6. bölüm / 8
Deniz Geriye Ne Bırakır?6
Bölümler 8Şu an: 6
- 1 1179 kelime
- 2 2836 kelime
- 3 3593 kelime
- 4 4641 kelime
- 5 5688 kelime
- 6 6601 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7628 kelime
- 8 8497 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Atölyedeki o fırtınalı gecenin ardından Kıyıyaka, sabahı bambaşka bir sessizlikle karşıladı. Güneş, sisin arasından güçsüzce sızarken Lâl, Kuzey’in tekne atölyesinin önündeki ahşap iskelede oturuyordu. Dizlerini göğsüne çekmiş, dalgaların ahşap kazıklara vururken çıkardığı ritmik sesi dinliyordu.
İçindeki o 11 yıllık devasa öfke ve karanlık çekilip gitmişti ama yerinde kocaman, bomboş bir boşluk kalmıştı. İnsan yıllarca kendisini büyüten o büyük yalana veda ettiğinde, kim olduğunu da yeniden öğrenmek zorunda kalıyordu.
Arkasından gelen hafif ve kararlı adım sesleriyle irkildi. Gelen Kuzey’di. Üzerine geçirdiği kalın balıkçı kazağıyla yanına yaklaştı, elindeki buharı tüten iki seramik kupadan birini Lâl’e uzattı.
"Ada çayı," dedi Kuzey, sesi sabaha mahsus bir pürüzsüzlükteydi. "Annem taze toplardı hep. Hatırlar mısın bilmem."
Lâl kupayı iki eliyle kavradı. Sıcaklık, soğuktan uyuşmuş parmaklarına iyi geldi. "Hatırlıyorum," dedi alçak bir sesle. Bakışlarını Kuzey’e çevirdi. Kuzey de yanına oturmuş, bacaklarını iskeleden aşağı sallandırmıştı. Yüzündeki o yıllanmış sert hatlar, ışık vurdukça yumuşuyordu.
"Bana öyle bakma Lâl," dedi Kuzey, bakışlarındaki derinliği gizlemeye çalışmadan. "Aklından geçenleri okuyabiliyorum."
"Ne geçiyormuş aklımdan?"
"‘Ben bu adama yıllarca nasıl düşman gözüyle baktım?’ diyorsun. Kendine kızıyorsun. Yapma. Sen sadece yaşamak için tutunacak bir hikâye aradın. Zihnin sana bir düşman verdi çünkü o yaşta kendi öz annenin acısıyla yüzleşemezdin."
Lâl kupayı kenara bırakıp başını iki yanına salladı. Gözleri dolmuştu. "Ben sadece sana kızmıyorum Kuzey. Sana yaptıklarım için, senin benim yüzümden katlandığın o yalnızlık için kahroluyorum. Yıllarca bu kasabada herkes sana 'o tekinsiz çocuk' gözüyle baktı. Yalnız kaldın, soğukta kaldın... Benim yüzümden."
Kuzey tek bir kelime bile etmeden Lâl’e doğru döndü. Büyük, sert ama inanılmaz derecede narin bir hareketle elini Lâl’in ensesine koydu ve onu kendine doğru çekti. Lâl’in alnını kendi alnına yasladı.
"Ben hiç yalnız kalmadım Lâl," diye fısıldadı Kuzey. Aralarındaki mesafe kaybolmuştu; ne nefesleri ayrılıyordu ne de kalp atışları. "Ben o fenerin ışığını her yaktığımda, seninle konuştum. Sen İstanbul’da ne zaman bir fırtınada korksan, ben burada o ışığı tuttum. Seni beklemek benim yalnızlığım değil, yaşama sebebimdi."
Lâl bir damla gözyaşının yanağından süzülmesine izin verdi. Ve o an, aralarındaki o çocuksu hatıraların, acıların ve yılların ördüğü son duvar da yıkıldı. Lâl, Kuzey’in kazağının yakasına yapışıp onu kendine çekti ve dudaklarını Kuzey’inkilerle buluşturdu.
Öpücük, geçmişin acısını silmek ister gibi derin, yılların hasretini sökmek ister gibi sakindi. Kuzey’in eli Lâl’in belini kavradı, onu daha da yakınına aldı. Rüzgâr etraflarında savrulurken, zaman o küçük ahşap iskelede durdu. Artık ne annesinin gölgesi vardı, ne kasabanın sırları... Sadece ikisi ve birbirlerine gecikmiş sevgileri vardı.
Geri çekildiklerinde ikisinin de nefesi kesilmişti. Kuzey, başparmağıyla Lâl’in yanağındaki ıslaklığı sildi. Yüzünde, Lâl’in çocukluğundan beri görmediği o sıcacık gülümseme belirdi.
"Şimdi ne yapacağız?" diye sordu Lâl, dudaklarında utangaç bir tebessümle.
"Şimdi," dedi Kuzey, Lâl’in elini kenetleyerek ayağa kalkmasına yardım ederken, "O fenerin ışığını gerçekten kapatacağız. Ve sen benimle kasaba meydanına geleceksin."
Öğleye doğru sis tamamen dağılmış, Kıyıyaka pırıl pırıl bir sonbahar güneşine teslim olmuştu.
Meydandaki kahvehanenin önünde oturan yaşlılar, terzi Mithat ve emlakçı... Hepsi Lâl ile Kuzey’in el ele yürüdüğünü gördüğünde ellerindeki çay bardakları havada kaldı. Kasabada yıllardır süren o ağır, suçluluk dolu tiyatro oyunu son bulmuştu.
Kuzey, meydanın ortasında durdu. Lâl’in elini bir an bile bırakmadan etrafındakilere baktı.
"Mithat Amca," dedi Kuzey, sesi meydanda yankılanarak. "Anamın, babamın, Lâl'in annesinin üzerinden o hayaletleri çekin artık. Fenerdeki ışık söndü. Lâl her şeyi biliyor. Ve kimse kimseden kaçmıyor artık."
Mithat Amca ayağa kalktı. Yılların büktüğü belini doğrulttu, gözlüklerinin arkasından ikisine baktı. Yüzünde bir suçlunun rahatlaması, bir yaşlının huzuru belirdi. Derin bir nefes alıp başını salladı.
"Hoş geldin Lâl kızım," dedi Mithat Amca, sesi titreyerek. "Evine hoş geldin."
Kasaba halkı yavaş yavaş etraflarında toplanırken Lâl, yanında duran ve ellerini sıkıca tutan adama baktı. Kıyıyaka artık onun kaçtığı bir hapishane değildi. Kuzey’in yanında durduğu sürece, burası onun iyileşeceği tek evdi.
Bölüm etkileşimi
