29. bölüm / 32
ESTETİK EVLİLİK HATALARI ღBİTTİღ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 28
Bölümler 32Şu an: ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 28
- 1 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | PROLOG750 kelime
- 2 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 11.348 kelime
- 3 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 21.572 kelime
- 4 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 31.786 kelime
- 5 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 41.557 kelime
- 6 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 52.776 kelime
- 7 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 62.129 kelime
- 8 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 71.263 kelime
- 9 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 81.312 kelime
- 10 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 91.376 kelime
- 11 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 101.619 kelime
- 12 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 111.255 kelime
- 13 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 122.463 kelime
- 14 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 131.677 kelime
- 15 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 141.624 kelime
- 16 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 152.098 kelime
- 17 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 161.962 kelime
- 18 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 171.872 kelime
- 19 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 181.305 kelime
- 20 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 19739 kelime
- 21 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 201.575 kelime
- 22 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 211.515 kelime
- 23 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 223.014 kelime
- 24 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 232.121 kelime
- 25 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 242.190 kelime
- 26 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 251.905 kelime
- 27 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 261.376 kelime
- 28 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 271.453 kelime
- 29 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 281.822 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 291.453 kelime
- 31 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 301.709 kelime
- 32 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 31 | FİNAL3.376 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-28-
❝Bülent❞
Deliye dönmüştüm. Tam iki gecedir İnci'sizdim ve olayları çözemiyordum. Olanlara anlam veremiyordum.
Evde sakin kafayla düşünmeye başladığımda tüm parçalar yerine oturdu. Harcamaların mantıklı tek bir açıklaması vardı o da Nihan. Sözü geçen ekstrenin kredi kartı bana aitti ama ben kullanmıyordum. Bu, iş içi harcamalar için Nihan'a teslim ettiğim kartın ekstresiydi. Kafamı toparladığımda hatırlamam zor olmadı.
Ne bileyim, klinikte ihtiyaçlarım için alınan şeyler, hastalarımıza geçmiş olsun çiçeği göndermek ya da bunun gibi basit harcamalar içindi o kredi kartı. Pahalı takılar ve otel harcamaları için değil. İnci de biliyordu aslında. Asistanken onunla da aynı şekilde çalışıyorduk ama kim bilebilirdi ki Nihan'ın görevini böyle kötüye kullanacağını? İnci'yi manipüle edip kandıracak kadar korkunç biri çıkacağını nereden tahmin edebilirdik?
Bankayı arayıp konuştum. Şimdi taşlar yerine oturmuştu. Bunun Nihan'a ait bir oyun olduğunu anlamıştım sonunda. Oysa dışarıdan normal, mesafeli ve profesyonel bir çalışan gibi davranıyordu. Böyle bir oyun çevireceğini hiç ummazdım.
İlk gün kliniğe gittiğimde Nihan Hanım yoktu. İzinliymiş. Haberim bile olmadan nasıl oluyorsa. Tabii, biliyordu nasıl ortalığı karıştırdığını, başına gelecekleri, kaçıyordu kaçabildiği kadar. Ama nereye kadar kaçabilecekti? Ben onu kıskıvrak yakalardım. İş başvurusunda yazdığı ev adresini buldum. Hiç beklemeden aynı gün evine gittim ama orası da kapı duvardı. Çıldırmak üzereydim artık.
En sonunda ertesi gün kaçamayacağını anlamış ya da uyduracağı yalanı ayarlamış olacak ki kliniğe gelmişti. Müge arayıp haber verdiğinde uçarak gittim.
Başta inkâr etti, "Ben öyle bir şey söylemedim, İnci Hanım yanlış anladı. Bizim ilişkimiz olduğunu düşünüyor." dese de sıkıştırdığımda döküldü. İnci durduk yere asla böyle düşünmezdi.
Yalanlarını ne olursa olsun saklayacak kadar ketum davranan kadına "Sana iş için verdiğim kredi kartını kötüye kullandın. Bu dolandırıcılığa girer, suçtur. Eğer seni ihbar etmemi istemiyorsan hemen tüm gerçekleri anlat yoksa gözünün yaşına bakmam." deyince daha fazla direnemeyeceğini anlamıştı. Gözüm tamamen kararmıştı. Artık kaybedecek bir şeyim yoktu.
"Ben sadece... Sizin de bana karşı duygularınız olabilir sanmıştım. Bilmiyorum, çok naziktiniz, etkilendim belki. Tek engel karınız diye düşündüm ben-"
Ben herkese karşı nazik biriydim. Bunu kendine yorması bile psikolojik bir rahatsızlık gibi hissettirmişti. "Nihan sen ne saçmalıyorsun? Ben sana ümit verecek bir şey yapmadım. Ne hakla karımla öyle konuşabiliyorsun, nasıl sana verdiğim yetkileri kötüye kullanabiliyorsun? Bu nasıl bir yüzsüzlük?"
İlk defa nazik tarafımdansa çileden çıkan tarafımla karşılaşan kızın gözleri dolmuştu. Benimse umurumda bile değildi. "Özür dilerim." diyebildi sadece.
Bunları konuşurken kapının aralık olduğunu, sesimin yükseldiğini ve Müge ile Kıvanç'ın bizi izlediğini fark etmemiştim. Sadece "Şimdi gidip İnci'ye dil dökeceğim, bunun bir iftira olduğunu anlatacağım. Seni aradığımda açacaksın ve tüm gerçekleri anlatacaksın yoksa seni mahvederim, mahkemelerde süründürürüm. Sırf zevk için seninle uğraşırım, anlıyor musun beni?" deyip kapıdan çıkmaya hazırlanırken onlarla karşılaştığımda yüzlerinde her şeyi duyduklarına dair bir ifade görmüştüm.
Klinikte olanları duyanlar ilk defa bu yüzümü görüyordu. Tam çıkışta Feris'in ne olduğunu anlamayan şaşkın bakışlarıyla karşılaştım. "Bülent, ne oluyor?"
"Sonra anlatırım." diyerek vakit kaybetmeden çıktım oradan. Yetişmem gereken bir yer vardı. Kendimi İnci'ye açıklamam gerekiyordu.
Polonezköy'e giderken aklımdan bin bir türlü ihtimal geçti. Ya bana inanmazsa? Ya Nihan telefonları açmazsa? Ya açar da yalan yanlış konuşursa? Kendimi nasıl temize çıkarırdım? Ne de olsa adım çıkmış dokuza, inmez sekize. İlk defa geçmişimden dolayı bu kadar öfkeliydim kendime. Böylesine köşeye sıkışmıştım geçmişte yaptıklarım yüzünden. Eğer güvenilir biri olsaydım tüm bunlara gerek bile kalmazdı belki.
Butik otele vardığımda beni tam da tahmin ettiğim bir manzara karşıladı. Bahçede masa hazırlanırken oturmak üzere olan Selçuk babanın gözleri ok gibi bana çevrildi. Elinde tepsiyle sofraya gelen Aysun anne şaşkınlıktan sendelese de düşme tehlikesi geçiren tepsiyi sıkı sıkı tuttu. İkisinin de olanları öğrendiğini ve bana çok kızgın olduğunu görebiliyordum. Onlara gönül koyamazdım çünkü neredeyse benim bile inanacağım bir komplonun içine düşmüştüm.
"Merh-" dememe kalmadan Selçuk babanın sessiz öfkesine maruz kaldım.
"Ne işin var senin burada? Ne yüzle geliyorsun hâlâ?" Bakışlarındaki öfkeyi anlayabiliyordum, bana tepkilerin farkındaydım. Elimdeki çiçeğe iğrenir gibi bakıyordu.
Aysun anne bile mesafeli yaklaşıyordu bana. Başını iki yana sallayarak "Tü senin suratına, yazıklar olsun." diyordu. "Ben seni oğlum bildim, bağrıma bastım. Bunu mu yapacaktın bana, kızıma? Hiç beklemezdim senden, hiç!"
"Ben bir şey yapmadım Aysun anne." Samimiyetle ve heyecanla savundum kendimi. "Hepsi iftira! Yemin ediyorum." Selçuk babadansa karşımdaki kadın beni anlamaya ve inanmaya daha hazır görünüyordu. O yüzden derdimi anlatmaya çalıştım. "Buraya da bunu kanıtlamaya geldim. İnci nerede?"
Gözlerim onu ararken "Odasında." dedi Aysun anne. "İki gündür ne bir şey yiyor ne içiyor. Güçsüz kaldı yavrum, uyuyor içeride." Onun açıklama yapmasından rahatsızlık duyan adam ise karısına yumuşak bir dirsek attı. "Kesin iftira diyorsun, öyle mi?"
"Evet, size yemin ediyorum iftira. Şimdi İnci'yle konuşmam gerek. Bu yanlış anlaşılmayı düzelteceğim."
Kapıya yönelecekken Selçuk baba tarafından durduruldum. "Kızım seni görmek isterse görecek. Burada bekle." deyip önüme bir sınır çekti. Bel boy çocuğu çağırıp İnci'ye geldiğimi haber vermesini söyleyecekken merdivenlerde onu gördüm.
İnci.
Bitkindi. Yüzü yorgun, ağlamaktan şişmiş gözleriyle ne kadar yıprandığını görebiliyordum. Ufacık kalmıştı. Hiçbir şey yemediği belliydi. Saçlarını tepeden toplamış, küçücük kalan yüzünü görebiliyordum. İçim acıdı. Benim yüzümden.
Başta basit, tatlı kıskançlıklar dediğim şey neredeyse hayatıma mâl oluyordu. Şu an bile tam olarak düzeleceğimiz belli değildi. Umarım şans benden yana olurdu.
Belki de hayattaki tüm şansımı İnci gibi bir eşe sahip olarak harcamıştım ve bitmişti. Bilemezdim.
❝İnci❞
Onu karşımda gördüğümde elim ayağım boşaldı. Ne yapacağımı bilemedim. Eninde sonunda karşılaşacağımızı biliyordum. Ha mahkemede ha burada, ne fark eder? Peki ya neden buna hiç hazırlıklı değildim?
Bel boy çocuk kargo arabasının yanından dönerken elinde paketle bana geldi. "Sana paket gelmiş İnci abla."
Kargoyu teslim alırken dudaklarımı birbirine bastırıp başımı salladım. İstemsizce paketi arkama saklarken "Ne işin var burada?" diye sordum Bülent'e. Hâlâ ona bakarken içimin eridiğine inanmak istemiyordum. Bu kadar gurursuz olamazsın İnci.
Üzgün bakışlarıyla "Kendimi açıklamaya geldim." dedi tepkimi ölçmek ister gibi. Yüzünde bir heyecan pırıltısı vardı ama umursamadım. "Ya idam mahkûmlarına bile son sözleri sorulur, benim sende hiç mi hatırım yok İnci? Beni dinlemeyecek misin?"
"Seni dinledim zaten Bülent. Seninle yüzleştim. Ağzından duyduğum tek şey bilmiyorum, ilgim yok oldu. Açıklayamadın bile bana bu olanları."
"Çünkü bilmiyordum, ilgim yoktu. Ama bankayla görüştüm, gerçeği geç de olsa anladım. Şimdi de sana açıklamaya geldim."
Kollarımı kavuşturmuş onu dinlerken ne duyacağımı bilmiyordum ama tüm bunların yanlış anlaşılma olduğuna inanmak için her şeyimi verirdim. Ne olur bana mutlu evliliğimizi geri ver Bülent, yalvarırım. Sana yalvarırım bizi bitirmemiş ol.
"Her şey Nihan'ın başının altından çıkmış."
Merakla arkamızdan kulak kesilen annem "Ha şu yeni asistan mı?" diyerek eliyle ağzını kapattı. Bu hâliyle dedikoducu mahalle teyzelerinden farkı yoktu. Bir de bu yetmezmiş gibi babama dirsek attı. "Duyuyor musun Selçuk, Rüksan yine haklı çıktı!"
"Duyamıyorum sayende Aysun. Bir sus da anlayalım yahu!"
Hız kesmeden açıkladı Bülent. "Klinikte iş içi harcamalar için kredi kartı vermiştim Nihan'a. Hani seninle çalışırken sana da vermiştim. İşte o karttaki harcamaları Nihan bilerek ve isteyerek yapmış. Sanki aramızda ilişki varmış gibi göstermek için. Şizofren gibi bir ilişkimiz olduğuna inanıyordu, ona ümit verdiğimi falan düşünmüş! Ya şizofren ya da ayrılmamız için tuzak kurmuş, bilmiyorum ama tüm gerçekleri ağzından duydum. Senin de ondan duyman için arayacağım. Her şeyi sana anlatacak. Aksi hâlde görevini kötüye kullanmaktan onu dava edeceğimi söyledim."
Şaşırmıştım. Böyle bir şey yüz yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Oysa o kadar inandırıcı konuşmuştu ki. "İnanmıyorum..."
"İnanmıyorsan ben hemen Nihan'ı arıyorum, o sana anlatacak."
Durdurdum onu. "Yok, o anlamda demedim. Yani... Bu nasıl bir kötülük? Aklım almıyor."
"Ayyy sorma anneciğim! Benim de aklım hafsalam almadı valla! Ne manyak insanlar var ya!" Artık dirsek atmaktan çürüttüğü kocasına döndü ve sanki az önce yanımızda değil de duymamış gibi tekrarladı annem. "Duydun mu Selçuk, manyak kız bizim damada kafayı nasıl takmış!"
"Duyuyorum Aysun, aynı yerde değil miyiz? Ben uzayda mıyım?" Babam, anneme göre daha mesafeliydi. Acele karar vermeden benim tepkimi ölçüyordu. Sanki ben inanırsam o da inanacaktı.
"Hani görüyoruz ya haberlerde böyle sapıklar! Ay aman evlerden ırak! Devir çok kötü olmuş, çok! Erkekler bile arkasını kollasın valla."
"Aysun az sus da çocuklar bir konuşsun ya! Kafam şişti!"
Her zaman damadından yana olan annemse yine şaşırtmıyordu. Vah vah dercesine birbirine ellerini vururken "Ben de onun yüzünden çocuğun suratına tükürdüm ya az önce." deyiverdi. Bu kez mahcubiyeti gözlerinden okunan annem Bülent'e dönmüştü. "Ne olur affet güzel oğlum, ben sana tükürmek istememiştim."
"Önemli değil Aysun anne." Anlayışla gülümseyen adamın gözleri bana çevrildi. "Şu an önemli olan tek şey İnci'nin bana inanması, güvenmesi. Ben başka hiçbir şey istemiyorum."
Nedendir bilmem, henüz kimseden hiçbir şey duymamama rağmen anlattığı an inanmıştım Bülent'e. Asıl inanamadığım şey önceki senaryoydu zaten. Sevdiğini bu kadar hissettiren biri nasıl aldatır beni diye düşünmekten kendimi alamamıştım. Bir de Nihan'ın Bülent'e açıklanamayan gereksiz yakınlıklarını gözlerimin önüne getirince... Ne safım.
"Seni seviyorum İnci. Bu iki gün nasıl geçti anlamadım bile. Ölüyorum sandım. Senden başkasını gözüm görebilir mi benim? Nasıl inanırsın buna? Seni kaybedersem nasıl yaşarım?"
Zihnimin karmaşası çözüldü, puslar dağıldı. Artık her şey daha berraktı sanki. Gözlerimi güvenle kapatıp "Sana inanıyorum Bülent." dedim. Tek bir telefonla kanıtlanacak durum için neden hâlâ yalan söylesin ki?
Aramızda birçok sorun yaşanmış olabilirdi ama Bülent bana hiç yalan söylememişti. Her zaman bana karşı dürüst olmuştu. İlişkimiz boyunca evlilik istemezken de evliliğimiz boyunca çocuk istemediğini söylerken de. Hiçbir zaman beni kandırmamıştı. Ona inanmamam için bir sebep de yoktu. Sadece bunun bizi nasıl bulduğuna inanamıyordum hâlâ.
Benden duyduğu cümleyle huzura eren adam önce ellerimi tuttu "Çok şükür." derken. Sonra sıkıca sarıldı bana. "İnan, sen bana hep inan." Çenemi omzuna yaslarken kokumu içine çektiğini duyumsayabiliyordum. "Bak, biz konuşurken Müge ve Kıvanç da duydu. İnanmazsan onlara da sorarsın." Başını iki yana salladı adam. "Ben sana hiç yalan söylemedim."
"Biliyorum, sana inanıyorum."
Ayrıldığımızda yorgun gözlerim onu seyretti. O da en az benim kadar üzülmüş, yıpranmış görünüyordu. Mahcup bakışlarıyla "Bir konuda sana yalan söylemiş olabilirim." derken işaret parmağını masumca kaldırdı.
Kaşlarım çatıldı merakla. Ne gibi bir yalan söylemiş olabilirdi ki bana? Şimdi yine ne çıkacaktı başımıza?
"Kitaplığındaki rafın nasıl düştüğünü anlayamamıştın ya." Başımla onayladım. "Ha, onu ben kırdım işte. Kızarsın diye de söyleyemedim."
Gözlerim devrildi "Senin Allah cezanı vermesin." diyerek gülerken. Bu muydu yani? "Ödümü kopardın Bülent! Bir hafta boyunca iyi sıhhatte olsunlar evde geziyor sandım!"
"Yenisini sipariş ettim ama. Yolda, geliyor."
"Aferin."
Gülüştük. Bu mutluluk aileme de yansımış olacaktı ki babam kolunun altındaki boş yere davet etti Bülent'i. Oğlu gibi sevdiği adamın omzuna attı kolunu. "Hadi bu sefer de yırttın damat. Vallahi okka altına gidiyordun neredeyse. Bundan sonra etrafındaki insanları iyi tanımadan içine alma."
Ağır ağır başını sallayan Bülent karşılık verdi. "Maalesef acı da olsa tecrübe ettim bunu."
Her şey çok güzeldi aslında. Ta ki tüm olaylar çözüldüğü için bu kez de arkamda sakladığım pakete kafayı takan annemin "O paket ne anneciğim, ne sipariş ettin?" sorusuna kadar. "Mayo falan mı? Tatile mi gideceksiniz?"
İster istemez bu soru üzerine herkesin bakışları bana dönmüştü. Daha şimdi kendim bile emin olmadan nasıl açıklayacaktım ki bunu? "Hiç, hiiç... Öyle gereksiz bir aparat, bir şey. Önemi yok." Yüz ifademle önemsiz olduğunu göstermeye çalışsam da Bülent yememişti. Merakı gözlerinden okunsa da ses etmedi.
"Eh, hadi o zaman kahvaltıya oturalım da ağzımızın tadı yerine gelsin." dedi babam. Onun da iki gündür kaçık keyfi yerine gelmişti.
Başımla onayladım. Gülümseyerek masaya doğru yürürken duraksadım. Başım dönüyordu sanki. Yer ayaklarımdan kayıyormuş gibi hissettim. Sonrası kara bir boşluktan fazlası değildi.
...
*
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
