DİSİPLİN HÜCRESİ kitap kapağı

12. bölüm / 12

DİSİPLİN HÜCRESİ

11. BÖLÜM: BAŞKENTİN SOKAKLARI

Vaveyla Yazarı: Melek Tuana YÜKSEK

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: 11. BÖLÜM: BAŞKENTİN SOKAKLARI

İlahi Bakış Açısıyla
(İki hafta sonra)

"Gereği düşünüldü!"
Gereği hep düşünülürdü zaten. Birileri, her zaman bir yerlerde, birisi için gereğini düşünürdü. Şimdi de düşünülmüştü…
İlkbaharın aynı zamanda mart ayının ilk günüydü, en azından mahkeme salonunun eşiğinin dışındaki herkes için öyleydi. Eşiği geçenler için ise bambaşka bir mevsim hakimdi. İçeride ne tırnakları morartacak kadar soğuk bir hava, ne de alınlardan ter damlalarının süzülmesini sağlayacak kadar sıcak bir hava vardı. Ne tam olarak kasvetliydi ne de salonun tamamına pencereden sızan ışık ulaşabiliyordu. Hoş, gerçi bu kadar zıt olup da aynı ortamı paylaşan tek şey, salonun içindeki mevsim değildi. İnsanlarda aynı dünyayı paylaşamayacak kadar farklıydılar.
Sanık kürsüsünde, ayakta zorla durabilen gencecik ama bir o kadar yaşlı bir kadın… Arka sırada oturan davacı ise gözü yaşlı ama bir o kadar da intikam arzusu ile dolu bir kadın… Onun gözlerinden süzülen o yaşlar, acının değil avını köşeye sıkıştırmış bir timsahın sahte merhametinden ibaretti.
Efsaneye göre timsahlar, kurbanlarını hatta bazen kendi yavrularını bile yuttuktan sonra arkasından büyük bir yas tutarcasına ağlarmış. Timsahın doğasında varmış bu. Bile bile hem kurbanını, hem de yavrusunu yermiş, ardından döktüğü o sahte gözyaşları ile de vicdanını rahatlatırmış işte.
Her yerde birileri için gereğini düşünenler olduğu gibi yine her yerde bu timsahlardan da vardı… Hepsi yeşil ya da gri pullara sahip değildi belki ama aynı vicdana sahiplerdi. Kanlı bir vicdan… Birini katil yapabilecek, aylarca evde tutabilecek ve elinden yavrusunu alabilecek kadar kanlı bir vicdan.
Hâkim, ellerinin üstüne dökülen cübbesinin kollarını yukarı çıkarmak için bileklerini en minimal düzeyde salladı fakat sıktığı son derece kaliteli parfümünün kokusu, içerideki insanlara onun kadar duyarlı davranmadı. Burunlara dolan keskin bergamot kokusuna eşlik eden, en az onu kadar keskin karar, sonunda hâkimin dudaklarından dökülüverdi.
“Sanık Ayça Bozdoğan’ın üzerine atılı kasten öldürme suçundan tutuklu olduğu dosyada bulunan deliller, sanığın savunması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmiştir. Sanığın Cemal Bozdoğan’ın ölümünden sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır. Bu nedenle sanık Ayça Bozdoğan’ın kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına…”
Genç kadın, iki haftadır başını dik tutup derdini anlatmaya çalışıp, çocuğu için savaş verirken başını her yastığa elinde koca bir hiçlikle koyduğunda bu anı düşünmüştü. Ya içeri girmeden beni bir kez olsun dinlemezlerse demişti, ya hâkim kararı vermeden Bozdoğanların iti olmamış, gerçek bir polisle konuşamazsam demişti yine de her sabah, sanki gece boyu bu düşünceler zihnini kemirmemiş gibi ayağa kalkmıştı. Kalkmak zorundaydı, sonuçta o bir anneydi. Daha göbek bağı düşmemiş yavrusundan koparılan bir anne… O kalktı ayağa kalkmasına ama elinden tutan çıkmadı.
Mahkeme salonuna adım atınca eğdiği başını ilk kez hışımla kaldırdı, dolu burun deliklerinden almaya çalışıp alamadığı nefesi tekrar yarı yolda seslice dışarı bıraktı ve kafasını hâkimden de yukarıya, tavana doğrulttu. Tırnağı değse patlayacak iki su balonu gibi duran şiş gözlerini de tam hizasındaki uzun floresana dikti. Çok değil, iki bilemedin üç saniye sürdü…
“Karar verilmiştir!”
Bir çift tırnaktan daha keskin iki kelime ile patlamıştı su balonları.

⛓️

“Günaydın Leman.”
Diyerek elinde iki kupa ıhlamuru dökmeden taşımaya çalışan Hüma, analiz odasında tek başına araştırma yapan Leman’ın dibinde bitti. Leman, önündeki bilgisayardan incelediği şeye öylesine odaklanmıştı ki kendi kendine “Bak sen…” diye söylenmeye başladı.
Hüma, onu korkutmamak için dikkatlice bir elindeki kupayı masaya bıraktı ve boşta olan elini sakince Leman’ın omzuna yerleştirdi. Leman, omzuna uygulanan baskıyı hisseder hissetmez bilgisayarda açık olan sekmeyi aşağı indirdi. O kadar hızlı hareket etmişti ki Hüma o sekmeyi kapattığını Leman ona dönünce fark etti fakat buna alışık olduğu için kısa süren şaşkınlığını küçük bir tebessümle geçiştirip konuştu.
“İyi misin?”
Leman, kendi yaptığı hareketi onaylamazmış gibi kafasını sağa sola hareket ettirdi.
“Hüma kusura bakma, bizim ekipten biri değilse eğer önlem amaçlı kapattım sekmeyi. Yanlış anlama.”
“Saçmala lütfen, ne yanlış anlaması.” Az önce elinden indirdiği kupayı tekrar alıp Leman’a uzattı ve devam etti. “Eee ne var bu kadar gizli kalması gereken sekmenizde, hanımefendi?”
Üstünde Ilgaz ve çocuklarıyla çekildiği fotoğrafın basılı olduğu kupaya bakıp istemsizce daha sıkı kavradı bardağı ve ıhlamurun o keskin kokusunu içine çekerek konuştu.
“Bozdoğanlar.”
Hüma, siyah blazer ceketinin düğmesini tek eliyle açıp “Devamını anlat.” dercesine kaşlarını çattı. Leman ise bilgisayarına dönüp hızlıca sakladığı sekmeyi sakince geri açtı ve videoyu başlattı.

⛓️

“Sunucu: Hayırlı sabahlar sayın seyirciler. Ankara Emniyet’inden gelen son dakika haberi ile karşınızdayız. Türkiye’nin önde gelen, çok sektörlü Bozdoğan Holding’inin CEO’su Cemal Bozdoğan’ın ölümüyle ilgili davada karar açıklandı. Mahkeme, Ayça Bozdoğan’ı Cemal Bozdoğan’ı kasten öldürmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı. Kamuoyunun ilk günden beri yakından takip ettiği davada açıklanan kararın ardından Ayça Bozdoğan’ın F tipi cezaevine sevk edilmesi bekleniyor. Emniyet müdürlüğü önünde çok sayıda basın mensubu gelişmeleri takip ediyor. Şimdi sizlere gelişmeleri yerinden aktaracağız.

Muhabir: Evet, stüdyoya hayırlı sabahlar. Şuan Ankara’da Emniyet Müdürlüğünün önündeyiz. Birazdan Ayça Bozdoğan cezaevine sevk edilmek üzere zırhlı araca bindirilecek. Ayrıca Bozdoğan ailesinin kamuoyuna yapacağı açıklama merak konusu. Şu bilgiyi de geçmek istiyorum, Ayça Bozdoğan’ın annesi Filiz Yalçın birkaç dakika önce bir ticari taksi ile emniyet müdürlüğünün önüne kavuştu. Evet, şimdi emniyet girişinde bir hareketlenme meydana geliyor. Ayça Bozdoğan, şu anda polis eşliğinde emniyet müdürlüğünden çıkarılıyor sayın seyirciler.

“Cemal Bozdoğan’ı neden öldürdünüz?”

“Pişman mısınız?”

“Anneniz ile vedalaşmayacak mısınız?”

Muhabir: Gördüğünüz gibi Ayça Bozdoğan, kendisine yöneltilen herhangi bir soruya cevap vermediği gibi annesi Filiz Yalçın’ın gözyaşlarına rağmen hiçbir şekilde konuşmadan nakil aracına bindi. Araç şimdi hareket ediyor. Birazdan Süreyya Bozdoğan ve Kenan Bozdoğan ile bir röportaj gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Kamuoyunun merak ettiği tüm soruları yönelteceğiz.

Sunucu: Teşekkürler. Evet, sayın seyirciler- Anlamadım... Pekâlâ. Değerli seyircilerimiz, Bozdoğan ailesinin yapacağı açıklama merakla beklenirken emniyet müdürlüğünün önünde haraketli dakikalar yaşanmaya başladı. Tekrardan olay yerine bağlanıyoruz.
Muhabir: Emniyetin önünde gergin dakikalar yaşanıyor! Kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılan Ayça Bozdoğan’ın annesi Filiz Yalçın, emniyet girişinde Süreyya Bozdoğan’ın üstüne doğru hamle yaptı. Oldukça öfkeli duruyor, kadın. Evet, aralarında sözlü bir tartışma başladı! Polisler durumu yatıştırmaya çalışıyor.”

⛓️

Hüma, içinin sıkıldığını belli etmek ister gibi sesli bir nefes verip Leman’a kapatmasını söyledi. İkisi de hatta Sancak timi olarak aylardır aynı şeyi düşünüyorlardı. Kefensiz’in dışarıda baş olarak tayin ettiği kişi veya kişilerin Bozdoğanlarla bir alakası olabilir miydi? Türkiye’nin enerji, teknoloji, lojistik, inşaat ve savunma sanayisine yatırımları büyük olan bu şirketler topluluğunun sahipleri aslında arka planda Türkiye’yi bağımlı hale getirmeye çalışan bir ağ çıkabilir miydi? Şimdilik sadece şüpheden ibaret olan bu soruları dikkate alıp almayacaklarını Kefensiz belirleyecekti… Leman, saatlerdir oturduğu koltuğundan aşağı kaymış gözlüğünü düzelterek kalktı.
“Ihlamur için sağ ol Hüma kuşum, iyi geldi.”
“Afiyet, bal, şeker olsun…”
Leman önde, Hüma arkasında dinlenme odasına girdiler. İçeride beş kişi vardı belki ama bir tabur insanın ağırlığı çökmüştü odaya. Leman’ın bakışları anında kocasına kaymıştı. Hüma bunu fark etmiş ve Leman’a sormadan elindeki kirli kupayı çekip almıştı. Leman, yemyeşil gözlerini iki kez kırpıştırarak kendince Hüma’ya teşekkür etti ve Ilgaz’ın çoktan onun için hazırladığı boşluğa kedini bırakıverdi.
Her gün birbirlerini görmekten boş derste bile konuşup gürültü yapamayan ve bu yüzden akıllı bir sınıf sanılan lise öğrencileri gibiydiler. Odada bir tek Hüma’nın açtığı musluktan akan tazyikli su sesi bulunuyordu. Ta ki Haluk Başkan girene kadar… Hepsi birlikte muntazam bir düzen içerisinde ayağa kalktı. Haluk Başkan hepsini teker teker süzdü ardından dudaklarını hafifçe kıvırıp konuştu.
“Müjdemi isterim.”
Haluk Başkan’ın tatlı tatlı konuştuğu nadir anlardandı. Hepsi birbirine doğru çevirdi bakışlarını birkaç saniyenin sonunda -odanın içinde yedi kişi olmalarından kaynaklanan bir dışlanma durumu ile- Anıl Ege sarı saçlarını alnından ayırarak söze girdi.
“Ne oldu Başkanım?”
Başkan’da tam olarak bu sorunun sorulmasını bekliyormuş gibi geciktirmeden yanıtını verdi.
“Sancak’ın sizlere selamı var. Şimdi ben onlara ısmarlıyorum, beraat ettiğim günde onlar bana ısmarlasın deyip, hepiniz için bir kutu Beypazarı kurusu ayarlatmış.”
Başkan, hepsinin yüzünde oluşan şokla karışık asalak gülümsemeye tatmin olup sırıtarak daha fazla uzatmadan durumu bildirdi.
“Sancak, Kefensiz’in olduğu F tipi cezaevine gönderilmek üzere araca sevk edildi, gençler. Büyük operasyonumuzun ilk adımı tamam…”
Son cümle ile üzerlerindeki şoku atlattılar ve bu sefer uzaktan bakışarak halledemeyecekleri kadar çok, zafer sevinci ile dolu kelebeğin midelerinde kanat çırptığını fark ettiler. Ilgaz’ın Leman’a sarılması ile hepsi birbirine sarılmaya başladı. Haluk Başkan, bu sarılma faslının uzun süreceğini anlayıp, Akif’i de yanına alarak kapıdan çıktı. Çıkarken de onlara son bir mutluluk bıraktı.
“Sarılma faslı bitince odama gelin. Ayağınıza getirtmeyin, Beypazarı kurularınızı!”
Sıkı sıkı sarıldıklarından dolayı boğuk çıkan sesleri ile “Emredersiniz Başkanım!” deyip bir süre daha öylece kaldılar. Anıl Ege’nin odanın içindeki herkes ile sarılmayı bitirmesi üzerine ilk olarak o, ardından da sırasıyla Gürbüz ve onların deyimi ile çifte kumrular, Başkan’ın odasına gitmek üzere adımladılar. Geride hâlâ sarılmaya devam eden iki kişi kaldı.
Hüma ve Emrullah…
Sarılma eylemi, en son kimler tarafından bu kadar uzun sürdürülmüştü acaba? En son kim, birine sarılırken saçlarının kokusunu içine çekmişti? En son kim, bir adamın parfümünü hafızasına kazımak istercesine dakikalarca solumuştu?
Bunların en son kimler tarafından yapıldığı elbette bilinmezdi. Fakat Hüma ve Emrullah, kendilerinin en son ne zaman bu kadar uzun sarıldığını adları gibi hatırlıyordu. Belki de hatırladıkları için ayrılamıyorlardı...
Kapının ardında kalan neşeli uğultular kesildiğinde odada tamamen yalnız kaldıklarını anlamışlardı. İstemeye istemeye de olsa bu hâllerini ilk bozan kişi Hüma oldu. Hüma, kısa ama etkili bir öksürük ile ellerini Emrullah’ın boynundan ayırdı. Emrullah’ta öksürüğün vermek istediği mesajı kapıp bozuntuya vermeden kollarını Hüma’nın belinden çekti ve boşta kalan ellerini kumaş pantolonunun ceplerine sıkıştırdı. Bakışlarını Hüma’nın uzun kâküllerinin arasından net görmek için sıkça kırparak savaş verdiği gözlerine çevirdi ve dudaklarını yalayarak konuştu.
“Bak, ıhlamur kokmana rağmen sarıldım sana, değerimi bil.”
Adamın bu hayatta en sevmediği kokulardan biriydi, ıhlamur kokusu...
“Bende müptelası değilim tarçının, merak etme Kertenkele.”
Hiçbir yemeği, içeceği, baharatı seçmeyen; önüne koyulan her şeyi iştahla yiyen kadının burnunu kıvırdığı tek şeydi, tarçın kokusu...
İkisinin de suratlarında buruk bir gülümseme kaldı. Birbirlerine bakıyorlardı ama gördükleri görseller başkaydı. İki sene öncesi, gözlerinin önlerinden akıp gidiyordu. Bir bilemedin iki saniye sonra Hüma’nın gözleri, akıp giden görseller arasından en net gördüğü görseli seçmişti bile. Unutmak için çok uğraştığı o gün...
Gözlerini hızla kaçırıp arkasına döndü, Başkan’ın odasına gidip bu anı en hızlı şekilde silmeyi planlıyordu. İki büyük adımla kapının eşiğine kavuştuğunda, arkasından gelen sesle olduğu yere çakılı kaldı.
“Bende tarçın sende ıhlamur kokusu...”
Hüma’nın parmakları kapının koluna kapandı. Emrullah ise devam edemedi hemen. Bu ağır cümleyi bitirmesi için yardımcı olmasını ister gibi bekledi. Hüma, arkasını dönmedi. Dönse, yüzündeki ifadeyi saklayamayacağını biliyordu. Dönmeye cesaret edemese de cümlenin bitmesini bekledi. Bitmedi cümle. Bitirmedi o cümleyi Emrullah çünkü çocukça bir istek oluşmuştu içinde. Kadının unutmadığını teyit etmek istiyordu. Hüma daha fazla beklemedi, dudaklarını araladı ve sözcükler düşünmeye fırsat bulamadan döküldü ağzından.
“Yürürüz başkentin sokaklarında.”
Onlar birbirlerini göremese de aynı anda yüzlerinde, birazdan söyleyecekleri şey için koca, kırgın bir tebessüm oluştu. İki yıl önce, her bu dizeleri dillendirdiklerinde yaptıkları gibi şairin ismini fısıldayacaklardı. Kimin söylediğinin bir önemi yoktu aslında… Şükrü Erbaş’ın da dediği gibi; ezberledikleri dizeler, birbirlerine ait kıldıkları biricik dünyalarıydı. Ancak, aralarında sessiz bir anlaşmaymışçasına her seferinde yaptıkları gibi şimdide es geçememişlerdi bu küçük detayı.
“Cemal Süreya.”
Hüma, ismi söyler söylemez, cuma günleri okul çıkışında İstiklâl Marşı’nı okumayı bitirip bahçe kapısına doğru hızla koşan ilkokul öğrencileri gibi koşar adımlarla koridora atmıştı kendini.

⛓️

Sarp Karan’dan
Zehir, Baron ve Dilsiz farklı, ben farklı bir zırhlı araca bindirilmiştim. Hesaplamalarıma göre yaklaşık kırk beş dakikadır yol alıyorduk ve dakikalar, hatta belki saniyeler sonra altı aydır hedefime ulaşmak için aynı ortamı soluduğum soysuzlara katlanmama değecekti. Teşkilatın güvenini boşa çıkarmayacak ve en başından planladığımız gibi Kefensiz’in yanında yerimi alacaktım. Çok geçmeden ani frenin yarattığı kısa sarsıntı ile birlikte zırhlı aracın kapıları açıldı. Bileklerimde aşina olduğum ters kelepçeler, ensemde ise takdir ettiğim güçlü eller vardı, bir teröristin saniyelik bile olsa başını kaldıramaya cüret edemeyeceği türden eller...
Ne kadar başımı kaldırıp göremiyor olsam da kulaklarım gayet iyi işitiyordu -ki etraftaki curcunayı duymak için gayet iyi işitmeme gerek yoktu-. İki yanımdaki poliste adımlarını durdurmuştu ama ensemdeki baskıyı kaldırmamışlardı. Neler olduğunu anlayamıyordum, net olarak seçebildiğim bir ses yoktu fakat tek bildiğim cezaevinin önünde bu denli bastırılamayan bir gürültüye ilk defa şahit olduğumdu.
Aşık kemiğimde hissettiğim ince sızı ile dikkatimi kulaklarımdan çekip gözlerime verdim. Hemen kendini belli eden ne çok küçük ne de çok büyük bir çakıl taşı duruyordu ayakkabımın yanında. Zehir, Baron, Dilsiz ya da hemen yan tarafımda duran kişi kimse o atmıştı ve tahminimce bilerekti... Yanılmıyorsam bu kargaşayı kaçmak için kullanmak istiyorlardı. Yani umarım yanılıyorumdur çünkü ifşa edilmiş hatta mahkeme kararı ile ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmış bir düzine teröristin bir kargaşa sayesinde kaçabileceğine inanmaları gerçek dışıydı.
Yanılıp yanılmadığımı öğrenemeden polisler, bizi biraz önce indirdikleri zırhlı araçlara tekrar bindirmeye başlamıştı. Kapıyı arkamdan kilitleyerek ellerini bellerindeki silahlara atıp kalabalığa doğru koşuyorlardı. Bir süre gözlerim polisleri takip etti ardından asıl topluluğa kaydı odağım. Aracın mazgallı camından pür dikkat kalabalığı izlerken onu gördüm.
Ayça… Uzun, kıvırcık saçlı; bembeyaz tenli kadın... Emniyette kafasını bir saliselik kaldırıp yüzünü görmeme müsaade etmeyen o sessiz kadın…
Kader bu ya, tekrar karşılaştırmıştı bizi başkentin sokaklarında. Sanki o inatçı kadına rağmen yüzünü görmemi istemişti fakat eser kalmamıştı, o sessiz kadından. Elinde bir tabanca tutuyordu. Canik TP9. İlk bakışta neler olup bittiğini çözemedim. Kalabalığın merkezinde duruyordu. Bir kolunu önündeki kadın polisin omuzlarına dolamış ve kendine yakın tutmayı sağlamıştı, diğeriyle ise polisin kafasına tabancayı bastırıyordu. Ancak rehine alma konusunda pek beceri sahibi olmadığı aşikârdı. Tüm vücudu açıktaydı, neredeyse hiçbir bölgesini polisin arkasına saklayamamıştı. Tabancayı kavrayan elini saymıyorum bile! Tüm bunlar, onu daha çok merak etmeme yol açıyordu. Blöf yapıyordu, hatta bu ondan da öteydi. Blöf yapmaya çalışıyordu. O zaman olayı neydi bu kadının? Ne halt ediyordu?
Ortalık tekrardan ilk anki gibi karışmaya başladı. Bazı polisler ellerini avuç içleri yere bakacak şekilde yavaşça yukarı aşağı hareket ettirerek indirip kaldırıyordu. Bazıları ise öfkeden deliye dönmüştü, silahlarını kadına doğrultmuş adeta vurulmamak için ona son bir şans veriyorlardı. Tekrar kadına döndü bakışlarım. Çok solgun bir yüzü vardı, adeta çaresizlik ele geçirmişti bedenini. Nedense bu kadını ilk gördüğüm andan beri kötü bir insan, bir suçlu gözüyle bakamamıştım. Elinde tabancayla bir polisi rehine alırken dahi sakince incelemekten başka bir şey yapmıyordum.
Ya şeytan tüyü vardı ya da geçekten masumdu.
Kargaşayı izlediğim süre boyunca ilk defa ağzını okuyabilme fırsatı yakalamıştım. “Benim çocuğumu kaçırdılar! Doğum kaydı yok, evet. Çünkü bilerek engel oldu. Lütfen... Lütfen, çok geç olmadan yardım edin bana ne olur? Ben sadece oğlumu istiyorum!” Dudaklarından okuduğum bu sözler, iki hafta önce emniyette yanımdan geçerken kendi kendine fısıltı ile söylediği bir cümleyi hatırlatmıştı bana. “Her şey o gıcırtılı Oralet’in suçu, benim çocuğumu kaçırdı...” Hatırladığım bu söz ile şimdiki haykırışları yeni yeni anlam kazanmaya başlamışken kalabalığın arasından yükselen güçlü bir ses tüm düşüncelerimi paramparça etti.
Bir silah sesi…
Saniyeler içinde kanım çekildi sanki. Polislerin bağırışları, kadının yalvarışları, kalabalığın uğultusu hatta kendi nefesim bile kesilmişti. Kadını mı vurmuşlardı yoksa polis miydi vurulan? Hiçbir şey göremiyordum, ben kendime gelene kadar bedenler görüş alanımı kapatmıştı. Esmer tenimi kesen ters kelepçeyi daha fazla kıpırdatmamaya çalışarak, sadece sesime yüklendim ve var gücümle bağırdım.
“Ne oldu?! Biri bir şey söylesin lan!”
Tabii ki cevap veren olmadı. İçimde bir şeylerin ince ince sızladığını hissettim. Ne o kadına ne de polise bir şey olmasını istemiyordum. Kalabalık artmaya başlamıştı, şimdi görmemin mümkün olmayacağını anlayınca istemsizce arkamı döndüm. Çenem kasıldı ve sıkışıp kaldığım bu kutu gibi alanda tek şey döküldü dudaklarımdan.
“Allah kahretmesin!”
______________________________________
VEEE KESTİM!!!🎬 Bir ay oldu bunu söylemeyeli özlemişim hsksjsmssj Buraya kadar okuyan, beğenen, yorum yapan herkesciklere çok teşekkür ederim 🎀💜 Nasıl geçiyor bu aralar hayatınızz? Umarım iyisinizdir... Kaçmayınız hemen millet, bir kaç küçük sorum var!

- Medyamızdaki Kertenkelemizle ilgili ii çift yorum istiyorum, beklediğiniz gibi mi?

- Bu bölüm en sevdiğiniz sahne veya söz ne oldu??? 👀

- Sarp ile Ayça'nın aynı sahnede olduğu günleri dört gözle bekleyen tayfanın gözü aydınn! 🥳🤭

- Sizce o kurşun kime isabet etti? 📭

Sizleri seviyorrr ve sıradaki bölüme kadar hoşça kalın, takipte kalın diyorummm ✈️💞

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

57okunma 16beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18