5. bölüm · Gecenin Koruması

5. BÖLÜM: ZIRHIN ALTINDAKİ YARA

CEPHEKALEMI 19

1. KISIM: Maskelerin Ötesinde
Bolu’daki o kanlı gecenin ardından turne otobüsü, siren sesleri ve basın ordusundan uzaklaşarak MİT'in karayolu üzerindeki güvenli bir lojistik noktasına çekilmişti. Dışarıda gece, yerini zifiri bir karanlığa ve kesintisiz yağan kar yağışına bırakmıştı.
Otobüsün VIP bölümündeki kapı kapatılmış, dışarıdaki tüm gürültü kesilmişti.
Araz, üzerindeki kana bulanmış siyah kazağı çıkarmış, yerini temiz bir tişörte bırakmıştı. Sol kolundaki derin kesik, MİT sahra hekimi tarafından zımbalanıp kapatılmış, üzeri kalın bir gazlı bezle sarılmıştı. Araz, otobüsün küçük tezgahına yaslanmış, elindeki bardağa doldurduğu sek viskiyi tek dikişte bitirmişti. Acıyı hissettiğinden değil; zihnindeki fırtınayı bastırmak istediğinden.
Gece, hemen arkasındaki deri koltukta oturuyordu. Üzerindeki siyah sahne elbisesini değiştirmiş, bol beyaz bir kazak ve eşofman giymişti. Ancak gözleri... Gözleri Araz’ın üzerindeydi.
"Üsteğmen..." dedi Gece yavaşça. Kelime dudaklarından yabancı ama bir o kadar da garip bir ağırlıkla döküldü. "Sana Araz Bey derken, bir askere emir veriyormuşum demek."
Araz, elindeki boş bardağı tezgaha bıraktı. Yavaşça dönüp Gece’ye baktı. Yüzündeki o soğukkanlı, profesyonel koruma maskesi gitmişti; ama yerine gelen şey bir yabancı değil, ruhen tamamen soyunmuş bir adamdı.
"Rütbelerin bir önemi yok," dedi Araz, sesi alçak ve pürüzlüydü. "O otobüse bindiğim ilk andan beri sadece seni hayatta tutmaya çalışan bir adamdım."
"Neden bana yalan söyledin?" Gece ayağa kalktı. Araz’a doğru yürüdü. Sesinde öfkeden ziyade, hayal kırıklığı ve derin bir merak vardı. "Neden gizledin? Ben günlerdir senin bir güvenlik şirketi çalışanı olduğunu, para için yanımda durduğunu sanıyordum. Ama sen... sen benim için mermilerin önüne atladın! Bir Rus tetikçiyle silahsız dövüştün!"
Araz, kadının kendisine yaklaşmasına izin verdi. Aralarında sadece iki adım kaldığında durdu.
"Sana gerçeği söyleseydim panik yapardın," dedi Araz. "Etrafındaki herkese karşıaten güvensizdin. Devletin seni korumak için arkana bir subay taktığını bilsen, o turne otobüsüne adım atmazdın. Kendi kabuğuna çekilirdin ve o herifler seni yalnızken çok daha kolay avlardı."
Gece başını iki yana salladı. Elini reflex olarak boynundaki gümüş madalyona götürdü. "Dayım..." dedi sesi titreyerek. "Dayım bana bu kolyeyi verirken beni bir hedefe dönüştürdüğünü biliyor muydu Araz? Beni ateşe mi attı?"
Araz, kadının gözlerindeki o kırılmışlığı görünce dayanamadı. Aralarındaki mesafeyi kapatıp Gece’nin titreyen ellerini tuttu. Araz’ın iri, nasırlı parmakları Gece’nin narin ellerini kavradı.
"Dayın seni ateşe atmadı," dedi Araz, kadının gözlerinin dosdoğru içine bakarak. "Dayın o adamların ne kadar tehlikeli olduğunu biliyordu. O veriyi devlete veya polise ulaştıramadan öldürüleceğini anladı. Veriyi en güvendiği, en temiz insana emanet etti. Seni koruyamadı belki ama seni koruyacak insanları senin arkana dizecek kadar akıllıydı."
Gece, Araz’ın ellerindeki sıcaklığı hissederken nefesini tuttu. "Sen... Sen dayımın hesaba kattığı o koruyucu musun?"
"Ben senin koruyucunum," dedi Araz. Sesi bir yemin kadar net ve ağırdı. "Sadece üstlerim emrettiği için değil. Seni o sahnede ilk gördüğüm andan beri."
Gece’nin gözleri genişledi. "Eskişehir’deki konserden önce... Beni daha önce gördün mü?"
Araz hafifçe tebessüm etti. Yüzündeki o sert çizgiler alevin ışığında yumuşadı. "Ankara. İlk konser. Timdeki çocukların zoruyla gelmiştim. Sivil kıyafetlerle VIP’nin arkasında duruyordum. Sen sahnede gümüş elbisenle şarkı söylerken... Bir anlığına bana baktın."
Gece hatırlamaya çalıştı. Zihnindeki o binlerce siluet arasından, karanlığın içinden kendisine bir heykel gibi bakan o keskin gözleri hatırladı.
"O sensin..." diye fısıldadı Gece. "O siyahlar içindeki adam sensin."
"Benim," dedi Araz. "Ve o gece senin gözlerinde gördüğüm o yalnızlık... Benim yıllardır dağlarda taşıdığım yalnızlıkla aynıydı. O yüzden bu görev bana verildiğinde tek bir saniye bile tereddüt etmedim."
Gece daha fazla dayanamadı. Elini Araz’ın elinden çekip adamın sakallı çenesine, oradan da boynuna götürdü. Yüzünü Araz’ın göğsüne yasladı. Bu kez korkudan değil, içindeki o yıllanmış yalnızlığın ilk kez biri tarafından sarmalanmasının verdiği huzurdan ağlıyordu.
Araz, sağlam olan sağ kolunu kadının beline doladı. Onu kendine çekti. Gece’nin kokusu, otobüsteki kan ve barut kokusunu tamamen silip atmıştı.
2. KISIM: Kolyedeki Kıyamet
Gecenin ilerleyen saatlerinde, MİT’in Mobil Analiz Aracı otobüsün yanına yanaştı. İçeriye giren özel kıyafetli bir Siber Güvenlik Uzmanı, Araz’ın nezaretinde Gece’nin boynundaki kolyeyi incelemek için izin istedi.
Gece, Araz’ın yanında otururken madalyonu yavaşça çıkardı. Uzman, kolyenin kenarındaki o mikroskobik çizgiden özel bir lazer neşterle bastırdı. Madalyonun kapağı bir tık sesiyle açıldı.
İçinden, tırnak büyüklüğünde, yüksek radyasyona ve darkeye dayanıklı özel bir mikro depolama çipi (nano-drive) çıktı.
Uzman çipi şifreli askeri bilgisayara taktı. Ekranlarda binlerce satırlık kod dizilimi ve haritalar akmaya başladı.
Barış, Murat ve Samet de VIP bölümüne girmişti. Barış ekrana bakarken ıslık çaldı. "Oha... Komutanım bu sadece bir şantaj kasedi değil."
Araz öne eğildi. "Ne var orada Barış?"
"Doğu Avrupa ve Orta Doğu’daki illegal silah ticaretinin tüm rota haritası, kara para aklayan uluslararası bankerlerin isim listesi ve..." Barış duraksadı. Yüzü soldu. "...ve Türkiye’deki bazı üst düzey bürokratların ve iş adamlarının bu yapıya sağladığı gizli finansal destek belgeleri. Hepsi dijital imzalı."
Gece şaşkınlıkla ekrana baktı. "Dayım... Bütün bunları nasıl topladı?"
"Dayın eski bir diplomattı," dedi Araz. "Yıllarca yeraltı dünyasının diplomasi kanadını izlemiş. Bu belge ortaya çıkarsa, uluslararası bir kriz çıkar. Onlarca dev şirket batar, yüzlerce insan hapse girer. İşte bu yüzden Kozlov ve arkasındaki güçler seni ortadan kaldırmak için bir ordu göndermeyi göze aldı."
MİT Uzmanı başını kaldırdı. "Veriyi merkeze kopyalıyorum. Ancak orjinal fiziksel çip ve kolyedeki anahtar kod olmadan verinin hukuki geçerliliği kilitli kalıyor. Çip ve kız Karargah’a teslim edilene kadar hedef olmaya devam edeceksiniz."
Araz saatine baktı. "Turnenin sonraki durağı neresi?"
Levent Bey köşeden cılız bir sesle yanıtladı: "İzmir... Efes Antik Tiyatro’da dev bir kapanış konseri planlanmıştı. İki gün sonra."
Araz, MİT Daire Başkanı’nı aradı. Konuşma kısa ve netti.
"Başkanım," dedi Araz. "Kızın kaçırılması ya da saklanması şebekeyi durdurmaz. Bizi arayamayacakları bir yere çekmeliyiz. İzmir konserini iptal etmiyoruz."
Telefondaki Daire Başkanı duraksadı. "Araz, ne planlıyorsun? Efes Antik Tiyatro açık alan. Güvenliği sağlamak imkansız!"
"İmkansız olduğu için orayı seçeceğiz," dedi Araz, gözleri hırsla parlayarak. "Şebekenin kalan tüm unsurları, son bir hamle için İzmir’e akacak. Onları kaçırmak yerine hepsini tek bir çembere toplayıp orada yok edeceğiz. Yemi sahnede tutacağız."
Gece Araz’a baktı. Korkması gerekiyordu ama Araz’ın sesindeki o mutlak güç, içinde en ufak bir endişe bırakmamıştı.
"Ben varım," dedi Gece, Araz’ın gözlerinin içine bakarak. "Sahneye çıkarım."
3. KISIM: Antik Taşların Gölgesinde Son Dans
İzmir’in ılık rüzgarı, dağların dondurucu ayazından sonra bir veda öpücüğü gibiydi. Ancak Araz için bu rüzgar, sadece daha fazla tehdit ve daha geniş bir oyun alanı demekti. Efes Antik Tiyatro, tarih boyunca gladyatörlerin ve imparatorların arenası olmuştu; şimdi ise modern çağın gölgeli ajanlarına ve bir pop yıldızının kaderine ev sahipliği yapacaktı.
Araz, tiyatronun en üst basamağına çıkmış, dürbünüyle Selçuk’un eteklerini tarıyordu. Burası tam bir stratejik kabustu; antik yapının taş duvarları, akustiği ve her taraftan erişilebilirliği bir güvenlik uzmanı için "imkansız" demekti. Ama Araz için "imkansız", sadece biraz daha fazla yaratıcılık demekti.
"Murat, kuzey yamacına iki keskin nişancı yerleştir," dedi Araz, telsizinden gelen hışırtıların arasından. "Tiyatronun sahne arkasındaki o ormanlık alandan gelecek her türlü hareketi anında bildirin. Samet, halk girişlerini tamamen kapattık, sadece biletli VIP protokolü alıyoruz ama isim listesini her on dakikada bir merkezle çapraz kontrol et."
"Anlaşıldı komutanım," dedi Murat. "Peki ya halka açık alanlar?"
"Halk açık alanlarda değil, tiyatronun dışında, ses bariyerinin gerisinde kalacak," dedi Araz. "Sadece seslerini duyacaklar. Hedef kitlemiz ise zaten biletle içeri sızacak olanlar."
Araz aşağıya, sahnenin tam ortasına baktı. Gece, boş tiyatronun devasa basamakları önünde tek başına duruyordu. Akşamüzeri güneşi, antik taşların üzerinde turuncu bir parıltı bırakırken, Gece rüzgarın saçlarını dağıtmasına izin vermişti. O kadar savunmasız, o kadar küçük görünüyordu ki... Ama omuzları dikti. Korkuyu bir kostüm gibi üzerinden atmıştı.
Araz, taş basamakları bir gölge gibi sessizce inerek yanına geldi. Gece’nin arkasında durdu, kadının kendisine dönmesine bile gerek kalmadan varlığını hissetti.
"Tiyatro hazır," dedi Araz.
Gece başını hafifçe omzuna yasladı, Araz'ın üniformasının sert kumaşına dokundu. "Tarih boyunca burada binlerce kişi alkışlamış, binlerce kişi ölmüş," dedi Gece. "Sence bizim hikayemiz hangisi olacak, Araz?"
Araz, uzak yamaçlardaki ormana gözlerini dikti. "Buradan sadece birimiz çıkacağız demiyorum Gece. Buradan ikimiz de çıkacağız. Ve o kolyedeki veriyi merkeze teslim ettiğimiz an, sen özgür bir kadın, ben ise sadece bir gölge olacağım."
"Gölge mi?" dedi Gece, Araz’a dönerek. "Neden?"
Araz, kadının yüzüne düşen saç tutamını kulağının arkasına itti. Dokunuşu, ellerindeki nasırlara rağmen inanılmaz derecede şefkatliydi. "Çünkü askerlerin hikayesi bittiğinde, sessizlik başlar. Benim yerim senin sahnelerin değil, senin sahnelerine giden yolu temizleyen o karanlık sokaklar."
"Buna izin vermeyeceğim," dedi Gece, bir meydan okuma ile. "Eğer buradan sağ çıkarsak... Eğer o gün gelirse, seni karanlık sokaklarda bırakmayacağım."
Araz cevap veremedi. Çünkü o sırada Barış’ın sesi kulaklığında yankılandı: "Komutanım! Kozlov’un ekibinden olduğu kesinleşen üç kişi, gazeteci kimliğiyle giriş kapısına yaklaştı. Ellerindeki kameraların içinde sinyal bozucu ve minyatür silahlar var. Tuzak çalışıyor!"
Araz’ın gözleri anında değişti. O yumuşak, şefkatli bakışlar yerini buz gibi bir avcı ifadesine bıraktı. Silahının emniyetini kontrol etti.
"Oyun başladı," dedi Araz. Gece’ye doğru bir adım atıp onu sahnenin güvenli tüneline doğru nazikçe yönlendirdi. "Kulis odasına git ve kapıyı içeriden kilitle. Ben gelene kadar, kim kapıyı çalarsa çalsın açma. Hatta ben bile olsam, şifreyi sormadan açma."
Gece korkuyla gözlerine baktı ama başını salladı. "Dikkatli ol Araz."
Araz, sahnenin kenarında beliren o ilk gölgeye, sahne ışıklarının üzerine düşen o yabancı silüete odaklandı. Bir an için geri dönüp Gece’ye baktı. Kadının arkasından gidişini izledi ve o an anladı: Bu görev, hayatının en zor görevi olacaktı. Çünkü artık sadece bir veri çipini değil, kendi kalbini de korumak zorundaydı.
Güneş batmak üzereydi. Efes, bir kez daha kanlı bir finale hazırlanıyordu.