4. BÖLÜM: KANLI KARAR

Vaveyla Yazarı: Melek Tuana YÜKSEK

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: 4. BÖLÜM: KANLI KARAR

Ayça'dan
“Çığlık sesleri, feryat sesleri, yardım sesleri, ambulans sesleri, polis arabası sesleri ve bir bebek sesi… Tüm sesler birbiri ile yarışırcasına bağırıyordu sanki… Karşımda alabildiğine uzun bir duvar vardı, açık renkte beton bir duvar. Neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Etrafım savaş alanı gibiydi; kaçışan insanlar, yerde salya sümük ağlayan çocuklar, ambulans sirenleri, ağlayan bir bebek ve kanlar… Kan mı? Kimin kanıydı bu? Neler oluyordu?
Yerde oturmuş, toz toprak içinde ağlayan çocukların gözüme ilişmesiyle yanlarına doğru gittim. Üstlerini temizlemeye başladım. Onlara neden ağladıklarını soruyordum fakat onlar beni dinlemiyorlardı bile. Sadece avazları çıktığı kadar ağlıyorlardı, aynı yanlarında duran kundaktaki bebek gibi. Bembeyazdı bebek… Diğer insanların aksine o bebek tertemizdi. Yanına gidip kucağıma aldım. Bu benim bebeğim miydi? Karnımda duran bebek şu an kollarımın arasında mı duruyordu yani… Burnumu yavaşça ona yaklaştırdım. Mis kokuyordu; temiz ve saf kokuyordu, bebek gibi kokuyordu… Gözlerini açamıyordu, yeni doğduğu belliydi. Bu bebeği doğurduğuma göre iki seçenek vardı; ya aldırmaktan vazgeçip bebeğim ile birlikte kaçmıştım ya da her şey ortaya çıkmıştı ve Cemal bebeği zorla doğurmamı sağlamıştı, yani kurtulamamıştım. Vücudumdan taşarcasına endişe ve korku hisleri tüm bedenimi kapladı. Etrafımda neden böyle bir curcuna vardı, onu da bir o kadar merak ediyordum tabii…
Derken tüm o kargaşa yok oldu, sesler bir anda sustu. Her tarafta ölüm sessizliği hâkim oldu. Yerde gördüğüm kanlar bir anda çoğalmaya başladı. Bardaktan boşalırcasına oluk oluk bana doğru geliyordu. Öylece olanları izliyordum çünkü biraz sonra neler olabileceğini kestiremiyordum. Beynim tüm işlevini kaybetmiş gibiydi. Kanlar diz kapaklarıma kadar ulaşıncaya kadar durdum. Gözlerimi kandan ayırdığım anda karşımdaki kocaman beton duvarın önünde bir adam gördüm. Her tarafı kanlar içindeydi. Kim olduğunu anlayamadım çünkü suratını tam olarak göremiyordum. Ağır adımlarla bana doğru gelmeye başladı. Dibime kadar gelmişti ama işin ilginci ben hâlâ onu göremiyordum. Sanki gözlerime siyah bir perde inmiş gibiydi. O adamın suratı dışında her şeyi görebiliyordum fakat suratına baktığımda koca bir karartı alıyordu yerini. Fısıltı biçiminde çıkan sesiyle konuşmaya başladı.
“Ellerine bak!”
Gitgide daha da garipleşiyordu olup biten… Söylediği şey ile otomatikman kafamı ellerime indirdim. Ellerimin her yeri yerdeki kan ile kaplıydı, ama nasıl? Biraz önce yoktu? Gözlerimi kan damlayan ellerimden çekip tekrar adama çevirdim.
“Ne oluyor? Sen de kimsin?”
Bunu söylemem ile benden bir adım geriye gitti ve adeta kandan görünmeyen gömleğini çıkarıp tam karın boşluğundaki yarığı gösterdi. Tüm bu kan o yarıktan mı akmıştı… Tekrar fısıltılı sesiyle yarayı göstererek konuşmaya başladı.
“Sen de bilirsin ki,
İki kurşunla;
Bana kolay kolay gelmezdi ölüm.
İstedim ki sana ‘katil’ desinler;
Bunun için öldüm…”
Arif Nihat Asya'nın şiirindendi bu söylediği mısralar. Benim yüzümden miydi şimdi bu curcuna yani…”
⛓️

Kulaklarıma dolan zil sesiyle ter içinde kaldığım yatakta hızlıca doğruldum. Gözlerim, bu nefes kesen anın hâlâ bir rüya olmadığını kanıtlamak istercesine yerlere kaydı. Göl misali bir kan görmeyi bırak, kırmızı rengine dair hiçbir leke yoktu yerlerde.
Deliriyor muydum acaba yavaş yavaş? Çünkü aklı başında olan hiç kimsenin sabahın köründe, uyandığı odanın parkelerinde hayali kan gölleri aradığını düşünmüyorum.
Kendimi toparlamam gerektiğini fark edip enseme yapışan terli kıvırcık saçlarımı ellerimle ayırıp topladım. Gittikçe daha çok ses frekansını artıran zilime de bir el atıp mutfağa indim.
Genelde sabah saatleri evde kimse olmazdı ya da sadece Nur olurdu; ki zaten onun da varlığı ile yokluğu birdi.
Buzdolabına kavuştuğumda aradığım şey, sadece içimi ferahlatmaya yetecek miktarda basit bir şişe soğuk suydu. İthal peynirler, sırf rengi güzel diye alınmış gurme soslar ve kusursuzca dizilmiş organik meyveler... Hepsine yetecek yer vardı fakat bir şişe soğuk su bulamamıştı ellerim.
Kendi kendime göz devirerek çektim ellerimi egzotik meyve sularının arasından.
Tezgâhta bana gülümseyerek bakan suyu çaresizce kafaya diktiğimde, boğazımdan aşağı inen imamın abdest suyuyla yarışır bir tat hissetmeyi beklemiyordum.
Korkudan mı bilmiyorum ama dilim damağım kurumuştu. Susuzluğumu bir nebze olsun giderince aklım yine o rüyaya kaydı. Daha önce ilk defa böyle bir rüya ya da tabiri caizse kâbus görüyordum. Bilinçaltım nelerle doluydu...
Kendimi toparlamaya çalışıp elimi yüzümü yıkadım. Sonra telefonumu alıp açık pencerenin kenarına geçtim ve Cemal'i aramaya başladım. İdil'in buraya geldiğini ve buluşacağımızı söylemem lazımdı. İlk çalışta açtı.
“Efendim Ayça?”
“Yakın bir arkadaşım gelmiş İstanbul'a. Hatta kardeşim demeliyim. Mesaj attı, buluşalım diye. Birkaç güne gidiyormuş, ben de tamam dedim. Buluşacağımızı söyleyeyim dedim. Sonra yine kaçtın mı diye sorma...”
“Sana da günaydın Ayça.”
“Telefonu 'Efendim Ayça?' diye açan sensin Cemal, salak salak konuşma!”
Sesini kontrol etmek için güçlü bir nefes verdi. Belli ki yanında birileri vardı.
“Tamam, Ayça tamam... Buluşun ama ben şoförü arayayım, o seni götürsün, yanında dursun.”
“Ne kadar da değişmişsin Cemal. Hâlâ peşime adam takıyorsun!”
“Bağırma... Sence de bunu yapmam çok doğal değil mi Ayça?”
“Değil! Kaçacak olsam niye seni arayıp arkadaşımla buluşacağım diyeyim, pislik!”
“Dışarı başka türlü çıkamıyorsun, ondan olabilir mi güzel karım?”
Büyük bir zevkle dile getirmişti bu sözleri. O pis sırıtışı gözlerimin önüne gelmişti resmen.
“Güzel karım' falan deyince tatlı veya iyi gözükmüyorsun Cemal! Ağzımı açtırma yine benim şimdi!”
“Tamam Ayça, ben şoförü arıyorum. Git buluş arkadaşınla.”
“İyi.”
Telefonu suratına kapatıp o anlık öfkemle kanepeye fırlattım. Geberseydi de kurtulsaydım bu itoğluitten! Dünyanın etrafımda dönmeye başlamasıyla hafif sendeleyip kanepeye oturdum. Görüşüm düzelince mideme iki lokma bir şey girmesi için bir bardak süt doldurdum. Bir yandan sütü içerken diğer yandan da İdil'in yazdığı buluşma yerini okuyordum. Ankara'nın o meşhur, önünde kuyruklar olan sosyete pastanesinin adını vermişti. İkimiz de tatlı sevdiğimizden olur demiştim. Gerçi sevmesek ne olurdu ki? Bu durum sadece normal bir yaşama sahip olan kızlar için sorun teşkil ederdi.
Mesajlardan çıkıp saçlarımı örmeye başladım. Şimdilik gerçekten tek mutluluğum, uzun zaman sonra İdil'i görecek olmamdı ve tabii ki yeniden yeşeren bölük pörçük umutlarım...
⛓️

Neredeyse ana yola taşan insan kuyruğunu görmemle pastaneye vardığımızı anladım. Şoför, kendi koltuğundan inip benim kapımı açtı ve arabayı pastanenin karşısında bir yere park edip bekleyeceğini söyledi. Mecburen onayladığımı belli edercesine kafamı salladım ve içeri girdim.
Zar zor güneş gören boş bir masa bulup beklemeye başladım. Gözlerim istemsizce diğer masalardaki insanlara kaydı. Bazıları sevgilileri, bazıları arkadaşları ile gelmiş; mutlu mutlu sohbet ediyorlardı.
Etrafa odaklanmış, etrafı incelerken hemen yanımdan gelen kahkaha sesiyle yüzümü o tarafa çevirdim. Bir aileydi; anne, baba, abi ve kardeşi...
Anne, elindeki telefondan bir şey izletiyordu ve tüm aile o gösterdiği videoya gülüyordu.
Uzun uzun, bir sinema sahnesi gibi onların gülüşmesini izledim. O an fark ettim; benim hiç böyle bir anım olmamıştı ve sanırım karnımdaki bebeğin de olmayacaktı...
Gözlerimin kapanmasıyla tüm düşüncelerimden sıyrıldım. Gözlerimi kapatan elleri açıp arkama dönmemle, balköpüğü renginde saçların arasında parlayan tanıdık bir gülümseme görmem bir oldu. Direkt kollarımı açıp sarıldım, uzun zamandır kavuşmayı beklediğim bir taneme.
“Nasıl ama sürprizim?”
“En güzel sürprizsin bana, çok özledim seni bir tanem.”
“Ben de çok özledim seni ama artık bırak bence. Sonsuza kadar bu şekilde duramayız.”
Böyle demesiyle onu fazla sıktığımı fark edip bıraktım. Balköpüğü renginde dalgalı saçları, ela gözleri, asla sürmekten vazgeçmediği bembeyaz ojeleri... Her şeyi hâlâ aynıydı ve hâlâ benim olmazsa olmazımdı...
Sandalyelerimize yerleştik. Sessizliği onun kıkırtısı bozdu.
“Örük sana çok yakışıyor kanka. Bunu daha önce hiç söylemiş miydim?”
“Off... Dalga geçme ya. Ne yapayım, kıvırcık saç olunca anca bu kadar toplanıyor...”
Kıkırtısı azalmıştı ama hâlâ kocaman bir tebessümle bana bakıyordu. Birden naif bir sesle adımı söyledi ve ellerime uzandı. Ben de hiç beklemeden karşılık verdim. Sıkıca kavradım elini. Gözleri dolmuştu. Belli ki o da beklemiyordu bu ani gözyaşlarını, o yüzden afalladı.
“Ay, maskaram akacak. Hepsi senin yüzünden Ayça.”
“Senden tek bir şey istiyorum İdil. Bana ne olursa olsun sakın benim yanımda ağlama, olur mu? Çünkü ben tutunacağım tek dalın da ağladığını görürsem ayakta duramayabilirim...”
“Saçmalama, ağlanacak bir şey yok tamam. Ağlayacak biri varsa o da şerefsiz Cemal ve sülalesi! Her şeyi düzelteceğiz, sana söz... Şimdi birer magnolya yer miyiz?”
Hatırlamıştı... Moralimi düzeltebilecek tek şey babam ve İdil değildi... Bir zamanlar moralimi düzeltmeye bir kâse magnolya da yetebiliyordu. Bu gerçek, yüzümde acı bir tebessüm bırakmıştı...
⛓️

Yaklaşık yarım saat boyunca magnolyalarımızı yiyip güzel şeylerden konuştuk; konuşmaya çalışmıştık daha doğrusu. İdil, çalışmaya başladığı şirketi anlatmıştı. Ben de her zaman olduğu ve olacağı gibi onun başarısını dinleyip mutlu olmuştum.
Herkes için İç Mimar İdil Güneş'ti o ama benim için her zaman kardeşim ve en büyük şansım olarak kalacaktı.
Magnolyalarımız bitince İdil, kâsesini kenara itip bana biraz daha yaklaştı ve ciddi bir şekilde konuşmaya başladı. Her kelimesini tartarak söylüyor gibiydi.
“Bebeği aldırmak istiyor musun Ayça? Sadece evet ya da hayır de.”
Birden konuya girmesiyle hafif afallasam da ana geri döndüm. Ne diyecektim? Cemal'den bir bebeğim olmasını istemiyordum. Evet, kesinlikle istemiyordum. Bencillik miydi bu? Eğer o bebeği doğurursam onu sevebilecek miydim ki? Ona her baktığımda o pislik gelecekti aklıma.
Yaptığım şey belki birçok kişiye saçma gelecekti fakat dışarıdan konuşması kolaydı. Benim gibi bir evlilikle dünyaları başlarına yıkılmamıştı... İstemsizce ellerim karnıma gitti. Dişlerimi sıkarak, kimine göre bencillik olan o şeyi söyledim.
“Evet İdil...”
“Emin misin? Bak eğer sonra pişman olursan-”
“Eminim. Ben o adamdan bebeğim olsun istemiyorum. Göz göre göre hayatımın ellerimden kayıp gitmesini istemiyorum...”
“Peki, hadi hastaneye gidiyoruz.”
“Şoförü nasıl halledeceğiz?”
“Halletmemize gerek yok. Benim aniden midem bulanacak. Şoföre de bizi hastaneye götürmesini isteyeceğiz. Sonra da işte o aşağıda beklerken biz randevu alıp çıkacağız, tamam mı?”
“Tamam, tabii ki de tamam. Hadi kalk.”
Parayı ödeyip çıktık pastaneden ve arabanın yanına gittik. İdil'in dediği gibi yapıp arabayla bizi hastaneye götürmesini sağladık. İdil diye demiyorum, Oscar ödülü alacak potansiyelde resmen. Hastaneye vardığımızda şoförü kapının önünde bırakıp içeri girdik.
“Ay İdil, sen yemin ederim Ender'in APK sürümüsün!”
“Biliyor musun, ben bile bir an korktum... Hadi Yıldız, bir an önce gidip randevumuzu alalım.”
Kıkırdayarak peşine takıldım. Önce sekreter ile konuştuk. O da bizi bir süre bekletip doktora yönlendirdi. Tarif ettiği odayı bulmuştuk.Kapının önüne gelince birbirimize baktık. Gözlerimi İdil'den çekip karnıma götürdüm. Daha nohut kadar olan bebeğe baktım. Gözlerim ve burnum sızlamaya başlamıştı. Bunlar gözyaşlarının habercisiydi ama şu an hiç sırası değildi. Derin bir nefes alıp İdil'e kapıyı çalmasını söyledim.
Özür dilerim küçük bebek... Belki de sana annelik yapamayan bir annen olması daha kötü olacak. Belki de yıllar sonra böyle çekeceksin benim gibi...
Doktorun içeriden gelen davetiyle kapıyı usulca araladık. Birlikte içeri girerken burnuma keskin antiseptik kokusu çarptı. Orta yaşlı görünen kadın doktor, masanın karşısındaki iki koltuğu nazikçe eliyle işaret ederek oturmamızı istedi. Sessizce koltuklara yerleştik. Sessizliği bozan ilk kişi İdil oldu.
“Günaydın doktor hanım, rahatsız ettik sizi de ama...”
“Öyle şey olur mu? Hastalarım başımın tacıdır, buyurun?”
“Arkadaşım için geldik aslında. Kürtaj işlemi... Bebeği yaklaşık bir haftalık falan.”
“Hmm... Anladım. Adınız neydi hanımefendi?”
Bana doğru yönelttiği soruyla gözlerimi İdil'den çekip doktora çevirdim. Eline bordo bir not defteri almıştı.
“Ayça... Ayça BOZDOĞAN.”
Kalemle kâğıda bir şeyler yazmaya başlayınca ismimi not ettiğini anladım ve bu beni gerdi.
Yazdıktan sonra tekrar kafasını kaldırıp bana baktı ve konuşmaya başladı.
“Ayça Hanım, buraya kadar geldiyseniz net kararınızı verdiniz diye düşünüyorum, öyle değil mi?”
“Evet efendim.”
“Peki... O zaman yarın saat 16.00'da yapalım işleminizi. Sekreterim çıkışta sizden daha detaylı bilgilerinizi alır. Parayı yarın konuşuruz.”
Sözünü bitirmesiyle İdil ile aynı anda ayağa kalktık. İkimiz de teşekkür ederek kapıya doğru yönelirken kadının öylesine söylediği bir cümle beni yine durgunlaştırmaya yetmişti.
“Umarım her şey yolunda gider ve her şey gönlünüzün istediğince devam eder, Ayça Hanım. İyi günler..."
Her şey teker teker halloluyor gibiydi... Önce bebeği aldıracaktım, sonra boşanacaktım ve daha sonra Cemal'e ve annesine dava açacaktım. Onun ne kadar karısı olsam da ben istemeden bana dokunmuştu ve bu bir tecavüzdü. Bunların hepsini hallettikten sonra geriye sadece İdil ile Bursa'ya gidip orada yaşamak kalıyordu. Bir de bu kısacık zamanda bana yaşatılan onca şeyi unutmak ve hayata devam etmek vardı tabii...
*
"Bazen herkesin yanlış dediği şey, bir insanın yaşayabilmesi için geriye kalan tek doğru olabilir."
_______________________________________
KESTİMM🛎 Buraya kadar gelen, destek olan herkese çok teşekkürlerrr, umarım sevmişsinizdirrr ama kaçmayın hemen bir iki küçük sorum varr 💞

- Öncelikle rüyayı okurken neler hissettik, neler düşündük?

- Medyadaki Süreyya Bozdoğan beklediğiniz gibi mi ya da siz nasıl hayal ettiniz??

_ Sizce diğer bölümde sizi neler bekliyor bebeği aldırıp devam mı yoksa farklı teorilerinin var mı👀?

Hepinizi öpüyorum, diğer bölümde görüşmek üzereee💜🌷🦋✨

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

487okunma 212beğeni 15yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18