıyla...

Taburcu edildikten sonra, nihayet evime kavuşabilmiştim. Yatağımın içinde, kitabımı okumaya çalışıyordum. Okumaya çalışıyordum, çünkü uykum gelmeye başlamış olacak ki gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Kaldığım yere ayracı koyup, kitabın kapağını kapattım. Ayağa kalkıp, kitaplığı gitmeye üşendiğim için masamın üstüne koydum. Üşengeç bir insan olduğumu kabul ediyorum.

Kafamı yastığıma yaslayıp, kendimi uykuya teslim etmek üzereyken telefonum buna izin vermedi. Zaten asla düzgün uyuyamam! Söylenerek, başucumda ki telefonumu aldım.

Şarjı yüzde 4 olmasına rağmen, telefonumu açtım. Şarjı düşükken, telefon açma isteğim olmuyordu genelde. Açtığım gibi Bilinmeyen Numaradan mesaj geldiğini gördüm. Bulanık gördüğümden dolayı, gözümü ovuşturup tekrardan baktım. Evet, yanlış görmedim bilinmeyen numaraydı.

Bilinmeyen Numara:
Kimseye güvenme.
00:09

Ya yine ne oluyor?

Umay:
Kimsin ya?
Görüldü.
Karan'ın gizemli çocuk olduğuna göre, bu bilinmeyen numara da kimdi? Her neyse, her bilinmeyen numara Karan olmuyor! Büyük ihtimalle şaka yapıyorlardır. Büyük ihtimalle...

Perdeyi yavaşça aralayıp, dolunayı izlemeyi istedim. Dolunayın parlak ışığı, odamın içine huzur dolduruyordu.

Gecenin huzuru, sabahın atmosferine göre çok farklı. Ben gece olunca, daha huzurlu oluyordum.

Geceleri genellikle ben uyanık olurken, annem horul horul uyuyor oluyordu. Evin gece kuşu bendim. Şu aralar, annem ile nedenini bilmediğim halde eskisi kadar muhatap olmuyordum. O zamanlar ile şu anki hayatımdaki tek fark, Karan'dı. Artık uyumam gerektiğini düşünerek, uyumaya koyuldum.

İyi uykular Uyuyan Güzel, diyenler nerede acaba?

Sabahın doğuşunu, yandaki müstakil evin bahçesinde öten horozun sesiyle anladım. Susmak bilmiyor bu horozlar! Aslında bizim sokak, tenha bir sokaktı. Fakat bu deli kadın, sanki burası bir ahırmış gibi evimizin yanında tavuk, horoz besliyordu. Ve biz masum insanlar, maalesef ki güzel uykumuzdan ediliyorduk.

Benim iki gün, rahatça uyumam gerekirken çektiğim bu çile nedir?

Uykulu halimle, başucumda ki telefonumu alıp ekrana göz gezdirdim. Gözlerimi kısıp, saati okumaya çalıştım. Saat yedi buçuktu! Yedi buçuk! Fakat tek gördüğüm saat değildi, +2 bildirim.

Karan:
Okula gel, seni özlüyorum.
07:00

Bu çocuk çok şapşal!

Umay:
Gelebilirim aslında, zamanım da var.
Geliyorum,
07:34

Üstümden yorganı atıp, heyecanla ve yüzümde bir sırıtışla yataktan fırladım. Annemi uyandırmamak adına, ayak uçlarımda yürürken annem, beklemediğim bir anda karşımda belirdi.

"Ay!"

"Nereye gidiyorsunuz Umay Hanım?"

Gözlerimi havaya dikip, "Hiç!" dedim harfleri uzatarak.

Kapıdan geçmeye çalışırken, annem nereye geçsem önümde belirdi. "Anne ne yapmaya çalışıyorsun, Allah aşkına!"

Alayla kıkırdadı, "Siz nereye gidiyorsunuz? Onun cevabını alayım." derken ciddileşti. Allah'ım sabır ver...

Ağzımın içinden konuştum, "Okula," dedim.

"Nereye!"

Sesimi yükseltim. "Okula!"

Sıkıntıyla iç çekti. Elini yanağıma yaslayıp, şevkafle başparmağıyla yavaş yavaş okşadı. "Olmaz anneciğim, dinlenmen gerekiyor." Annem, değişik bir kadındı. Bir anda sinirlenir, ve de anında sakinleşirdi. Bu da garip özelliklerinden birisi! Saçlarından yataktan yeni kalktığı anlaşılıyordu. Çalı süpürgesi gibiydi âdeta. Duvara yamuk asılmış aynadan kendini görünce irkildi. "Kız!"

Masamın yanında unutmuş olduğum siyah lastik tokayı eline alıp, gelişigüzel bir anne topuzu yaparken, "Hiçte söylemiyor, saçın kuş yuvası gibi diye!" dedi tükürerek.

Ona belli etmeden kıkırdadım, görürse ayağından hiç çıkarmadığı pembe terliklerini, kafamda kırardı. Annemden bu nedenle korkuyordum, çünkü bunu yapabilecek bir potansiyeli vardı.

Annem aynadan karışmış saçlarını düzeltmek ile uğraşırken, ben bu anı fırsat bulup annemin yanından süzüldüm.

Tuvalete girdiğimde, kapıyı sessizce kapatıp arkama yaslandım. Rahatlamış gibi bir nefes verdim. Ayılmak için yüzümü yıkadıktan sonra, havluyu yüzümde gezdirdim. Aynadan yüzümü inceledim, sivilcelerim ortaya çıkmaya başlamıştı. Yeter diye bağırmak istiyorum! Bu sivilceleri yok etmek için elimden geleni yapmıştım. Örnek verecek olursam sarımsak... Neyse!

"Dokunma Umay, sakın!" diye kendimi şimdiden uyarıyorum.

Annemin sesi ne olduysa bir anda yükselmişti. Bir dakika kiminle konuşuyor? Kapıyı anneme belli etmeden araladım. "Sana demedim mi beni bir daha arama diye!"

Sessizce konuşmaya başladı. Başka neler dediğini duyamadığım için, ayak uçlarımda yürüyüp kapının yanına geldim. Evet şimdi herşeyi duyabilirim. Kendinden emin konuştu telefondaki adam, "Umay, elinde sonunda gerçeği öğrenecek, Yasemin." dedi.

Annem tedirgin oldu. Tırnaklarını kemirirken, "İzin vermem. Asla." deyip telefonu adamın yüzüne kapattı. Neler oluyor ya? Annem kapıdan geçecekken, karşına geçtim aniden. Soğukkanlılıkla, "Kiminle konuşuyorsun anne?" diye sordum. Yüzü aniden buz kesti. Derin nefes alıp verdi. Benim rahatlamamı sağlamak adına, ellerini omzuma koyup okşadı. "Kızım yok bir şey, okula gidebilirsin çok istiyorsan?" diye konuyu dağıtmaya çalıştı. Yalan söylemeye meyilli olması, bemi sinirlendiriyordu. Annem küçükken, bana asla yalan söylemeyeceğine dair söz vermişti. Ama sözünü yerine getirmiyordu. "Anne beni ikna etmeye çalışma. Neler oluyor?"

Üst dudağını yaladı. "Şuan sana bunu anlatmaya korkuyorum, Umay," derken tedirgin olduğu anlaşılıyordu. Gözlerinin içine bakıp, "Ne olursa olsun, benden sakladığın o şeyi öğreneceğim, ölmeden." derken sesim ciddiydi.

Şaşırdı. "Ölmeden derken?"

"Artık kabullendim anne, ölüme yakınım." Omuzuna çarpmadan yanından geçtim. "Umay—" diyecekken kapıyı yüzüne kapattım. Umursamadım, ilk defa. O gerçeği öğrenecektim.