5. bölüm / 19
Gaziantep’te Aşkın ve Bakırın SesiAlmacı Pazarı’nda Baharat Sınavı ve Bir Fıstık Macerası
Bölümler 19Şu an: Almacı Pazarı’nda Baharat Sınavı ve Bir Fıstık Macerası
- 1 Çekiç Sesleri, Çıtır Baklavalar ve Bir Adım Kayıp456 kelime
- 2 Tahmis Kahvesi ve Dede Barajı295 kelime
- 3 Zeugma’da Bir Çingene Kızı ve Kaybolan Lazer Ölçer327 kelime
- 4 Çingene Kızı’nın Bakışı ve Bey Mahallesi’nde Bir Akşam475 kelime
- 5 Almacı Pazarı’nda Baharat Sınavı ve Bir Fıstık Macerası504 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Dede Teftişi ve Zeugma’da Sürpriz Keşif419 kelime
- 7 Gaziantep Kalesi’nde Gün Batımı ve Bir Antep Türküsü391 kelime
- 8 Lansman Günü, Dede Müdahalesi ve Sürpriz Karar457 kelime
- 9 İtalya Mı, Antep Mi? Ve Avludaki Pazarlık416 kelime
- 10 Bey Mahallesi’nde Eğlenceli Veda ve İki Dil Bir Aşk566 kelime
- 11 Napoli Limanı’nda Fıstık Diplomasisi654 kelime
- 12 Pompeii’de Bir Antep Rüzgarı458 kelime
- 13 Pizza Mı, Kebap Mı?548 kelime
- 14 Gizli Geçit ve Kayıp Fresk494 kelime
- 15 Vezüv Yanardağı’nda Sürpriz Teklif403 kelime
- 16 Hacı İbrahim Dede’nin İtalya Çıkartması392 kelime
- 17 Roma’da Bir Düğün Alışverişi379 kelime
- 18 Pompeii’deki Restorasyonun Sonu ve Büyük Unvan367 kelime
- 19 Yeni19 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi sabah güneş, Bey Mahallesi’nin eski taş evlerini altın rengine boyarken Murat, hayatında hiç olmadığı kadar zinde uyandı. İstanbul’un korna sesleriyle başlayan stresli sabahlarının aksine, Gaziantep’te güne kuş sesleri ve sokaklardan yükselen fırın kokularıyla uyanmak ona bambaşka bir enerji vermişti.
Sözleştikleri gibi saat tam dokuzda Almacı Pazarı’nın girişinde buluştular. Zeynep, taze çekilmiş isot ve sumak kokularının yükseldiği tezgahların arasında, sanki kendi evinin salonunda yürüyormuşçasına rahattı. Üzerinde yine o rahat tulumu ve gözlerinde her zamanki muzip parıltı vardı.
— "Hoş geldin 'Uzman Bey'," dedi Zeynep, bir baharat tezgahının önünde durarak. "Dün geceki yemekten sonra vazgeçip İstanbul’a kaçarsın sanıyordum ama cesaretini takdir ettim."
Murat gülümseyerek yanına yaklaştı.
— "Gaziantep’ten kaçmak mı? Aksine, bu şehrin sırlarını çözmeye yeni başlıyorum Zeynep. Baharat dersine hazırım!"
Zeynep esnafa selam verip tezgahtan küçük bir ahşap kaşık aldı.
— "Gaziantep’te restorasyon yapmak sadece mozaik taşlarını bilmek değildir dedik ya... Malzemenin nereden geldiğini, bu toprağın neyle beslendiğini de bileceksin. Şimdi ilk ders: İsot sınavı!"
Zeynep, koyu kırmızı, neredeyse siyaha yakın renkteki özel Urfa-Antep harmanlı isot kaşığını Murat’a uzattı. Murat bir an tereddüt etti ama Zeynep’in meydan okuyan bakışlarını görünce pes etmek istemedi. Kaşıktaki isotu ağzına attı. İlk birkaç saniye her şey yolundaydı; aromatik, hafif isli muazzam bir tat... Ancak birkaç saniye sonra acı, Murat’ın dilinden başlayıp beyin hücrelerine doğru bir yangın gibi yayıldı!
Murat’ın gözleri bir anda büyüdü, yüzü domates gibi kızardı.
— "Z-Zeynep... Bu... Bu yangın var!" diye kekeledi, nefes almaya çalışırken.
Zeynep kahkahayı basarken tezgahın arkasındaki Esnaf Ahmet Abla hemen bir bardak soğuk yayık ayranı uzattı. Murat ayranı tek dikişte bitirdi, derin bir nefes alıp sırtını duvara yasladı.
— "Harika bir sınavdı," dedi Murat, gözünden akan bir damla yaşı silerek. "Sanırım dilimdeki tat alma duyularım geçici olarak emekli oldu."
Zeynep’in kahkahası Almacı Pazarı’nın tavanında çınladı.
— "Antep acısı böyledir Murat Bey! Önce yakar, sonra bağımlısı yaparsan. Tıpkı bu şehir gibi..."
Tam o sırada pazarın kalabalığından sıyrılan bir el arabası hızla üzerlerine doğru gelmeye başladı. El arabasını süren çırak, üzerindeki koca fıstık çuvallarının dengesini kaybetmişti:
— "Savulun! Yokuş aşağı tutamıyorum!"
Zeynep arkası dönük olduğu için arabayı fark etmemişti. Murat refleksle Zeynep’in belinden tutup kendini ve onu kenardaki dükkanın içine doğru çekti. Birkaç saniye içinde her şey olup bitti; fıstık çuvalları sokak boyunca yuvarlanırken, Murat ve Zeynep dükkanın dar girişinde birbirlerine kenetlenmiş halde kalakaldılar.
Aralarındaki mesafe birkaç santimdi. Zeynep’in şaşkın ela gözleri Murat’ın gözlerine kilitlendi. Murat, genç kadının hızlı hızlı inip kalkan nefesini yüzünde hissediyordu. İsotun yaktığı içindeki yangın, yerini bambaşka, kalbini güm güm çarptıran sıcak bir duyguya bırakmıştı.
— "İyi misin?" diye fısıldadı Murat, sesinin titremesine engel olamayarak.
Zeynep ilk kez ne diyeceğini bilemedi. O her zaman hazırcevap, eli maşalı kız gitmiş, yerine yanakları al al olmuş bocalayan bir genç kadın gelmişti.
— "İ-iyiyim..." dedi Zeynep, gözlerini kaçırarak hafifçe geri çekildi. "Beni... kurtardın."
— "Tepsi kazasının diyetini ödedim sayalım," dedi Murat, ortamdaki büyülü gerilimi hafifletmek için tebessüm ederek.
Zeynep üzerini düzeltti, yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi:
— "Sadece diyet ödemedin Uzman Bey... Bu şehirde birinin hayatını kurtarırsan, ona bir fıstıklı baklava borçlanırsın. Yürü bakalım, müzeye gitmeden önce Hacı İbrahim Dedem bizi bekler!"
Bölüm etkileşimi
