3. bölüm / 16
Gecenin Koruması3. BÖLÜM: BEYAZ VE SİYAH
Bölümler 16Şu an: 3. BÖLÜM: BEYAZ VE SİYAH
- 1 1. BÖLÜM: GÖLGELERİN GÖLGESİ1.980 kelime
- 2 2. BÖLÜM: MASKELER VE GÖLGELER2.526 kelime
- 3 3. BÖLÜM: BEYAZ VE SİYAH2.517 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. BÖLÜM: KİLİTLİ KAPILAR VE SOĞUK GECE2.259 kelime
- 5 5. BÖLÜM: ZIRHIN ALTINDAKİ YARA1.491 kelime
- 6 6. BÖLÜM: EFES’TE SON PERDE2.072 kelime
- 7 7. BÖLÜM: IŞIKLARIN ÖTESİNDE2.779 kelime
- 8 8. BÖLÜM: YENİ BİR GÜNŞIĞI1.993 kelime
- 9 9. BÖLÜM: YENİ BİR GÜNŞIĞI1.468 kelime
- 10 10. BÖLÜM: TOPRAĞIN KOKUSU VE YENİ BAŞLANGIÇLAR1.961 kelime
- 11 11. BÖLÜM: YENİ UFUKLAR VE KADİM NÖBET800 kelime
- 12 12. BÖLÜM: YENİ BİR NEFES, YENİ BİR MIRAS1.649 kelime
- 13 Bölüm 13: Sessizliğin Rengi3.409 kelime
- 14 Bölüm 14: Altın Çağ ve Küçük Bir Sır1.792 kelime
- 15 Bölüm 15 Zafer2.521 kelime
- 16 Bölüm 16: Kırmızı Alarm ve Büyük Bekleyiş3.765 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sahnedeki Büyü ve Siyah GölgelerEskişehir Kültür Merkezi’nin ana salonunu dolduran binlerce kişinin coşkusu, binanın beton kolonlarını titratıyordu. Dışarıdaki keskin poyraz, içerideki devasa insan kalabalığının yükselen ısısına yenik düşmüştü. Sahnenin iki yanındaki dev ekranlarda Gece Akay’ın yüzü beliriyor, spot ışıkları karanlığı yarıp ritimle birlikte renk değiştiriyordu.Araz, sahne arkasındaki teknik koridorun hemen girişinde, sol spot kulesinin gölgesinde duruyordu. Koyu renk takım elbisesinin içinden telsiz kulaklığını hafifçe bastırarak etrafı izliyordu."Barış, A giriş kapısındaki kalabalık kontrol altında mı?""Sıkıntı yok komutanım," dedi Barış telsizden. "A-2 ve B-4 kapılarında Murat ile Samet nöbette. Güvenlik kamerası açılarını canlı izliyorum. Şüpheli bir hareketlilik yok.""Tetikte kalın. Tavandaki o iki herifin arkadaşları içeride olabilir."Araz bakışlarını tekrar sahneye çevirdi. Gece, mikrofonu eline almış, gümüş rengi elbisesiyle ışıkların altında parıldıyordu. Az önce turne otobüsünde Araz’a öfkeyle tepki gösteren, yorgun ve kırılgan olan kadın gitmiş; yerine sahneyi tek başına domine eden bir ikon gelmişti.Gece, piyanonun tınıları eşliğinde en bilinen akustik şarkısını söylemeye başladı. Sesi salondaki binlerce insanı etkisi altına alırken, şarkının bir yerinde başını sahne arkasına, Araz’ın durduğu o karanlık gölgeye doğru çevirdi.Araz, kadının gözlerini üzerinde hissetti. Gece, spot ışıklarının kör edici parıltısına rağmen, o koyu gölgenin içinde dimdik duran, heykel gibi kıpırdamayan adamı görebiliyordu. Göz göze geldiklerinde Gece’nin sesindeki ritim bir anlığına hafifçe duraksadı, ardından daha derin, daha hisli bir tonda devam etti.Gece, bu adamın varlığında garip bir tezat hissediyordu. Araz onun özgürlüğünü kısıtlayan, etrafına duvarlar ören bir engel gibiydi; ama aynı zamanda hayatında ilk kez kendisine hiçbir çıkar gözetmeden, sadece "korumak" amacıyla bakan tek insandı. Şöhret dünyasının sahte gülüşleri, menajerlerin para hesapları ve hayranların ulaşılmaz hayalleri arasında Araz, gerçeğin ta kendisiydi.Şarkı bittiğinde salonda kıyamet koptu. Alkış tufanı duvarlarda yankılanırken Gece, sahne kenarına doğru yürüdü. Havlusunu alıp terini silerken doğrudan Araz’ın yanına geldi."Nasıl?" diye sordu Gece, hafifçe nefes nefese. Gözlerinde çocuksu bir onay alma isteği belirmşiti ama sesine yine o gururlu tonu vermeye çalışıyordu. "Korkak, yeteneksiz bir zengin kızı mıyım, yoksa gerçekten işimi yapıyor muyum Sayın Koruma?"Araz, kadının gözlerinin içine baktı. Yüzündeki o sert ifade bir milim bile yumuşamadı ama sesi kısıktı. "Sahnede iyisiniz, Sayın Akay. Ama çok fazla açık veriyorsunuz."Gece şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Ne gibi bir açık?""Bakışlarınız," dedi Araz, kadına doğru yarım adım yaklaşarak. "Şarkı söylerken karanlık noktalara bakıyorsunuz. Bir odak arıyorsunuz. Gerçek bir tehdit, tam da o odaklandığınız noktayı kullanır. Sahnede sadece müziğinize odaklanın. Etrafı bana bırakın."Gece, Araz’ın bu kadar soğukkanlı ve mesleki yaklaşımı karşısında ne diyeceğini bilemedi. Tam bir şey söyleyecekken kuliste Levent Bey belirdi."Gece! Harikaydın! İkinci yarı için 10 dakikan var, hemen kostüm değişimi!"Gece, Araz’a son bir keskin bakış fırlatıp soyunma odasına doğru ilerledi. Araz ise ceketinin içindeki silah kılıfını hafifçe kontrol edip kulaklığına dokundu."Murat, konser bitimi doğrudan turne otobüsüne geçilecek. Otel iptal. Bilgi MİT’ten geldi, Eskişehir’deki otel rezervasyonumuz sızdırılmış.""Anlaşıldı komutanım. Geceye kalmadan yola çıkıyoruz."2. KISIM: Gece Yarısı Otobanında PusuSaat 23:30’da konser bitti. Gece, yorgunluktan bitkin bir halde doğrudan otobüse nakledildi. Eskişehir’de konaklama yapılmayıp doğrudan gece yolculuğuyla bir sonraki durak olan Bolu/Gerede güzergahına geçileceği duyurulduğunda Gece ilk başta itiraz etmek istedi; ancak Araz’ın "Güvenlik protokolu, tartışmaya kapalı" emriyle susmak zorunda kaldı.Turne otobüsü, arkasında iki tane lojistik minibüsüyle birlikte karanlık ve ıssız karayolunda süzülüyordu. Dışarıda göz gözü görmeyen bir sis ve hafif bir kar serpintisi vardı.Otobüsün içindeki ışıklar söndürülmüştü. Teknik ekip ve asistanlar ön taraftaki koltuklarda sızmıştı. Gece ise arka taraftaki özel odasının kapısını bu kez kapatmamış, aralık bırakmıştı.Araz, koridordaki tekli koltukta oturmuş, elindeki şifreli tabletten yol haritasını ve canlı uydu görüntülerini izliyordu.Gece, odasından çıkıp koridora geldi. Üzerinde bol bir hırka vardı. Elindeki sıcak çay bardağıyla Araz’ın karşısındaki boş koltuğa oturdu."Otel olayını neden iptal ettik Araz?" diye sordu yavaşça. Sesinde artık o sabahki öfke yoktu. "Gerçekten güvenlik yüzünden mi, yoksa bana işkence etmekten zevk mi alıyorsun?"Araz tabletini kapattı. "Otel güvenliği yetersizdi. Sizin emniyetiniz benim tek önceliğim."Gece çayından bir yudum aldı. Gözleri Araz’ın yüzündeki o ince çene izine ve gözlerindeki yorgunluk çizgilerine kaydı."Sen hiç uyumaz mısın?" diye sordu. "İstanbul’dan çıktığımızdan beri tek bir dakika bile gözünü kapatmadın. Kimsin sen Araz? Gerçekten sadece özel bir güvenlik şirketi çalışanı mısın? Duruşun, konuşman, insanlara bakışın... Hiç sıradan bir adam gibi değilsin."Araz derin bir nefes aldı. İçindeki asker, gerçeği haykırmak; bu kadına "Seni korumak için hayatımı ortaya koyuyorum çünkü uluslararası bir şebekenin hedefindesin" demek istiyordu. Ama MİT’in ve vatanın emirleri kesindi. Maskesini bozamazdı."Geçmişim beni ilgilendirir, Sayın Akay. Sizi ilgilendiren kısım, bu otobüsün içinde güvende olmanız."Gece hafifçe öne eğildi. "Bana 'Sayın Akay' deme. Adım Gece.""Protokol-""Lanet olsun protokolüne!" dedi Gece, fısıltılı bir kızgınlıkla. "Yalnızız Araz. Etrafta basın yok, hayranlar yok, menajerler yok. Sadece sen ve ben varız. Bana adımla hitap et."Araz, kadının gözlerindeki o samimi ve ısrarcı bakışa direnmekte zorlandı. Boğazı temizlendi. "Peki... Gece."Gece’nin yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Şöhret dünyasının tüm sahteliği arasında, bu sert adamın ağzından adını duymak ona garip bir şekilde gerçek hissettirmişti.Tam o sırada otobüs aniden sert bir fren yaptı!Tekerlekler ıslak asfalt üzerinde acı bir çığlık attı. Gece dengesini kaybedip öne doğru savruldu. Araz, yıldırım hızıyla refleks göstererek tek koluyla Gece’yi belinden yakaladı ve kendi kucağına doğru çekerek düşmesini engelledi.Gece’nin nefesi Araz’ın boynunda kesildi. İkisi de bir anlığına ne olduğunu anlayamadan öylece kaldı. Araz’ın güçlü kolları kadının bedenini sıkıca sararken, Gece adamın göğsündeki o sert, ritmik kalp atışını hissetti."İyi misin?" diye fısıldadı Araz. Sesinde ilk kez profesyonel mesafenin ötesinde bir endişe vardı."İ-iylm..." dedi Gece, kekeleyerek. Adamın kokusu ve sıcaklığı başını döndürmüştü.O sırada önden şoförün panik dolu sesi yükseldi: "Araz Bey! Yola dev bir ağaç devrilmiş! Yol kapalı!"Araz anında Gece’yi koltuğa oturtup ayağa kalktı. Belindeki silah kılıfının klipsini açtı. Telsizine dokundu."Murat, Barış, Samet! İntikal durdu! Yolda engel var! Kırmızı alarm!"Telsizden Murat’ın bağırışı duyuldu: "Komutanım! Arkadan gelen siyah bir SUV aracı bizim lojistik minibüsünü sıkıştırdı! Üzerimize geliyorlar! Pusuya düştük!"Otobüsün dışından, gece karanlığını yırtan ilk susturuculu silah sesleri yankılandı.
3. KISIM: Gece Yarısı Pususu ve Maskenin Çatlaması
Camlara çarpan kurşun sesleri otobüsün içindeki sessizliği bir anda yırtıp attı. Teknik ekip ve asistanlar panik içinde çığlık atarak koltukların arasına sindi.
Araz, bir salise bile tereddüt etmeden Gece’yi omuzlarından tutup koridorun zeminine doğru bastırdı. "Yere yat! Kafanı kaldırma, ne olursa olsun kıpırdama!"
"Araz! Ne oluyor?!" Gece’nin gözleri dehşetle açılmıştı. Elleri titriyor, nefesi kesiliyordu. Dışarıda patlayan silah sesleri bir konser efektine benzemiyordu; bu, doğrudan ölümün sesiydi.
"Dediğimi yap!" dedi Araz. Sesi artık bir korumanın değil, sahada tim yöneten bir subayın mutlak ve tartışmasız emriydi.
Araz ceketinin altındaki Canik TP9 SFx marka siyah tabancasını çekti. Emniyeti tek hareketle indirdi. Şoför kabinine doğru çömelerek ilerledi. Şoför direksiyonun altında büzülmüş, ağlıyordu.
"Motoru kapatma! Farları söndür, acil durum flaşörlerini aç!" dedi Araz şoförün yakasından tutarak. "Tekerleklere zırh kaplama yaptırmıştım, otobüs hareket edebilir durumda."
Telsizden Murat’ın sesi cızırdayarak yükseldi: "Komutanım! Arkadaki iki siyah araktan inen dört kişi var! Ağır otomatik silahları var! Biz minibüsün arkasından bastırma ateşi açıyoruz ama adamlar doğrudan otobüsün orta kapısına yöneldi!"
"Samet, sol kanadı tut! Barış, otobüsün arka camından görüş sağla, keskin nişancı açın var mı?"
Barış telsizden yanıtladı: "Olumsuz komutanım, sis çok yoğun! Görüş beş metreye düştü!"
Araz, otobüsün orta kapısının hemen yanındaki gölgeye pustu. Dışarıda, sisin içinde süzülen iki siluet belirdi. Adamlar profesyoneldi; birbirlerinin kör noktalarını kapatarak, susturuculu MP5’lerle otobüsün kapı mekanizmasını vurmaya hazırlanıyorlardı. Niyetleri içeri girip Gece’yi canlı ele geçirmek ya da veriyi alıp herkesi infaz etmekti.
Araz derin bir nefes aldı. Nabzı dakikada 60’a düştü. Yıllarca dağda, sınır ötesinde yaşadığı o tanıdık "av" hissi zihnini tamamen kapladı. Artık takım elbiseli bir sivil değildi; o, Özel Kuvvetler Üsteğmeni Araz Karadağ’dı.
Otobüsün acil kapı açma kolunu tek hamlede çekti. Kapı tıslayarak açıldığı an Araz dışarı fırladı.
İlk saldırgan silahını doğrultmaya fırsat bulamadan, Araz adamın bileğine sert bir tekme savurdu. Silah yere düşerken Araz tabancasını kaldırıp adama göğüs hizasından iki el ateş etti. Adam anında yere yığıldı.
İkinci saldırgan Araz’a doğru otomatik tüfeğini çevirdi ancak Araz adamın silahının namlusunu sol eliyle yukarı kavrayıp yönünü değiştirdi. Kurşunlar otobüsün tavanına saplanırken, Araz tabancasının kabzasını adamın çenesine indirdi. Çene kemiğinin kırılma sesiyle birlikte adam sendeleyerek geri çekildi. Araz bitirici vuruşu yaparak adamı etkisiz hale getirdi.
"Murat! Sağ kanat temiz! Minibüstekileri otobüse doğru çekin, hemen fırlıyoruz!" diye bağırdı Araz.
Arka taraftaki diğer iki saldırgan, Araz’ın bu profesyonel ve ölümcül müdahalesi karşısında geri çekilmek zorunda kaldı. Murat ve Samet’in açtığı bastırma ateşi altında kalan saldırganlar, geldikleri siyah SUV’a binerek sisin içinde geri vites yapıp hızla uzaklaştılar.
"Yolu açın!" dedi Araz şoföre. Yere devrilmiş olan ağacın ince dallarını Murat ve Samet ile birlikte saniyeler içinde barikattan temizlediler.
Araz, elindeki sıcak tabancayı kılıfına sokup üstünü başını düzeltti. Yüzünde birkaç damla çamur ve sıçrayan kan izi vardı. Otobüse geri bindiğinde kapılar kapandı ve otobüs gaza basarak sisli otobanda hızla gözden kayboldu.
Otobüsün içi mezarlık gibi sessizdi. Herkes şoktaydı.
Araz, koridorda yerdeki kan izlerini görmemesi için Gece’ye doğru yürüdü. Gece hala koltuğun dibinde dizlerini göğsüne çekmiş oturuyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Araz yavaşça kadının yanına diz çöktü. Ellerini Gece’nin titreyen omuzlarına koydu. Sesi ilk kez bu kadar yumuşak ve şefkatliydi.
"Bitti," dedi Araz. "Güvendesin. Temizlendi."
Gece başını kaldırdı. Araz’ın yüzündeki çamur ve kan izini, gözlerindeki o korkunç ama bir o kadar da koruyucu ifadeyi gördü. Adamın elindeki barut kokusunu genzinde hissetti. Gece daha fazla dayanamadı ve aniden Araz’ın boynuna sarıldı.
Gece’nin vücudu Araz’ın göğsünde hıçkırıklarla sarsılırken, Araz bir an duraksadı. Yıllardır hiçbir kadına, hiçbir sivile bu kadar yakın olmamıştı. Askeri disiplini ona geri çekilmesini söylüyordu ama kalbi... kalbi kadını sarmalamasını emrediyordu.
Araz, kollarını yavaşça Gece’nin sırtına doladı. Kadını kendine doğru çekti.
"Sana zarar vermelerine asla izin vermeyeceğim," diye fısıldadı Araz kadının saçlarının arasına. "Asla."
Gece, adamın göğsünde ağlarken bir şeyi çok net anladı: Bu adam sıradan bir koruma değildi. Ve bu yolculuk, sadece bir konser turnesi değildi. Hayatının en büyük ve en tehlikeli sırrının tam ortasındaydı.
4. KISIM: Sığınak, Barut Kokusu ve Gerçeklerin Gölgesi
Otobüs, ana karayolundan sapıp Bolu Dağı’nın dik, virajlı ve ormanlık tali yollarına girdiğinde kabindeki ağır sessizlik devam ediyordu. Dışarıdaki tipi ve fırtına, çam ağaçlarının dallarını büküyor; otobüsün farları zifiri karanlığı güçlükle yarıyordu. Teknik ekip ve asistanlar yaşadıkları şokun etkisiyle sinmiş, kimse tek bir kelime bile etmeye cesaret edemiyordu.
MİT ile kurulan kriptolu hat üzerinden alınan talimat netti: Turne ekibi en yakın güvenli bölgeye, Bolu ormanlarının derinliklerinde bulunan ve MİT’e ait olan korunaklı bir dağ evine/sığınağa çekilecekti.
Saat gece yarısı üçü geçtiğinde otobüs, etrafı yüksek çitler ve gizli güvenlik kameralarıyla çevrili ahşap ve beton karışımı devasa dağ evinin bahçesine girdi. Araz otobüsten ilk inen kişi oldu. Ceketinin altındaki silahını hazırda tutarak çevreyi kontrol etti. Murat ve Samet, bahçe kapısını ve giriş çemberini emniyete alırken; Barış, otobüsteki ekibin içeriye güvenle geçişini organize etti.
"Herkes salonda toplansın, perdeler kesinlikle açılmayacak," dedi Araz düz ve net bir sesle.
Gece, şokun etkisinden henüz tamamen sıyrılabilmiş değildi. Üzerinde Araz’ın yol boyunca omuzlarına örttüğü koyu renk mont vardı. İçeri girdiğinde adımları hafifçe yalpaladı. Araz, kadının koluna girerek onu salonun ortasındaki geniş deri koltuğa oturttu.
"Barış," dedi Araz telsizden. "Mutfaktaki ilk yardım çantasını getir. Ekiptekilerin durumunu kontrol edin."
"Tamamdır komutanım."
Gece, koltukta otururken gözlerini Araz’dan ayıramıyordu. Adamın yüzündeki kurumuş çamur ve çene çizgisindeki ince kan lekesi duruyordu. Sol kolundaki ceket kumaşı hafifçe yırtılmıştı; pusuda yaşanan arbede sırasında kolunu kesmiş olmalıydı ama adam bunu fark etmemiş gibi duruyordu.
"Kolun..." dedi Gece, sesi pürüzlü ve kısıktı. "Kolun kanıyor Araz."
Araz sol koluna kısa bir bakış fırlattı. "Önemli bir şey değil. Yüzeysel bir sıyrık."
"Bana yalan söylemeyi bırak!" Gece aniden ayağa kalktı. Şokun yerini yavaş yavaş yükselen bir öfke ve çaresizlik alıyordu. "Bana her şeyin 'teknik bir aksaklık' veya 'güvenlik protokolü' olduğunu söylemeyi bırak! O dışarıdaki adamlar kimdi? O patlayan silahlar neydi? Sen... sen az önce iki adamı saniyeler içinde etkisiz hale getirdin! Bir koruma böyle dövüşmez, bir koruma böyle öldürmez!"
Salondaki herkes Gece’nin çığlığıyla sessizleşti. Levent Bey ve asistanlar köşede büzülmüş durumdaydı.
Araz, Gece’ye doğru bir adım attı. Sesini alçalttı ama her bir kelimesi bir kaya kadar ağırdı. "Sizi buraya kadar sağ salim getirdim, Sayın Akay. Önceliğim sizin hayatta kalmanız. Sorgulama makamı değil."
"Adım Gece!" diye bağırdı kadın, gözlerinden bir damla yaş süzülürken. Araz’ın göğsüne doğru bir adım atıp işaret parmağını adama doğrulttu. "Bana bak Araz! Ben çocuk değilim. Birilerinin beni öldürmeye çalıştığının farkındayım! Ve senin sıradan bir güvenlik uzmanı olmadığını da biliyorum. Gözlerindeki o soğukluk... O bir polis ya da koruma gözü değil. Sen kimsin? Benim hayatımda ne işin var?"
Araz bir anlığına sustu. Salondaki şöminenin çıtırtısı dışında tek bir ses yoktu. Araz’ın içindeki asker, kural ihlali yapmaması gerektiğini biliyordu. Kimliğini açık edemezdi, MİT’in ve Karargah’ın emirleri kesindi. Ama Gece’nin gözlerindeki o kırılmışlık, o derin güvensizlik ve korku... Araz’ın zırhında geniş bir çatlak açıyordu.
"Ben," dedi Araz, kadının gözlerinin tam içine bakarak, "sizi korumakla görevlendirildim. Bilmeniz gereken tek gerçek bu. Kim olduğumun bir önemi yok; önemli olan, benim nefes aldığım sürece kimsenin size dokunamayacak olması."
Gece hırsla başını iki yana salladı. "Bu bana yetmiyor! Ben bir yalanın içinde yaşamak istemiyorum!"
Araz, Barış’ın getirdiği ilk yardım çantasını masanın üzerine bıraktı. Ceketini yavaşça çıkardı. Altındaki siyah tişörtün sol kolu kana bulanmıştı. Kesik derindi ama kemiğe dayanmamıştı. Araz sandalye çekip oturdu, alkol bezini alıp kendi yarasını basmaya başladı. En ufak bir mimik bile yapmadı, acıyı hissetmiyormuş gibiydi.
Gece, adamın bu kendi kendini cezalandırır gibi duran soğukkanlılığını izlerken içindeki öfke yavaşça söndü. Yerini derin bir vicdan azabı ve çekime bıraktı. Araz’a doğru yürüdü, pansuman bezini adamın elinden çekip aldı.
"Bırak," dedi Gece fısıltıyla. "Ben yapayım."
Araz engellemek istedi ama Gece’nin kararlı bakışlarını görünce elini geri çekti. Gece, Araz’ın yanına diz çöktü. Batan alkollü bezi yaranın üzerine yavaşça bastırdı. Adamın kaslarının gerildiğini, sıcak nefesinin kendi saçlarına değdiğini hissetti.
"Çok canın yanıyor mu?" diye sordu Gece, başını kaldırmadan.
"Acı geçicidir," dedi Araz sakince. "Geçmeyen tek şey pişmanlıktır."
Gece yarayı gazlı bezle sararken başını kaldırdı. Aralarında sadece santimler vardı. "Geçmişte birini mi kaybettin Araz? O yüzden mi böyle bir zırh giyiyorsun?"
Araz’ın gözlerinden karanlık bir gölge geçti. Bu soru, onun yıllardır kimseye açmadığı en büyük yarasının tam üstüne basmıştı. Zihninde, bir sınır operasyonunda kucağında son nefesini veren tim arkadaşı belirdi.
"Herkes bir gün birini kaybeder, Gece," dedi Araz, ilk kez sesindeki o askeri barikatı indirerek. "Önemli olan, arkada kalanların o kaybın hakkını verip veremediğidir. Ben buradayım, çünkü bir daha kimseyi kaybetmeye tahammülüm yok."
Gece, adamın gözlerindeki o derin yalnızlığı ve sadakati gördü. Büyülenmiş gibi elini Araz’ın yanağındaki hafif çamur lekesine götürdü. Parmak uçlarıyla çamuru yavaşça sildi. Araz, kadının sıcak dokunuşuyla irkildi ama geri çekilmedi.
O an, dağ evinin dışındaki fırtına ve peşlerindeki ölümcül tehlike tamamen yok oldu. Sadece iki insanın, birbirinin yarasında kendi dermanını aradığı o kısa an kaldı.
Tam o sırada Araz’ın cebindeki şifreli uydu telefonu titremeye başladı.
An bozuldu. Araz hızla ayağa kalktı, ceketini giyip salondan birkaç adım uzaklaştı. Telefonu açtı.
"Karadağ," dedi düz bir sesle.
Telefondaki ses MİT Daire Başkanı’na aitti: "Araz, durumunuz ne?"
"Sığınaktayız efendim. Temiziz. Saldırıyı püskürttük, kayıp yok."
"Güzel. Ancak kötü bir haberim var," dedi Daire Başkanı. Sesi son derece gergindi. "Gece Akay’ın vefat eden dayısının evinde ve kasasında yaptığımız inceleme tamamlandı. Aradığımız şifreli belgenin fiziksel kopyası orada yok."
Araz’ın kaşları çatıldı. "Nasıl yok? Verinin kızın elinde olduğu söylenmişti."
"Veri kızın elinde zaten Araz," dedi Daire Başkanı. "Dayısı olayın ciddiyetini anladığında, veriyi özel bir dijital koda dönüştürüp Gece’ye miras kalan antika kolyenin veya eşyanın içine gizlememiş... Doğrudan Gece’nin çocukluğundan beri taşıdığı, boynundan hiç çıkarmadığı o gümüş madalyonun içine yüklemiş."
Araz bakışlarını salonda duran, boynundaki gümüş kolyeyle oynayan Gece’ye çevirdi.
"Yani..." dedi Araz, sesi buz keserek.
"Yani," dedi Daire Başkanı, "hedef sadece bir kaset ya da belge değil. Hedef doğrudan kızın kendisi ve boynundaki kolye. Şebeke bunu öğrendi. Turnenin sonraki durağı olan Bolu konserinde çok daha büyük bir hamle yapacaklar. Hazırlıklı olun."
Bölüm etkileşimi
