32. bölüm / 32
ESTETİK EVLİLİK HATALARI ღBİTTİღ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 31 | FİNAL
Bölümler 32Şu an: ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 31 | FİNAL
- 1 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | PROLOG750 kelime
- 2 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 11.348 kelime
- 3 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 21.572 kelime
- 4 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 31.786 kelime
- 5 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 41.557 kelime
- 6 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 52.776 kelime
- 7 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 62.129 kelime
- 8 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 71.263 kelime
- 9 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 81.312 kelime
- 10 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 91.376 kelime
- 11 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 101.619 kelime
- 12 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 111.255 kelime
- 13 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 122.463 kelime
- 14 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 131.677 kelime
- 15 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 141.624 kelime
- 16 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 152.098 kelime
- 17 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 161.962 kelime
- 18 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 171.872 kelime
- 19 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 181.305 kelime
- 20 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 19739 kelime
- 21 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 201.575 kelime
- 22 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 211.515 kelime
- 23 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 223.014 kelime
- 24 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 232.121 kelime
- 25 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 242.190 kelime
- 26 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 251.905 kelime
- 27 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 261.376 kelime
- 28 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 271.453 kelime
- 29 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 281.822 kelime
- 30 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 291.453 kelime
- 31 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 301.709 kelime
- 32 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 31 | FİNAL3.376 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-31-
Sıkıntıdan patlıyordum.
Evet, yanlış duymadınız. Hayatımın en güzel dönemindeydim ama sıkıntıdan patlıyordum. Bilin bakalım kimin yüzünden? Çok sevgili doktor kocam Bülent Tanay yüzünden tabii ki!
İşine gelmediği zamanlarda hayatım ben estetik cerrahım diyen adam, söz konusu benim hamileliğim olduğunda tam anlamıyla bir kadın doğum uzmanına, bir yaşam koçuna dönüştü. Onu ye, bu faydalı, gel yoga yapalım, doğumunu kolaylaştırır gibi abidik gubidik şeylerle beni kişisel anlamda geliştire geliştire bir hâle soktu ki sormayın. Hele son zamanlarda o kadar üstüme düşüyordu ki bir süre öncesine kadar ilgisi hoşuma giden adamı artık yanımdan kovmak istiyordum. Bunda hamileliğimin dokuzuncu ayında olmamın da etkisi büyüktü, farkındaydım ama ilk anne baba olacak kişiler biz değildik ki. Bülent Tanay'la hayat böyledir işte. Hiçbir şeyin ortası yoktur. Ya çocuk istemez ya da dünyanın en iyi babası olmak için hayatı size zindan eder.
Son günlerde doğumum yaklaştığı için yayınevine pek uğradığım yoktu. Ayda ve Suzi işleri idare ediyor, arada bir onlara yardımcı olmak için Şahika da uğruyordu. Ha bu arada, Şahika'nın da enerjilerle ilgili bir kitabını çıkarıyorduk, son zamanlarda sosyal medyadaki varlığıyla yayınevimizi çok iyi temsil ediyordu kendisi. Ama yayınevine en büyük ivmeyi kazandıran yine baş belam ve tatlı kocam Bülent Tanay'ın kitabıydı. Kitabın adı Estetik Hatalar'dı. Ben tamamıyla mesleki detaylar barındıran bir kitap olduğunu düşünüyordum ancak kitabın editörlüğünü yapan Ayda içinde benden bahsettiği nadide yerler olduğunu da söylemişti.
Merakıma yenilip bir gece yarısı gizlice taslağı okuduğumda mest olmuştum. Kitap yine estetik cerrahiyle ilgili tıbbi bilgileri biz normal insanların da anlayabileceği şekilde anlatan bir yapıya sahipti ama bazı yerlerde gündelik dil kullanan kocam, onu benim gençleştirdiğimi belirterek ara sıra bana bir selam çakmayı da ihmal etmiyordu. Ve bunun gibi şeyler işte. Annem güzel şeylerin çok anlatılmaması gerektiğini, anlatırsam nazar değeceğini söylediği için sadece bu kadarını paylaşabiliyordum.
Artık son on günüm kaldığında evden çıkamaz olmuştum. Son günlerde biraz hâlsizdim ama bugün gayet dışarı çıkabilecek gibi hissetsem de Bülent'in radarına yakalandım.
Kliniğe gitmek üzere olan adam "Bugün hiçbir yere gitmiyorsun." dedi otoriter bir tonla. "Ben de bazı küçük işlerimi halledip hemen döneceğim, seni yalnız bırakmayacağım."
Ayağımı yere vurup "Ama neden?" diye mızmızlansam da fayda etmiyordu. Artık Bülent Bey'i ne cazibemle ne mızmızlığımla kandıramıyordum.
"Hayatım, kocaman karnınla bunu bana soruyor musun gerçekten? Doğumuna çok az kaldı. Ya hazırlıksız yakalanırsan? Ya ters giden bir şey olursa?" Savunmamı beklemeden başını iki yana salladı. "Katiyen hiçbir yere çıkmıyorsun, beni bekliyorsun. Bir saate dönerim, söz veriyorum."
Sesli bir şekilde oflayarak isyanımı dile getirsem de hayır, Bülent'i kararından vazgeçirememiştim. Ama her şeye rağmen iyi bir baba adayı olmuştu Bülent Tanay. Beklediğimden çok daha iyi.
Hamile kalmadan önce yaşadığımız olaylardan ötürü Bülent'in babalığıyla ilgili beklentimi çok düşük tutmuştum. Sonuçta her şeyi beraber, sıfırdan öğreniyorduk. O ise ailesi yüzünden yaşadığı korkuları aşabilmiş değildi. Bu yüzden ona karşı anlayışlı yaklaşacak, onu sıkıştırmayacak ve ondan fazla şey beklemeyecektim. Kendime böyle bir söz vermiştim. Aylar önce. Hamile olduğumu öğrendiğimizden beri hepsi uçup gitti. Bülent, hiçbir beklentide olmamama rağmen bu işi öyle iyi kotarmıştı ki bazen baba olmak istemediği için ailesini bahane edip bana ayak mı yapıyordu diye düşünmeme sebep olmuştu. Ne kadar kötü kalpliyim. Benim için her zorluğu aşmaya çalışan, değişmeye gayret gösteren kocam hakkında ne hain düşünceler bunlar.
Daha iki gece önce su içmek için uyandığımda adamın karnımın hemen yanında bebeği dinlerken uyuyakaldığını görünce yumuşacık olmuştum. Böyle bir şeyi ancak gerçekten seven ve baba olmak isteyen insanlar hissederdi. Bu bir rol ya da beni memnun etme çabası değildi. Bülent'in her hareketiyle bana karşı ne kadar özenli olduğunu, kızımızı ne kadar sabırsızlıkla beklediğini hissedebiliyordum.
Bana, bebeğimize bu kadar özen gösteren adama karşı ben ne yapıyordum? İsyan başlatıyordum! O kapıdan çıkar çıkmaz ben de hazırlanıp çıktım. Arabasının gözden kaybolduğunu gördüğüm an kendimi yayınevine atmak istedim. Ve zerre pişman değildim. Günlerdir yayınevime uğradığım yoktu. Arkadaşlarım her şeyin yolunda olduğunu söyleseler de gözümle görmeden inanamazdım, aklım oradaydı. Sonuçta ben oraya emek vermiştim. Ha, bebeğimle ilgili bir tehlike olur, kalırdım tabii ama öyle bir şey de olduğu yoktu ki! Bülent Bey'in hüsnü kuruntuları. Beni eve tıkıp kendi gezmelere gitmişti. Gezmelere dediğim de kalan iki hastasının son kontrolüne falan.
Hamileliğimin son aylarında Bülent hiç yapmayacağı bir şeyi yaptı ve çoğu hastasını Kerim'e devretti. Normalde kanlı bıçaklı olduğu adama günahını vermezdi ama bebekle ve benimle daha fazla vakit geçirmek istediğini, doğumdan sonra bir süre daha hasta yoğunluğu kabul etmeyeceğini söylemişti. Bu onun kararıydı. Biz bu anları bir defa yaşayacağız, kızımın hiçbir anını kaçırmak istemiyorum demişti. Beni aşktan eritmenin bir yeni yolu daha.
Yayınevine geldiğimi gören arkadaşlarım şok olmuştu. Suzi "Bülent nasıl izin verdi de geldin?" dediğinde göğsümü gere gere "Kaçtım." cevabını verdim.
Önce Ayda, Şahika ve Suzi'nin gözleri büyüdü, sonra dayanamayıp gülmeye başladılar. Biraz işlerle ilgili gelişmeleri inceledim, yayın koordinatörümüzle yeni kitapların basım sürecini konuştuk, önceki çıkan kitaplarımızın satış grafiklerini inceledikten sonra kızlarla dedikodu yapmaya bile vaktim kalmamıştı.
Saatime baktığımda "Hiii! Benim hemen gitmem lazım!" dedim. "Eğer Bülent'ten sonra eve ulaşırsam kıyamet kopar."
Suzi alaycı bir gülüşle karşılık verdi. "İnanmıyorum sana kızım ya, ipleri kocanın eline mi verdin? Hani taş fırın kadınıydın sen? Kimse sana karışamazdı? Ne oldu Çocuklar Duymasın Haluk?"
"Geç dalganı geç sen. Bir gün âşık olduğunda seni de görürüm."
Ayda her zamanki gibi "Ama Bülent haklı." dedi öyle uyuz eden doğrucu Davut tavırlarıyla. "Kızım doğurdun doğuracaksın. Ya yollarda gelirse bebek? Sonra uğraş dur."
"Sen de hep onu savun! Ben senin arkadaşın değilim sanki!"
Gözlerini devirdi Ayda. "Hormonlarına veriyorum."
Elimi sallayarak karşılık verdim. "Biraz daha konuşursan ben de sana beş kardeş veriyorum." Arkadaşıma laf yetiştirirken telefonum çaldı. Arayan Müge'ydi. Normalde bu duruma sevinirdim. Tabii duymadığım bir sırada Bülent'ten yirmi cevapsız arama gelmemiş olsaydı. "Eyvahlar olsun." diye inleyerek telefonu açtım. "Müge?"
"Son duanı etsen iyi olur."
Müge'nin sesiyle iyice gerilmiştim. "Ne oldu?" diye çekine çekine sorsam da bir yandan tahmin edebiliyordum.
"Bülent Hoca seni aramış, ulaşamayınca da çıldırdı. Bana arattı-"
Sözünü tamamlayamadan hattın diğer ucunda Bülent'in sesini duydum. "Sen beni delirtmeye mi çalışıyorsun İnci? Ben kapıdan, sen bacadan! Hiç vakit kaybetmemişsin maşallah!"
"Mukadder Hanım mı ispiyonladı?"
"Hayır, sen telefonlarıma bakmayınca şüphelendim. Blöf yaptım, şu an verdiğin cevaptan da haklı çıktığımı anladım."
Gözlerimi pişmanlıkla kapattım. İnanılmaz bir acemilik. Hani sonuna kadar inkâr taktiği, nerede İnci?
"Hadi beni dinlemeyip dışarı çıktın, neden telefonlarına bakmıyorsun? Kafayı yedim burada!"
"Şey... Duymamışım hayatım. Kızma, vallahi iyiyim."
"Sen iyisin de ben kurdeşen döktüm burada!"
"Bak, şimdi ben..."
"Sen eve bir gel, bak ben sana neler yapıyorum."
Telefonu kapattığımda arkadaşlarıma şirin olmaya çalışan bir bakışla "Arkadaşlar selamı okusanız iyi olur, az önce patladık." dedim.
"Al işte! Ben dedim sana!" sözleriyle beni daha da strese sokan Ayda olmasaydı ne yapardım ben? Nasıl anksiyete krizlerine girerdim? İyi ki varsın Ayda.
"Bir de sen başlama şimdi ya!"
"Ama adam haklı. Bak, nasıl endişelenmiş sizin için. Telefondan taşıyordu vallahi sesi."
Suzi girdi araya. "Kızım, biz buradayız. İşlerle ilgileniyoruz. Ne olur sanki birkaç gün daha dişini sıksan?"
"Çok sıkıldım Suzi ya! Hep evdeyim, hep evde!"
"Abartma, her fırsatta buraya kaçıyorsun."
Şahika da ekledi. "Üstelik adam her fırsatta sıkılma diye yanında bitiyor, seni yalnız bırakmıyor ki."
Daha üç yıl öncesine kadar Kazanova kocamı kaynar kazana atıp kaynattığım arkadaşlarım da adamın tarafını tutunca biraz suçluluk hissettim. Ama biraz yani. Birazcık.
"Ne yapayım o zaman ben şimdi? Özür mü dileyeyim?"
Kollarını kavuşturmuş başını iki yana sallayan Ayda "Bu sefer bir özürle kurtulamazsın gibi." dedi.
Şahika "En iyisi sen eve git, geldiğinde de sinirini alırsın. Sana kıyamaz." demişti ama yayınevi kapısından çıkar çıkmaz ben yine bildiğimi okumaya karar verdim.
Kliniğe gidip Bülent'ten özür dileyecektim. Tartışmamızı eve taşımak istemiyordum. Orada konuşup halletmek istedim. Anlık bir gazla kendimi kliniğe attığımda ise beni kötü bir sürpriz bekliyordu.
Yolda az biraz ağrım olsa da ne yaptım ettim kendimi kliniğe attım. Ama öyle yorulmuştum ki... Şimdi bu hâlimi görünce Bülent daha çok sinirlenecekti, evlere şenlik olacaktık.
Beni karşısında gören Müge'nin gözleri büyüdü. "Tatlım, hoş geldin!" Sevinçle bana sarıldıktan sonra garipseyen bakışları üzerimde gezindi. "Hoş geldin de niye geldin?"
Alt dudağımı muzırca ısırdım. "Bülent bana çok kızdı mı?"
"Yani dışarı çıkmandan çok sana ulaşamadığı için delirdi ama seninle konuşunca sakinleşti, merak etme."
"İyi bari."
Yumuşak bir tebessümle "Kıyamıyor sana, ne yapsın?" deyip iç geçirdi. "Ah, ah... Ben de bir gün böyle sevilecek miyim acaba?"
"Ne dilediğine dikkat et, her an gerçek olabilir." derken sahte bir şikâyetle gözlerimi büyüttüm. Gülüşmemizin ardından bir cesaretle Bülent'in yanına gitmek istedim. "Girip bir özür dileyeyim, gönlünü alayım. O kadar korkuttum adamı."
"İyi de o burada değil ki."
Kaşlarım merakla çatıldı. "Değil mi?"
"Evet. Senden beş dakika önce çıktı. Feris Hanım çağırdı, acil bir hasta mı ne varmış. Trafik kazasıymış, ciddi bir ameliyat gerekiyormuş. Ondan başkasına güvenemeyeceği için de Bülent Hoca'yı çağırdı."
"Hay Allah ya!" Sağ elim alnımda gezinirken artık bir adım daha atacak dermanım kalmamıştı. "Çok yoruldum. Bir su falan içeyim, Bülent'in odasında dinleneyim olur mu?"
"Tabii, tabii gel! Sen çok ayakta kalma. Ben sana su getiririm şimdi."
Başımı sallayarak Bülent'in odasına giden koridora yöneldiğimde hafif hafif kasılmaya başladım. Eh, doktor adam işte. Bir bildiği var ki evde kal dedi. Ben böyle gezdikçe yoruldum, ağrım başladı. Ben de böyleydim işte. Hep kafamın dikine gidiyordum, hep!
Tam koridorda Kerim Sanar'la karşı karşıya geldik. O da elinde dosyalarla bana doğru geliyordu. Beni görünce duraksadı. Bakışları karnıma döndüğünde "İnci?" dedi meraklı bir tonla. "Görmeyeli bayağı büyümüşsün."
Karnımı kastettiğini anlamak zor değildi. Onun liseden kalma zorbalamalarına ekşi bir gülüşle karşılık verdim. "Ha ha ha, çok komik! Sen bu şakalar üzerinde çok çalışıyor musun?"
"Yo." diyen adam omuz silkti. "Bir anda geliyor."
"Belli. Zekâ seviyeni ortaya çıkarıyor."
Tepeden bakan bir gülüşle karşılık verse de Kerim'in benimle uğraşması sevdiğini biliyordum. Bülent'le ne kadar düşman olsalar da bunu bana pek yansıtmıyordu. Bana karşı hep sinir bozucu, zorba bir abi gibi davranıyordu. Tabii hamile kaldığımdan beri büyüyen karnıma uzaylı gibi baktığını var saymazsak. Çocuklardan, aile kurmaktan nefret ettiğini ancak bu kadar ifade edebilirdi.
"Senin zekâ seviyeni de gördük. Gittin gittin Bülent'le evlendin."
"Senin gibi daldan dala konmaktan iyidir." Yüzüm buruştu. Yeni bir ağrı dalgasıyla iki büklüm olduğunda şakanın tadı kaçmıştı. Bunu Kerim'in gözlerinde gördüm.
"Ne oluyor, iyi misin?" Bana yaklaşıp dirseğime dokunduğunda memnuniyetsiz bir bakış attı. "Sakın doğurayım falan deme, başıma kalma burada."
"Ne başına kalacakmışım ya? Yürü git başımdan!"
Kısa bir bakış attıktan sonra kaşları boş vermiş bir edayla havalandı. "Aman be, ne hâlin varsa gör."
Ağrım dayanılmaz bir hâl aldığında dudaklarımdan çıkan sese engel olamadım. Yanımdan geçip gitmek üzere olan adam geri döndü. Devrilmiş gözleri ve hemen ardından tedirgin bakışları yanımda mahsur kaldığını anlamam için yeterliydi.
"Gel buraya, gel. Baş belası." Beni kolumdan tutup Bülent'in odasına götürürken işlerin ciddiye bindiğini hissedebiliyordum. "Ne durumdasın?"
Sorduğu soruyu anlamadığım için gözlerim merakla açıldı. "Bir durumda değilim."
Bülent'in odasına vardığımızda beni koltuğa oturtan adam yeni bir göz devirmesiyle karşılık verdi. "Kasılmaların ne aralıkla geliyor? Onu soruyorum."
"Bilmiyorum. Hiç saymadım ki."
"İnanılmaz bir cahillik ya."
Bana cahil deyince ister istemez öfkelendim. Zaten ağrım vardı, bir de cahil damgası yiyordum. Ne güzel ya! "Ben her gün çocuk doğurmuyorum tamam mı? Kasılma süremi de saymadım, ne yapayım?"
"Bak, doğuruyor olabilirsin."
"Yok, daha var demişti doktor."
İçinden söylenen adam ceketinin iç cebinden telefonunu çıkardı. Rehberinden bir numarayı buldu. Biraz göz attığımda Bülent'in adını gördüm. Arayıp aramama konusunda kararsız kalsa da sessiz bir küfrederek arama tuşuna bastı.
"Bülent'i arama. Şimdi o da endişe edecek."
"Ha, aramayayım da karımı erken doğuma sürükledin diye bir yumruk yiyeyim." İki kere aradıktan sonra "Meşgul." dedi iç geçirerek.
O an aklıma geldi. "Müge demişti de unuttum, o ameliyattaymış! Önemli bir ameliyat mı ne..." Cümlemi tamamlayamadan ağrım bıçak saplanmasına dönüştü.
Yüz ifademden durumu anlayan Kerim her ne kadar memnun olmasa da ayaklanıp beni kucakladı. "En boktan işler benim başıma gelir zaten!"
"Nereye götürüyorsun beni?"
"Lunaparka!" Alaycı ses tonu silinip giderken "Hastaneye tabii ki!" cevabını verdi.
Arabada ağrım gittikçe kötüleşti. "Bülent beni gebertecek." dedim korkuyla.
Direksiyondaki adam aşağılayıcı bir bakışla sordu. "O niyeymiş o?"
"Çıkma demişti dışarı! Adamın bir bildiği var, doktor!"
"Hiçbir bok bildiği yok onun."
Beni hastaneye yetiştirmeye çalıştığı için duymazdan geldim sözlerini. "Ah İnci, ah! Bir gün laf dinlemediğin için başına böyle bir şeyin geleceği o kadar belliydi ki. Çıkma demiş sana ya, çıkma! Niye çıkarsın ki? Şimdi çok kızacak bana!"
Yeterince korktuğumu gören adam aynadan yatıştırıcı bir bakış attı bana. "Korkma, Bülent sana kıyamaz."
Umutla baktım suratına. "Öyle mi diyorsun?"
Biraz rahatladığımı gören adam durur mu? Omuz silkerek "Kıyarsa da ben karı koca arasına girmem zaten." yanıtını verdi. Yeniden paniğe kapıldığımı görünce de oyununu sürdürmeme kararı almış olacak ki ekledi. "Sen bunları düşünme şimdi. Doğumuna odaklan."
"Ne doğumu ya?" Korkuyla gözlerim açıldı. "Doğum falan yok şu an. Doktor daha var dedi... ne doğumu... Ağrı sadece."
"Hı hı, aynen. Sadece ağrı. Ben de seni gezmeye çıkardım zaten."
"Niye beni korkutup duruyorsun?"
"Korkutmuyorum, gerçeğe hazırlıyorum. Kasılmaların sıklaştı. Yüksek ihtimalle doğumun başlıyor."
"Hayır ya! Hayır! Ben doğurmayacağım."
Bu kez aynadaki bakış alaycı bir tona bürünmüştü. "Sonsuza dek bebeği içinde taşımayı düşünmüyordun herhâlde."
"Hayır da... yani... Bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum. Hem Bülent yanımda değilken doğuramam ben."
"İyi, çocuğa söyleyiver, babası yanındayken gelsin."
"Dalga geçip durma! Zaten çok müşkül durumdayım!" Başımı camdan dışarıya çevirdim nefes alıp vermeye çalışırken. "Doğuruyorum ve yanımda kocam yerine kocamın ezeli rakibi var, inanamıyorum ya! Ne bahtsız kızım ben!"
"Yalnız ben hâlâ buradayım, ayıp oluyor ama."
Gözlerimi devirdiğim an bozuk atacak hâlim bile kalmamıştı. Canımın acısından sonrasını hatırlamıyordum bile.
Hastaneye vardığımızda doktor kontrole aldı. Ve ne yazık ki Kerim Sanar yanılmıyordu. Doktor doğumumun başladığını söyleyince içimi bir korku bastırdı.
Doğum hazırlıklarım yapılırken yanımda ne doğum çantam vardı ne kocam. Sadece en alakasız kişi yanımdaydı. Kocamın düşmanı Kerim. "Bülent'i aradın mı? Gelebilecek mi acaba? Yetişecek mi?"
Güven veren bir ifadeyle başını salladı. "Aradım, merak etme. Ameliyattan çıkmış, geliyordu." Şakayla karışık ekledi. "Eğer heyecandan yolda bayılmadıysa yetişir."
Bülent'le çalıştığımız gibi nefes egzersizlerimi yapmaya çalışıyordum ama tatbikatla gerçek bir olmuyordu ki. Şu an resmen doğuruyordum. Hay Allah'ım ya. Günün birinde başıma böyle bir bela açacağım belliydi zaten.
Geciktirebildiğim kadar geciktirdim operasyonu. Hemşireye "Kocam gelecek şimdi. Biraz daha bekleyelim." desem de nafile.
"Daha fazla bekleyemeyiz İnci Hanım. Artık girmemiz gerek."
Kerim bir eli cebindeyken sakin görünüyordu. "Haklı. Senin için de hayati tehlike olabilir. Bülent geldiğinde ben senin yanına yollarım."
Tam umudumu yitirmiş sızlanarak gitmeye razı gelmişken içeri koşturarak Bülent girdi. Nefes nefeseydi, alnı boncuk boncuk ter içindeydi. Açık kumral saçlarından küçük bir tutam alnında nemlenmişti. "İnci! İnci, iyi misin bir tanem!"
"Bülent, çok özür dilerim!"
Korku ve ilgiyle elimi tutan adam "Neden? Neden canım?" diye sordu her şeyi unutmuş gibi.
"Seni dinlemeyip dışarı çıktığım için geldi bunlar başıma."
"Ne alakası var bebeğim? Olacağı varmış, oldu işte."
Bana kızmayı unuttuğu için son derece memnundum ama bu memnuniyeti yaşayamayacak kadar ağrı içindeydim. Nefesini düzene sokmaya çalışarak nefes alan adama "Sen neden bu hâldesin?" diye sordum.
"Hızla merdivenlerden çıktım, bir an yetişemeyeceğim sandım."
Hazırcevap bir edayla dudak büktü Kerim. "Aslında bir çılgınlık yapıp asansörü de kullanabilirdin ama..."
"Meşguldü."
Anladım dercesine kaşları havalandı Kerim'in. Ben tam götürülmek üzereyken Bülent kendisinden beklenmeyen bir şey yapıp adama zeytin dalı uzattı. "Kerim, teşekkür ederim."
"Ne için?"
"Karımı yalnız bırakmadığın için."
İltifatlara ve teşekkürlere alışık olmadığı ve bundan rahatsızlık duyduğu belli olan adam "Ne alakası var canım?" diye söylendi. "Özel bir şey yapmadım. Doktorum ben. Hipokrat yeminim var."
Bense o ilgisiz tavrına karşın adamı patlattım. "Yolda tuzlu fıstık aldı bana." diyerek ek bilgi verdim Bülent'e. "Canım çekmişti de. Kuru kuru doğum sancısı çekilmiyor."
Artık özel bir şey yapmadım savunması işe yaramadığı için duymazdan gelerek etrafına bakınmakla yetindi Kerim. "Hadi, git de karını bekletme. Hiç sevmem böyle şeyleri. Aşk meşk, sevgi seli, mıy mıy mıy..." diye söylense de biz giderken arkamızdan nasıl baktığını görmüştüm.
Ve kızımız doğdu.
Maya.
Öyle güzel bir bebekti ki.
Şimdi buraya anneliğin ne kadar kutsal olduğundan dem vurup kızımı doğururken ne kadar uhrevi duygularla dolduğumla ilgili palavralar sıkmayacağım. Öncelikle cennet neden annelerin ayakları altındaymış uygulamalı olarak gördüm. Elbette pişman değilim, yine olsa yine yaparım ama ikinci çocuk mu? Asla!
Her şeye rağmen o anı Bülent'le deneyimlemek ve kızımızı kucağımıza aldığımızda kocamın parlayan gözlerini görmek her şeye değerdi. Eğer o güzel anı aynı duygularla karşılamasaydık bu kadar mutlu olur muydum bilmiyordum.
Doğumun hemen ardından hastaneye akın eden yakınlarımız, hepsinin ilgisi çok kıymetliydi ama annemin gelişi tam bir curcuna olmuştu. Yok ayağına çorap giy, yok sütün gelsin diye şunu iç. Daha hastane odasında darlamaya başlamıştı. Normal şartlarda anne yeter diye çemkirirdim ama hep söylediği gibi anne olunca anlamıştım. Annelik bir başkaydı. Şimdi annemi bir parça da olsa anlıyordum.
Evimizde baş başa kaldığımız ilk gece.
Hayatımın en güzel resmiydi.
Yatağımızda tam ortamızda yatan Maya. Ve babasının ona aşkla bakışları.
Yanlarına uzandığımda adamın parlayan mavilikleri beni buldu. "Bu minik şey bizim mi gerçekten?"
Gözlerimi devirdim şakayla karışık. "Yok, hastaneden çaldım."
O ise şakama takılmadan güldü. Yumuşayan tebessümü küçük kızımızın üzerinde dolaştığında gözleri dolmuştu.
"A-a! Sen ağlıyor musun?" Eğilip yanağına dokundum. "Bülent?"
Çenesinden tutup kaldırdığım adamın gözleri duyguluydu. "İyi de ben bunu hak etmedim ki. Bu kadar mutluluğu..."
"Eh, evet, öyle şeyler oldu." Onun duygusallığına karşı şakacı tavrımı sürdürdüm. Çünkü kocamın mutluluk gözyaşlarıyla ancak bu şekilde başa çıkıyordum. Eğer ben de koy verseydim buralar sular seller gibi olurdu. Hafifçe eğildim kulağına. "Ama merak etme, bu aramızda bir sır olarak kalacak. Kızına onu istemediğini asla söylemeyeceğim."
Gözleri büyüdü adamın. Gecikmiş olsa da elleri bebeğin şapkadan kapanmış minik kulaklarına kapandı. "Ne diyorsun İnci? Maya yanımızda, görmüyor musun? Onun yanında böyle konuşamayız."
Alayla güldüm. "Pardon? Bülent, Maya daha yeni doğdu."
"Bebekler doğduğu andan beri her şeyi kayıt altına alırlar."
Gözlerimi devirdim. "Karnımdayken öyle bilimsel bilimsel konuşuyordun, duymazlar diyordun."
Lafı evirip çevirdi. "Hem ben..." Kaşları çatıldı. "Ben kızımı istemedim falan değil tamam mı? Ben onu çok istedim. Tamam, başta korkularım olabilir ama onun aramıza katılacağını öğrendiğimde çok heyecanlanmıştım, unuttun mu? Hamile olduğunu öğrendiğimizde ne kadar mutlu olduğumu."
Uzun uzun baktım onun endişeli yüzüne. Bir çocuk gibiydi o an.
"Söylemeyeceksin değil mi?"
"Neyi?"
"Şeyi işte."
"Baba olmaya hazır olmadığını mı?" Güldüm "Salak." derken. Başını alıp göğsüme bastırdım. "Sen o kadar iyi bir baba olacaksın ki ben söylesem de Maya inanmayacak." Gözlerim sahte bir bozulmayla devrildi. "Ve maalesef babasına âşık bir kız olarak büyüyecek."
Başını kaldırdı adam. "Neden maalesef?"
"Çünkü o kadar doğum sancısını sen çekmedin! Ben doğurdum onu! Bu haksızlık!"
Güldü Bülent. Bu öyle bir gülüştü ki gözlerinde okyanuslar dalgalandı. Her bir dalgası yaz parıltısı taşıyordu. Uzanıp alnıma bir öpücük kondurdu ve uyuyan kızımıza kısa bir bakış attıktan sonra bana sarıldı. "Çok teşekkür ederim İnci. Bana bir aile verdiğin için." Gözleri yeniden gözlerimi buldu. "Hem de bana rağmen."
Alayla karşılık verdim. "Evet, sana rağmen... biraz zor oldu." Gülüştük. "Son sarılmalarımız bunlar, farkındasın değil mi?"
Meraklı bakışları bana döndü. "O niyeymiş?"
"Maya Hanım biraz kendini bilmeye başlayınca seni bana bırakmaz."
Gururlu bir ifadeyle omuzlarını şişirdi. "Merak etme, ben ikinize de yeterim."
Maya Tanay, hayatımıza getirdiği güneşin ta kendisi olduğunu bilemeyecek kadar küçüktü. Ancak büyüdüğünde ona ne kadar iyi bir baba bulduğuma dair bana teşekkür etse iyi olurdu çünkü bu yuvaya gerçekten dişi kuş olarak çok emek vermiştim.
Bir Aysun Ünsal olmasam da anaların hakkı ödenmez diyen, bu hakkı sonuna kadar kullanacak olan bir anneydim artık.
Ve her şeye rağmen Tanay ailesi olarak çok tatlı görünüyorduk bence.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! 💜 Ahh... Bir kitabımın daha sonuna geldik iyi mi? Şaka gibi. Yine bebeksi bir finalle bitiriyoruz. 🐣 Ne kadar klişe de olsa böyle sonları seviyorum, beni yumuş yumuş yapıyor. 🥰 Bülent ve İnci'yi çok özleyeceğim. Çünkü bu sefer çiftimizi son görüşümüzdü. Yeni bir kitapları olmayacak. 🩷 Onlara çok alışmıştım. Neyse ki avunacağım yeni kitaplarımız yolda, geliyor. 🔥
Bu arada serimize şöyle bir alternatif seri kapak var. 🩷 Onu da paylaşayım kitap biterken.
Yani İnci ve Bülent'i tam olarak böyle hayal etmesem de
Yani İnci ve Bülent'i tam olarak böyle hayal etmesem de. 😏 Paylaşmak istedim. 🩷
Siz final bölümümüzü nasıl buldunuz? Buraya yazabilirsiniz. Biliyorum, belki daha ileriye dönük sahneleri görmek isterdiniz ama ben burada bitirmenin daha güzel olacağını düşündüm. 🙊 Bülent de tatlış bir baba oldu bence. 🐣 Ayrıca ucundan kıyısından Kerim'i de görmüş olduk. Kendisinin de ilerleyen zamanlarda hikâyesini okuyacağız, merak edenler DARK DOC kitabını şimdiden kütüphanelerine eklesinler. 🖤 Kerim'in dişli avukatımız Yasemin İşbitiren'le başı dertte olacak. 🔥
Romantik komedi severler ve buradan sonra boşluğa düşüp yeni romcom okumak isteyenler, birikmiş bölümü olan hikâye arıyorsanız KALBİM SATILIK DEĞİLDİ, ŞİMDİ İNDİRİMDE! kitabıma bakabilirler. Gerçi SADECE REKLAM İLİŞKİSİ de var ama onun henüz prolog bölümü yayınlandı, yeni başladı. Birikmiş bölüm olmaması sorun değilse ona da bakabilirsiniz. 🌸 Bülent Efendi'nin kız kardeşi Lidya'nın hikâyesini okumayan varsa KAPAK KIZI tamamlanmış hâliyle profilimde sizi bekliyor. 🧡
Bu hikâyede de beni yalnız bırakmadığınız için çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız, iyi ki yanımdasınız. 💜 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! ❤️
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
