00:07

Vaveyla Yazarı: sky '

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: 00:07

8. Bölüm: 00:07
"Bilinmeyen Ses"
Umay Soykan'ın anlatımıyla...
O an sanki boğazım düğümlenmiş, konuşamaz hale gelmiştim. İnsanın —yani benim— en önemli anlarda, boğazı düğümlenir ve konuşamaz. İşte şuan başıma gelende oydu. Dudaklarımı kararsız bir şekilde birbirine bastırdım. "Aslında," diye konuştum sonunda. "Buna pek hazır olduğumu düşünmüyorum." diye yanıtladım. Daha konuşalı 1 hafta olmuştu!

Başını anlayışla hem de üzgün bir şekilde, yavaş yavaş salladı. "Seni anlıyorum," dedi sakince. "Sevindim," dedim.
"O zaman flört zamanı biraz daha uzayabilir." dedim gülerek. Bir anda gülümsemesi büyüdü, "Tamamdır," dedi. Aklıma takılan bir soru vardı. "Bir şey sorabilir miyim sakıncası olmazsa?" diye sordum merakla.

"Tabii," Parmak uçlarımı birleştirip, küçük bir çatı oluşturdum. "Uzun zamandır merak ediyordum, Kuzeyle neden hiç konuşmuyorsun?" Burnundan derin bir nefes aldı, göğsü şişti. Bu konu hakkında pek konuşmak istemiyormuş gibi duruyordu. Parmak uçlarıyla oynadı. Stres olduğu her halinden belli oluyordu. Gözlerini etrafta gezdirdi. "Kuzey, babamda kalıyordu. Ben ise annemde." diye konuya girdi. "Annemle babam, biz çok küçükken boşanmıştı." Hâlâ gözleri etrafta geziniyordu.

"Bu yüzden Kuzey ile çok yakın değiliz. Fakat o bana hayatta yaptığı her şeyi anlatırdı. Hâlâ da anlatır." dedi.
Sıkıntıyla nefes verdi, "Yaşadığı zorbalıklar, ilk hoşlandığ kız..." dedi. "Aslında biz çok zıt gruplarız.Tek ortak noktamız aşırı sessiz olmamız. Fakat o benden daha sessizdi. Kimse ile konuşmazdı. Konuşsa bile mesajla." dedi. Bunları anlatırken nedense çekiniyor gibiydi.

Gözlerime bakarken, daha çok şey anlatmak istiyor fakat anlatamıyor gibiydi. Gözleri dolmaya başlarken onu güldürmek adına, "Kuzey ile Güneysiniz yani!" dedim. Nafile, yaptığım şaka hiç komik değildi! "Evet," dedi duygusuzca. Ayıp olmasın diye güler ya insan! Başımı anlayışla salladım. Onu pürdikkat dinledim. "Onu hiç görmedim, acaba sana benziyor mudur?" diye sordum. Başını olumsuz anlamda iki yana salladı. "Dürüst olmak gerekirse, o benden daha yakışıklı.

Mavi gözleri herkesi etkilerdi." Dudaklarımı yavaşça büzerek, onu dinledim. Vay be! Anneler neler doğuruyor! Omuzuna elimle hafifçe vurdum. "Abartma sende çok yakışıklısın." Aferin Umay! Utançtan yanaklarım al al olmaya başlarken, ellerimi yanaklarıma yasladım. Kehribar gözlerinin içinde kaybolurken, sırıttı. "Bu halin çok tatlı." diye mırıldandı. Bu çocuk beni mahvediyor.

Kıkırdadım, beni nasıl tavlayacağını iyi biliyordu. Küçük iltifatlar benim içimin kıpır kıpır olmasına neden oluyordu. Bunu pek dile getirmezdim. Sırıtarak ona tekrar baktım, "Eyvallah," dedim elimi yavaşça göğsüme vurarak. Salağım!

Kıkırdadı, "Eyvallah mı?" dediğimde dudaklarımı birbirine bastırdım. Eyvallah diyen kız olmaz mı? "Evet," dedim.
Bir elimi omzuna koyup, "Ben artık gideyim koçum!" dedim, âdeta bir kabadayı gibi. Kahkaha patlattı, "Bu halin oldukça garip," dedi. "Alış koçum!"

Merdivenlere doğru yöneldim, artık gitmenin vakti gelmişti. Çünkü konuşmaya devam edersem utançtan bayılacaktım. Ve de açlıktan... Yavaştan gözlerim kararmaya başlamış, önümü göremez hale gelmiştim. Çantamda her zaman bir çubuk krater bulundururdum. İhmal etmezdim, acıktığım gibi çantamdan çıkarıp kemirirdim.

Sınıfa çıkarken, adımlarım birbirine karışıyor yürüyemiyordum. Biraz dramatize etmiş olabilirim fakat gerçekten aynen betimlediğim gibi oluyordu. Hem baş ağrısı, hem de açlık hissiyatını aynı anda yaşamak gerçekten zordu. "Daha fazla dayanamıyorum..." diye mırıldandım. Son bir kat kalmıştı. Bayılmamada az kalmıştı. Merdivenin korkuluklarına dayadım başımı, gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Ve teslim ettim kendimi... Bir ses duymuştum. Sadece bir ses. Hiç tanımadığım bir ses. Ama huzur verici, hem de bir pamuk gibi hafifti. "Umay!" dedi. Kimin sesiydi bu?