10. bölüm / 12
Gecenin On İkisi, Texting (Düzenleniyor)00:08
Bölümler 12Şu an: 00:08
9. Bölüm: 00:08
"Hastane Odası"
Umay Soykan'ın anlatımıyla...
Gözlerimi yavaşça araladığımda, kendimi hastanede buldum. Bir hemşire beni sürekli olarak kontrol ediyor olacak ki, "Sonunda uyandı!" dedi, derken sesi oldukça sevinçliydi. Yanımda hiç tanımadığım, hayatımda görmediğim bir çocuk olduğunu fark ettim. Çocuk, uyandığıma sevinmiş gibi bir oh çekti. Rahatlamış gibi, elini göğsüne yasladı. Gözlerini anında bana çevirdi, "İyi misin?" diye sordu telaşla. Bu kimdi ve niye benim için telaş etmişti?
Gözlerini vücudumda gezdirerek, beni kontrol etti. "Yemek yemelisin," dedi. Gözlerimi kıstım, onu tanımaya çalışıyordum. Az daha zorlasam tanıyacaktım, kendimden emindim.
Siyah saçları dağılmış, mavi gözleri de âdeta bir okyanusu anımsatıyordu. Bembeyaz teni ise âdeta süt gibiydi. Çocuğu dikkatle incelerken çocuk, bakışlarını kendi üzerine çevirip kendini kontrol etti.
Aha! Jeton şimdi düştü. Gözlerimi fal taşı gibi açıp, "Sen!" dedim işaret parmağımı ona doğru sallarken. İşaret parmağıma baktıktan sonra tekrar gözleri beni buldu.
"Kuzeysin, Karan'ın kardeşi!"
Onun için zor bir şey olacak ki, gözlerinin mavisi buz gibi soğudu.
Başını usulca salladı. "Evet benim," derken sesi soğuk çıkmıştı. Hem de bir bıçak kadar keskin. "Tekrar soruyorum iyi misin?" şimdi ki sesi, diğer ses tonuna göre daha yumuşaktı. Çocukça omuz silktim, "İdare eder," dedim. "Allah şifa versin," deyip ayaklandı. Ellerini dizlerine yaslayıp, oturduğu sandalyeden kalktı. "Kendine dikkat et lütfen," dedi kapıya doğru yürürken. Kapının önüne geldiğinde duraksadı, omuzunun yanından bana doğru baktı. Sıcak bir tebessüm ederek, odadan ayrıldı. Dudaklarımı büzerek düşünmeye başladım. Neden buraya gelmişti?
Galiba beni hastaneye getiren çocuk Kuzeydi. İyi bir çocuğu andırıyordu. Yani tabii bana öyle geldi. Etrafa bakınırken, bana serum taktıklarını fark ettim. Görmeyi en nefret ettiğim görüntü ve en çok görmeye maruz kaldığım görüntüydü.
Hastane odası, diğer gittiğim hastane odalarına göre fazlasıyla küçüktü. İçinde bulunduğum hastane yatağı ise aynı benim yatağım kadar yumuşak ve rahat hissetiriyordu. Oflayarak şafaklarımı ovuşturdum. Açlığımı hissetmiyordum fakat yemek yemeye oldukça ihtiyacım vardı.
Kapı aniden açıldı, annem koşarak yanımda belirdi. Endişeyle, "Kızım, nasıl oldu? Ne oldu annem?" diye sorulara boğdu beni.
Hâlâ endişeli haliyle bana bolca sorular sorarken, onu teselli etmeye çalıştım. Annemi korkuttuğum için kendimi çok kötü hissediyorum. Sakin bir tavırla, "Anne sakin ol lütfen," diye uyardım. Ben yatağın içinde gömülmüş bir şekilde dururken, annemin göz yaşları şimdiden akmaya başlamıştı.
Ağlamamak için kendini zor tutarken, nazikçe elimi elinin üstüne koydum. "Her şey geçecek." dedim zar zor gülümsemeye çalışırken. Kıpkırmızı olan gözleri beni buldu. Evet annem de aynı benim gibi. Daha doğru düzgün ağlamadan gözleri kıpkırmızı olurdu.
Boğuk sesiyle, "Evet, geçecek." dedi. Derin bir nefes aldım, "Artık her gün düzenli besleneceğim. Söz veriyorum." Annem üç parmağını kaldırdı, "3 kere de bakalım." dedi gülümseyerek. Kıkırdadım, küçükken söz verirsem üç kere verirdim. "Söz veriyorum," dedim. "Söz veriyorum." derken sesim titremişti. Çünkü bu sözün boşa çıkmasından çok korkuyordum. Yemek yemek istesem bile midem almıyordu. En sevmediğim özellik.
Yutkundum, "Anne," dedim. Başını bana çevirdi. Gözlerinde hâlâ kıpırdamayan bir endişe vardı. Yemyeşil gözlerinin içine bakakaldım. "Yalnız kalabilir miyim?" diye sordum çekinerek. Başını sallayıp, ayağa kalktı. Kapıya doğru yöneldi. Son kez arkasından bana baktı, gülümsedim içini rahatlatmak için. Karşılık verip gülümsedi ardından odadan ayrıldı. Oda aniden sessizliğe kapılmıştı. Bana göre sessizlik huzurun bir göstergesi. Kendimi ölüme yaklaşmış olarak hissediyordum. Eskiden bu düşünceler beni etkilesede, artık sonumun yaklaştığını kabullenmiştim.
'Umay kendine gel!' diyorum. Fakat hiç bir işe yaramıyor. İnsan sonunu hisseder derler ya. Aynen öyle... Bende bundan dolayı hayatımı yarınlar yokmuş gibi yaşıyordum. Yorganımın üstündeki motifleri parmaklarımla incelerken, bir doktor odaya girdi. Gözlüğünü yavaşça aşağı çekip, "Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordu soğuk bir tavırla. Omuz silktim, "Aç!" derken kıkırdadım.
Doktor esprimi hiç komik bulmamış olsa ki gözlerini devirdi. Bana göre komik bir espiriydi. Ah bu doktorlar espriden anlamıyor! Dudaklarımı büzerek, "Peki ya, bir kaç saat öncesine göre daha iyiyim." dedim. "Okula 2 gün gitme, rapor yazacağım." dedi defterine not ederken. "Evde yat dinlen. Ayrıca düzenli beslenmeyide unutma."
Onu dinlediğimi belirtmek adına başımı salladım. "Haklısınız." dedim. Doktor ellerini gömleğinin ceplerine atarak odadan çıktı. Yine odada kendim ile başbaşa kalınca, ne yapsam diye düşündüm.
Telefonumu yanımdaki masadan alıp, yemek yeme videoları izlemeye başladım. Yemek yeme videoları izleyeyim ki, canım çeksin! Gerçekten biraz psikopat olduğumu düşünmüyorum. Ben video izlerken kendimi o kadar kaptırmışım ki, kapının önünde birisi olduğunu bile fark etmedim. "Umay!" dediğinde irkildim. Yerimden zıpladım âdeta. Gözlerimi kapının önündeki kişiye çevirince, hem şaşırdım hem de mutlu oldum. İki duyguyu aynı anda yaşadım diyebilirim.
"Hoş geldin Karan!" dedim tatlı bir tebessüm eşliğinde. Tebessümüme karşılık verip, yanıma doğru yürümeye başladı. Başını yere eğip, etrafımdaki en yakın sandalyeyi yatağıma yaklaştırdı. Sandalyeye yavaşça kendini bırakıp, kehribar gözlerini bana çevirdi. Korku dolu bir nefes verip, "Kendini nasıl hissediyorsun Umay?" diye sordu. Anlaşılan benim için endişelenmişti.
Dudaklarımı kararsız bir şekilde büzüp, omuz silktim. "Bilmem, iyi gibi?" dedim. Dudağının kenarını ısırıp, etrafı kontrol etti. "Senin için endişeleniyorum." derken sesi oldukça endişeliydi. Herkes aynı şeyi diyor, ben bu sözden sıkılmaya başladım. Nefes alıp, yavaşça verdim. Buruk bir gülümseme ile cevap verdim, "Evet, herkes aynı şeyi diyor Karan. Fakat bu..." derken zorlanıyordum. "Benim elimde olan bir şey değil."
Anlayış dolu gözleri, bana umut veriyordu. Sanki o gözler bana sürekli olarak baksa, benim bu elimde olmayan şey düzelecekmiş gibi geliyordu. "İyileşeceksin, benimle."
