5

Vaveyla Yazarı: 🪩 🪅

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 5

Sisli patikadan aşağı, dalgaların dövdüğü ahşap tekne atölyesine vardıklarında hava iyice ağırlaşmıştı. Kuzey, paslı kilitleri hızla açıp Lâl’i içeri soktu. İçeride motor yağı, vernik ve eski ahşap kokusu vardı. Köşede, denize indirilmeye hazır küçük ama sağlam bir balıkçı teknesi duruyordu.
"Hemen biniyoruz," dedi Kuzey, motorun kapağını açıp kabloları kontrol ederken. "Denize açıldığımız an Servet’in kasabadaki nüfuzu biter. Merkez ilçedeki savcı eski bir dostum, defteri ona teslim edeceğiz."
Lâl, kazağının altına gizlediği deriye sarılı günlüğü çıkarıp göğsüne bastırdı. "Kuzey... Her şey bittiğinde... Kasabaya bir daha dönmeyeceğiz, değil mi?"
Kuzey hareket etmeyi bıraktı. Elindeki anahtarı kenara koyup Lâl’e döndü. Yüzünde garip, çözülmesi imkânsız bir ifade vardı. "Sen dönmeyeceksin Lâl. Senin burada bir geleceğin yok."
O anda atölyenin ağır ahşap kapısı gürültüyle açıldı. Lâl korkuyla arkasına döndü. İçeri giren kişi Servet Sayer’di. Ama yalnız değildi; arkasında tek bir koruma bile yoktu. Elinde ne bir silah ne de tehditkar bir tavır vardı. Yüzünde sadece derin bir acı ve yorgunluk okunuyordu.
"Kaçamazsınız," dedi Servet, sesi fenerdeki gibi sert değil, adeta tükenmiş gibiydi. "Daha doğrusu... Kuzey, onun gerçeği öğrenmesine izin veremezsin."
Lâl öfkeyle öne atıldı. "İstediğin kadar engellemeye çalış Servet Bey! Annemin günlüğü elimde. O gece onu fenerden ittiğini, kasabayı susturduğunu her şeyi biliyoruz!"
Servet başını iki yana salladı. Gözleri Lâl’e değil, arkasında duran Kuzey’e kilitlenmişti. "Defterde ne yazıyor Lâl? Okudun mu hepsini?"
"Okudum!" dedi Lâl, sesi titreyerek. "Annem senin tehditlerini yazmış!"
"Son sayfayı okudun mu?" dedi Servet alçak bir sesle. "Fırtınanın koptuğu, o son gecenin tarihini taşıyan sayfayı?"
Lâl bir an duraksadı. Sayfaları hızla çevirdi. Son sayfaya geldiğinde zihni bir an kilitlendi. Sayfa yarıda kesilmişti ama devamında annesinin değil, bir başkasının el yazısı vardı. Defterdeki son satırları okurken Lâl’in elindeki defter yere düştü.
“Annem ilacını almayı yine reddetti. Fenerin tepesinde çığlık atıyor. Beni tanımıyor. Onu durdurmaya çalışıyorum ama çok güçlü. Kuzey fenerin kapısını kırıp içeri girdi... Lütfen birileri bizi kurtarsın.”
Yazı... Lâl’in kendi el yazısıydı.
Lâl dehşet içinde geri çekildi. "Bu... Bu ne?"
Servet derin bir iç çekti. "Annen ağır bir paranoyak şizofreni hastasıydı Lâl. On bir yıl önce kasabada çıkan o söylentiler, arazi k kavgaları... Hepsini zihninde kuruyordu. Ben o gece anneni tedaviye ikna etmek için fenere gelmiştim. Ama beni dinlemedi. Kriz geçirdi. Fenerin tepesine koştu.
"Lâl başını hızla iki yana salladı. "Hayır... Hayır! Kuzey bana dedi ki..." Lâl dönüp Kuzey’e baktı. "Kuzey, o bir kaza değildi dedin! Biri onu itti dedin!"
Kuzey gözlerini Lâl’den kaçırdı. Sessizlik atölyeyi bir bıçak gibi kesti.
"Biri itti Lâl," dedi Servet, gözleri dolarak. "Ama ben değildim. Annen fenerin kenarındayken, kriz anında seni de yanında aşağı çekmeye çalıştı. Sen on bir yaşındaydın... Panikledin. Kendini kurtarmak için onu ittin."
Lâl’in dünyası başına yıkıldı. Kulaklarında uğultular başladı. "Yalan... Yalan söylüyorsunuz!"
"Yalan değil Lâl," dedi Kuzey sonunda. Sesi ilk kez kırılmıştı. Lâl’e doğru bir adım attı. "O gece fenerin merdivenlerinden yukarı çıktığımda, annen kayalıkların üzerindeydi. Sen ise fenerin tepesinde, ellerine bakarak çığlık atıyordun. Zihnin o kadar büyük bir travma yaşadı ki, birkaç saat içinde tüm olayı sildi. Kendine baştan bir hikaye uydurdun: 'Annem fenerden düştü, beni Kuzey bıraktı, kasaba bize düşman.'"
Lâl gözyaşları içinde Kuzey’e baktı. "Sen... Sen bana gerçeği söylemedin. Mektup..."
"Mektubu sen yazmadın Lâl. Mektubu sana ben yazdım," dedi Kuzey. "Senin el yazını taklit ettim. Çünkü hafızan yavaş yavaş geri geliyordu. Kendini suçlayıp mahvolmandan korktum. Bütün suçu amcama, kasabaya, hatta kendime attım. Benden nefret etmeni sağladım ki, gerçeği öğrenmek için kasabaya dönmek yerine benden kaçmaya devam et. Kendini suçlamaktansa, dünyadan nefret etmeni tercih ettim."
Servet araya girdi: "On bir yıldır bu kasabayı ve Kuzey’i suçlu gibi gösterdik Lâl. Çünkü seni korumak zorundaydık. Seni bir akıl hastanesine kapatmalarına, bir çocuğu 'katil' ilan etmelerine izin veremezdik. Kasabanın sustuğu doğruydu... Ama seni mahkum etmek için değil, seni korumak için sustular."
Lâl dizlerinin üzerine çöktü. Tüm o nefret, on bir yıllık öfke, aradığı katil... Hepsi kendi zihninin yarattığı devasa bir sığınaktan ibaretti.Kuzey, Lâl’in yanına diz çöktü. Onu omuzlarından tutup kendine çekti ve yıllardır sakladığı o ağır yükün altında ezilerek ilk kez ağlamaya başladı.
"Seni koruyamadım Lâl," diye fısıldadı Kuzey. "O gece seni o fenerden koruyamadım. Ama en azından vicdanından korumak istedim."
Dışarıda fenerin ışığı dönmeye devam ediyordu. Ama artık karanlığı yararak bir katili aramıyordu; sadece, geçmişinin yalanlarına gömülmüş bir kızı gerçekliğe çağırıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.