Gecenin Koruması kitap kapağı

13. bölüm / 16

Gecenin Koruması

Bölüm 13: Sessizliğin Rengi

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: Bölüm 13: Sessizliğin Rengi

Kulübenin salonundaki zifiri karanlıkta zaman adeta durmuştu. Tek ses, dışarıda Karadeniz’in kayalıkları döven dalgaları ve Gece’nin hızlanan nefes alıp verişiydi. Gece, sırtını duvara yaslamış, iki eliyle kavradığı silahın namlusunu kapıya doğru doğrultmuştu. Efe ise hemen önünde, adeta canlı bir kalkan gibi dikiliyordu.
Efe’nin boğazından yükselen alçak hırıltı aniden kesildi. Koca oğlan başını hafifçe sola eğdi, burnunu kapının altındaki ince aralığa yaklaştırıp derin bir nefes kokladı. Tüyleri hâlâ kabarıktı ama duruşundaki o saldırgan gerilim yerini garip bir meraka bıraktı. Kuyruğu bir kez, isteksizce sallandı.
Verandadaki tahta tahtaların üzerinde ağır, aksak bir adım sesi duyuldu. Biri merdivenleri tırmanıyordu.
Gece silahın emniyetini açtı. Metalik tık sesi karanlıkta yankılandı. "Efe, bekle," diye fısıldadı.
Kapı üç kez vuruldu. İki kısa, bir uzun.
Bu, Bordo Tim'in kendi arasındaki özel emniyet işaretiydi.
Gece’nin göğsünü sıkıştıran o devasa kayalık bir anda yerinden kalktı. Yine de silahı indirmeden, adımlarını sessizce atarak kapıya yaklaştı. "Kim o?" dedi, sesi dışarıya sert çıkmaya çalışsa da içindeki endişe tınısını gizleyemeyerek.
"Yenge, benim... Barış," dedi kapının arkasındaki bitkin ses.
Gece hemen kilitleri açıp sürgüyü çekti. Kapı aralandığında içeriye rüzgârla birlikte yoğun bir çamur ve hafif bir barut kokusu doldu. Dışarıda, eşikte duran kişi Bordo Tim’in yedek kuvveti Yüzbaşı Barış’tı. Üzerindeki kamuflaj çamur içindeydi, yüzü is ve çiziklerle kaplıydı. Sol omzunu hafifçe tutuyordu ama ayaktaydı.
Efe hemen Barış’ın yanına sokulup elini kokladı. Barış, koca oğlanın başını okşayıp içeri adım attı.
"Barış! Ne oldu? Yaralı mısın?" Gece hemen kapıyı kapatıp kilitledi, ardından salonun küçük abajurunu yaktı.
"Önemli bir şey değil yenge, sıyrık," dedi Barış, nefes nefese bir berjere çökerken. "Çevre emniyeti alırken orman sınırında bekleyen gözlemciyi fark ettik. Sizi izlemeye çalışan bir keşif elemanıydı. Ses o yüzden çıktı."
Gece’nin gözleri büyüdü. Silahı tutan eli hafifçe titredi. "Bizi mi izliyorlardı? Peki Araz... Araz nerede?"
Barış hafifçe gülümsedi. Yüzündeki is tabakasının arasından beyaz dişleri göründü. "Komutanım her zamanki gibiydi yenge. İstasyonu hedefe girmeden kilitlediler. Dışarıdaki gözlemciyi ben etkisiz hale getirirken, Komutanım ve Murat içeriye sızmayı başardı. Veri aktarımını tamamen durdurduk."
Ceketinin iç cebinden telsizi çıkarıp frekansı açtı. Telsizden birkaç statik cızırtının ardından Bordo Bereli Yüzbaşı Araz Karadağ’ın o tok, sarsılmaz sesi yükseldi:
— "Barış, durum nedir? Kulübede temas sağlandı mı?"
Barış telsizin mandalına bastı: "Komutanım, kulübedeyim. Yenge ve Efe güvende. Dışarıdaki gölge temizlendi, alan emniyette."
Telsizin diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu. Ardından Araz’ın sesi, bu kez doğrudan Gece’ye hitap eder gibi yumuşayarak tekrar duyuldu:
— "Gece... Işıkları yak gülüm. Şafak söküyor, eve dönüyorum."
Gece, gözlerinden süzülen iki damla yaşa engel olamadı. Telsizden gelen o ses, gecenin tüm korkularını bir anda silip atmıştı. Pencereye doğru yürüdü ve perdeyi tamamen açtı. Doğuda, Karadeniz’in üzerindeki kapkaranlık bulutların arasından kızıl ve altın sarısı ilk ışıklar süzülmeye başlamıştı.

Şile’deki ahşap kulübenin verandasına çöken akşam serinliği, ıhlamur kokulu hafif bir rüzgârı da beraberinde getiriyordu. Dalgaların kıyıya vuran ritmik sesi, kulübenin içinden yükselen hafif gitar tınılarıyla karışıyordu.
Araz, verandanın ahşap tırabzanına yaslanmış, elindeki soğumuş kahve fincanıyla içeriye bakıyordu. Bakışları, pencere kenarındaki berjer koltukta kıvrılmış oturan Gece’ye takılıp kalmıştı.
Gece, kucağında tuttuğu akustik gitarın tellerine dokunuyor, yeni beste üzerine kafa yoruyordu. Üzerinde, omuzlarından hafifçe kayan krem rengi salaş bir hırka vardı. Omuzlarına serbestçe dökülen koyu kestane, hafif dalgalı saçları, akşamüstünün kızıl ışıklarını yakalayıp parıldıyordu. Narin ve minyon fiziği, o koca berjerin içinde daha da kırılgan görünmesine neden oluyordu. Yüz hatları yumuşak ama bir o kadar da derin duygularla kaplıydı.
Araz, gözlerini onun üzerinden alamıyordu. Gece’nin boynunda ışıldayan gümüş kolyeye baktı; her hareket ettiğinde tenine dokunan o küçük detay, aralarındaki bağın sessiz bir simgesiydi. Gece başını kaldırıp da koyu renk, derin gözleriyle doğrudan Araz’a baktığında, o bakışlarda geçmişin kırgınlıklarını ve aynı zamanda Araz'ın yanında bulduğu o sarsılmaz güveni gördü.
Gece hafifçe gülümsedi. Sağ elinin tersiyle yüzüne düşen bir saç tutamını kulağının arkasına itti. Sahnedeki büyüleyici aurasından sıyrılıp sadece kendisi olduğu bu anlarda, Araz için dünyanın en güzel tablosundan farksızdı.
"Araz?" dedi Gece, sesi adeta rüzgârın içinden geçen bir fısıltı gibi yumuşacıktı. "Oraya öylece dikilip neyi izliyorsun?"
Araz, kahve fincanını yanındaki küçük masaya bıraktı ve içeriye doğru bir adım attı. "Dünyanın en güzel melodisini yazan kadını," dedi sesi her zamanki sarsılmaz ama ona özel o ılık tonuyla.

Araz, kulübenin ahşap zemininde gıcırtısız, sessiz adımlarla Gece’ye doğru ilerledi. Bordo Bereli askerliğin getirdiği o sert, iri yapısı; Gece’nin narin ve zarafet dolu bedeninin yanında tezat bir sığınak gibi duruyordu. Uzanıp berjerin yanına, Gece’nin dizlerinin dibine çöktü.
Gitarın ahşap gövdesine parmaklarını hafifçe vuran Gece, gözlerini Araz’ın yüzünde gezdirdi. Yüzünün her çizgisinde, gözlerinin kenarındaki o ince kıvrımlarda ne kadar çok şey barındırdığını biliyordu.
"Yine fırtına öncesi sessizlik gibi bakıyorsun," dedi Gece, dudaklarında hafif bir tebessümle. Saçlarının arasından görünen gümüş kolye, göğsünün iniş kalkışıyla sallanıyordu.
Araz, iri parmaklarıyla Gece’nin serbest duran elini nazikçe kavradı. Nasırlı, sert elleri; Gece’nin pürüzsüz ve sıcak cildini sarmaladı. "Fırtına çoktan dindi Gece," dedi sesi pürüzsüz ve tok bir güven yayarak. "Sadece... Seni böyle huzurlu görmek hâlâ bazen bir rüya gibi geliyor."
Gece kucağındaki gitarı hafifçe yan tarafa, koltuğun kenarına yasladı. İki elini de Araz’ın yüzüne koydu. Parmak uçları, Araz’ın çenesindeki sert kirpikleri ve şakağındaki hafif beyazları okşadı.
"Rüya değil," diye fısıldadı Gece. Gözleri Araz’ın siyah, derin bakışlarına kilitlenmişti. "Bu melodiyi dinlerken ne hissettin? İçimde bir yerlerde hâlâ bir parça korku var mı sanıyorsun?"
"Sesindeki o son akor..." dedi Araz, Gece’nin elini çekip avucunun içine bir öpücük kondurarak. "O akorda korku yoktu. Bir dağın tepesinde, rüzgâra karşı durmak gibiydi. Ama arkanda sağlam bir kaya olduğunu bilerek..."
Gece’nin gözleri ışıldadı. Eğilip alnını Araz’ın alnına yasladı. İkisinin de nefesi birbirine karışıyordu. Kulübenin dışındaki Karadeniz’in dalga sesleri, içerideki bu derin sessizliğe fon müziği oluyordu.
"O kaya sensin Araz," dedi Gece. Sesi bir itiraf kadar samimi, bir yemin kadar güçlüydü. "Bu beste sana yazıldı. Gece’nin karanlığından korkmayan tek adama..."
Araz, kolunu Gece’nin beline dolayarak onu hafifçe kendine doğru çekti. Gece, hiç tereddüt etmeden Araz’ın geniş göğsüne sokuldu. Yüzünü onun boyun girintisine gizledi. Araz, Gece’nin kokusunu içine çekerken elini onun dalgalı saçlarında gezdirdi. Yıllarca dağlarda, soğukta ve mermilerin gölgesinde geçen bir ömrün ardından; varacağı tek limanın burası olduğunu bir kez daha anladı.
Araz’ın geniş göğsüne sığınan Gece, onun kalbinin ritmini dinlerken kulübenin içindeki zaman sanki tamamen durmuştu. Araz, parmaklarını Gece’nin yumuşak, dalgalı saçlarında gezdiriyor; yılların yorgunluğunu bu tek bir anın sükûnetiyle üzerlerinden atıyorlardı.
Tam o sırada, verandanın ahşap zemininde yatan Efe’nin kulakları dikildi.
Koca oğlan, derin uykusundan bir anda sıyrılarak başını kaldırdı. Göğsünden yükselen alçak, hırıltılı bir ses kulübenin salonunda yankılandı. Gece, Araz’ın göğsünden hafifçe doğrulup bakışlarını kapıya çevirdi.
Araz’ın ise o an bütün refleksleri saniyesinde değişti. Yüzündeki o yumuşak, sevdalı ifade yerini Bordo Bereli bir komutanın keskin ve soğukkanlı bakışlarına bıraktı.
Efe yerinden fırlayıp bahçe kapısına doğru birkaç adım attı. Ön patilerini yere basıp kulaklarını tamamen ileri dikti. Ormanın derinliklerine, karanlığın kesiştiği o sık çam ağaçlarına doğru bakıyordu. Tüyleri kabarmış, boğazından gelen hırıltı daha belirgin bir uyarıya dönüşmüştü.
"Araz..." dedi Gece, sesi hafifçe titreyerek. Elini Araz’ın koluna koydu.
"Sakin ol gülüm," dedi Araz pürüzsüz ve sarsılmaz bir tonla. Uzanıp Gece’nin elini sıktı, ardından ayağa kalktı. "Efe rüzgâra ya da geçen bir yaban hayvanına da tepki veriyor olabilir. Ama bakıp geleceğim."
Araz, belindeki Glock’un varlığını alışkın el hareketiyle kontrol edip kapıya yürüdü. Verandaya adım attığında serin Karadeniz rüzgârı yüzüne çarptı. Efe, Araz’ın yanına sokularak çitin sağ tarafındaki patikayı işaret eder gibi başını o yöne çevirdi. Bahçenin dışındaki karanlıkta bir çalı hışırtısı ve ardından kırılan ince bir dal sesi duyuldu.
Araz, gözlerini karanlığa dikti. Bedenini Efe ile kapının arasında konumlandırarak bahçedeki hareketi süzmeye başladı.
Araz, gözlerini bir an bile karanlıktan ayırmadan verandanın ilk basamağına indi. Efe’nin hırıltısı alçaldı, yerini mer meraklı ve tanıdık bir kokuyu almışçasına hafif bir kulak dikleşmesine bıraktı.
Karanlığın içinden, çam ağaçlarının gölgesinden uzun boylu, deri ceketli bir figür süzüldü. Işık tam yüzüne vurduğunda beliren sima, Araz’ın çatık kaşlarını bir nebze gevşetti: Bordo Tim’den Yüzbaşı Murat’tı bu.
Murat, bahçe kapısını sessizce açıp içeri girdi. Yüzündeki o her zamanki neşeli veya rahat ifadeden eser yoktu. Adımları hızlı, bakışları ciddiyet doluydu.
"Sakin ol koca oğlan," dedi Murat, Efe’nin başını usulca okşayarak. Ardından verandanın kenarında duran Araz’a bakıp esas duruşa geçti. "Komutanım."
Araz, Glock’un üzerindeki elini çekip verandanın merdivenlerini tırmandı. "Murat? Bu saatte, haber vermeden... Ne oluyor?"
Gece de kapının eşiğinde belirdi. Üzerindeki hırkaya daha sıkı sarınmış, endişeli gözlerle ikisine bakıyordu. "Murat? Bir şey mi oldu?"
Murat, Gece’ye saygıyla baş eğdi. "Yenge, iyi akşamlar. Kusura bakmayın, bu saatte rahatsız ettim ama durum acil."
Araz, Murat’ın kolunu tutup onu salona doğru yönlendirdi. "İçeri geç. Gece, bize bir çay tazeler misin gülüm?"
Salona geçtiklerinde Murat, ceketinin iç cebinden siyah, şifreli bir mühürle kapatılmış kalın bir zarf çıkardı. Masanın üzerine koydu.
"Ankara’dan az önce geldim komutanım. MİT Bölge Başkanlığı ve Daire Başkanlığı ortak kodlu geçilmesini emretti. Doğrudan size ulaştırmam gerekiyordu."
Araz masadaki zarfa baktı. Üzerindeki kırmızı "GİZLİ" kaşesi, gecenin huzurunu bir anda bölen o eski askeri gerçekliği salona taşıdı. "Konu ne Murat? Kısa kes."
Murat derin bir nefes aldı, gözlerini Araz’ın gözlerine dikti:
"Sınır ötesinde, Vance’in eski ağından geriye kalan o hücre kıpırdanmaya başladı komutanım. Ancak bu kez hedef sadece askeri intikal hatları değil... Sizin ve Bordo Tim’in geçmişte yürüttüğü operasyonların tüm arşivini sızdırmaya çalışıyorlar. En önemlisi; Şile’deki bu koordinatlar da listede yer alıyor."
Gece, elinde tepsiyle salona girerken duymuştu bu son cümleyi. Adımları bir anlığına duraksadı. Araz, saniyesinde dönüp Gece’nin gözlerinin içine baktı; o sarsılmaz, kaya gibi duruşunu bir an bile bozmadı.
"Biz buradayız Murat," dedi Araz, sesi odayı kaplayan soğukkanlı bir güçle. "Geçmişin gölgeleri buraya gelmeye cesaret ederse, Karadeniz’in dibinde yerleri hazır demektir."

Araz, salondaki ahşap masanın üzerindeki siyah mühürlü zarfa doğru ilerledi. Masanın kenarındaki küçük komotçuğun çekmecesinden çelik zarf açacağını alıp tek bir hamlede kırmızı balmumu mührü kırdı. Zarfın içinden çıkan kriptolu evrakları ve uydu haritası çıktılarını masanın üzerine yaydı.
Gece, tepsiyi masanın kenarına sakince bıraktı. Yüzündeki ilk anlık endişe yerini, Araz’a olan sarsılmaz güvenine ve yılların getirdiği o olgun duruşa bırakmıştı. Efe ise masanın hemen yanında, başını Araz’ın dizine dayamış, masadaki haritaları inceler gibi pürüzsüz bir dikkatle bekliyordu.
Araz, üzerindeki koordinatları ve istihbarat notlarını tek tek gözden geçirdi. Gözleri haritadaki belirli bir noktada sabitlendi: Karadeniz sınır hattına yakın, eski bir radar istasyonunun koordinatlarıydı bu.
"Veri akışı buradan mı sağlanıyor?" diye sordu Araz, parmağını haritadaki o noktaya basarak. Sesi, poligon tatbikatlarındaki o net ve keskin tonundaydı.
"Evet komutanım," dedi Murat, masaya biraz daha yaklaşarak. "Vance’in eski dijital kalıntılarını toplayan bu grup, terk edilmiş radar istasyonundaki çanakları kullanarak kriptolu veriyi sınır dışındaki bir sunucuya aktarmaya çalışıyor. Sızma gerçekleşirse, Bordo Tim’in son sekiz yıldaki tüm operasyon verileri ve personelin aile bilgileri açığa çıkacak."
Araz’ın şakaklarındaki damarlar hafifçe kabardı. Aile bilgileri ifadesi, Şile’deki bu kulübenin ve Gece’nin doğrudan hedef tahtasına oturtulması demekti.
"Sızmanın tamamlanmasına ne kadar süre var?"
"İstihbaratın tahminine göre en fazla otuz altı saat," diye yanıtladı Murat. "Sinyal kesici teçhizatla yaklaşmazsak veriyi saniyeler içinde buluta yükleyip tüm izleri yok edebilirler."
Araz, geriye doğru çekilip doğruldu. Şakaklarına düşen hafif beyazlamış saçlarını geriye itti. Bordo Bereli Yüzbaşı zihni, saniyeler içinde operasyon planını çizmeyle meşguldü.
"Plan belli," dedi Araz, gözlerini Murat’a dikerek. "Beklemeyeceğiz. Saldırıyı onlar başlatmadan biz onların kalesinde biteceğiz. Barış nereye konuşlandı?"
"Sınır hattındaki gözlem noktasında komutanım. Bölgeyi termal kameralarla izliyor. İşaretinizi bekliyor."
"Güzel," dedi Araz. Parmağıyla haritada üç farklı nokta işaretledi. "Giriş tek noktadan olmayacak. Sinyal karıştırıcıyı Doğu kanadından Barış sızdıracak. Sen Batı sınırındaki eski jeneratör binasını devre dışı bırakıp ana gücü keseceksin. Jeneratör sustuğu an, içerideki yedek sistemler devreye girene kadar sekiz saniyelik bir kör nokta oluşacak. Ben o sekiz saniyede ana komuta odasına gireceğim."
Murat başıyla onayladı. "Net ve temiz komutanım. Peki teçhizat?"
"Şile’deki sığınakta hazır. Sivil kıyafetleri çıkarıp altı saat içinde operasyon düzenine geçiyoruz."
Gece, Araz’ın yanına yaklaştı. Elini Araz’ın sağlam omzuna koydu. Gözlerinin içine bakarken sesinde en ufak bir titreme yoktu. "Ne zaman çıkıyorsunuz?"
Araz, Gece’nin elini tutup avucunun içini öptü. "Şafak sökmeden önce işimiz bitmiş olacak gülüm. Murat ile teçhizatı kontrol edip hemen yola çıkıyoruz."
"Efe burada, benim yanımda kalacak değil mi?" diye sordu Gece, başıyla koca oğlanı işaret ederek.
"Efe nöbetçi," dedi Araz, Efe’nin başını okşayarak. "O bu evin çelik kilididir. Sen de kilitli kalacaksın."
Araz, masadaki evrakları tek bir hamlede toplayıp şifreli çantaya kilitledi. Yıllar sonra Bordo Bereli ruhu, yuvasını ve sevdiklerini korumak için yeniden tamamen uyanmıştı.

Murat, çantayı alıp sığınağın merdivenlerine doğru yöneldiğinde salonda ağır, derin bir sessizlik kaldı. Şöminenin cılız ateşi, duvardaki ahşap kaplamalara turuncu gölgeler düşürüyordu.
Araz, üzerindeki sivil kazağı çıkarıp siyah operasyon tişörtünü ve çelik yeleğini giyerken gözleri pencereden dışarıyı, Karadeniz’in hırçın karanlığını süzüyordu. Şarjörlerini yeleğin ceplerine tek tek, yerleşik bir refleksle yerleştirdi. Metalik tık sesleri salonun sessizliğinde yankılandı.
Gece, masanın kenarında durmuş, Araz’ın her bir hareketini ezbere bildiği bir hüznün ve gururun iç içe geçtiği bakışlarla izliyordu.
Araz son şarjörü de yerine oturttuktan sonra silah kılıfının cırt cırtını kapattı ve Gece’ye doğru döndü. Bordo Bereli üniformasının ve çelik yeleğin içinde yine o aşılmaz, yıkılmaz dağ gibi duruyordu. Ama gözlerindeki bakış; dağlardaki soğuk bir askerinki değil, tamamen Gece’ye ait olan o adamın bakışıydı.
Araz, aralarındaki mesafeyi iki ağır adımla kapattı. Nasırlı, iri elleriyle Gece’nin yüzünü nazikçe kavradı.
"Bana bak gülüm," dedi Araz. Sesi alçak, tok ve odayı kaplayan sarsılmaz bir güvenle doluydu.
Gece başını hafifçe kaldırıp Araz’ın gözlerinin içine baktı. Gözlerinde beliren o tek damla yaşı kirpiklerinin arasında tutmaya çalışıyordu. "Sen her bu yeleği giydiğinde..." dedi Gece, sesi kısılarak. "İçimde bir yerler buz tutuyor Araz. Ne kadar alışsam da, ne kadar 'biz güçlüyüz' desem de..."
Araz, başparmağıyla Gece’nin yanağındaki o tek damla yaşı silip attı. "O buzları ateşe vermek benim işim," dedi, yüzünde hafif, güven veren bir tebessüm belirirken. "Bak bana. Yıllar önce bu dağlarda bir söz verdim sana. Seni ve bu yuvayı korumak benim namusumdur. Bu gece bir operasyona gitmiyorum sadece; evimin kapısındaki kilit olmaya gidiyorum."
Gece, kollarını Araz’ın beline doladı. Yüzünü onun göğsündeki çelik yeleğin soğuk dokusuna yasladı. Araz’ın kokusunu, o barut ve dağ rüzgârı karışımı tanıdık hissi içine çekti. "Şafakta..." diye fısıldadı Gece. "Şafak sökerken o kapıdan içeri girdiğini göreceğim."
Araz, çenesini Gece’nin başının üzerine koydu, derin bir nefes aldı. "Şafak sökmeden önce burada olacağım. Sen gitarının telini gevşetme, gelince o yeni besteyi baştan dinleyeceğim."
Uzanıp Gece’nin alnına uzun, derin bir öpücük kondurdu. Boynundaki o gümüş madalyona parmaklarıyla hafifçe dokundu.
Efe, merdivenlerin başında durmuş, kulağını dikmiş onları izliyordu. Araz başıyla Efe’ye işaret etti. Koca oğlan usulca yaklaşıp Gece’nin bacağının dibine oturdu, devasa başını Gece’nin elinin altına koydu.
"Efe sana emanet, sen de Efe’ye," dedi Araz, Gece’nin gözlerinin içine son kez bakarak. "Kilitler kapalı kalsın."
Gece başıyla onayladı. "Güle güle git, hayırla dön Araz’ım."
Araz arkasını döndü, kapıyı açtı ve gecenin soğuk Karadeniz rüzgârına doğru adımını attı. Kapı arkasından kapandığında Gece, Efe’nin sırtını sıkıca kavrayıp pencereden dışarı, Araz’ın karanlığa karışan o heybetli siluetine baktı.
Araz’ın arkasından kapanan ahşap kapının sesi, Şile’deki kulübenin içinde derin ve ağır bir sessizlik bıraktı. Rüzgâr verandanın tırabzanlarını döverken, Gece fırtına öncesi o tekinsiz sessizliğin ortasında tek başına kalmıştı.
Salonun ortasında bir süre öylece dikildi. Duvardaki eski ahşap saatin tık tık sesleri, zamanın adeta uzayarak aktığını hatırlatıyordu. Saat gece yarısını çoktan geçmiş, 02:40’ı gösteriyordu.
Gece, üzerindeki krem rengi hırkaya daha sıkı sarındı. Efe bir an olsun yanından ayrılmıyordu. Devasa gövdesiyle Gece’nin attığı her adımı takip ediyor, adeta Araz’ın ona yüklediği koruma nöbetini harfiyen yerine getiriyordu.
Gece mutfağa geçip kendine sıcak bir ıhlamur demledi. Fincanı iki eliyle kavrayarak salonun penceresine yaklaştı. Dışarıda göz gözü görmüyordu; Karadeniz’in kapkaranlık suları ve ormanın sık çam ağaçları birleşip simsiyah bir duvar örmüştü.
"Şafak sökerken..." diye fısıldadı kendi kendine. Araz’ın o tok ve sarsılmaz sesi zihninde yankılanıyordu. "Şafak sökmeden önce burada olacağım."
Tam o sırada, salonun köşesindeki küçük ahşap masanın üzerinde duran radyo frekanslı küçük telsiz hafif bir cızırtıyla irkildi. Araz’ın gitmeden önce masaya bıraktığı özel güvenlik telsiziydi bu. Gece’nin kalbi göğsünü zorlarca çarpmaya başladı.
Telsizden bir anlık statik cızırtı yükseldi:
— "Kod Bir... Bölge emniyette... İntikal tamamlandı..."
Ses Bordo Tim’in yedek kanallarından birine aitti ancak bağlantı saniyeler içinde kesildi. Gece nefesini tutmuş, telsize bakıyordu. Cızırtı tamamen kesilip yerini yeniden ölümcül bir sessizliğe bıraktığında derin bir nefes verdi.
Bahçeden gelen ani bir sesle Efe’nin kulakları dikildi. Koca oğlan başını pencereye doğru çevirdi, boğazından çok hafif, neredeyse duyulmaz bir hırıltı yükseldi.
Gece fincanı masaya bırakıp usulca pencerenin kenarına yanaştı. Perdeyi bir parmak ucuyla hafifçe araladı. Bahçedeki çitlerin dışındaki karanlıkta, rüzgârın savurduğu dalların ötesinde bir gölge mi vardı, yoksa zihni ona oyun mu oynuyordu?
Efe kapının önüne gidip oturdu. Göğsünü dikleştirdi, gözlerini kapının koluna kilitledi. Gece, Araz’ın ona öğrettiği gibi adımlarını sessizce atarak salondaki komodinin çekmecesine yürüdü. Çekmeceyi açtı. Araz’ın orada bıraktığı yedek şarjörlü tabanca parıldıyordu.
Gece silahı eline aldı. Soğuk metalin dokusu ona hem korku hem de Araz’ın sarsılmaz iradesini hatırlattı. Silahı iki eliyle kavrayarak Efe’nin birkaç adım arkasında durdu.
"Biz buradayız Efe," dedi fısıltıyla, sesi bu kez hiç titremeyerek. "Kilitler kapalı."
Işıkları söndürdü. Kulübe tamamen karanlığa gömüldü. Gece, karanlığın içinde Efe’nin yanına çöktü; bir elini koca oğlanın sıcak sırtına koydu, diğer eliyle silahı sıkıca tuttu. Şafak vaktine kadar sürecek olan o en uzun nöbet başIamıştı.
Güneş Karadeniz’in ufkundan doğarken, gökyüzü turuncu ve kızıl tonlara bürünmüştü. Bahçedeki çam ağaçlarının arasından süzülen sabah ışığı, ıslak çimlerin üzerindeki sis tabakasını yavaşça dağıtıyordu.
Araz’ın mat siyah SUV’u kulübenin bahçe kapısında durdu. Motorun kapanmasıyla birlikte kulübenin kapısı ardına kadar açıldı.
Araz, operasyon üniformasıyla araçtan indi. Yüzünde çatışmanın barut isi, yorgunluğun izleri ama gözlerinde Şile’ye salimen varmanın huzuru vardı. Verandanın merdivenlerini çıkarken Efe havlayarak öne atıldı, Araz’ın bacaklarına başını sürterek hoş geldin selamını verdi.
Gece, verandanın ortasında durmuş, Araz’ın her adımını izliyordu. Üzerindeki hırkası, dağınık saçları ve uykusuz gözleriyle; Araz için dünyadaki tek güvenli limandı.
Araz, üzerindeki çelik yeleği ve teçhizatı yere bırakıp Gece’ye doğru yürüdü. Hiçbir şey söylemeden kollarını açtı. Gece, tek bir saniye bile tereddüt etmeden kendini onun geniş göğsüne bıraktı. Araz onu sımsıkı sardı; başını Gece’nin boyun girintisine gömüp derin bir nefes aldı. Barut kokusuyla Gece’nin o tanıdık, huzur veren kokusu birbirine karıştı.
"Sana şafak sökmeden döneceğimi söylemiştim gülüm," dedi Araz, sesi hafif pürüzlü ama sarsılmaz bir şefkatle.
Gece başını kaldırıp Araz’ın yüzüne baktı. Elleriyle onun çenesindeki kirpikleri ve is lekelerini sildi. "Geldin ya..." diye fısıldadı. "Dünya yeniden dönmeye başladı benim için."
Araz, Gece’nin alnına uzun ve derin bir öpücük kondurdu. "Tehdit tamamen bertaraf edildi. Veri ağı imha edildi, arkasındaki gölgeler temizlendi. Artık yuvanın üzerindeki bulutlar dağıldı."
Gece gülümsedi. Gözlerindeki o yaşlar bu kez korkudan değil, içini kaplayan sonsuz bir rahatlamadandı. Araz’ın elini tutup içeriye, şöminenin başında demlenen sıcak çayın kokusuna doğru çekti.
Bordo Bereli Yüzbaşı Araz Karadağ, bir kez daha vatanını, yuvasını ve sevdiği kadını korumuş; fırtınanın ardından evine, Gece’sine kavuşmuştu.
Fırtınanın tamamen dinmesinin üzerinden iki gün geçmişti. Karadeniz’in üzerindeki gri bulutlar yerini pırıl pırıl bir sonbahar güneşine bırakmış, Şile’deki kulübenin bahçesi uzun zamandır hissetmediği sıcak bir neşeyle dolmuştu.
Bahçedeki ulu çam ağacının altına kurulan ahşap masanın üzeri; Çorum’dan Havva Hanım’ın tarifleriyle hazırlanmış mantılar, sıcak çorbalar, mezeler ve Gece’nin elleriyle yaptığı tatlılarla donatılmıştı. Mangaldan yükselen duman ve cızırdayan et kokusu, denizden gelen serin rüzgârla karışıyordu.
Araz, üzerindeki sivil siyah tişörtü ve rahat pantolonuyla mangalın başındaydı. Yüzündeki o operasyon sertliği yerini dingin bir tebessüme bırakmıştı. Yanında apronunu takmış olan Murat, elindeki maşayla etleri çevirirken bir yandan da laf yetiştiriyordu:
"Komutanım, dağda pusu kurmayı iyi biliriz ama kabul edin, şu köfteleri çevirme konusunda ben sizden bir tık daha kıdemliyim!"
Araz hafifçe güldü, Murat’ın omzuna dostça bir tokat attı. "Eğitimde ter dökmeyen, sofrada duman altı olur Yüzbaşı. Geç masaya, Gece’ye yardım et."
Masanın diğer ucunda Barış, kolundaki hafif sargıya aldırış etmeden Efe ile oynuyordu. Efe, ağzına aldığı devasa çam kozalağını Barış’ın önüne bırakıyor, koca gövdesiyle çocuksu bir heyecanla etrafında dönüyordu.
Gece, kucağındaki ahşap tepsiyle evden çıktı. Üzerinde krem rengi örgü bir kazak ve taba rengi bir etek vardı. Saçları rüzgârda serbestçe savruluyor, boynundaki gümüş kolye sonbahar güneşinde ışıldıyordu. Yüzündeki o yorgunluktan eser kalmamıştı; gözlerinin içi gülüyordu.
"Yenge, bıraksaydın ben taşırdım!" diyerek hemen fırladı Barış.
"Otur Barış, yaralı olan sensin," dedi Gece tatlı bir ikazla. Tepsiyi masanın ortasına yerleştirdi. "Bu sofra sizin hakkınız. Hepiniz bu yuva için, bizim için canınızı ortaya koydunuz."
Araz mangaldaki son etleri de büyük bakır tabağa alıp masaya geldi. Baş köşeye geçti, sağında Gece, solunda Bordo Tim’in sadık neferleri Murat ve Barış yerini aldı. Efe ise Araz ile Gece’nin tam ortasına, bacaklarının dibine kurulup devasa başını Araz’ın dizine koydu.
Araz elindeki çay bardağını kaldırdı. Masadaki herkes sustu, gözler Bordo Bereli Yüzbaşı’ya döndü.
"Biz dağlarda sadece silah arkadaşı olmadık," dedi Araz, sesi tok ve derinden gelen bir gururla doluydu. "Biz bir aile olduk. Gökyüzü üzerimize çöktüğünde de, sırtımızı birbirimize yaslayıp o fırtınayı durdurmasını bildik. Bu yuva durdukça, bu çatı altında kardeşliğimiz daim olsun."
"Daim olsun Komutanım!" dedi Murat ve Barış aynı anda.
Çay bardağı sesleri, kahkahalar ve dostça sohbetler Karadeniz’in dalga seslerine karıştı. Gece, masanın altından Araz’ın nasırlı elini bulup sımsıkı tuttu. Araz başını çevirip ona baktı. İkisinin bakışlarında da aynı cümle saklıydı: Fırtına ne kadar sert olursa olsun, gölgenin bittiği yerde evimiz var.
Güneş yavaş yavaş ufukta batarken, Bordo Bereli askerlerin kahkahaları ve Şile’nin huzur dolu atmosferi, yaşanan tüm acıların üzerini bir daha açılmamak üzere örttü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18