7

Vaveyla Yazarı: 🪩 🪅

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 7

Kasaba meydanındaki o tarihi helalleşmenin üzerinden iki hafta geçmişti. Kıyıyaka’da hava artık eskisi gibi ağır ve basık değildi. Kasabanın üzerindeki o yıllanmış, söze dökülmeyen suçluluk duygusu kalktıkça, sokaklara ve insanlara garip bir canlılık gelmişti.
Lâl, annesinin eski evinin verandasındaydı. Üzerinde boya lekeleriyle dolu eski bir tişört, saçları dağınık bir topuz yapılmış halde, yıllardır el sürülmeyen ahşap panjurları zımparalıyordu.
Evin içindeki o kasvetli havayı dağıtmak kolay olmamıştı. İlk birkaç gün, annesinin anılarıyla dolu o odalarda yürümek Lâl’in nefesini kesse de, Kuzey bir an olsun yanından ayrılmamıştı. Birlikte kutuları taşımışlar, eski örtüleri havalandırmışlar, pencereleri ardına kadar açarak denizin rüzgârını içeri doldurmuşlardı.
Aşağıdaki patikadan gelen ıslık sesini duyunca Lâl elindeki zımparayı bıraktı. Yüzünde kendiliğinden beliren tebessümle aşağı baktı.
Kuzey, elinde büyük bir ahşap kasa ve omuzunda fırçalarla yukarı çıkıyordu. Kasanın içinde rengârenk ortancalar, sardunyalar ve taze toprak vardı.
"Bunları Mithat Amca gönderdi," dedi Kuzey, verandanın basamaklarını tırmanırken. Kasayı yere bırakıp alnındaki teri sildi. "Verandanın önündeki toprağa dikersek bahara kadar her yeri kaplarlar dedi. Bir de... fırından taze çıkan zeytinli açmalardan koymuş araya."
Lâl elindeki zımparayı kenara koyup Kuzey’in yanına gitti. Boyalı ellerine aldırış etmeden kollarını Kuzey’in boynuna doladı. "Mithat Amca beni iyice şımartmaya başladı. Dün de annemden kalan eski dikiş makinesini tamir edip getirdi."
Kuzey belinden tutup Lâl’i kendine çekti, burnunun ucundaki boya lekesine hafifçe öpücük kondurdu. "Senin burada olman, bu eve hayat vermen sadece bana değil, bütün kasabaya iyi geldi Lâl. Herkes sanki yıllardır tuttuğu nefesi sonunda bırakmış gibi."
"Sen..." dedi Lâl, başını Kuzey’in göğsüne yaslayıp ritmik kalp atışlarını dinleyerek. "Sen nasıl hissediyorsun? Yıllarca sırtında taşıdığın o yükten sonra?"
Kuzey derin bir nefes aldı. Eliyle Lâl’in belini daha sıkı kavradı. "Hayatımda ilk defa geceleri uyuyabiliyorum. Çünkü fenerin ışığını yakmak için uyanmak zorunda değilim. Benim ışığım zaten yanımda."
İkisi birlikte verandanın kenarına oturup Mithat Amca’nın getirdiği çiçekleri dikmeye başladılar. Toprağa dokunmak, ellerini çamura bulamak ikisine de bir tür terapi gibi geliyordu. Yıllardır geçmişin taşlaşmış kalıntıları arasında yaşayan bu iki genç ruh, şimdi ilk kez geleceğe bir şeyler ekıyordu.
Çiçek dikimi bittiğinde güneş deniz üzerinde turuncu ve mor tonlarıyla batmaya başlamıştı.
"Tekne atölyesine uğramam lazım," dedi Kuzey, Lâl’in topraklı ellerini kendi avucunun içinde temizlemeye çalışırken. "Eski filikayı onarıyordum. Bana yardım etmek ister misin? Yoksa İstanbul’daki o şehirli mimar ellerini kirletmek istemez mi?"
Lâl hafifçe Kuzey’in omzuna vurdu. "O 'şehirli mimar' şu an senden daha çok boya içinde duruyor yalnız. Geliyorum tabii."
Atölyeye giden patikada el ele yürüdüler. Artık saklanacak bir şeyleri yoktu. Kasabalılar yanlarından geçerken selam veriyor, gençlerin bu yeniden filizlenen sevgisini sessiz bir saygıyla izliyordu.
Atölyeye vardıklarında Kuzey gaz lambasını yaktı. Ortamı sarı, sıcak bir ışık kapladı. Kuzey, teknenin yanındaki ahşap tezgâhtan zımpara kâğıtlarını alırken Lâl atölyenin köşesindeki eski gramofonu fark etti. Üzerindeki tozları temizleyip kolunu çevirdi. Cızırtılı ama son derece buğulu bir taş plak çalmaya başladı.
Müzik, atölyenin ahşap duvarlarında, denizin şıpırtısıyla birleşerek yayıldı.
Kuzey elindeki işi bırakıp Lâl’e baktı. Gözlerinde o kadar yoğun ve katıksız bir aşk vardı ki, Lâl’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Kuzey yavaş adımlarla ona doğru yürüdü. Elini uzattı.
"Bu dansı şehirli hanımefendiye bağışlar mısınız?"
Lâl gülümsedi ve elini Kuzey’in nasırlı avucuna bıraktı. Kuzey onu belinden tutup kendine çekti. Gramofondan yükselen eski melodinin ritmiyle, ahşap atölyenin ortasında yavaşça sallanmaya başladılar.
Kuzey başını Lâl’in şakaklarına yasladı, kokusunu derin bir nefesle içine çekti. "Bazen hâlâ rüyada gibiyim," diye fısıldadı Kuzey. "Bir gün uyanacağım ve sen yine İstanbul’da olacaksın, ben yine o soğuk fenerde kalacağım diye korkuyorum."
Lâl başını kaldırıp Kuzey’in gözlerinin içine baktı. Elini Kuzey’in yanağına koydu, başparmağıyla sakallarını okşadı.
"Bu bir rüya değil Kuzey. Ben buradayım. Senin yanındayım. Ne o fener ne de o geçmiş bizi bir daha ayıramaz. Ben evimi senin kalbinde buldum."
Kuzey’in bakışları Lâl’in dudaklarına kaydı. Bu kez öpücükleri aceleci değil, son derece tutkulu, yavaş ve ikisinin de ruhunu iyileştiren cinstendi. Rüzgâr dışarıda ahşap kapıyı hafifçe sallarken, iki kırık ruh birbirlerinin kollarında yeniden bütünleniyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.