Gecenin Koruması kitap kapağı

2. bölüm / 16

Gecenin Koruması

2. BÖLÜM: MASKELER VE GÖLGELER

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: 2. BÖLÜM: MASKELER VE GÖLGELER

İstanbul’un Levent semtindeki gökdelenlerin cam cepheleri, sabahın ilk ışıklarını soğuk bir gri tonuyla yansıtıyordu. Şehrin stresi ve trafiği aşağıda uğuldarken, ajansın 24. katındaki geniş yönetim katında tam bir sessizlik hakimdi.
Araz, lüks deri koltuklardan birinde oturmuş, önündeki cam masaya koyduğu kahve bardağına bakıyordu. Üzerinde koyu füme bir takım elbise, içinde siyah boğazlı bir kazak vardı. Saçları hafifçe taranmış, sakalları düzeltilmişti ama duruşundaki o milimetrik askeri diklik ve bakışlarındaki keskinlik, pahalı kumaşların arasından bile kendini belli ediyordu.
Cebinde taşıdığı resmi kimlikler, bröveler ve askeri telsizler artık yoktu. İç cebinde sadece MİT tarafından hazırlanmış kusursuz bir sahte özgeçmiş duruyordu: Araz Karadağ — Emekli Polis / Özel Güvenlik Uzmanı.
Kapı aniden açıldı. İçeriye önce elinde ajandasıyla koşturan telaşlı bir asistan, ardından ajansın sahibi ve Gece’nin ana menajeri olan Levent Bey girdi. Levent Bey, şakakları kırlaşmış, göz altları morarmış, şöhret dünyasının stresiyle yıpranmış bir adamdı.
"Araz Bey, tekrar hoş geldiniz," dedi Levent Bey, kapıyı arkasından kapatıp masasına geçerken. Sesi gergindi. Devlete verilen sözler ve yukarıdan gelen emrin ağırlığı adamın omuzlarını çökertmişti. "Durumun ciddiyetinin farkındayım. MİT yetkilileri bana sadece 'yüksek güvenlik tehdidi' dedi, detay sormadım, sormam da. Ama Gece... Gece bu tarz şeylerden nefret eder."
Araz, arkasına yaslandı. "Nasıl bir nefret?"
Levent Bey derin bir iç çekti. "Gece, etrafında silahlı, sürekli kendisini dikizleyen, özgürlüğünü kısıtlayan adamlardan nefret eder. Geçen yılki koruma ekibini iki haftada kovdu. 'Ben hapishanede yaşamıyorum' diyerek hepsini kapının önüne koydu. Size de işi zorlaştıracak. Şimdiden uyarıyorum: Kibar biri değildir, özellikle de turne öncesi stresi altındayken."
"Ben onunla arkadaş olmaya gelmedim, Levent Bey," dedi Araz buz gibi bir sesle. "Onu hayatta tutmaya geldim. İster sevsin, ister nefret etsin."
Tam o sırada koridordan yüksek topuklu ayakkabı sesleri yankılandı. Kapı sertçe açıldı.
Gece Akay içeri girdi.
Dün gece sahnede gümüşler ve ışıklar içinde devleşen o kadın gitmiş, yerine yorgun ama meydan okuyan bir siluet gelmişti. Üzerinde siyah tayt, dökümlü gri bir kazak ve yüzünün yarısını kaplayan siyah güneş gözlükleri vardı. Saçları tepesinde dağınık bir topuz yapılmıştı.
Gözlüklerini çıkarıp masaya bıraktı. Göz altındaki hafif morluklar, dün gecenin temposunu ve uykusuzluğunu ele veriyordu. Ancak bakışları son derece sertti.
"Levent," dedi Gece, Araz’a bakmadan doğrudan menajerine yönelerek. "Yine mi? Sana kaç kere söyleyeceğim, ben yanımda yürüyen gölgeler istemiyorum! Turne kadrosu tam dedin, şimdi yine bir koruma mı çıkarıyorsun karşıma?"
"Gece, bir dinle lütfen..." dedi Levent panikle ayağa kalkarak. "Bu seferki durum farklı. Şirket olarak güvenlik protokollerimizi güncellemek zorundayız. Araz Bey... Araz Karadağ. Turne boyunca senin özel güvenlik danışmanın ve yakın koruma amirin olacak."
Gece, ilk kez dönüp Araz’a baktı.
Gözleri çakıştı. Gece bir anlığına duraksadı. Bu yüz... Bu keskin hatlar ve derin gözler ona bir yerden tanıdık geliyordu ama nereden olduğunu çıkaramadı. Dün gece binlerce kişinin arasından kendisine bakan o adama ne kadar benzediğini fark etmedi bile; çünkü o an sadece öfkelıydı.
Gece, Araz’ı baştan aşağı süzdü. Takım elbisenin altındaki geniş omuzları, kaslı yapıyı ve adamın yüzündeki o sıfır mimikli ifadeyi inceledi.
"Yeni gölgem sensin yani?" dedi Gece, sesinde belirgin bir alayla. Araz’a doğru iki adım attı. Aralarında sadece bir metre kalmıştı. "Bana bak Araz Bey... ya da her neysen. Şimdiden anlaşalım. Ben sahneye çıkarım, işimi yaparım. Sen arkamda dikilip hayatımı cehenneme çeviremezsin. Ne zaman ne yiyeceğime, nerede duracağıma, kiminle konuşacağıma karışmayacaksın. Anlaşıldı mı?"
Araz oturduğu yerden yavaşça ayağa kalktı. Boy farkı anında ortaya çıktı; Araz, Gece’nin üzerinde adeta devasa bir gölge oluşturmuştu. Bakışlarını kadının gözlerinden bir milim bile kaçırmadı.
"Benim işim sizin ne yiyeceğinize veya kiminle konuştuğunuza karışmak değil, Sayın Akay," dedi Araz. Sesi o kadar alçak, düz ve otoriterdi ki odadaki hava bir anda ağırlaştı. "Benim işim, siz farkında bile olmadan hayatınıza kasıt edebilecek bir tehdit geldiğinde, o tehdit ile sizin aranıza girmek. Ben sizin hayatınızı kısıtlamam. Ama ben 'dur' dediğimde duracaksınız. 'Eğil' dediğimde eğileceksiniz. Hoşunuza gitse de, gitmese de."
Gece’nin çenesi kasıldı. Şöhretinin zirvesinde olan bir kadına yıllardır kimse böyle bir tonda konuşmamıştı. Etrafındaki herkes ona hayranlıkla ve el üstünde tutarak yaklaşırken, bu adam ona bir emir subayı gibi bakıyordu.
"Öyle mi?" dedi Gece, hafifçe tebessüm ederek ama gözlerindeki öfke kıvılcımlarıyla. "Peki ben senin emirlere uymazsam ne olacak Araz Koruma?"
"O zaman," dedi Araz, kadına doğru yarım adım atarak sesini daha da alçaltarak, "turne iptal olur. Ve siz o çok sevdiğiniz sahneden uzak kalırsınız. Karar sizin."
Gece şaşkınlıkla kalakaldı. Hırsla menajerine döndü. "Levent! Bu adamı nereden buldun sen? Kov şunu!"
"Gece!" Levent Bey ilk kez sesini yükseltti. "Bu konuda tartışma yok. Araz Bey olmadan o turne otobüsü bu ajanstan dışarı çıkmayacak. Üst yönetimin ve sigorta şirketinin kesin talimatı var. Ya Araz Bey’le gidiyorsun ya da konserleri iptal ediyoruz."
Gece, turneyi iptal etmenin imkansız olduğunu biliyordu. Binlerce satılan bilet, tazminatlar, ekibin emeği... Dişlerini sıktı. Çantasını masadan hızla aldı.
Araz’a dönüp gözlerinin içine baktı. "Güzel," dedi nefretle. "Gel bakalım gölge. Ama unutma, ben pes etmem. İlk hatanda seni o otobüsten aşağı atarım."
Gece topuklarının üzerinde dönüp kapıyı çarparak odadan çıktı.
Levent Bey alnındaki teri sildi. "Özür dilerim Araz Bey. Size demiştim."
Araz, kapanan kapıya bakarak göğsündeki gizli silah kılıfını hafifçe düzeltti. Yüzünde en ufak bir kırılma yoktu.
"Sorun değil," dedi Araz sakince. "Ben daha zorlu cephelerde bulundum. Hazırlıkları başlatın, turne otobüsüne geçiyoruz."
Ajansın kapalı otoparkında devasa, siyah camlı bir turne otobüsü çalışır vaziyette bekliyordu. Egzozdan çıkan duman, yeraltı garajının soğuk betonuna yayılırken, teknik ekip ve asistanlar ellerindeki kostüm valizlerini, enstrüman kutularını ve lojistik kolilerini bagaja yerleştirmekle meşguldü.
Bu karmaşanın tam ortasında, kulaklarına taktıkları mikro telsizlerle iletişim kuran üç adam göze batmadan hareket ediyordu. Murat, lojistik ekibinin kıyafetleri içinde bagaj düzenlemesini kontrol ederken; Barış, otobüsün şoför kabininin hemen arkasındaki teknik masaya yerleşmiş, uydu bağlantılı gizli frekansları tarıyordu. Samet ise VIP minibüslerin ve otobüsün alt tabanını, küçük bir ayna ve detektörle patlayıcı veya dinleme cihazı riskine karşı süzmekle meşguldü.
Araz, otoparkın karanlık bir kolonunun dibinde dikilmiş, elindeki ufak kulaklığa hafifçe dokundu.
"Sinyal temiz mi, Barış?" diye sordu, sesi kısıktı.
"Temiz komutanım," dedi Barış telsizden. "Yakın frekansta dinleme ya da sinyal kesici tespit edilmedi. Çevre koruması ve güzergah haritası sistemime yüklendi. İlk durak Eskişehir."
"Güzel. Murat, bagajlara giren her parçayı bizzat kontrol et. Şüphe uyandıran tek bir koli bile o otobüse girmeyecek."
"Anlaşıldı komutanım, hallediyorum."
O sırada asansörün kapısı açıldı. Gece, yanında makyözü, saç tasarımcısı ve kişisel asistanıyla birlikte otoparkta belirdi. Üzerindeki uzun, siyah deri trençkotun yakalarını kaldırmıştı. Yüzünde hala o mesafeli ve gergin ifade vardı. Araz’ı kolonun dibinde görünce adımlarını bir anlığına yavaşlattı, göz ucuyla adama soğuk bir bakış fırlattı ve doğrudan otobüsün orta kapısına yöneldi.
Araz, kadının hemen iki adım arkasından otobüse bindi.
Otobüsün içi adeta tekerlekli bir lüks daire gibi tasarlanmıştı. Ön tarafta geniş deri koltuklar, televizyon ekrana bağlı bir oturma grubu; arka tarafta ise Gece’ye özel ayrılmış, kapısı kilitlenebilir bir dinlenme odası ve özel yatak bölümü bulunuyordu.
Gece, en arkadaki özel bölümüne geçmeden önce durdu. Arkasını dönüp Araz’a baktı.
"Oraya giremezsin," dedi, eli odasının kapı kulbundayken. "Burası benim özel alanım."
Araz, koridorun ortasında durdu. "Odanızın içini her mola yerinde ben olmadan önce kontrol edeceğim, Sayın Akay. Siz içindeyken kapının dışında olacağım. Sınırınızı ihlal etmem, ama güvenliğinizi de şansa bırakmam."
Gece sinirle güldü. "İnanılmazsın gerçekten. Robot falan mısın sen? Hiç mi mimik yok yüzünde?"
"Görevimi yapıyorum."
"Görevin benim hayatımı zindana çevirmek değil!" Gece bir adım öne çıktı. Aralarındaki mesafe yine tehlikeli bir şekilde kısalmıştı. Kadının üzerinden pahalı bir kadın parfümü ile hafif bir kahve kokusu yayılıyordu. "Senden önce de turnelere çıktım ben. Yıllardır bu yollardayım. Kimse bana ne yapacağımı söylemedi."
Araz, kadının gözlerinin içine bakarken sesini yumuşatmadı ama tonunu daha derin bir yere çekti. "Daha önce çıktığınız turnelerde, sizi gerçekten korumak isteyen biri yokmuş demektir. Sadece paranızı alıp arkada dikilen adamlar varmış. Ben onlardan değilim."
Gece’nin gözlerinde bir anlık duraksama belirdi. Araz’ın kurduğu cümlenin içindeki acımasız dürüstlük, kadının defans duvarına sert bir darbe vurmuştu. Çünkü doğruydu; etrafındaki herkes ona bir "proje" veya bir "kazanç kapısı" olarak bakıyordu.
Gece bir şey söyleyecek gibi oldu, dudakları aralandı ama sonra vazgeçti. Kapıyı sertçe kapatıp kilitledi.
Araz, derin bir nefes alıp koridordaki tekli deri koltuğa oturdu. Otobüs hafifçe sarsılarak hareket etti. İstanbul’un yoğun trafiğini geride bırakıp şehirlerarası otoyola çıktıklarında, dışarıda hava kararmaya, yağmur serpiştirmeye başlamıştı.
Araz cebinden küçük, şifreli tabletini çıkardı. Ekrana düşen son verileri inceledi: MİT’ten gelen raporda, şebekenin İstanbul’daki iki hücresinin takibe alındığı ancak asıl vurucu timin izinin kaybedildiği yazıyordu.
Saatler gece yarısını geçerken otobüsün içi tamamen sessizleşti. Herkes uykuya dalmıştı. Sadece motorun monoton uğultusu ve cama vuran yağmur damlalarının sesi vardı.
Araz, gözünü bile kırpmadan koridorda nöbet tutuyordu. Bir asker için uykusuzluk bir yaşam tarzıydı.
Saat 02:30 civarında, en arkadaki odanın kapısı yavaşça aralandı.
Gece, üzerindeki deri trençkotu çıkarmış, gri bol bir eşofman ve siyah bir tişörtle dışarı çıktı. Ayakları çıplaktı. Yüzündeki makyaj tamamen silinmişti. Işıklar kapalı olduğu için corridor sadece otobüsün zeminindeki loş mavi ledlerle aydınlanıyordu.
Araz anında ayağa kalktı. Sırtı dikleşti.
Gece, Araz’ı aniden karşısında görünce hafifçe irkildi, elini göğsüne götürdü. "Tanrı aşkına... Hiç mi uyumuyorsun sen?"
"Nöbet saatindeyim," dedi Araz sakince. "Bir şeye mi ihtiyacınız var?"
Gece, otobüsün küçük mutfak tezgahına doğru ilerledi. Bir bardak su doldurdu. Bardağı tutan elleri hafifçe titriyordu. Sahnedeki o binlerce kişiyi devleştiren kadın, şu an karanlık bir otobüs koridorunda kırılgan ve aşırı yorgun görünüyordu.
"Kabus gördüm," dedi Gece birden. Bunu bir korumaya söylemek istemez gibi duruyordu ama gecenin sessizliği ve Araz’ın sarsılmaz duruşu onu kelimeleri dökmeye zorlamıştı. Bardağı dudaklarına götürdü. "Her turne öncesi olur. Sahneye çıktığımı, sesimin tamamen gittiğini ve binlerce insanın bana nefretle baktığını görürüm."
Araz, mutfak tezgahına iki adım yaklaştı ama güvenli mesafeyi korudu. "Korku insani bir şeydir, Sayın Akay."
Gece başını kaldırıp Araz’a baktı. Mavi led ışığı kadının gözlerindeki buğuyu ortaya çıkarıyordu.
"Sen neden korkarsın, Araz?" diye sordu Gece. Bu kez sesi ne öfkeliydi ne de kibirli. Sadece meraklıydı. "Seni ne korkutur?"
Araz bir anlığına sustu. Zihninde geçmişin karanlık siluetleri belirdi; dağ başındaki kar fırtınaları, kaybettiği arkadaşının son nefesi, patlayan mühimmatlar...
"Ben," dedi Araz, sesi bir fısıltı kadar kısık ama kaya gibi ağır çıkarak, "korumakla yükümlü olduğum birini kaybetmekten korkarım. Başka hiçbir şeyden değil."
Gece, adamın gözlerindeki o derin, dipsiz karanlığı gördü. Bu adamın laf olsun diye konuşmadığını, o gözlerin arkasında büyük bir kayıbın ve yaşanmışlığın yattığını hissetti.
Aralarındaki o sert buz tabakası, gecenin saat iki buçuğunda, yağmurlu bir otoyolda ilk kez ince bir çatlak verdi.
Sabahın ilk ışıkları Eskişehir’in poyrazıyla birlikte şehre çöktüğünde, turne otobüsü konser alanının bulunduğu devasa kültür merkezinin kapalı otoparkına yanaştı. Yağmur yerini keskin, kuru bir soğuğa bırakmıştı.
Araz, otobüsün kapısı açılmadan önce kulaklığını düzeltti. "Murat, teknik ekiple içeri girip VIP giyinme odasını ve sahne arkası koridorlarını tara. Barış, ana kumanda masasına geç, kamera beslemelerini kendi tabletine bağla. Samet, otobüs çıkışını ve VIP araçların park alanını emniyete al."
"Anlaşıldı komutanım," sesleri peş peşe kulağına aktı.
Araz, koridorda beliren Gece’ye döndü. Gece’nin üzerinde geniş, koyu yeşil bir kaban ve gözlerinde yine o siyah güneş gözlükleri vardı. Gece boyunca aralarında geçen o kısa, dürüst konuşmanın izleri ikisinin de bakışlarında asılı kalmıştı ama profesyonel mesafe anında yeniden inşa edilmişti.
"İçeride kontrol bitene kadar otobüsten çıkmıyorsunuz, Sayın Akay," dedi Araz düz bir sesle.
Gece bir an durup Araz’ın yüzüne baktı. Bu kez itiraz etmedi, sadece hafifçe başını salladı. "Beş dakikan var, Araz. Prova saatim yaklaşıyor."
Araz hızlı adımlarla otobüsten inip binanın arka servis girişine ilerledi. Dev ses sistemleri, ışık robotları ve dekor parçaları hamallar ve teknik personel tarafından içeri taşınıyordu. Ortam tam bir keşmekeş içindeydi. Tam bir istihbaratçının kabusu olan, kontrolü zor bir insan trafiği vardı.
Araz, akreditasyon kartı takmış personelin arasından geçerken gözleri saniye saniye çevreyi tarıyordu. Sahne altı tünellerinden birine girdiğinde kulaklığında Murat’ın sesi cızırdayarak belirdi.
"Komutanım, VIP odası temiz. Sinyal kesici veya patlayıcı izi yok. Ama..."
Araz adımlarını yavaşlattı. "Ama ne, Murat?"
"Bina yönetiminin onayladığı teknik personel listesinde olmayan iki kişi var. Siyah kıyafetli, ellerinde ışık çantalarıyla sahne üstü ızgaralarına çıkan merdivenlere yöneldiler. Akreditasyon kartları sahte gibi duruyor, numaraları sistemde eşleşmiyor."
"Barış," dedi Araz anında. "Kamera 4 ve 7’yi bana yönlendir. O iki şahsın takibini ver."
"Görüntü ekranınızda komutanım," dedi Barış. Araz’ın bileğindeki askeri ekrana iki hareketli siluet düştü. Adamlar, sahnenin tam üzerinde, yaklaşık 15 metre yükseklikteki dev ışık köprülerinin (truss sistemlerinin) bulunduğu kedi yoluna tırmanıyorlardı. Ellerindeki çanta ışık ekipmanına benzemiyordu; daha çok mekanik bir düzenek çantasıydı.
Araz’ın içgüdüleri anında alarm verdi. Niyetleri Gece’ye doğrudan kurşun sıkmak değildi; kalabalıkta panik yaratmak veya provada Gece’nin üzerine tonlarca ağırlıktaki ışık sistemini düşürerek olaya "kaza" süsü vermekti.
"Murat, Samet ile birlikte otobüsün başında kal. Gece’nin otobüsten çıkmasına kesinlikle izin vermeyin. Şoföre motoru çalıştırmasını söyle."
"Siz ne yapacaksınız komutanım?"
"Tavandaki pürüzü temizleyeceğim."
Araz, kışladaki o soğukkanlı avcı kimliğine bürünmüştü. Ceketinin altındaki ruhsatlı kılıfının klipsini sessizce açtı. Sahne arkasındaki yangın merdivenlerine yöneldi. Çelik basamakları hiçbir gürültü çıkarmadan, adeta bir gölge gibi üçer üçer tırmandı.
Çatı katının zifiri karanlık, tozlu tavan arasına çıktığında genzini pas ve demir kokusu doldurdu. Aşağıdan, boş salonda yankılanan ses denemelerinin bas gürültüleri geliyordu.
Araz, kedi yolunun demir ızgaraları üzerinde yavaşça ilerledi. Yaklaşık yirmi metre ötede, siyah kıyafetli iki adam, ana ışık konsoluna bağlanan çelik halatların bağlantı noktasına bir cihaz monte ediyordu. Cihaz, uzaktan kumandayla fünyelenebilecek küçük bir patlayıcı şerit ve halat kesiciydi. Prova sırasında Gece tam sahne ortasındayken halat patlatılacak ve tonlarca demir çerçeve kadının üzerine çökecekti.
Araz, telsizine hafifçe vurdu. Sinyal gürültüsü çıkarmadan adımlarını hızlandırdı.
Adamlar cihazın kablosunu bağlarken içlerinden biri fısıldadı: "Tamamdır, sinyal testini geç. Otobüsten indiği an pimi çekeriz."
"Gerek kalmadı," dedi Araz’ın sesi, adamların hemen arkasındaki karanlığın içinden.
İki adam da yıldırım hızıyla arkalarına döndü. Sağdaki adam belindeki susturuculu tabancaya davrandı ancak Araz çoktan mesafeyi kapatmıştı. Araz, adamın bileğini yakalayıp ters çevirdi, kemik kırılma sesi tavan arasında yankılandı. Tabanca kedi yolunun ızgaralarından aşağıya, boşluğa düştü. Araz, adamın boğazına indirdiği sert bir dirsek darbesiyle onu anında bayıltıp demirlere sabitledi.
İkinci adam bıçağını çekip Araz’ın karnına doğru savurdu. Araz hafifçe yana kayarak darbeden sıyrıldı, adamın kolunu kavrayıp sırtını demir korkuluklara sertçe çarptı. Bıçak elinden düşerken, Araz adamın gırtlağını sıktı ve onu 15 metre yükseklikteki boşluğun üzerine doğru sarkıttı.
Adamın gözleri dehşetle açılmıştı. Boğuk bir sesle hırıldadı. "Kimsin sen...?"
Araz’ın gözlerinde ne bir öfke ne de bir merhamet vardı. Sadece buz gibi bir profesyonellik görünüyordu. "Sana bu emri veren kim? İsim ver."
"Bil... bilmiyorum! Bize sadece koordinat ve hedef söylendi... Rusça konuşuyorlardı!"
Araz adamın ensesine indirdiği tek darbeyle onu da bayılttı. Adamı kedi yoluna yatırıp plastik kelepçelerle demirlere bağladı. Çelik halata monte edilen patlayıcı düzeneği dikkatle söktü ve cebine koydu.
Telsizine dokundu. "Barış. Tavan arasında iki paket var. MİT yerel ekibine haber ver, gelip sessizce alsınlar. Medyaya veya yerel polise tek bir kelime sızmayacak."
"Anlaşıldı komutanım. Durumunuz nedir?"
"Temiz."
Araz üstünü başını düzeltti, üzerindeki tozu silkti. Derin bir nefes alıp nabzını düşürdü. Yangın merdivenlerinden aşağı indi ve hiçbir şey olmamış gibi kapalı otoparktaki turne otobüsüne doğru yürüdü.
Otobüsün kapısı açıldığında Gece, koridorda sabırsızca volta atıyordu. Araz’ı görünce durdu. Adamın üzerindeki hafif toz tabakasını ve nefesindeki o hafif değişimi fark etti.
"Nerede kaldın?" dedi Gece, kollarını göğsünde birleştirerek. "Prova saatim geçti. İçeride ne oluyordu?"
Araz, kadının gözlerinin içine baktı. Gece, az önce ölümün kıyısından döndüğünden habersizdi.
"Ufak bir teknik aksaklık vardı, Sayın Akay," dedi Araz, sesi son derece sakin ve güven vericiydi. "Işık sistemlerinde bir güvenlik riski gördük, hallettik. Artık içeri girebilirsiniz. Sahne güvenli."
Gece, Araz’ın gözlerindeki o derin, anlatılmaz ifadeye bakarken bir an duraksadı. Bu adamın sadece bir koruma olmadığını, arka planda kendisinin tahmin bile edemeyeceği şeylerin döndüğünü hissetti. Ama Araz’ın duruşundaki o sarsılmaz güven, içindeki o garip huzursuzluğu bir anda bastırdı.
"Pekala," dedi Gece, yanından geçerken Araz’ın omzuna hafifçe çarparak. "Bakalım sahnemi beğenecek misin, Koruma."
Araz, kadının arkasından sahneye doğru yürürken cebindeki patlayıcı fünyeyi sıktı. Savaş henüz yeni başlıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

51okunma 9beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18