10. bölüm / 32
ESTETİK EVLİLİK HATALARI ღBİTTİღ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 9
Bölümler 32Şu an: ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 9
- 1 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | PROLOG750 kelime
- 2 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 11.348 kelime
- 3 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 21.572 kelime
- 4 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 31.786 kelime
- 5 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 41.557 kelime
- 6 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 52.776 kelime
- 7 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 62.129 kelime
- 8 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 71.263 kelime
- 9 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 81.312 kelime
- 10 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 91.376 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 101.619 kelime
- 12 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 111.255 kelime
- 13 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 122.463 kelime
- 14 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 131.677 kelime
- 15 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 141.624 kelime
- 16 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 152.098 kelime
- 17 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 161.962 kelime
- 18 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 171.872 kelime
- 19 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 181.305 kelime
- 20 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 19739 kelime
- 21 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 201.575 kelime
- 22 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 211.515 kelime
- 23 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 223.014 kelime
- 24 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 232.121 kelime
- 25 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 242.190 kelime
- 26 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 251.905 kelime
- 27 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 261.376 kelime
- 28 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 271.453 kelime
- 29 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 281.822 kelime
- 30 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 291.453 kelime
- 31 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 301.709 kelime
- 32 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 31 | FİNAL3.376 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-9-
Bir süre kimse konuşmadı. Bülent annesine, Jale Hanım ise tam karşısındaki boş duvara bakarken gözleri doluyordu.
Sessizliği yaran sesin sahibi Mukadder Hanım "Anneniz olduğunu söyleyince ben..." diye kekelese de kimsenin ona kızdığı yoktu. Sonuçta Bülent annesinin ne kadar diretken biri olduğunu herkesten iyi biliyordu.
Küçük çaplı şokumuzu atlattıktan sonra "Anne sen nerelerdesin?" diye sordu Bülent. "Arıyorum, açmıyorsun."
Jale Hanım ise oturduğu yerde duruşundan ödün vermeden konuşmaya başladı ancak sözleri oğluna cevap vermekten uzaktı. "Baban evleniyormuş."
Ortam buz kesmişti. Büyük bir bomba odanın ortasında patlamış gibi anormal bir sessizlik. O hâline çok üzüldüm kadının. Kim bilir içinde ne fırtınalar kopuyordu. Hâlâ Ersan Bey'i seviyor muydu yoksa bu takıntılı bir duygu muydu bilmiyordum, aşkı gerçek miydi bilinmezdi ama acısı son derece gerçekti.
Adamın bir şey söylemesine fırsat kalmadan histerik bir gülüşle oğluna döndü Jale Hanım. "Görüyor musun? Hayatımı mahvettikten sonra nasıl da mutlu."
"Anne, siz ayrılalı yıllar oldu."
Bülent haklıydı. Onlar ayrılalı çok uzun zaman olmuştu. Jale Hanım'ın bunu aşmış olması gerekirdi ama gerçek yaşam öyle işlemiyordu ne yazık ki. Gerçekten sevdiğiniz birinden mahrum kaldıktan sonra acı çekmenizin bir son kullanma tarihi yoktu ki. Öte yandan hayat acı çekmek için de çok kısaydı. Ne yani, bu kadın sonsuza kadar eski kocasının acısını mı yaşayacaktı?
Oğlunun ağzından duyduğu şeyin ardından hışımla yerinden kalktı kadın. "Bana onu savunma Bülent!"
"Savunmuyorum anne." Bıkkındı adamın sesi. Yıllardır anne ve babasının sorunlarıyla uğraşmaktan yorulmuştu. "Benim kimseyi savunduğum yok. Ama yıllar önce olmuş bitmiş bir şey. Ne bekliyorsun? Sonsuza dek ikinizin de hayatına kimsenin girmemesini mi? Sen de hayatına bak artık."
İşittiği sözlerin ardından alaycı bir gülüşle bana döndü. Artık Bülent'le iletişim kurmaya dair umudunu kesmiş, benimle konuşma kararı almıştı. "Görüyorsun değil mi? Babasının ağzıyla konuşuyor. Bunlar böyle."
"Anne yeter artık."
Bülent'in sinirlenmeye başladığını anlayınca aralarına girdim. "Tamam, biraz sakin olalım." Jale Hanım'a dönen bakışlarım şefkatliydi. "Biraz oturup sakinleşelim, bir şeyler içip konuşalım. Mukadder Hanım bize kahve yapar şimdi. Değil mi Mukadder Hanım?" Acil yardım bakışımı attığımda kadın nasıl içtiğimizi bile sormadan mutfağa kaçıştı.
Kolunun üstündeki elimi sertçe geçiştirdi "Bırak beni!" derken. Öfkesi eski kocasınaydı ama şu an kime yansıtacağını bilmiyordu. Önce Bülent'e, şimdi de bana... Duyguları çok değişkendi. Sert tavrının hemen ardından uyaran bakışlarla bana döndü. "Bak, gör. Sen de dikkat et. Bunlar baba oğul böyle. Biz de başta çok mutluyduk, birbirimize âşıktık. Ama ne oldu? O pislik herif hayatımı mahvetti! Benden en değerli şeyimi aldı, güzelliğimi ve adımı! Sonra dönüp gitti. Arkasına bile bakmadan! Benden daha genç, daha güzel kadınlara gitti. Şimdi de başkasıyla mutlu oluyor." İşaret parmağını kaldırdı. "Sen de ayağını denk al. Sakın hamile kalma. Her an kendini kapının önünde bulabilirsin. Sakın inanma bunlara, sakın! Yarın öbür gün bu da senden sıkılır, atar bir kenara! Bana bak, geleceğini gör."
Çıldırmış gibi konuşan kadını "Yeter artık!" diye bağırarak susturdu Bülent.
Ne kadar sakinleşmeye çalışsam da ortam bir türlü durulmuyordu. Jale Hanım zaten zıvanadan çıkmıştı, en sonunda Bülent de öfkeye büründü.
"Ben babam değilim." diye tısladı Bülent. "Yanlış seçimlerinin suçunu kimsede bulma anne, yeter."
Sesi artık bağırmaktan uzak, daha sakindi ancak gerginliği hâlâ hissedilebiliyordu. Yine uzun bir sessizlik esir aldı bizi. Bu süre içinde Jale Hanım öfkeden çok üzüntüye boğulmuştu. Gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyordu. Bu duruma Bülent de üzgündü ama öfkesi üzüntüsünün önüne geçiyordu.
Kısık sesli azarlayıcı tonundan vazgeçmedi. "Senin yanlış tercihlerinin sonucunu biz de yaşadık. Bizim suçumuz neydi? Lidya'yla benim suçum neydi? Madem öyle, dünyaya getirmeseydiniz o zaman bizi! Şimdi gelmiş burada karıma söylediklerin..." Dudaklarını sinirle sıktı adam.
Biraz sakinleşmeye ihtiyacı olduğunu görebiliyordum. Omzuna dokundum sadece. Kısık sesle "Sakinleş biraz. Şu an üzgün, kendinde değil, görüyorsun." dedim.
"Ben deli değilim!" diye bağırdı kadın. Söylediklerimi duymuş ve yanlış yorumlamıştı belli ki. "Ben deli değilim küçük hanım. Beni delirten bunlar! Ömrümün en güzel çağlarında iki çocuğu kucağıma verip hayatıma son veren, kendi keyfine bakan babası beni bu hâle getirdi."
"Anne Allah aşkına ajitasyon yapma daha fazla." Bülent, annesinin bu tavırlarından hiç etkilenmiyordu. Bense üzgündüm. Onu böyle görmeyi beklemiyordum. "Sanki ömrünü bize adamışsı gibi konuşma! Lidya da ben de dadıların, bakıcıların elinde büyüdük. Şimdi karşıma geçip cefakâr anne rollerine bürünme rica ederim."
"Öyle mi küçük bey?" Sırtı dikleşen kadın, oğlunun üstüne yürürken işaret parmağını kendi göğsüne sertçe bastırdı. "Ben hâlâ senin annenim! Seni ben doğurdum!"
Aralarında karınca gibi ezilmek üzereyken mırıldanmakla yetindim. "Jale Hanım, lütfen sakin olun biraz. Bakın, böyle şeyler söylemeniz Bülent'i de üzüyor."
Alaycı bir ifadeyle tısladı. "Üzülmez o hiçbir şeye, merak etme. Sen kendine üzül kızım, kendine!"
"Anne diyorum, yeter! Bak kalbini kıracağım en sonunda! Sus!"
"Ne zaman söylemeyi düşünüyordun, ha? Bana ne zaman söyleyecektin Bülent? Baban evlenince mi?"
"Telefonlarımı açsaydın söyleyecektim." Sakinleşmeye çalışan adam derin bir nefes aldı. "Bak, şu an kendinde değilsin. Biraz uyu, dinlen, kendine geldiğinde tekrar konuşuruz."
"Sen onaylıyor musun yani şimdi babanın evliliğini?"
"Ben öyle bir şey demedim anne, lütfen konuyu çarpıtma! Ayrıca kimsenin bizden onay beklediği falan da yok."
"Evlenecek yani."
"Evlenecek veya evlenmeyecek, bu bizi ilgilendirmiyor artık. Lütfen artık kendi hayatına bak, kendine bu acıyı çektirmeyi de bırak."
Ne diyeceğini bilemeyen kadın çok üzgün görünüyordu. Yüzündeki yıkılmışlık içime işlemişti. Sehpadaki içki bardağına uzanırken nazikçe engel oldum. "Bence artık yeter." diyerek kollarımı ona sardım ve salonun diğer köşesine götürdüm. "İçmeyelim biz onu." Tam o an imdadıma elinde kahve tepsisiyle Mukadder Hanım yetişti. "Hah, kahvelerimiz de gelmiiş!" Tepsiyi alırken kadına kaş göz edip içki şişesini ve bardağı kaldırmasını istedim. "Kahvelerimizi içelim, bir sinirlerimiz yatışsın. Sonra siz güzel bir uyku çekin, bakın yukarıda odanızı da hazırlatıyorum."
Bülent dudak hareketiyle memnuniyetsizce "Burada mı kalacak?" dediğinde Allah'tan sadece ben duymuştum.
Gözlerimle kadının bavulunu gösterirken ne yapalım diyebildim sadece. Kadıncağız bu hâldeyken onu nereye gönderebilirdik? En iyisi burada kalmasıydı.
Jale Hanım'a kahvesini içirdikten sonra yatağına yatırdık ve odadan çıktık. Bülent bıkkın ve üzgün görünüyordu. Öte yandan annesine de babasına da öfkesi gözle görülür cinstendi.
"Çok şükür uyudu." dedim sakince odamıza geçerken. "Biraz kafası yerine gelir, dinlenir."
Bülent ise huzursuz görünüyordu. Başta sadece annesi burada kalacağı için öyle olduğunu sanıyordum ama "Annemin kusuruna bakma İnci, lütfen." dedi odamızda. "O ne dediğini bilmiyor. Abuk sabuk şeyler söyledi yine."
Yeniden yayınevine gitmek için hazırlanırken adama dönüp "Saçmalama." dedim. "Hem sarhoşun mektubu okunmaz derler, hiç duymadın mı?"
Olaylardan beri ilk kez tebessüm ettiğini gördüğüm adam duvara yaslanıp kollarını kavuşturmuş beni seyrediyordu. "Öyle mi derler?"
"Tabii." Onu rahatlatmak için omuzlarını sıvazladım. "Şimdi uyur, dinlenir, kalktığında da güzel bir duşla her şey düzelir."
"Keşke o kadar basit olsa." sözleriyle buruk bir tebessüm hâkimdi adamın dudaklarında. "Annemin bu kadar kolay düzeleceğini bilsem..."
"Çok normal, şu an buhranlı bir dönem geçiriyor. Eski kocası yeniden evleniyor, çok üzgün. Olabilir böyle şeyler."
"Onun buhranlı günleri bitmek bilmez İnci, sen daha yenisin buralarda."
Güldüm sözleriyle. "Aman sanki bizimkiler çok farklı. Sen ayyaş dayımla tanış, öper de başına koyarsın anneni. Herkes bir değişik bu dünyada. Ne yapalım?" Omuz silktim. "Sevdiklerimizi olduğu gibi kabul edeceğiz, bitti gitti."
Dalgın bakışları gözlerimdeydi adamın. Anlamlı bir tebessümle "Seni hak etmek için ne yaptım bilmiyorum. İyi ki varsın İnci." Sarıldı bana. "İyi ki hayatımdasın. Yoksa bu ailede delirirdim herhâlde."
Ortamı yumuşatmak için düşünür gibi yaptım ve takıldım adama. "Valla beni hak etmek için ne yaptın bilmiyorum ama bundan sonra yapman gereken çok açık. Her gün gözlerini açar açmaz hayatında olduğum için şükretmelisin."
Benim alaycı tavrıma karşın işaret parmağı burnuma dokundu. "Şükretmediğimi kim söyledi?"
Eriyorum işte. Bu adam bunları söylediği an eriyorum. En sonunda erimekten benden geriye bir şey kalmayacaktı.
Gözlerindeki mavilikler bana bakarken tedirginliğe büründü. "Korkuyorum İnci." Bunu çok ciddi bir yüz ifadesiyle söylemişti. "Günün birinde benimle evlendiğine pişman olacaksın diye çok korkuyorum. Seni kaybetmekten..."
Elimle ağzını kapattım. "Şşş... İyice saçmaladın artık sen. Annene göz kulak olurken bir duble de sen mi içtin kaşla göz arasında? Ne bu duygusallıklar? Ben seni neden terk edeyim durduk yere, aaa!"
"Annemin söylediklerinden sonra kafan karış-"
"Kafam falan karışmadı Bülent Tanay." Bilmiş bir ifadeyle söylemiştim bunu. "Hem kafamın bu kadar kolay karışacağı biriyle de evlenmezdim şahsen."
Jale Hanım'ın söyledikleri çok trajikti. Ama ne ben Jale Ataberk'tim ne de biz Ersan Bey ve Jale Hanım'dık. Öncelikle ben güzelliğe ve gençliğe takıntılı ve bununla ilgili bir mesleği icra eden biri değildim. Çocukları da çok severdim. Yani günün birinde çocuklarım olursa onları canımdan çok severdim. Bülent de babası gibi değildi, olmayacaktı. Biz farklıydık. Biz Bülent ve İnci'ydik.
Bizi yıkmak o kadar kolay mıydı?
En azından o zamanlar öyle sanıyordum.
...
*
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
