17. bölüm / 20
Esaretten Doğan Aşk / Yarı Texting17. Bölüm
Bölümler 20Şu an: 17. Bölüm
- 1 1. Bölüm217 kelime
- 2 2. Bölüm270 kelime
- 3 3. Bölüm274 kelime
- 4 4. Bölüm246 kelime
- 5 5. Bölüm294 kelime
- 6 6. Bölüm208 kelime
- 7 7. Bölüm365 kelime
- 8 8. Bölüm284 kelime
- 9 9. Bölüm517 kelime
- 10 10. Bölüm485 kelime
- 11 11. Bölüm1.420 kelime
- 12 12. Bölüm1.212 kelime
- 13 13. Bölüm2.182 kelime
- 14 14. Bölüm1.698 kelime
- 15 15. Bölüm2.595 kelime
- 16 16. Bölüm2.090 kelime
- 17 17. Bölüm2.373 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 18. Bölüm3.328 kelime
- 19 19. Bölüm2.968 kelime
- 20 20. Bölüm1.749 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamün Aleyküm:)
Yeni bölüm geldi.
Bu bölüm biraz hüzünlü gelebilir.
Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen.
Tavanla nasıl aşk yaşanır adlı bir kitap olsaydı kesin ben baş karakter olurdum. Ağrıdan bir türlü uyuyamamıştım. Normalde bu kadar ağırlı geçirmezdim niye böyle oldu anlamıyorum ve daha diğerinin üstünden iki hafta ya bitti ya bitmedi. Bunu en son üniversiteye hazırlandığım zaman yaşamıştım. Sınav stresi evdeki olaylar derken o zaman da iki defa olmuştum. Bu seferki de aşırı stresten olmalı. Yapacak bir şey yok yatağımda uzanıp bitmesini bekleyecem.
Ağrım artmaya başlamıştı yatağın öbür tarafına dönüp ayaklarımı iyice kendime doğru çektim. Belki biraz ağrısını alır...
Yok almıyordu acım dinmiyordu. Zorla yatağımdan kalkmaya çalıştım. Kapıyı açıp Murat'ı çağırdım. Hemen yanıma gelip "Efendim abla." dedi.
"Murat anneden ütüyü istesene."
"Tamam abla." deyip anneme seslendi. Bende kapıyı kapatıp dolabımdan havlu çıkardım. Havluyu ısıtıp karnımın üstüne bırakayım belki ağrısı diner. Seccademin ters tarafını prize yakın bir yere serip Murat'ı bekledim. O da çok geçmeden elinde ütüyle kapıyı tıklattı.
"Gel Murat kapı açık."
"Abla getirdim, iyi misin? Kötü gibisin."
"Dinlenirim geçer."
"Tamam abla dikkat et kendine."
Murat'ın dediğine tebessüm edip elinden ütüyü aldım. Fişi takıp havluyu iyice ısıttım. Bir kaç defa üstünden geçtim ki iyice ısınsın. Ütünün fişini çekip yatağıma gittim. Havluyu karnımın üstüne bırakıp acımın dinmesini bekledim.
Gözlerimi tavana dikmiş içimden dua ediyordum. Kapımın tıklanmasıyla kafamı hafifçe kaldırdım. Kapı yavaşça açıldı Yine mi kilitlemeyi unutmuşum diye dert yanarken annem içeri girdi.
"Kızım neyin var?" dedi üzüntü ve şefkat karışımı sesiyle.
"Yine oldum."
"Daha erken değil mi?"
"Evet ama oldum işte."
Annem yatağımın yanına gelip oturdu, saçlarımı okşamaya başladı. Çocukluğumdan beri bunu yapıp her ağrımı dindirirdi annem. Onu seviyorum ama anlayamıyorum. Karşı gelmek varken savaşmak varken neden hep kendini geriye atıyordu. Belki de o da öyle büyüdüğü için doğru budur diye ses çıkarmıyordur. Ben herkesi anlamaya çalıştım babamı bile. Ama kimse beni anlamaya çalışmadı abim hariç.
Aklıma gelenle yataktan kalktım. Annem ne oldu? dercesine bakıyordu. Bu merakını gidermek için "Anne benim markete gitmem gerek." dedim.
"Kızım baban görürse ikimizi de döver ne lazımsa Murat gitsin."
"Anne Murat'a aldıramam kendim gitmem gerek."
Annem bakışlarını halıya dikip bir süre düşünmeye başladı.
"Hadi anne hemen gider gelirim. Bugünü çıkartırım ama yarın için kalmadı, gitmeliyim."
Annem derin bir nefes alıp verdikten sonra "Tamam kızım ama çok oyalanma." dedi.
Yüzümde kocaman gülümsemeyle anneme sarılıp "Çok geç kalmam anne." deyip dolaptan zincirli üstümü çıkarıp giydim. Uzun olduğu için pantolon giymeme gerek yok diye düşünüp çekmecemden biraz para alıp çıktım.
Abim her ne kadar dışarı çıkamayacağımı bilse de bana hep az da olsa para bırakırdı. Bıraktıkları birikti ve ne zaman ihtiyacım olsa çıkarıp harcardım. Bugün yine abim imdadıma yetişti.
Ayakkabılarımı giyerken çanta almadığımı fark edip odama dönüp sırt çantamı aldım. Tekrardan ayakkabılarımı giyip binadan çıktım. Binadan çıktığım an fark ettim ki telefonumu da almamışım ama onun için geri dönemezdim.
Markete gitmeliydim ama markete giden yolda babamın gittiği kahvehane vardı. Yolu uzatıp marketin diğer tarafından gidecektim. On beş dakikalık yolu yakalanır mıyım korkusuyla bitirdim. Bir an önce ihtiyacım olanı alıp parasını ödeyip marketten çıktım. Yine aynı yolu kullanacaktım.
Az kaldı Devrim bu mahalleden bu apartmandan ayrılıp yeni hapishanene gideceksin. Buralara iyi bak son kez göreceksin çünkü. Sıra sıra dizili binaları, sokakta oynayan çocukları, merdivenlerde oturup el işi yapan kadınları... Hepsi bir an da değişecek hayatında.
"Pardon, hanımefendi..."
Bana yöneltildiğini düşündüğüm sorunun kaynağını bulmak için gözlerimi etrafa gezdirdim. Beyaz bir aracın içinde tahmini 30 35 yaşlarında bir bey vardı. Biraz yaklaşıp "Buyrun." dedim.
Önce bir şeyler dedi ama pek anlamadım ama adres soruyordu galiba. Arabaya biraz daha yaklaşıp "Ne dediniz pek anladım." dedim.
Adam anlayışla tekrar sorusunu sordu.
"Buralarda bir park varmış parkın sonunda da bir kütüphane pembe ve sarı rengindeymiş. Nerede biliyor musunuz?"
" Evet biliyorum. Bu yolu bitirin sonra sağa dönün park oradan başlıyor, parkı takip ederseniz kütüphaneyi görürsünüz"
"Teşekkür ederim, iyi günler."
"Rica ederim, size de." deyip yoluma devam ettim.
İlerleyeceğim sırada o araba tekrar yanımda durup "Rahatsız ediyorum ama manav burada nerede var biliyor musunuz?"
Adam buranın yabancısıydı bu çok belliydi konuşmasından.Ya misafir ya da mahalleye yeni taşınmış tebessümle karşılayıp "Kütüphanenin arka tarafında da manav var." dedim.
"Çok teşekkür ederim." deyip gitti. Bende yoluma devam ettim. Tam adımımı atacaktım ki babamla göz göze geldim. Ama onun kahvede olması gerekiyordu. Ben ona göre ters bir yoldayım. Nasıl denk geldik anlamıyorum. Öfkesi aramızdaki metreleri aşıp beni mahvediyordu, yere basa basa yanıma geliyordu ellerini yumruk yapmış her an savaşa girmeyi bekleyen asker misali gibiydi.
Yanıma gelip "Senin o arabadakiyle ne işin var? Bizi ele güne rezil mi edecen?" dedi öfke kusan sesiyle. Kolumu tutup eve doğru sürüklemeye başladı. Zaten eve az kalmıştı ne olurdu biraz daha geç gelseydi şansa kullandığım yolu kullanıyordu bu yoldan nereye gidecekti ki?
Yürüdüğü yol eve tersti kahvehane yolu da değildi. Ben o kadar dalmışım ki kolumu sıktığının farkında bile değilim. Ona cevap dahi verememiştim. Kendimi binanın önünde buldum. Şimdi bu kapıdan girersem çok da iyi şeyler olmayacaktı biliyorum. Çok boş sebepten bile beni dövmeye yer arayan babam şimdi eline geçen bu fırsatı misliyle değerlendirecekti. Ona ne desem boştu, kendimi nasıl savunsam da hiç bir işe yaramayacaktı. İtaat et rahat et ne de güzel bir cümle ama bu sefer karşı çıkarsam sinirlerini daha da zıplatırsam belki beni Hülya'nın yanına yollar.
İyice saçmaladın Devrim bu resmen intihar Hülya'nın yanına falan gidemezsin doğru cehennemi boylarsın. Elinden geldiğince kendini koru. Yol boyu kendime nasihat ettim hiçbirine uymayacağımı bile bile. Mahalledeki herkes bizi izliyordu hepsinin aklından az çok neler geçiyor tahmin edebiliyordum. Yine mahalle ayağa kalkacaktı haykırışlarımla.
Apartmanın merdivenlerini yavaş yavaş çıkıyordum belki içinde büyüttüğü öfke diner diye. Bana ahlak dersi verdiğini sanıyordu ama kendisi bunu yapıyor muydu? Koskoca peygamber efendimiz kızını omzuna alıp mekke sokaklarında dolaştırmadı mı? Ahlakı ele alıp neden bunu ele almıyordu?
Çünkü işine gelmiyordu...
Evin kapısına geldiğimizde beni kapı girişinden salona doğru yere attı. Dizimin üstüne düştüm.
"Lan karı! Demedim mi bu kız dışarı çıkmayacak diye? Karıııı." diye bağırıyordu. Başlamıştık yeni bir harpa.
Annem salona gelip "Markete kadar gitmişti. Ne ol..." babam annemin sözünü kesip "Erkeklerle fingirdeşiyordu ne marketi. Bana bak karı bu yanınıza kalmadı." bana dönüp "Yarın akşam o dini nikah kıyılacak ve sen koca evine gidecen." dedi sesindeki öfke zaptedilecek gibi değildi. Onu durduramazdım karşı da çıkamazdım. Yükseldiğim gibi cezamı ikiye yada üçe katlayacaktım.
"Önce bi' sinirimizi atalım değil mi Devrim hanım?" deyip elini pantalonuna götürüp kemerini çıkardı. Demir kısmı aşağı doğru sarkıtıp diğer tarafı eline doğru sardı.
"Şeref yapma yazık..." annem her ne kadar araya girmeye çalışsa da engel olamadı ona.
"Sus karı bugün istediğim kadar dövecem sonra zaten bu evin eşiğinden bile geçemeyecek."
Ben, ben ne yapıyordum odama kaçmak varken neden öylece yere mıhlanmış gibiydim? Yapmak istiyorum ama yapamıyorum ayaklarım kollarım beni dinlemiyor. Kalakaldım öylece, ecelimi bekliyordum.
Babam elini havaya kaldırıp arkama doğru geçip ilk darbesini attı. Vurmanın şiddetiyle oturur pozisyonundan yere iyice kapaklandım. Ağzımdan çıkan çığlık sesi onu daha da vahşi bir hale getiriyordu.
Üst üste vurmaya başladı annem yine araya girdi babam onu da ittirdi. Annem sendeleyip kafasını duvara çarptı.
Bitap düşmüştüm sadece kendimi duyuyordum. Babamın ve annemin sesi koro halinde çok uzaktaymış gibi geliyordu.
Babam hem dövüyor hem de söyleniyordu. Halim kalmamıştı her türlü yolu deniyordu. Kemerle, ayakla, elleriyle... İte kaka, yere vura vura ...
Sonra abimin sesini duydum. Bağırıyordu ona, sadece görebiliyordum. Duyduklarımın ise çok azını anlayabiliyordum.
Babamın abime erkeklerle düşüp kalktığımı ve birinin arabasına doğru gidip randevu verdiğimi söyedi.
Abim başucuma gelip "Güzelim beni duyuyor musun?" dedi endişe dolu sesiyle.
"Abi yemin ederim." Zor da olsa nefes alıp verip devam ettim konuşmaya "Sadece adres sordu." dedim.
"Güzelim senin bana açıklama yapmana gerek yok, ben seni biliyorum."
Abim başucumdan kalkıp babamın üstüne doğru yürüdü. Ona kafa attığını bu seferde abimin onu dövdüğünü gördüm. Abim çok uzatmayıp bana doğru geldi.
Babamın haline baktığımda burnu kanıyordu kırılmış da olabilir. Babam abime bir şeyler söylüyordu. Abim ise babamı dinlemeyip yanıma geldi, beni kucağına aldı. Odama götürüp yatağımın üstüne bıraktı.
Abim başımı okşayıp "Hadi kalkmaya çalış güzelim hazırlan seni hastaneye götüreyim." dedi.
Gitmek istemiyordum, gidince ne olacaktı ki? Polis gelip ifade alacaktı annem başımızda biri olsun diye öyle bişey yok diyecekti. Babam savcının karşısına çıkıp pişmanım, nasıl olurda kızımı döverim deyip geçiştirecekti. Abim ve ben olduğu gibi eve geri dönecektik. Yorulduğumuzla kalacaktık.
"Abi ben hastaneye gitmek istemiyorum. Annem krem sürsün geçer."
"Dev..."
"Abim, canım abim, hayatta kalış sebebim lütfen uyumak istiyorum."
Abim sıkıntılı bir nefes aldı söyleyeceği çok şey vardı ama nereden başlayacağını bilmiyor gibiydi. Başlamasın, o başlarsa ben ağlarım, ben ağlarsam da abim üzülür. Gider o tefeciye musallat olur ben abimi kaybetmek istemiyorum. Hülya'dan sonra abim olmaz. Canımı veririm abim olmaz.
Abim başımdan öpüp bir şey demeden odadan çıktı. Hemen ardından annem elinde kremle beraber girdi. Kolum sırtım ayaklarım her yerim ağrıyordu. Yarın akşam da o tefecinin eline düşecektim. Ne olacaksa olacaktı, hiçbir şeyden kaçarı yoktu. Boyun eğdim kaderime ne de olsa denizi ikiye bölen, ateşi suya çeviren, kuyudakini çıkaran ve yeni doğan bir bebeği konuşturan bir Rabbim var benim bu derdimin dermanını bana yollar ben yeter ki sabredeyim. Allah'ım bana bu sınavı en hayırlı şekilde geçmeyi nasip et.
Annem kremin kapağını açmış arkamı dönmemi bekliyordu. Yatakta yavaşça yüzüstü uzanıp annemin kremi sürmesini bekledim. İlkin soğukluk sonra da yanma hissettim. Krem iyi geliyordu yaka yaka iyileştiriyordu. Kısaca bana iyileşmen için yanman gerek diyordu.
İyileşmek için yanmak gerek...
Annem işini bitirip "Biraz bekle krem kıyafetine bulaşmasın." dedi sesinde kocaman bir hüzün ve pişmanlık vardı. Konuşmak istemiyordum çünkü içimdeki fırtınayı anlatacak kelime yoktu. Anlatsam da boşuna daha önce test edildi, onaylandı.
Haberlerde gördüğüm kan donduran olaylardan biri olacağımı hep düşünürdüm. İnsanın hayatında en çok ne varsa kaderi de o olur. Benim hayatımda kavga, kıyamet vardı. Zaten az kaldı o haberlere ben de konu olacam. Bir kaç satır yazılıp, üstüne üç gün yas tutulup internette de belki birkaç gün yer alıp unutulacaktım ta ki bir sonraki kan dondurucu olaya kadar.
Annem odadan çıkıp öylece kaldım yatağımda. Ne zaman geldiğini hatırlamadığım o paket girdi gözlerimin radarına. Yine hangi saçmalığı aldı diye düşünemeden edemedim. Derin bir nefes alıp verdim kendime gelmek için.
Yine gözüm kaydı masamdaki ilaçlara sonra aklım gitti ilaç poşetindeki ilaçlara. Yataktan kalkıp vestiyerdeki ilaç poşetini alıp odama girip kapıyı kilitledim. Dizdim ilaçları komodinin üzerine. Bir ilaçlara bir su bardağına baktım. Bir yanım yapma diyordu diğeri kıy canına gitsin.
Bir tarafım diyor yapma hani sabredecektin diğeri yaşanmaya değer bir şey kalmadı. Hangisini dinleyecektim. Elimi ilaç kutularından birine atıp doldurdum elimi ilaçlarla. Sıktım elimi yumdum gözlerimi aklımda Model'in Pembe mezarlık şarkısı canlanıyordu. Bazıları için eğlence üstüne tempolu bir şarkı olabilir. Derine inildiğinde öyle olmadığını düşünüyorum bazıları yoğun bir aşk diyor ama o şarkıda yalnızlar içinde yazılmış yerler var.
...
Kalbi atan ölü bedenlerdi hepsi
Hepsinin başında birer ölüm perisi
Soluk birer pembe gül kokluyorlar
Karanlıkta
Affet, bu gece ölmek istedim
Pembe bir mezarlık olmak istedim
Karanlığı elimle bölmek istedim
Seni çok özledim
...
Kalbim atıyor ama bir ölüyüm, o mezarlığın içindeyim ve başımda bekleyen var karanlıkta. Ölmek istiyorum, içimdeki bu karanlığı yok etmek istiyorum ama yapamıyorum ellerimle kendimi asmak istiyorum. O sırada telefonuma gelen bildirim sesi odak noktam olmayı başardı. Telefonumu alıp gelen bildirime baktım. Ondandı... Kalbi güzel insandan...
Nur-u Hülya'm: Selamün Aleyküm Devrim, nasılsın?
Bu soruya bittim ben, çok yoruldum diye cevap vermek istiyorum. Elimde ilaç yığınıyla durduğumu her an nefsime yenilebileceğimi haykırmak istiyorum.
SİZ: Nefsime yeniliyorum galiba. Hiç iyi değilim.
SİZ: Yarın dini nikah kıyılacak ben ona cenaze törenim demeyi yeğlerim.
Nur-u Hülya'm: Nasıl yani nefsime yeniliyorum?
SİZ: Sen mesaj atmasaydın elime doldurduğum ilaçlarla ya bakışmaya devam ederdim ya da...
Nur-u Hülya'm: Ya da?
SİZ: Bilmiyorum. Dedim ya nefsime yenilecektim belki de.
Nur-u Hülya'm: Canına kıyacaktın yani.
Kendime söyleyip de bir türlü hazmedemediğim cümle gözlerimin önünde cirit atıyordu. Kalbim acıyordu, gerçekten de mesaj gelmeseydi yapabilecek miydim?
Nur-u Hülya'm: Neden cevap vermiyorsun Devrim?
SİZ: Daha kendime cevap verememişken sana nasıl verebilirim.
SİZ: Korkuyorum. Her şeyden en çok da sevdiklerime bir şey olacak korkusu. Hülya gitti, o gitti benim dengem şaştı daha nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Ondan sonra da kimseye bağlanmak istemiyorum. Ya o kişi de Hülya gibi olursa ikinci bir kaybı nasıl kaldırabilirim.
Nur-u Hülya'm: Bu dini nikah ne zaman kıyılacak?
O kadar şey yazdım o ise dini nikahın kıyılacağı zamanı mı soruyordu.
SİZ: Yarın akşam, adam dediğini yapacak galiba.
Nur-u Hülya'm: Ne yapacakmış?
SİZ: Uyuduğum odayı halvet odası yapacakmış. Artık bu bile umurumda değil. Ben zaten ölmüşüm kim ne yapmış umurumda olur mu hiç?
Nur-u Hülya'm: Devrim şimdi sana bir şey diyecem ve sen de yapacaksın?
SİZ: Ne yapacakmışım?
Nur-u Hülya'm: Hazırlan Devrim, seni almaya geliyorum.
Hı! Nasıl? Okuduğum mesajın etkisinden çıkamıyorum. Şaka yapıyordu herhalde. Bunu yapamaz, yapmamalı...
SİZ: Şaka yapıyorsun değil mi? Tanımadığın biri için hayatını tehlikeye atmayacağını söyle bana. Bu okuduğun şakaydı de.
Nur-u Hülya'm: Hayır Devrim şaka değil. Bana konum at seni alacam.
SİZ: Ama başın yanar. Olmaz bu bencillik.
Nur-u Hülya'm: Bencillik?
Nur-u Hülya'm: Yansın.
Yansın diyor ya. Of! Allah'ım ben ne yapacam nasıl caydıracam onu bu fikrinden? Alnımdan terler akmaya başlamıştı. Düşüncelerim ateşimi fırlatmıştı. Ben kendimle savaşırken bir bildirim geldi. Ondandı biliyorum ama okumaya korkuyordum. N'olursun şaka yaptım desin, tanımadığım biri için niye 760 km geleyim desin ama oraya gelecem demesin.
Nur-u Hülya'm: Sen abinle konuş eminim o da kardeşinin o tefeciyle evlenmesini istemez. Şu an işim var ama senden haber bekliyorum tamam mı?
Ben abime bunun konusunu nasıl açacam. Hele ki bu yazdıklarımı görürse...
Çok üzülür, hem de çok. Şu an yaşadığım durum babamın tüm yaşattığı acıları yıkıp geçti. Beden yaraları dinlenirsin geçer ama ruhun... Ruhun geçmez, azalır ama geçmez. Abimin hüzün dolu bakışları gözlerimin önünde canlanıyordu. Gözlerinin yeşili kan çanağına dönecek biliyorum onu çok üzecem. Peki o bu işe ne derdi? Onun dediği gibi beni yollayacak mıydı onunla? Bunu bilmem için konuyu açmam gerekiyor.
Gelen bildirim sesiyle telefonumun ellerimin arasından kayıp gittiğini fark ettim. Telefonu tekrar elime alıp gelen mesajı okudum.
Nur-u Hülya'm: Bu sessizliği evet olarak kabul ediyorum Devrim.
Akşam bu konuyu abimle konuşacaktım. Bakalım ne diyecek bu işe? Aklımda yaşanacak olan sahneyi kurmaya başladım.
Saçmalama Devrim tanımadığın biriyle gidemezsin ayrıca sen canına mı kıyacaktın?
Abi boşluğa düştüm.
Devrim kaldır başını her seferinde sana bunu söylüyorum. Yapacak bir şey o kişiyi tanımıyorsun. Olmaz.
Off! İyice aklımın kuruntularına kendimi kaptırdım. Evde kala kala artık zihnim bana oyunlar oynuyordu. Yakında halüsinasyonlar görmeye başlarsam şaşırmam. Yalnızlık insanı hem iyileştirir hem de hasta eder. Dozunda kalırsan iyileşirsin. Dozu aşarsan hasta eder bunu da aklınla sana oyunlar oynayarak yapar.
Telefonumu kapatıp komodinin üstüne bıraktım. Kalkıp kapımı kilitledim. Namaz da kılamıyorum, kur'an da okuyamıyorum en iyisi uyumak. Yatağıma uzanıp bıraktım yorgun bedenimi uykuya.
Bölüm etkileşimi
