3. bölüm / 8
Deniz Geriye Ne Bırakır?3
Bölümler 8Şu an: 3
- 1 1179 kelime
- 2 2836 kelime
- 3 3593 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4641 kelime
- 5 5688 kelime
- 6 6601 kelime
- 7 7628 kelime
- 8 8497 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Fenerin içi bir anda ölümcül bir sessizliğe gömüldü. Dışarıda kayalıklara vuran dalgaların uğultusu bile Kuzey’in son sözlerinin yarattığı yankıyı bastıramıyordu.
"Cinayet mi?.."
Lâl’in dudaklarından dökülen bu tek kelime, fenerin taş duvarlarında fısıltı gibi dağıldı. Geriye doğru sendeleyerek paslı demir merdivenin korkuluğuna tutundu. Zihni, Kuzey’in söylediği cümleyi kabullenmeyi reddediyordu.
"Yalan söylüyorsun," dedi sesi titreyerek. "Annem... annem fırtınalı bir gecede dengesini kaybedip düştü. Otopsi raporu öyleydi. Polis kayıtları öyleydi! Kasabadaki herkes—"
"Kasabadaki herkes yalan söyledi Lâl!" Kuzey ilk kez sesini yükseltmişti. Araya giren mesafe, aralarındaki havayı bir anda elektriklendirdi. Kuzey hızlı adımlarla Lâl’in yanına geldi, onun soğuktan ve şoktan titreyen ellerini kavramak istedi ama son anda durdu. Ellerini ceplerine itti. "Sana gerçeği söyleselerdi, o yaşta bir çocuğu kasabada canlı tutmazlardı. Annen o gece fenerde biriyle tartışıyordu. Ben teknelerin yanında ağları temizliyordum. Tartışma seslerini duydum... Ardından bir çığlık. Yukarılara çıktığımda annen aşağıda, kayalıkların üzerindeydi. Ve fenerin merdivenlerinde duran biri vardı.
"Lâl nefes alamadığını hissetti. Göğsü daralıyor, şakaklarında sert bir nabız atıyordu. "Kimdi?"
"Yüzünü göremedim," dedi Kuzey, gözlerinde beliren o tanıdık, karanlık gölgeyle. "Hava çok karanlıktı. Ama o kişi beni fark ettiğinde merdivenlerden aşağı koştu. Ben yukarı çıkıp seni buldum. Fenerin en üst katındaki depoya saklanmış, kulaklarını tıkamış ağlıyordun. Elinde bu mektubu tutuyordun.
"Lâl başını iki yana salladı. "Ben... Ben hiçbir şey hatırlamıyorum Kuzey. Hiçbir şey!"
"Çünkü hafızan seni korumak için kendisini kapattı," dedi Kuzey, sesi aniden yumuşayarak. "O gece seni buradan ben çıkardım. Seni evinize götürdüm. Annenin cesedi bulunduğunda kasaba çalkalandı ama kimse olayın üzerine gitmedi. 'Kaza' dediler, konuyu kapattılar. Çünkü o katil, bu kasabadan biriydi Lâl. Belki her gün selam verdiğin fırıncı, belki kapını çalan komşun..."
Lâl'in zihninde birden az önce meydanda karşılaştığı terzi Mithat Amca’nın yüzü belirdi. “Demek geldin... Annen öldükten sonra... yani, o geceden sonra kimse senin bir daha—” derken yarıda kestiği o cümle... Bakışlarını kaçırışı, yüzünü kaplayan o suçluluk duygusu...
"Mithat Amca..." diye fısıldadı Lâl. "Az önce meydanda bana bakarken bir şey saklıyor gibiydi. Cümlesini bitirmedi."
Kuzey’in gözleri hafifçe kısıldı. "Kasabada belirli bir yaşın üzerindeki herkes o gece bir şeylerin ters gittiğini biliyor ama kimse konuşmuyor. Çünkü o geceden sonra kasabaya büyük bir para akışı sağlandı. Yeni yatırımlar yapıldı, iskele yenilenmek istendi, araziler satıldı... Birileri o sırrın üzerini parayla örttü."
Lâl, elindeki mektubu tekrar açıp baktı. Kendi çocuksu el yazısıyla yazılmış “Kuzey’e kızma...” satırları şimdi anlam kazanmaya başlıyordu. Kuzey, on bir yıldır bir suçlu gibi bu kasabada kalmış, Lâl’in nefretini üstlenmiş ve gerçeğin ortaya çıkacağı o günü—Lâl’in geri döneceği günü—beklemişti.
"Benden neden uzaklaştın peki?" dedi Lâl, gözlerinden süzülen bir damla yaşı silerken. "On yedi yaşındaydın Kuzey. Bana neden hiçbir şey söylemedin? Neden sadece çekip gittin?"
Kuzey, Lâl’in gözlerinin içine baktı. Bakışlarında yılların biriktirdiği yorgunluk, vicdan azabı ve tarif edilemez bir koruma içgüdüsü vardı.
"Seni korumam gerekiyordu," dedi sesini alçaltarak. "O katil, senin hiçbir şey hatırlamadığını düşündüğü için kasabadan gitmene izin verdi. Eğer ben sana bir şeyler anlatmaya çalışsaydım, ikimizi de yok ederlerdi. Sen İstanbul’a gittin, güvende oldun. Ben ise burada kaldım... Çünkü fenerin ışığını yakmam, seni buraya geri çağırmam gerekiyordu. Zamanı geldiğinde..."
Tam o sırada, fenerin alt katındaki ağır ahşap kapı sertçe çarptı.
İkisi de aniden donakaldı. Rüzgârın sesi dışarıda uğuldarken, fenerin döner merdivenlerinden yukarıya doğru yaklaşan yavaş, ağır ayak sesleri duyulmaya başladı. Adımlar her basamakta daha da yankılanıyordu.
Kuzey hemen Lâl’in önüne geçti, onu arkasına alarak eliyle tezgâhtaki İngiliz anahtarını kavradı.
Merdivenlerin karanlığından bir siluet belirdi. Elinde fener tutan adamın yüzü aydınlandığında, Lâl dehşetle geriledi.
"Gece yarısı terk edilmiş bir fenerde ne işiniz var çocuklar?" dedi gelen ses.Bu, kasabanın belediye başkanı ve aynı zamanda Kıyıyaka’nın en zengin iş insanı olan Servet Sayer’di.
Ve daha da kötüsü... Servet Sayer, Kuzey’in öz amcasıydı.
Bölüm etkileşimi
