6. bölüm / 32
ESTETİK EVLİLİK HATALARI ღBİTTİღ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 5
Bölümler 32Şu an: ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 5
- 1 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | PROLOG750 kelime
- 2 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 11.348 kelime
- 3 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 21.572 kelime
- 4 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 31.786 kelime
- 5 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 41.557 kelime
- 6 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 52.776 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 62.129 kelime
- 8 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 71.263 kelime
- 9 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 81.312 kelime
- 10 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 91.376 kelime
- 11 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 101.619 kelime
- 12 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 111.255 kelime
- 13 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 122.463 kelime
- 14 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 131.677 kelime
- 15 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 141.624 kelime
- 16 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 152.098 kelime
- 17 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 161.962 kelime
- 18 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 171.872 kelime
- 19 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 181.305 kelime
- 20 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 19739 kelime
- 21 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 201.575 kelime
- 22 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 211.515 kelime
- 23 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 223.014 kelime
- 24 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 232.121 kelime
- 25 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 242.190 kelime
- 26 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 251.905 kelime
- 27 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 261.376 kelime
- 28 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 271.453 kelime
- 29 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 281.822 kelime
- 30 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 291.453 kelime
- 31 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 301.709 kelime
- 32 ˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 31 | FİNAL3.376 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-5-
Güzel bir tatilin ardından iş hayatına dönmek ne zor bilseniz. Durum böyle olunca benimle tanışmadan önce hiç tatil yapmayan Bülent'i anlıyorsunuz.
Yayınevine geldiğimde son hız çalışmalar başlamış görünüyordu. Kurduğum yayınevinin en güzel yanı da yakın arkadaşlarımın benimle çalışması.
Ayda ve Suzi'yle artık aynı evde yaşamıyor olabilirdik ama bu ayrıldığımız anlamına gelmiyordu. Eller ayırsa bile, yıllar ayırsa bile, yollar ayırsa bile biz ayrılamayız. Ayda, şiir yazmayı sevdiği ve kitaplarla ilgili olduğu için şiir kitaplarının editoryal sürecinde yer alıyor ve romanların son okumalarını yapıyordu. Suzi ise tam kendini anlatan bir pozisyondaydı, sosyal medya sorumlusuydu. Daha şimdiden yeni açılan yayınevimize ilgiyi ona borçluyduk. Ama bilin bakalım bu kadar şeyin içinde ne eksikti? Çok iyi bir yayın koordinatörüne ihtiyacımız vardı.
Hem yayınevi sahibi hem editör hem de yayın koordinatörü olmak takdir ederseniz benim için çok zordu. Şimdilik gelen dosyaları ön incelemeye almıştım ama bir kitap anlaşması dışında hiç kimseyle anlaşamamış, henüz bir kitap bile çıkaramamıştık. İsabet olmuştu çünkü iyi bir yayın koordinatörü gelmedikçe işler sarpa saracaktı.
Yayınevine gelir gelmez sorduğum ilk şey bu olmuştu. Karşılıklı iki masada oturan Ayda ve Suzi harıl harıl çalışırken "Yayın koordinatörü görüşmeye geldi mi?" diye sordum. Başlarını iki yana salladıklarında kolumdaki saate baktım. Bugün gelmesi beklenen yayın koordinatörü adayı ortalıkta görünmüyordu. Üstelik görüşme saati epeyce geçmişti.
Bizi ayıran cam odadan içeri girip koltuğuma oturdum ve sıkıntıyla yanaklarımı şişirdim. Oysa herifin CV'si de fena değildi. Her neyse. Kalan sağlar bizimdir. Yarınki kitap fuarında belki Suzi kayda değer bir bağlantı bulabilirdi.
Birkaç telefon görüşmesinin ardından yeni dosya alımlarını inceledim. Değerlendirilebilir seçenekleri ayırıp işaretledim, akşam yatmadan önce okumayı planlıyordum. Ancak üç dosya ilgimi çok çektiği için onları biraz öne aldım. Birini okumaya başladım bile.
Öğlene doğru Ayda gelip "Karnım kazındı, bir şeyler söyleyeceğim. Sen de ister misin?" diye sorduğunda başımı iki yana salladım.
"Diyetteyim." Dosyaya ara verme zamanımın geldiğini artık çift görmeye başladığımda anlamıştım. Okuma gözlüğümü çıkarıp yerimden kalktım. "Ama bir kahve alacağım."
"Kızım ne diyeti? Daha kaç kilo olacaksın?"
Arkasındaki masada oturan Suzi "Bizden habersiz süper model falan mı olmayı planlıyorsun?" diye takıldı.
Mübalağa eden arkadaşlarıma muzip bir bakış atmakla yetindim. Eh, onlarla tatlıların dibini sıyırmaya alışık olduğumuz için bu yeni hâlime şaşırıyorlardı. Elbette onlara Rüksan yengemin kilo aldın sözlerini, Bülent'in asistan adaylarıyla ilgili kıskançlıklarımı ve bunun gibi şeyleri anlatmayacaktım. Tamam, belki asistan konusunu açardım, sonuçta onlar benim en yakın arkadaşlarımdı. Ama en yakın arkadaş olmanın en kötü yanı, onların seni dünya güzeli gibi görüp hiçbir kusurunu söylememeleri olabilirdi. Mesela ben bu iki arkadaşımdan hiçbir zaman çüş, az ye ayı, sumo güreşçisi gibi olmuşsun sözlerini duyamazdım. Bu yüzden kendi kiloma dikkat etmeyi bilmeliydim.
Bülent Tanay'ın eşi olmanın bazı sorumluluklarını da üzerimde hissetmiyor değildim. Tabii ki kocam bu konuda tek kelime etmezdi, etmesine gerek de yoktu ama Allah aşkına düşünün, ünü ülkeyi aşmış bir estetik cerrahın karısısınız. Kilonuza, dış görünüşünüze dikkat etme ihtiyacı duymaz mısınız? Hadi siz duymadınız, kendinizle barışık ve sağlıklı bir bireysiniz, ya dışarıdaki insanlar? Bu adam daha kendi karısını güzelleştiremiyor, bize ne faydası olacak demezler mi? Yok, bu bir prestij meselesiydi.
Ayda ve Suzi'nin ortasında dönen sandalyede oturup sıkılarak döndüm. Evet, çok profesyonel bir iş hayatım var. Sıkıntıyla ofladım. "Şu yayın koordinatörü işini çözemedik ya, çok canım sıkılıyor."
Suzi klavyedeki elini kaldırıp sakinleştirdi beni. "Sen o işi bana bırak. Dün Fehmi Bey'le görüştüm. Yarın fuarda bu konuyla ilgili birkaç aday sunacak bile bize. Sen o işi olmuş bil."
Gözlerim parladı. "Hakikaten mi?"
"Hakikaten kız! Sen bana güven."
"Aferin be Suzi!"
"Ne sandın kızım? Tuttuğumu koparırım evvel Allah."
Elimdeki telefondan Suzi ve Ayda'ya mail attım. "Bakın bu dün okuyup beğendiğim kitap dosyası. Siz de bir bakın, eğer içinize sinerse bu iki yazarla iletişime geçer, teklif sunarız."
Kızların onaylaması üzerine gözlerim yeniden telefon saatine kaymıştı. Acaba Bülent asistan görüşmelerine başlamış mıydı? Yok, o öğleden sonra başlayacağını söylemişti. Şimdi operasyondadır herhâlde.
Ayda'nın ağzından Bülent'in adını duyunca ister istemez başım kalktı. "Hı, ne?" Kocamın adını duysam da tam olarak neden bahsettiğini anlamamıştım.
Suzi ise "İyi fikir ha." demişti.
"Ne iyi fikir?"
Az önce kaçırdığım şeyi tekrarladı Ayda. "Diyorum ki Bülent estetik operasyonlarla ilgili bir kitap yazsa var ya, üff! Hem kendi kariyeri için iyi olur hem de yayınevi ihya olur." Kaşları çatıldı. "Olmaz mıydı?"
Aslında bu iyi bir fikirdi ama Bülent istemedikçe ben böyle bir şeyi teklif edemezdim. "Onun kariyerinde böyle bir sıçrayışa ihtiyacı yok ki." yanıtını verdim sadece. Ben söylediğimde kırmamak için teklifimi kabul edip istemeyeceği bir şey yapmasına da sıcak bakmazdım açıkçası.
Suzi güldü. "Doğru, o çekirge gibi sıçrıyor. Yerde olan biziz."
Motivasyon vermek için sağ elimi yumruk yapıp "Biz de sıçrayacağız çekirgelerim, merak etmeyin!" dedim. Şahsen ben böyle bir motivasyona yükselirdim. Bizimkiler başlarını hafifçe yana yatırmakla yetindiler.
Dayanamayacaktım. Şu asistan görüşmelerine uzaktan da olsa bakmak istiyordum. Ama bir bahane bulmalıydım. Bir bahane bulmalıydım.
Hayır İnci, saçmalama, gitme. Adam sana o kadar kıskanç olduğunu söyledi. Bak dikkatini çekerim, ima falan da yapmadı, direkt söyledi. Ama sonrasında kendisi çağırmıştı görüşmeleri görmem için. O senin ağzını kapatmak içindi. Sürekli adamı kıskançlıklarınla boğuyorsun. Gitmek mitmek yok, işinin başında dur.
Tam kendimi ikna etmiş çalışmak için odama dönüyordum ki telefonum çaldı. Arayan haftanın üç günü evimize gelen yardımcımız Mukadder Hanım'dı. "Alo?"
"İnci Hanım, merhaba."
Annem yaşında kadının bana hanım demesi de hâlâ alıştığım bir şey değildi ya, neyse. "Merhaba Mukadder Hanım, nasılsınız?"
"İyiyim, sağ olun. Siz de iyisinizdir inşallah. Şey, ben salonu toparlamaya başlamıştım ama burada bir dosya çantası buldum. Belki Bülent Bey'in acil ihtiyacı vardır da unutmuştur diye haber vereyim dedim."
"Aaa öyle mi? Hemen gelip alıyorum." diyerek balıklama atladım olaya. Bülent'e lazım mıymış, acele miymiş yoksa gereksiz miymiş? Bana ne! Benim kliniğe gitmem için gereken ortamı oluşturuyordu ya, önemli olan da buydu.
Kızlara kısa bir vedanın ardından eve uğrayıp dosya çantasını aldım. E öyle eli boş da gidilmez, kahve dükkânından Müge'ye ve Bülent'e birer kahve aldım. Bülent buranın kahvesini öve öve bitiremiyordu, ona da sürpriz olurdu hem. Kıskanç karısının kliniği basması sürpriz olmazdı. İç sesimi bazen Yemekteyiz'de dış sesi azarlayan Seda Sayan gibi susturmak istiyordum.
Klinikten içeri girdiğimde Müge beni gördüğüne çok mutlu oldu. Deskten kalkıp yanıma geldi. "İnci, bu ne güzel sürpriz! Hoş geldin!" diyerek sarıldı bana.
Aslında pek sürpriz miydi emin değildim. Burada asistan olarak çalışırken bile bu kadar sık gelmiyorumdur herhâlde. Kibarlık ediyordu kız. "Hoş buldum canım, nasılsın? Ne yapıyorsunuz bakalım?"
"İyiyim, Kıvanç bugün izinli. Klinik bana emanet sayılır."
"Bülent nerede?"
"Operasyondan yeni çıktı, asistan görüşmeleri için hazırlanıyor."
"Ha, daha başlamadı yani."
"Başlamadı."
Müge'nin imalı bakışlarına karşın elimdeki kahve paketini zırh gibi kullandım. "Bak size kahve getirdim! Bülent evde dosya çantasını unutmuş, ben de elim boş gelmeyeyim dedim."
Kahvesini uzattığımda minnettarlıkla gülümsedi. "Ah canım, çok teşekkür ederim. Hep de düşünürsün beni."
"Düşünmez miyim, aşk olsun."
"Geldiğini haber vereyim Bülent Hoca'ya."
"Yok, sen bölme. O görüşmelerini rahat rahat yapsın. Ben dosya çantasını bırakırım..." Gözlerim etrafı tarıyordu. "Bir etrafa bakar çıkarım."
"Tamam canım, sen keyfine bak." Müge kahvesini içerek sol koridorda kaybolurken benim bakışlarım direkt sağ koridoru buldu.
Bülent'in odasına vardığımda bekleme salonunda elinde CV'lerle dizilmiş adayları gördüm. Biri 1.80 boyunda, öteki ondan biraz uzun, diğeri yarım parmak daha kısaydı. Abartmıyordum.
İster istemez içimden "Bunlar asistan mı seçiyor, milli voleybol takımı mı kuruyor ben anlamadım ki?" derken buldum kendimi. Tam arkama döndüğüm sırada kapı açıldı ve Bülent'le yüz yüze geldik. Kendimi suçüstü yakalanmış gibi hissettim.
Beni gören adam önce şaşırdı, sonra kıvrılmış dudaklarıyla gülümsedi. "Karıcığım, bu ne güzel sürpriz?" İki kelimenin üzerindeki imalar da belirgindi ancak sürpriz kelimesindeki ima bambaşkaydı. Sanki buraya geleceğimi biliyordu. Emindi.
Hemen savunmaya geçtim. "Sadece dosya çantanı getirmiştim." diyerek çantayı havaya kaldırdım. "Gelmişken de en sevdiğin kahveciden kahve getirdim, şimdi gidiyorum."
Çantayı eline tutuşturduğum adam bileğimi yakalayarak beni geri döndürdüğünde "Gel bakalım, nereye gidiyorsun?" dedi ve yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Ateş almaya mı geldin?" Sesi kısık ve yumuşak bir hâl aldı "Öyle selam verip kaçmak var mı?" sözüyle.
Tehlikeli yakınlığımıza karşın başımla bekleme salonunu gösterdim. "Hayatım, klinikteyiz."
"Evet?"
"Bekleme salonu tıklım tıkış dolu."
"Olabilir."
"Ayıp."
"Hayır, değil." Omuz silkti utanmaz bir edayla. "Sen benim karımsın ve bunu da herkes biliyor."
"Ama şimdi hiç profesyonel-" dememe kalmadan kendimi kolumdan çekilip Bülent'in odasına sokulmuş hâlde buldum. "Ne yapıyorsun?" dedim nefesimi tutarak.
"Ayıp dedin, içeri çektim."
"Tamam da burada ayıp olmuyor mu?"
"Burası benim şahsi odam. Karım da beni ziyarete gelmiş."
Başımı arkaya atıp güldüm. "Yok, ben bu laf ebeliğiyle yarışamam."
Beni kapalı kapıya yaslayan adamın bakışları kışkırtıcıydı. "Yarışma zaten. Uyum sağla." Dudaklarımdan uzun bir öpücük çaldı. Tutkulu bir öpücüktü.
Ayrıldığımızda kahve paketini uzattım. "Kahven..."
"Teşekkür ederim." Tek kaşı havalandı. "Bugünkü kahvemi içmiştim ama karım için çarpıntı riskini göze alabilirim sanırım." Paketi açıp kahveyi çıkardığında kahvenin güzel kokusuyla gözleri bir anlığına kapandı. Çok geçmeden kaşları havalandı. "En sevdiğim kahve. Bu kadar uzağa gittiğine göre geçerli sebeplerin vardı."
Buraya gelmek için kahveyi bahane olarak kullandığımı mı ima ediyordu o ne yapıyordu? Savunma makamı olarak devreye girdim. "Bak, ben seni kıskanmıyorum tamam mı?"
"Tamam."
"Hani kıskanç bir eş değilim ben."
"Değilsin."
"Bülent böyle tek kelimeyle geçiştirip sinirlendirme beni."
Beni çıldırtmaktan özel bir zevk alan adam hınzırca güldü. Gülerken gözlerindeki maviliğin içi de gülüyordu. Onu bu kadar mutlu ediyorsa kıskançlığımla dalga geçmesine göz yumabilirdim sanırım.
"Neyse, çok oyalandım. Yayınevine dönmem lazım."
Şaşırdı. "Ne yani, asistan görüşmelerinde bulunmayacak mısın?"
"Tabii ki hayır." Aslında bu teklife balıklama atlardım ama istemem yan cebime koy dercesine omuz silktim. "Dedim ya, dosya çantası için gelmiştim."
Çantayı kurcalayan adam "Son iki yılda yaptığım operasyonların dosyası için mi?" diye sorduğunda bu kadar acil olmayan dosyaları getirme sebebimi merak ediyor gibiydi.
Bense çantanın içine bile bakmamıştım ki. Gerçekten. Yine umursamaz bir biçimde omuz silktim. "Ben ne bileyim içinde ne var? Mukadder Hanım salonun ortasında bulunca acil bir şey sanmış. Ben de koştur koştur getirdim." Konuştukça köşeye sıkışıyordum. "Aaa sana da iyilik yaramıyor valla, ne hâlin varsa gör!"
Gitmek için kapıya doğru adım attığımda yine beni çekip göğsüne yapıştıran adamın maviliklerine daldım. "Ben ne hâlim varsa görmekten memnunum. Benim her hâlim sensin."
Gözlerimi devirdim dilimi şaklatırken. "Senin şu flörtözlüğün var ya..."
Bizi yeni bir aşk dalgalanmasından kurtaran ise çalan kapı olmuştu. Sekreter asistan adaylarını gönderip göndermeyeceğini sorunca ayrıldık.
Bülent'in hemen yanındaki koltuğa oturdum. Söylediği kahveden bir yudum alırken ilk aday girmişti bile. CV'sine bir göz attım. İngilizce, Almanca, Rusça. Vay anam vay. Birleşmiş Milletler'i getirmişti yanında. Muhtemelen bu kızı seçerdi. Kız da bir içim su. Sarışın, uzun boylu, renkli gözlü. Benim bile içim gitti. Hay Allah'ım ya.
Görüşme sırasında hiç araya girmedim. Sorularını sakinlikle ve mantık dâhilinde yanıtlayan kadını "Peki, teşekkür ederiz. Kabul edildiğiniz takdirde iletişim bilgilerinizden dönüş sağlanacaktır." diyerek uğurladı Bülent.
Yeni aday girmeden önce "CV'sinde üç dil bildiği yazıyordu." dedim.
"Artı puan ama tek başına yeterli değil."
"Ya ne olacaktı başka? Nasıl bir kriterin var?"
"Geldiğinden beri telefonuna bakıyordu. İşe adapte olamaz."
Hiç kurcalamadım valla. Bülent elemiş, bana laf düşer mi? Ben bilmem, beyim bilir. İşine öyle geldiği için öyle dersin tabii.
Sonraki adayla görüşmelerinden sonra Bülent bana dönüp "Özellikle sormak istediğin bir soru var mı?" dedi. Ayol sanki kendime asistan alıyordum.
Başımı iki yana salladım sadece. Bülent de aynı nezaketle gönderdi kızı. O da fena değildi. Öncekinden ziyade biraz daha kısa -benden uzun- ela gözlü, siyah saçlı güzel bir kadındı yine. Hayır, anlamıyorum, asistan olmak için seçilmeyen Victoria Secret mankeni falan mı olmak gerekiyordu? Estetik cerrahın asistanı olacaklar İnci, ne olmasını bekliyorsun?
Çıkan kadınla ilgili bir yorumda bulunmadı Bülent. Bana sormam gereken bir şey olup olmadığını sorduğuna göre seçebilecekleri adaylardandı. Bense CV'sini biraz garip bulmuştum. Hobilerinin olduğu kısma baktım. "Pilates, yoga, latin dansları." diyerek Bülent'e döndüm. "Kimse kitap okumuyor mu artık?"
"Bu iş için neden okusunlar?"
"Bu iş için neden latin dansları yapsınlar?"
Hak verdi kısa bir duraksamanın ardından. "Eh, o da doğru."
"Ne bulduysa yazmış CV'yi şişirmek için. Hayır, en azından bir Dostoyevski görsem rahatlayacağım. Alexandre Dumas da olur."
Kıkırdadı adam.
"Tamam ya, bir şey demedim."
Sonraki adayı anlatmalara kelimeler yetmez. Genç, kumral, diğerlerine nazaran daha kısa ama dolgun vücut hatlarına sahip, güzel ve güzelliğinin farkında bir kızdı. Ama beni asıl endişelendiren içeri girer girmez heyecanla Bülent'e bakmasıydı. Sanki konserde Tarkan'ı görmüş gibiydi. Ona bir bardak su uzatıp sakinleştirmek de bana düşmüştü. İçi giderek baktığı adamın karısına.
Bülent profesyonel bir şekilde "Sizi neden bu pozisyona almalıyız?" sorusunu yönelttiğinde gülümsedi kadın.
"Çünkü sizi uzun yıllardır takip ediyorum."
Tam önümdeki CV'yi okurken başım hızla kalktı. Bunu fark eden Bülent'in bakışları bana döndüğünde kız yeniden açıkladı.
"Meslekî başarılarınızı."
Tabii. Eminim öyledir.
Başımı yeniden önümdeki CV'ye indirdiğimde kız çıkarken Bülent'in gülmemek için dudaklarını ısırdığını görebiliyordum.
"Bülent dalga geçmen bittiyse işimize bakalım." Sıradan bir sesle önümdeki CV'den başımı kaldırmadan söylemiştim bunu.
Kısa bir an döndüğüm adamın kaşları havalandı. "Bu kadar profesyonel olmanızı beklemiyordum İnci Tanay."
Öğle arasına girdiğimizde küçük bir kâğıtta gizlice adayları puanlamaya başladım. Puanlamam şu şekildeydi... Güzel mi? +1 puan. Fazla güzel mi? O zaman -5 puan maalesef. Evet, güzelliğin bedeli ağır olur genellikle. Nereden bildiğimi sormayın. Bülent'e çok mu gülümsedi? -10 puan. Bu sisteme göre heyecandan nefes alamayan kız çoktan elenmişti. Nişanlı mı? +20 puan. Evli mi? Kesinlikle +50 puan, değerlendirilmeli.
Öğleden sonra ilk giren kız diğerlerinden farklıydı. Gerçekten farklıydı. Her şeyden önce... Gerçek insandı. Yani senin benim gibi sıradan bir kızdı. Güzeldi ama güzelliği ben dergiden fırlamış bir mankenim demiyordu.
Orta boylu, esmer, muntazam giyimli, gözlüklü, saçını topuz yapmış bir kızdı. Tüm sorulara sakinlikle cevap verdi. Bülent'e gerekli yakınlıkta davrandı. Kısacası profesyoneldi. İlk kez adını merak edip baktığım bir adaydı. Nihan Erdem.
"Daha önce asistanlık geçmişiniz olmuş." dedi Bülent.
"Evet ancak hukuk bürosundaydı."
"Neden ayrıldınız?"
"Patronum şehir dışına taşındı, mecburen ayrıldık. Kendisinin referansı da mevcut, arayıp teyit edebilirsiniz."
"Peki..." Tembelce kâğıdı inceleyen Bülent "Olumlu olduğu takdirde dönüş sağlayacağız, teşekkür ederiz." dedi. Nihan Hanım çıkarken düşünceli görünüyordu.
Adaylar gittikten sonra "Ne diyorsun?" diye fikir sordu adam.
Omuz silktim. "Ben bilmem ki. Sonuçta senin asistanın olacak. Önemli olan senin beğenmen."
"İyi de bu kişi ister istemez aile hayatımıza da girecek. Dolayısıyla senin de fikirlerini merak ediyorum." Muzırca ekledi. "Yanımda asistanlık geçmişin de var. Sence hangisi altından kalkabilir bu işin?"
Dudaklarım büküldü. "Valla bilemiyorum. O sonlarda bir kız vardı. İyi gibiydi."
"Hangisi?" Kâğıtları kurcalayıp alakasız birini gösterdi. "Bu mu?"
"Yok."
"Nihan Erdem mi?"
"Evet, evet o iyi gibiydi sanırım."
"Tamam." Kâğıt tomarını masada düzenledikten sonra "Düşünür, nihai kararımı veririm. Akşam konuşuruz." dedi sadece. Kimi seçeceğine dair bir tüyo yoktu gözlerinde.
Gözlerim kolumdaki saate takıldığında "Ben de yayınevine dönsem iyi olacak." diyerek kalktım yerimden. Asistan görüşmeleri sırasında düşünüp karar verdiğim konuyu da açtım. "Bir de yarınki kitap fuarına Suzi'yle birlikte gideyim diyorum."
"Tabii, git. Patron olarak çalışanlarının başında dur." Alaycı bir kaş çatışla ekledi. "Bir patronun yapması gereken en elzem şey budur."
Güldüm. "Şapşallık etme."
Yayınevinde sakin bir günün ardından eve döndüğümde Bülent benden önce varmıştı eve. Mukadder Hanım yine birbirinden güzel yemekler hazırlamış, çıkmak üzereydi. Beni görünce kolunda çantasıyla kapıda duraksadı. "İnci Hanım, hoş geldiniz!"
"Hoş buldum." Başımı hafifçe yana yatırdım. "Ama ne konuşmuştuk? İnci diyebilirsiniz demiştim."
"Olsun, böyle rahat ediyorum ben."
"Eh, peki."
"Geldiğinize göre ben servisi hazırlayıp öyle çıkayım."
Omzuna dokundum "Yok, gerek yok. Siz çıkın." dedim güler yüzlü bir ifadeyle. Israr edecek gibi olunca "Zaten geç olmuş. Ben hallederim sofrayı." diyerek gönderdim onu. Memnun bir tebessümle ayrıldı evden.
Yukarı çıktığımda Bülent hâlâ kâğıtlarla boğuşuyordu. Gören de onu çok büyük bir holdingin CEO'su falan sanırdı. Elimdeki anahtarı çantama atarken duvara yaslanmış tembelce onu izliyordum. "Ne yapıyorsun sen bakalım burada?"
Geldiğimi yeni fark eden adam kâğıtları yanına bıraktı ve bana döndü. "Asistanımı seçtim. İletişim bilgilerini de sekretere gönderdim, yarın ilk iş günü için arayacaklar."
"Hımm... Kimi seçtin bakalım?" Haylazca ve meraklı bir bakış attım kâğıtlara.
"Suat Hanım'ı seçtim."
Hatırladığım kadarıyla Suat Hanım 42 yaşında, evli ve daha önce asistanlık tecrübesi olan bir kadındı. Ama hem yaşından ötürü hem de görüşmede biraz bilmiş bir kadın gibi göründüğünden Bülent'in onu seçeceğini düşünmemiştim. Aslında hem şaşırmış hem de memnun olmuştum. Bu aday benim seçtiğimden bile iyisiydi.
Dudaklarım memnuniyetle kıvrıldı. "Vay, Bülent Tanay radikal değişikliklere gidiyor ha?"
Omuz silkti adam. "Benim için tecrübe ön planda. Yeni birinin alışma süreci için vaktim yok, klinik çok yoğun şu sıralar."
Gülümsedim "Anladım." derken.
Tek kaşı kalkan adam "Memnun musun?" diye sordu.
"Memnun olmayacak ne var canım? Senin içine hangisi sinerse." Bir de sanki kıskançlıktan yeri göğü inletmemişim gibi davranmam yok muydu?
Benim bu tavrımı gören adam sinsice gülümsedi. "E tamam o zaman sarışın Victoria Secret güzelini arayayım." Kaşları merakla çatıldı. "Sen öyle demiştin değil mi? Adı neydi? Hah, Alev!"
"Bülent!" Yatağa atlayıp elindeki telefonu almaya çalıştım. "Saçmalama istersen."
Parmağıyla burnuma dokundu. "Ne oldu, hani kıskanmıyordun?"
"Bak damarıma basıyorsun, ben de alacağım yayınevine bir Biscolata erkeği, göreceksin gününü!"
Kaşları çatıldı adamın. Deminden beri bana yaptığı şaka kendisine yapılınca mors olmuştu tabii. "Hiç komik değildi İnci, hiç."
"Kendine yapılınca komik olmuyor tabii, kendimden biliyorum!"
Birbirimize bakıp gülmeye başladık. Bülent'in asistan krizi çözüldüğüne göre rahat bir nefes alabilirdim. Cadı Kazanı Çetesi'nin kötü kehanetleri gerçekleşmemişti. Ama ne derler bilirsiniz; kötü günler geride kaldı, şimdi sıra daha kötü günlerde... Bunun ne anlama geldiğini başıma gelene dek bilmiyordum.
...
*
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
