13. bölüm / 20
Esaretten Doğan Aşk / Yarı Texting13. Bölüm
Bölümler 20Şu an: 13. Bölüm
- 1 1. Bölüm217 kelime
- 2 2. Bölüm270 kelime
- 3 3. Bölüm274 kelime
- 4 4. Bölüm246 kelime
- 5 5. Bölüm294 kelime
- 6 6. Bölüm208 kelime
- 7 7. Bölüm365 kelime
- 8 8. Bölüm284 kelime
- 9 9. Bölüm517 kelime
- 10 10. Bölüm485 kelime
- 11 11. Bölüm1.420 kelime
- 12 12. Bölüm1.212 kelime
- 13 13. Bölüm2.182 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 14. Bölüm1.698 kelime
- 15 15. Bölüm2.595 kelime
- 16 16. Bölüm2.090 kelime
- 17 17. Bölüm2.373 kelime
- 18 18. Bölüm3.328 kelime
- 19 19. Bölüm2.968 kelime
- 20 20. Bölüm1.749 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamün Aleyküm :)
Yeni bölüm geldi.
Dün gece telefonumun alınmasından sonra aklımda dolanan tek şey onun benden mesaj bekliyor olması. Benden mesaj gitmemesi belki de onun için daha hayırlıdır. Benimle uğraşmaktan vazgeçer. Başına bela almaz, bende artık giittiği yere kadar sabrederim sonrası Allah kerim.
Odanın bir yerine fırlattığım paketle bakışıyorduk şu an. Ya beni giyersin ya da ailenin sonu gelir diyordu bana. Fırlattığım paketi alıp açtım. İçinde koyu yeşil renginde tüllü bir elbise vardı. Elbiseyi paketten çıkarıp yatağımın üstüne bıraktım. O sırada elbisenin içinden bir not düştü. Alıp okumaya başladım.
Devrim'im, bu elbise o güzel gözlerinin ışığında parlayıp gözlerinle aynı olsun istedim. Nişanda bunu giy eminim sana çok yakışacaktır.
Osman BADILLI
Allah'ım sen bana sabır ver bir de utanmadan not yazmış. Sana mı kaldı gözlerimin rengini ortaya çıkarmak. Keşke bunu yüzüne de söyleyebilsem. Söyle de ağabeyini kardeşlerini kurşun dizsin.
Akşam bu elbiseyi giymeye mecbursun Devrim diye mırıldandım. Yoksa bu evden benim tek değil sevdiklerimin cenazesi de çıkar. Ağabeyim de daha işten gelmedi, akşam tek mi kalacaktım? Allah'ım ağabeyimi yanımdan ayırma zaten çekilmeyen bu hayat, benim için daha beter olacak diye içimden dua ettim.
Gelmelerine bir saat kalmıştı akşam ezanı için abdest almaya gideceğim sırada babam "Sana o kıyafeti giy demedim mi?" dedi öfkeyle.
Açıklama yapmama izin vermeden kolumdan tutup beni odama sürükledi. Zaten telefonumu aldın daha ne istiyorsun diye bağırmak istiyorum. Odamın kapısını kilitleyip yatağımda duran elbiseyi eline alıp dibime geldi.
Yüzündeki öfke birazdan cümleleriyle zehrini bana akıtacağının kanıtıdıydı. Yorulmuştum artık sürekli aynı şeylerin olmasından, canımın yanmasından sonra hiçbir şey olmamış gibi çekip gitmesinden.
"Bana bak, bela mısın sen başıma? Hemen bu elbiseyi giy ve süslen yoksa andım olsun ne seni ne de ananı bu gece rahat bırakmam. Hele adama bir yamuk yap o zaman seni kimse elimden alamaz." deyip elbiseyi tekrar yatağıma fırlattı kolumdan tutup çevirdi.
"Ah! Canım yanıyor." dedim ağlamaklı sesimle. Gözlerimden yaşlar gelmeye başlamıştı. O ise daha fazla sıkıp "Ağabeyin bu gece yok ona sığınırım diye düşünme. Seni bu gece elimden alacak kimse yok. Ona göre davran." deyip kolumu bıraktı.
"Keşke şimdi beni öldürsen hem kendini kurtarırsın hem beni." dedim artık gözlerimden akan yaşlar sele dönüşüyordu.
"Sen doğduğun gün öldün." deyip yüzüme tokat attı. Tokatın etkisiyle çekiştirdiği kolumun üzerine düştüm. Canım daha çok yanmıştı en az iki gün bunun ağrısıyla uğraşacaktım. İki gün 48 saat 2880 dakika...
Cebinden telefonumu çıkarıp yatağın üstüne atıp "Bunlardan birini ağabeyine anlattığını duyarsam senin için hiç iyi şeyler olmayacak." dedi içindeki kini kusarcasına.
Odamdan çıkınca zor da olsa yerden kalkıp kapıyı kilitledim. Kolum çok ağrıyordu ama bu acıyı bastıran başka bir şey vardı, o da ağabeyimin gelemiyor olacağı.
Telefonu elime alıp wifiyi açtım. İyi ki internete bağlı değildi yoksa Hülya'nın mesajları üst üste gelecekti. Karşımdakini tanımıyorum ama mesajlarından anladığım kadarıyla iyi biri. Yoksa bu kadar uğraşmazdı. Hem neden uğraşsın ki yüzümü mü gördü sanki? Görse de ne olacaktı ki cinsiyetini bile bilmediğim biriyle mesajlaşıyordum. Saçmalamaya başladın Devrim artık bi' sus dedim kendi kendime.
Telefonu yatağa bırakıp elbiseyi giydim. Acaba bu adam bedenimi nasıl bildi. Tabi ki annem söylemiştir yoksa nasıl öğrenecek.
Elbise belimi nazikçe kavrıyordu. Belden aşağı geniş kesim tülü ve üstündeki beyaz taşlar elbiseyi mükemmelliğe taşıyordu. Tek sorun benim bu elbiseyi taşıyamayacak olmam.
Ben aynadan kendime bakadururken üst üste gelen bildirimler birinin benim için endişlendiğini söylüyordu. Yatağın üstünde duran telefonumu alıp gelen bildirimlere baktım.
Boş bildirimleri geçtikten sonra ağabeyimin ve Hülya'nın mesajlarına bakmaya başladım. Önce ağabeyimden başladım.
Yaşama Sebebim: Devrim'im, güzelim çok özür dilerim yetişemeyecem gibi görünüyor.
Yaşama Sebebim: Kendine çok dikkat et güzelim. Döndüğümde seni iyi görmek istiyorum.
Yaşama Sebebim: Trafik tahminimden uzun sürdü. Yolda kaza oldu. Ondan gelemiyorum.
Yaşama Sebebim: Merak etme benim durumum iyi ama yol kapalı. Bir araç kaza yaptı ve bu zincirlemeye dönüştü.
SİZ: Kendine çok dikkat et ağabey.
SİZ: Senin iyi olduğunu biliyim yanımda olmasan da olur. Sana bir şey olsun istemiyorum ağabey.
SİZ: Senin için kendime iyi bakacam.
Ağabeyime mesaj atıp Hülya'nınkine basacağım sırada gelen mesaj sayısı beni şaşkına çevirdi. Tamam kabul mesaj bekliyordum da bu kadar değil. İsmin üstüne tıklayıp okumaya başladım.
Dün
Nur-u Hülya'm: Selamün Aleyküm Devrim. Nasılsın?
Nur-u Hülya'm: Günün nasıl geçiyor?
16:15
Nur-u Hülya'm: Devrim her şey yolunda mı?
Nur-u Hülya'm: Neden yazmıyorsun?
Nur-u Hülya'm: Korkmaya başladım.
19:29
Bugün
Nur-u Hülya'm: Devrim, hastaneye falan kaldırıldın da o yüzden mi yazmıyorsun?
Nur-u Hülya'm: Aklıma çok kötü şeyler geliyor. İnşallah iyisindir.
Nur-u Hülya'm: Bugün geleceklerdi o haysiyetsizler. Aklım bu gibi durumlarda algılamakta zorlanıyor bu insanların kafalarında ne var diye.
Nur-u Hülya'm: Devrim senden telefonu mu aldılar?
09:05
Nur-u Hülya'm: Sen hangi şehirde yaşıyorsun? İnşallah aynı şehirdeyizdir.
Nur-u Hülya'm: Evini bilseydim gelirdim Devrim.
Nur-u Hülya'm: Bu şekilde beklemek canımı sıkıyor.
15:08
Son mesaj bu şekildeydi. Hangi birine cevap yazacağımı şaşırdım. Bu kadar mesaj beklemiyordum. Cevap yazmaya başladığım sırada Murat'ın sesi buna engel oldu. Telefonu bırakıp kapıyı açtım.
"Abla yarım saate burada olurlar. Babam hemen hazırlansın dedi."
Başımı salladım sadece. Odamdan çıkıp alamadığım abdesti almaya gittim. Aynadan kendime baktım bitik bir haldeydim, umarım o tefeci bu halimi görüp benim beğendiğim kız bu değildi deyip gider. Yine boş hayallere umut bağlıyordum. Tabi ki de böyle bir şey olmayacak. Banyodan çıkıp içeri geçeceğim sırada babamın odada telefon konuşmasına şahit oldum.
"Sen ne diyorsun bu kız evlenmezse mahvolurum." Karşı tarafı dinleyip sonra "Hayır, hayır öyle bir şey yapamaz yoksa o çok sevdiği ağabeyi kurşuna dizilir hem ben borcumu sildirdim hem adam üstüne başlık parası veririm dedi. Böyle bir şans bir daha ayağıma gelmez. Geldiklerinde de bir şeyler kopartırız. Sen merak etme şimdi kapatıyorum yine konuşuruz." dedi.
Beni fark etmesin diye hemen odama gittim. O sinirli, öfkeden gözleri kırmızıya dönen sinir abidesi baba bir an da yumuşamıştı. Telefondaki her kimse onu yatıştırmayı biliyor. Kahvedeki pis çakal arkadaşlarından biridir kesin başka kim olacak. Demek üstüne para almış. En önemlisi kaçarsam ağabeyimin hayatının tehlikeye girecek olması. O yüzden dizimi kırıp dıştan ev içi hapishane olan bu evde oturacaktım.
Son dakikaya bırakmamak için bu yeşil elbisenin üstüne ne takacam diye düşünürken aynadan gözlerim pakete takılıp kaldı. içinde küçük bir paket daha vardı. O kadar dikkat etmemişim ki o gözümden kaçmış. Gidip o küçük paketi de açtım. İçinde elbiseyle aynı renk saten bir eşarp vardı. Bunu bile düşünmüş. Bu kadar ince bir düşünlce o tefeciye ait olamaz. Ait olmamalı bu kadarı olmaz.
Eşarbı da takıp aynadan son halime baktım. Ya Rabbi dıştan bakıldığında gerçekten de çok güzel olmuştum ama bu güzelliğim kurtulmama yardımcı olmuyor içten ise içimde fırtınalar kopuyor ama işiten yok gören yok.
Bu elbise gözlerimin etrafındaki kızarıklıkları ve kan çanağına dönen gözümü saymazsak göz rengimi iyice ortaya çıkarmıştı. Telefonuma düşen bildirim sesi tüm dikkatimi o yöne çevirdi. Telefonumu alıp gelen bildirime baktım. Hülya diye kayıtlı olan kişidendi.
Nur-u Hülya'm: Mesajları görmüşsün bu da demek oluyor ki iyisin. İyi olmana çok sevindim.
Nur-u Hülya'm: Tek sorun neden cevap yazmadığın.
Nur-u Hülya'm: Bilmeden seni kırdım da o yüzden mi yazmıyorsun?
Ana ekranda gördüğüm mesajlara cevap yazacağım sırada kapı sesi ve annemin çağırması telefonu komodinin üstüne bırakmama sebep oldu. Onun biraz daha beklemesi lazımdı cevap yazmaya kalkarsam gecikir ve bu gece ağabeyimin eksikliği tüm dengeleri bozacaktı.
Odamdan çıkıp onların yanına gittim. Annem "Gel kızım kapıyı sen aç." dedi buruk sesle. Yüzünde günlerdir görmediğim ama şu an yüzünde yer etmiş hüzün dolu bakışlarla bana bakıyordu. Senin bu bakışın neden daha önce yoktu anne? niye bana düşmanmışım gibi bakıyordun?
Annemin dediğini yapıp kapıyı ben açtım. Karşımda kırkı devirmiş uzun boylu kır saçlı biri ve arkasında ona yakın adam. Birinin elinde kırmızı gül demeti vardı bana uzatarak "Buyur yenge bunlar senin için." dedi. Bu gülleri kafalarında paralamak vardı ama bunu yapamazdım. Gülleri elinden alıp mutfağa gittim. Orada turladıktan sonra Murat yanıma gelip "Abla annem kahveleri yapsın. Hepsi sade olacakmış." dedi. Kahveleri yapacağım sırda akşam ezanı okundu. Kahveleri bırakıp namaz kılmaya gittim. Her zamanki duamı edip mutfağa gittim.
Kahveler dikdörtgen tepsiye sığmadığından büyük yuvarlak tepsiye dizdim. Tepsiyi alıp içeri geçtim kahve tepsisini tefeciye uzattığımda "Tuzlu kahve hangisinde Devrim'im." dedi iğrenç sesiyle.
"Tuzlu kahve yok hepsi aynı." dedim umursamaz bir ses tonuyla. Adamın suratı asıldı. Bilsem tuzlu kahveyi bu kadar çok istediğini tuzla toz deterjan aynı yerdeydi gözüm kayar mazallah, tuz yerine deterjan atardım...
Kahvelerden birini aldığında zıkkım iç diye mırıldandım.
"Bir şey mi dedin yeni baharım."
Yeni bahar mı sen ona ikinci bahar de utanmadan bir de herkesin içinde diyor. İçimden sabır çekip "Yok, bir şey demedim." dedim.
Kahveleri dağıtıp yerime geçtim. Aklımda telefonun başında bekleyen o kişi vardı. Sürekli aklımı meşgul ediyordu. Bu kadar ilgisi beni korkutuyordu. Ya gerçekten de kalkıp gelirse aynı şehirdeysek. Hiç fark etmez kalbi böyle güzel bir insan ile aynı havayı soluyor olmam çok güzel. Hala iyi insanlar var. Ben kendimle konuşurken iş yüzük takma aşamasına gelmişti.
Murat elinde nişan tepsisiyle yanımda durdu yüzüklerin birini babam olacak şahıs diğerini tefecinin yeğeni olduğunu öğrendiğim genç takacaktı.
Benim yüzüğü babam takmasın diye gence elimi uzattım "Benimkini sen takar mısın?" dedim. Genç önce amcasına baktı ondan onay aldıktan sonra yüzüğü parmağıma taktı. Babam da tefecininkini taktı. Makası eline alıp kurdeleyi kesecekken makas kesmiyor adetini yaptı.
Tefeci başını sağa sola sallayıp cebinden ne kadar olduğunu sayamayacağım kadar para çıkardı. Kurdele kesildi tam yerime geçeceğim sırada tefeci kolumdan tutup gitmeme engel oldu. Ona soran gözlerle bakıp bana cevap beklerken elini adamlarından birine uzatıp Ver dedi. Adam cebinden yüzük kutusu çıkarıp tefeciye verdi. Kutuyu açık içindeki tek taşı çıkardı. Elimi tuttuğu sırada elimi elinden çektim.
Bir şey demeden elimi uzattım. yüzüğü parmağıma takıp "Neden kaçırdın?" diye sordu.
"Çünkü doğru değil."
Sertçe nefes verip yumuşak bir sesle "Elbise hayalimdekinden daha güzel durmuş üstünde. E tabi giyen kişi güzel." dedi.
Bu sefer ben derin bir nefes alıp sertçe verdim nefesimi. İyi ki namazımı kılmıştım yoksa gidip tekrar abdest almam gerekecekti. Akşam namazının süresi de az o yüzden iyi ki diyorum.
Yanından gideceğim sırada bileğimden tutup "Bari yanımda otur." dedi az tehdit az istek dolu sesiyle.
Babam "Kızım otursana müstakbel kocanın yanına" dedi dişlerini sıkarcasına. Öfkeleniyordu, bu da hiç iyi şeylerin olmayacağıydı.
El mahkum yanına oturdum. Ama nasıl? Gergindim olduğumdan daha da gerginleştim. Çünkü fırsat kollar gibi bana yaklaşıyordu ve bende bundan kaçıyordum. Karnıma giren sancılar biraz daha böyle devam ederse midemin bulanacağını biliyordum. vücudum sıkıydı her an tetikte bekleyen asker gibiydim. Şu durumun bir an önce bitmesini istiyordum.
Bir an olsun dikkatim dağılmıştı ve hangi ara elimi tuttuğunu anlamadığım adama dönüp "Bu kadarı da fazla." dedim biraz yüksek çıkan sesimle.
"Ne oldu Devrim?"
Herkes beni izliyordu ne diyecektim şimdi. Yanımdaki adam ve babam bana öfkeyle bakıyorlardı.
"Ben sana bu doru değil dedim neden elimi tutuyorsun? Ben istemiyorum dedim.
Babam gerilen yüz hatlarıyla "Devrim!" dedi. "Sen ne saçmalıyorsun kızım sen delirdin mi?" diye devam etti.
Tefeci kolumdan sertçe tutup beni salona götürdü. Gelmeye kalkanlara sakın gelmeyin dedi. Her attığı adımda kolumu daha çok sıkıyordu. Mutfağın yolunu tutup kapıyı üstümüze kilitledi.
"Bana bak sana kibar davranıyorum diye her istediğini diyemezsin." dedi sert sesiyle. Korkuyordum bana yapacaklarından değil sevdiklerime dokunmasından. Hâlâ kolumu tutmaya devam ediyordu üstüme yürüyüp beni kendi bedeni ve dezge arasına sıkıştırdı. Çekiştirdim ama yaşına göre epey güçlüydü boyu benimkini geçiyordu. Engel olamıyordum. Sesini yükseltip "Yüzüme bak, gözlerimin içine." dedi sert çıkan sesiyle.
Gözlerim yerde korkudan titremeye başlamıştım. Şimdi burada bir şey yapmaya kalkışsa kimse hiç bir şey yapamazdı. Dediğini yapıp gözlerinin içine baktım. Öfkeden deliye dönmüştü gözlerinin içi sinirden kızarmıştı. Sertçe yutkundum bitmiştim ben.
"Sana olan düşkünlüğümü göz ardı edip diklenirsen senin için bambaşka birine dönüşürüm Devrim. Şu anki halimden eser kalmaz. Ve benden bu kadar korkma, o da şimdilik. Zamanın nasıl ilerleyeceğine sen karar verirsin. İyi olup uslu durursan ben de iyi olurum yok ben diklenecem dersen tüm aileni harcar sonra o güzel aklının alamayacağı şeylere şahit olur o güzel orman yeşili gözlerin." dedi.
Daha çok titremeye başladım, vücudum zangır zangır titriyordu. Sağ elini kaldırıp elinin tersiyle yanağımı okşayıp "Umarım beni anladın Devrim." deyip kolumu sıkmayı bırakıp mutfaktan çıktı. Onun çıkışıyla ağlama hazır olan dolu gözlerim ilk damlasını serbest bıraktı. Dizlerimin üstüne çöküp elimle ağzımı kapattım bağırmamak için. Yoruldum çok yoruldum.
Stresten ateşim çıkmıştı. Zorda olsa çöktüğüm yerden kalkıp elimi yüzümü yıkadım. İçeri geçtiğimde kalktıklarını gördüm. Tefeci ayakkabısını giydikten sonra bana dönüp "Dediklerimi iyicene bir düşün her şey senin elinde." dedi.
Annem kapıyı kapattığında babam bir şey diyemeden hemen odama kaçıp kapıyı kilitledim. Arkamdan seslense de boşuna. Annem boş ver zaten adam konuşmuş.
"Sen karışma karı. Sana mı soracam ne yapıp yapmayacağımı?" dedikten sonra ne oldu bilmiyorum ama tokat sesi geldi. Anneme tokat atmıştı. Hâlâ karnıma sancılar giriyordu. Eşarbımı açıp yatağa uzandım. Mutfakta yarım kaldığım ağlamama devam ettim. Sıktığı kolumun morardığına yemin edebilirim. O zaman üstünde durmadım ama sıktığı yer yanıyordu. öbür kolum da ağrıyordu. Çekmecemdeki uyku haplarının hepsini içip uzun bir süre uyanmak istemiyordum.
Yaparsam eğer namazlarım kazaya girer. Onu geçtim o kadar hapla mide zehirlenmesi geçiririm. Keşke yapabilsem. İntihar edenler cennete giremez. sözü olmasaydı Hülya'nın öldüğü gün kıyardım canıma. Kollarımla kendime sarılıp ağlamaya başladım. Yapabileceğim bir şey yoktu tek yapabildiğim ağlamak.
Şeytan diyor kaç evden sonra ağabeyim ve kardeşlerim geliyor aklıma. Canıma kıyabilirdim ama onlara kıyamazdım. Bir an da aklıma gelenle yatağımdan kalktım. Ama bu hareketimin sonucunu düşünemedim zorla acısı dinen kolum tekrar ağrımaya başlamıştı. Ona cevap yazmalıydım. Mesajlarına görüldü attım resmen.
Bir de beni kırdığını düşünüyor. Ah! Kalbi güzel insan kalbimi kırmak şöyle dursun sen bana bu hapishanede yoldaş oldun. Ağrıyan koluma rağmen telefonumu alıp ona cevap yazmaya başladım.
Bölüm sonu:)
İnşallah beğenmişsinizdir.
Yorumlarınızı merakla bekliyorum
Sağlıkla kalın.
Bölüm etkileşimi
